Allah'a abd olmak

Abdiyet ve İbadet

Abd; kul, köle, hizmetçi olarak veriliyor sözlükte.

Çoğulu abid olarak aktarılıyor. Abid aynı zamanda ibadet eden olarak yazılıyor. İbad kelimesi de abd kelimesinin çoğulu olarak, kullar, köleler olarak tanımlanıyor. İ’bad kelimesi aynı zamanda kul etmek, köle etmek olarak açıklanmış.

İslam terimi olarak ele alındığında, abd, ALLAH’a köle olan, ALLAH’a kulluk yapan olarak anlaşılıyor.

Ancak nasıl bir kölelik, nasıl bir kulluk bu?

Genel yaşantımız izlendiğinde ortak kanı, ALLAH’ın en son, 1400 sene önce, sevgililer sevgilisi ALLAH Resulü ile konuştuğu gibi bir durum ortaya çıkıyor sanki.

Oysa semalarda ki ve arzda ki herşeyin sahibi ve halk edicisi olan ALLAH’ın sabit sıfatlarından birisi Kelam’dır. Yani, ALLAH her an ve her durumda konuşmasını sürdürür.

Her an ve her durumda “kelam”ı hakk olan ve devam eden ALLAH’ın konuşması, sohbet etmek gibi değildir. Herşeyin maliki ve halk edicisi olan ALLAH, her zerreye, her an ve her durumda ‘tenezzülen’ emretmeye, yol ve işaret göstermeye devam etmektedir.

ALLAH’ın konuşması, zahiren kendi aramızda ki konuşmalar gibi açıktan ve aşikar değildir. Sessiz, hecesiz, harfsiz bir konuşmadır ALLAH’ın konuşması. İradesinin irsalinden ibarettir.

ALLAH, iradesinin irsali olan kelamını, halk ettiği İnsana 2 şekilde iletir. Birisi içten duyumlar şekliyledir. Mana yapımızın derinliklerindeki Resul noktamızdan bize iletilir. Diğeri ise dıştan duyularımız vasıtasıyladır. Halk edilmiş madde yapının ilettiği ve madde yapımıza ait beş duyumuzla algıladığımız iletilerdir.

Gerçekte her ikisinin de bir farkı yoktur. Zira mana yapımızın dışında madde yapımızla algıladığımız her ne varsa zaten mana vücudumuzun yansıması yani zahir olmasıdır. Lise yıllarımızda fizik derslerinde de öğretildiği üzere, zahir demek; bir şeyin aynadan yansıyan görüntüsü demektir. Madde dünyamız da, mana vücut yapımızın kendimizin dışında ki yansıyan görüntüsünden başka bir şey değildir. Dolayısı ile ALLAH’ın kelamı bize mana yapımızın neresinden geliyorsa, eş zamanlı olarak madde dünyamızdan da aynı cihetten ulaşır.

ALLAH’ın emir ve tebliğleri hususi ve umumi kısımlardan oluşur.

Bilindiği üzere ALLAH, sadece iyilerin ve güzellerin ALLAH’ı değildir. O kötü yada çirkin diye nitelediğimiz şeylerin de ALLAH’ıdır. Hattı-zatında ALLAH nezdinde iyi kötü, güzel çirkin, doğru yanlış ve sair kavramlar da yoktur. ALLAH’ın yaptığı ve/veya yarattığı herşey hakk’tır. ALLAH adildir. İyi kötü, güzel çirkin gibi nitelemeler ALLAH’ın adaletine uygun olmaz. Ancak tabiki bu ifadeler zahiri madde dünyamızda birbirimize bir şeyleri anlatabilmemiz ve kendi aramızda anlaşabilmemiz için kullandığımız görece kavramlardır.

ALLAH umumi kelamını topluma yada ortama yapar. Bu kelamı o toplum yada ortamda pek çok birey duyar. Duyan bireylerin içinden o kelama uyanlar çıkar. Basitçe örneklemek gerekirse; bir mahallede bir ekmek fırınına ihtiyaç duyulmuşsa yada duyulacaksa, o mahalle toplumuna ekmek fırını açmak konusunda umumi bir kelam irsal eder. Bunu o mahallede yaşayan insanlardan birkaç duyanlar çıkar. Duyanlardan birisi, ikisi de harekete geçerek gider, fırın açarlar. ALLAH hem mahallenin ihtiyacını giderir, hem de bireylerin rızıklarını verir. ALLAH’ın umumi kelamı özetle böyledir.

ALLAH’ın hususi kelamı ise her bireyin kendisine özeldir. İki hitabetinden birisi ile kişiye ulaşır.

Cilvelerine kurban olduğum… öyledir ki; hiç bir kişi ve zerre, ameliyle ALLAH’ı inkar edemez!

Yani, sonuç itibariyle, kişinin fiili mutlak surette ALLAH’ın irade ettiği ve hususi kelamı ile emrettiği şekildedir. Yoksa ALLAH’a rağmen hiçbir şey olmaz. ALLAH’ın izni ve emri olmadan yaprak dahi kımıldamaz. İncelik, kişinin bu amelini neye istinaden yaptığındadır. ALLAH’ın irade-i irsali olan kelamına uyarak mı yaptı yoksa kişi kendisine atfettiği nefs-i benliğinin güdümlerine mi uyum gösterdi. İşte sınav noktası budur!

ALLAH’ın irade-i irsalinden kelamına uygun olanı tercih etmeye “hayr”, ALLAH’ın varlığını unutarak, emr-i ilahiyi duymadan, nefs-i benliğin güdümünde kalmaya “şerr” denilir.

İşte, ALLAH’ın emr-i ilahisi ile fiile geçene “abd” denir. Yani ALLAH’a kul olmak yada köle olmak denilir. ALLAH’ın emr-i ilahisi ile kişinin fiile geçmesine de “ibadet” denilir.