Arz ve Sema

Günlük kullanımları itibariyle, Sema; gök, gökyüzü yada yükseklik… Arz; yer, yeryüzü yada alçaklık manasındadır.

İnzal; nüzul etme, nüzul ettirme demektir.

Nüzul; seviyesine inmek, seviyesine inerek muhatap olmak, anlaşılır olmak anlamındadır. Bu anlamın içinde lütuf ve ikram vardır. “Lütuf ve ikram ile seviyesine inmek ve seviyesine inerek muhatap olmak” anlamını taşıyan Nüzul kavramında, bir yükseklik ve bir alçaklık mevzubahistir. Burada ki yükseklik sema, alçaklık da arzdır. Yani İnzal, semadan arzadır.

Nüzul eden yada inzal olan şeyler, semadan nüzul olmaktadır ve arza nüzul olmaktadır.

ALLAH’ın emri ve iradesi, Rab esmasından İnsan’da Rasul noktasına nüzul eder.

ALLAH’ın emirleri, Rab Esmasından RasulAllah’a, Cebrail vasıtasıyla peyderpey inzal olmuştur. İnzal olunan emir ve ayetler RasulAllah tarafından tebliğ edilmiş, hem hemen uygulanmaya başlanmış hem de bir yandan yazılarak kayıt altına alınmıştır.

Bu gün mushaf olarak elimizde bulunan Kelam-ı Kadim budur.

ALLAH İnsan’a şah damarından yakındır.

İnsan’a Şah damarından yakın olan, ALLAH’ın Rabbiyetidir (Rububiyetidir). Yani ALLAH Rab esmasıyla İnsan’a yakındır. Rabbiyeti ALLAH’ın terbiye ediciliğidir.

Rab esmasından İnsan’ın Rasul noktasına nüzul olan emr-i ilahi, Rasul noktasından İnsan’ın duygu merkezine, bilincine ve bilincini muhafaza eden aklına tebliğ edilir. Akla tebliğ edilen emir ve irade, kararlılık mertebesinde artık harekete (eyleme, fiile) geçer.

İnsan’da “Duygu Merkezi” ana merkezdir.

İçten gelen “Duyum”lar ile dıştan gelen “Duyu”lar, “Duygu” merkezinde birleşir.

İnsan beşeriyetinin madde dünya ile irtibatı 5 Duyu üzerinden sağlanır.

İnsan denilen mücerret varlığın, öz varlığı ile olan irtibatı ise Rasul noktası olan Muhammed makamıdır. Bu nokta Gönül Evi’nin en mahrem yeridir. “Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu”ya şahitlik yapılabilecek ancak burasıdır. Bu noktasını bulamayan kişi Muhammed’den habersizdir!

İnsanın canlılığı özüdür.

İnsan’a canlılık sonsuz hayat sahibi büyük kuvvetten gelir.

Hayat ALLAH’ın sabit sıfatıdır. Hay esması ile de tecelli eder.

Esma ile sıfat arasında ki fark;

Esması, dilediği zamanda dilediği ortamda dilediği yerden tezahür eder, sıfat-ı subutiye yani sabit sıfatı ise her an, her ortamda, her varlıktan tezahür etmesidir.

ALLAH, Rabbiyeti ve Hayat sabit sıfatı ile İnsan’ın Canlılığı üzerinden, Muhammed makamında ki Rasul noktasına nüzul etmektedir. İnsan da varlığının tüm belirtileri ve tüm dikkati ile Rasul noktasına yoğunlaşırsa ALLAH ile İnsan arasında ki doğrudan muhabbet başlar. Muhammed’e şahitlik bu muhabbettir.

İşte, ALLAH’ın Rabbiyeti sema; İnsan’da ki Muhammed makamında ki Rasul noktasından tebliğ olunan Duygu merkezi de arzdır. Yoksa ALLAH’ın emirleri, bulutların arasından yada yıldızların yanından bastığımız topraklara maddeler vasıtası ile gelmemektir.

Sema manevi alem, arz ise madde alemdir.

İçinde bulunduğumuz kainatın her zerresi, İnsan mevcudiyetinin yansımasıdır. Manevi varlığımızda mevcud olan her şey, madde olarak da zahiren var görünür. Evet, üzerinde yaşadığımız yer yüzü de, dünya da, gördüğümüz gökyüzü de daha üstünde ki uzay boşluğu da, yıldızlar da, çevremizdeki her türlü varlık da, dağlar da, ağaçlar da, böcekler de, mikroplar da,  velhasıl her şey ama her şey, İnsan’ın manevi varlığında bulunanların, ziyniyetlerin, cibilliyetlerin izharıdır.

Ancak bunların hepsi maddedir.

Gerçek Semalar da, gerçek arz da İnsan yapısındadır, mevcuttur.

ALLAH’ın emir ve iradesi, İnsan’ın kendi yapısından yine kendi yapısına nüzul eder. ALLAH İnsan’a şah damarından daha yakındır.