Eğitimde Nasıl Bozulduk

Cumhuriyet Dönemi Yükseköğretim

DAR-ÜL FÜNUN

Osmanlı Devletinin yükseköğrenim kurumu olan Dar-ül Fünun 1863 senesinde ders vermeye başladı. İkinci meşrutiyet döneminde ilk kez seçimler yapılarak EMİN (bugün ki rektör) belirlendi.

1908 darbesinden sonra, tenkisat (görevden atılmalar) yaşandı ve kadrosu, İttihat ve Terakki tarafından ciddi anlamda siyasallaştırıldı.

1919 senesinde ilmi muhtariyet verilmesinin ardından, 1 Nisan 1924’te Türkiye Büyük Millet Meclisi Dar-ül Fünun’a hükmî şahsiyet tanıyarak katma bütçe ile idare edilmesine karar verdi. Böylece Dar-ül Fünun’un ilmî, idarî ve malî bakımdan muhtar bir hüviyet kazanmış oldu.

1930 yılında, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nce hükümete verilen yetkiye dayanılarak, Cenevre Üniversitesi pedagoji profesörü Albert Malche İstanbul’a davet edildi ve kendisinden Dar-ül Fünun’un yeniden düzenlenmesi hususunda bir rapor hazırlaması istendi.

Malche, 29 Mayıs 1932’de hükümete sunduğu 95 sayfalık raporda, ders programlarında fazla değişikliğe gerek görmemiş, daha çok uygulamaya yönelik tedbirler önermiştir.

İSTANBUL ÜNİVERSİTESİ

5 Mayıs 1933 tarihli kabine toplantısında, Dar-ül Fünun’un kapatılarak, yerine yeni esaslara göre İstanbul Üniversitesi’nin kurulması kararlaştırıldı.

Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin 31 Mayıs 1933 tarihli oturumunda Dar-ül Fünun ve bağlı kuruluşlarının tümünün lağvedilmesi kararı verildi.

Maarif Vekâleti, 1 Ağustos 1933’ten itibaren İstanbul Üniversitesini kurmakla görevlendirildi ve yükseköğrenime tanınmış olan muhtariyetler (özerklik) kaldırıldı.

Yeni üniversiteyi kurmak amacıyla gelen heyetin Bakanlık’ta yaptığı toplantıda Yahudi kökenli Alman bir profesörün ifadesi ile “Yeni fabrikanın üreteceği mamulat inkilapçı, laik, cumhuriyetçi, milliyetçi ve halkçı olacaktı.”

İstanbul Üniversitesi, 18 Kasım 1933 günü öğretime açıldı.

Yeni üniversitenin kadro işleriyle bizzat Reşid Galib meşgul olmuştur.

REŞİT GALİP KİMDİR

Reşit Galip yada Mustafa Reşit Baydur, 1893 doğumludur ve Rodosludur.

Rothchild’in Musevi çocukları için açmış olduğu, ‘Evrensel Yahudi Birliği Okulu’ anlamına gelen Allianca İsraelite Üniverselle School’da eğitim öğretime başlamıştır.

Lise öğrenimi için İzmir’e gelmiş ve St. Jean Babtiste Koleji’nde okumuştur. Bu okul Fransız Rahipleri Cemiyeti’nin bir kolu olarak tüm dünyada misyonerlik faaliyetleri yürüten Frerler Cemiyeti tarafından açılmıştır.

Daha sonra Dar-ül Fünun da tıp eğitimi alarak hekim olmuştur. 1934 senesinde zatürreden ölmüştür.

Reşit Galip, hukukçu olmadığı halde, Mübadele Komisyonu delegeliği, Ankara İstiklal Mahkemesi üyeliği, Türk Ocakları Merkez Heyeti Başkan Vekilliği, Türk Tarihi Tetkik Encümeni Genel Sekreterliği, Türk Tarih Kurumu Genel Sekreterliği, CHP GYK üyeliği, Milli Eğitim Bakanlığı görevleri yapmıştır. Halkevleri’nin kurucularından ve Kemalizm ideolojisinin hazırlayıcılarındandır.

KADROLAŞMA

Maarif Vekili Reşid Galibin 12 Eylül 1933 tarihli Milliyet gazetesinde yer alan bir beyanatında “ilimden ziyade idealistliğin ön planda tutulduğu” açıkça belirtilmiştir.

Dar-ül Fünun’un mevcut 240 hocasından 157 si görevden atıldı. Almanya ve diğer Avrupa ülkelerinden, Nazi mezaliminden kaçmak zorunda kalan Yahudi hocalar getirildi. Ancak bu yabancı hocaların büyük kısmı kısa süre sonra ABD’ye geçmek üzere İstanbul’dan ayrıldılar.

Haksız, ölçüsüz ve aşağılayıcı görevden atmalar, tarafsız bilim yapma heyecan ve özgüvenini ortadan kaldırmıştır. Türkiye’de geleneksel bir yükseköğretimin önünü kapatan bu süreç, sanki her şeyin 1933 de başladığı algısı yaratmak için planlanmış gibidir.

1933 ile 1935 yılları arasında Ankara’da da Dil-Tarih, Veteriner, Hukuk, Ziraat Fakülteleri gibi yeni yükseköğrenim kurumları açıldı.

1946 senesinde yükseköğrenim kanunu hazırlanarak yeniden sınırlı bir özerlik verildi ancak 1944 ve 1948 senelerinde yine ciddi anlamda görevden atmalar ve tasfiyeler yaşandı.

Üniversitelerin kadrolaşması, Türk siyasi yaşamına ciddi ölçüde etki etti. 1960 darbesine giden süreç İstanbul Üniversitesinden başlamıştı. Dönemim akademisyenlerinden Hüseyin Batuhan, “üniversite hocalarının büyük kısmının Mili Birlik Komitesi işbirlikçisi olduğunu” ifade eder.

Üniversite hocaları arasında, 1960 darbesi sonrasında yine büyük tasfiyeler gerçekleşti ve Türk yükseköğrenimi tümüyle yerleşik düzenin denetimine girdi. 12 Mart 1971, 12 Eylül 1980 ve 28 Şubat 1998 darbelerinde de, yükseköğrenim kurumlarının kadroları elenerek, ciddi tasfiyeler gerçekleştirildi. Her darbe öncesinde de yetiştirdikleri bu kadroların destek ve takviyelerini gördüler.

Tüm bunların sonucunda; ilmin, irfanın ve vicdanın yanında duramayan; sadece belirli bir ideolojik yapıya mensup akademik personel yığınımız meydana gelmiştir. Nitekim; milli olan hiç bir konuda bir faydalarına rastlanmadığı gibi, küresel sömürgeci güçlerin ve onların menfaatlerinin her zaman yanında durmaktadırlar. Kariyerleri de papazlık rütbelerinden ibarettir.