DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
��BRAH��M SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid1685.ss14.as.saİBRAHİM.ns72.ny.cs13.syf254.sure.14.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
14. İBRAHİM / 1
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 254
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Elif. Lam. Ra.
Rabblerinin izni ile… nası zulmetlerden nura ihrac etmek için sana inzal ettiğimiz kitab... aziz, hamid sırat üzredir.
KTB NZL H:RC NVS Z:LM NVR eZéN RBB S:RT: A:ZZ HMD .mid1686.ss14.as1.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf254.sure.14.xxxxxxkitabxxx#ktb-kitab#||#nvs-nas#||#z:lm-zulmet#||#rbb-rabb#||#s:rt:-sırat#||#a:zz-aziz#||#nzl-inzal#||#nvr-nur#||#hmd-hamid#||#ezén-izin#||#h:rc-ihrac#x#KTB#||#NZL#||#H:RC#||#NVS#||#Z:LM#||#NVR#||#eZéN#||#RBB#||#S:RT:#||#A:ZZ#||#HMD#||#ktb-kitab#||#nvs-nas#||#z:lm-zulmet#||#rbb-rabb#||#s:rt:-sırat#||#a:zz-aziz#||#nzl-inzal#||#nvr-nur#||#hmd-hamid#||#ezén-izin#||#h:rc-ihrac#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَر كِتَابٌ أَنزَلْنَاهُ إِلَيْكَ لِتُخْرِجَ النَّاسَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ بِإِذْنِ رَبِّهِمْ إِلَى صِرَاطِ الْعَزِيزِ الْحَمِيدِ
Elif lâm râ kitâbun enzelnâhu ileyke li tuhricen nâse minez zulûmâti ilen nûri bi izni rabbihim ilâ sırâtıl azîzil hamîd(hamîdi).
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Hamîd
ح م دHMD
Hamdedilmeye layık olan. El Hamid : Herkes de herşey de hayatından memnundur.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
nur
ن و رNVR
Yansıyan ışık, Işıma. Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. Zulmeti def eden vasıta. El Nur : Işık, kaynak fiili.
Çğl.EnvarÇğl.Niran
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sırat
ص ر طS:RT:
Yan sınırları belirli olan geniş ve işlek cadde. Yol.
Aynı kökten:Sırat Sırat-ı Mustakim
zulmet
ظ ل مZ:LM
Karanlık. Kara gün. Dinsizlik ve zulüm devri. Mc: Sıkıntı.
Çğl.Zulümat
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Elif Lâm Râ. Bu Kur’an, Rablerinin izniyle insanları karanlıklardan aydınlığa, mutlak güç sahibi ve övgüye lâyık, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah’ın yoluna çıkarman için sana indirdiğimiz bir kitaptır. Şiddetli azaptan dolayı vay kâfirlerin hâline.
14. İBRAHİM / 2
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 254
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH... semalarda olanlar ve arzda olanlar O'nundur.
Vay haline kafirlerin!... şedid azabtan!
SMV eRD: KFR A:ZéB ŞDD .mid1687.ss14.as2.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf254.sure.14.xxxx#şdd-şedid#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#x#SMV#||#eRD:#||#KFR#||#A:ZéB#||#ŞDD#||#şdd-şedid#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اللّهِ الَّذِي لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الأَرْضِ وَوَيْلٌ لِّلْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ شَدِيدٍ
Allâhillezî lehu mâ fîs semâvâti ve mâ fîl ard(ardı), ve veylun lil kâfirîne min azâbin şedîd(şedîdin).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
14. İBRAHİM / 3
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 254
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Ahirete karşı dünya hayatına muhabbet duymayı isteyenler ve ALLAH'ın sebilinden sadd edenler ve ivec olmaya bagy edenler… işte onlar, baid dalalet içindedir.
Ahiret HBB HYY DNV eH:R S:DD SBL BG:Y A:VC D:LL BA:D .mid1688.ss14.as3.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf254.sure.14.xxxAhiretxxxvaadxxhaberxxx#ba:d-baid#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#sbl-sebil#||#a:vc-ivec#||#bg:y-bagy#||#ba:d-baid#||#d:ll-dalalet#||#hbb-muhabbet#||#s:dd-sadd#||#hyy-hayat#x#HBB#||#HYY#||#DNV#||#eH:R#||#S:DD#||#SBL#||#BG:Y#||#A:VC#||#D:LL#||#BA:D#||#ba:d-baid#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#sbl-sebil#||#a:vc-ivec#||#bg:y-bagy#||#ba:d-baid#||#d:ll-dalalet#||#hbb-muhabbet#||#s:dd-sadd#||#hyy-hayat#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِينَ يَسْتَحِبُّونَ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا عَلَى الآخِرَةِ وَيَصُدُّونَ عَن سَبِيلِ اللّهِ وَيَبْغُونَهَا عِوَجًا أُوْلَئِكَ فِي ضَلاَلٍ بَعِيدٍ
Ellezîne yestehıbbûnel hayâted dunyâ alel âhıreti ve yasuddûne an sebîlillâhi ve yebgûnehâ ivecâ(ivecen), ulâike fî dalâlin baîd(baîdin).
İvec
ıvec
ع و جA:VC
Eğrilik, çarpıklık, yanlışlık. Şaşı. Yay.
Dşl.Avca
Aynı kökten:A'vec İvec ıvec Avca Muavvec Müteavvic Taavvüc Taavvücât
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
bagy
ب غ يBG:Y
Azgınlık. Zulüm. İsyan. Hakkı tecavüz. İstemek, talep etmek. Yaranın şişmesi. (Yağmur) şiddetle yağmak. / Kendi önceliğini isteyerek veya kendi tercihlerini önceleyerek ve isyan ederek zulüm etme.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
muhabbet
ح ب بHBB
Sevgi, sevme. Tohumun ekilmesi, ekilen tohumdan semere elde edilmesi, doğanın döngüsünün sağlanması, doğanın insanlığa faydalı hale gelmesi anlamlarındadır. Var olan her şeyden, İnsanlık için fayda üretmek demektir. Sohbet. Haz duyulan şeye meyletmek.
Aynı kökten:Ehabb Habb Habbe habbat hubub hububat habib Habibe Ahbab hibab Hubab hubb hubbe hubban hubbe Mahbub Mahbubat Mahabib mahbube Mahbubiyyet muhabbet Muhibb Muhibbe Muhibban Müstehab mütehabb Mütehabbe tahabbüb Tehabb tahab
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
Dünya hayatını ahirete tercih edenler, (insanları) Allah yolundan çevirip onu eğri ve çelişkili göstermek isteyenler var ya, işte onlar derin bir sapıklık içindedirler.
14. İBRAHİM / 4
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 254
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, onlara beyan edebilmesi için, Rasullerden, sadece, kavminin lisanı ile irsal ettik. Artık ALLAH, dilediğini dall eder düşürür ve dilediğini ihda eder.
O, azizdir, hakimdir.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13Esma-ül Hüsna RSL RSL LSN K:VM BYN D:LL ŞYe HéDY ŞYe A:ZZ HKM .mid1689.ss14.as4.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf254.sure.14.xxxxxkissa-musa-130xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13xEsma-ül Hüsnaxxrasulxxxxvaadxxhaberxxx#k:vm-kavim#||#şye-şae#||#byn-beyan#||#rsl-irsal#||#d:ll-dalalet#||#hédy-ihda#||#hkm-hakim#||#a:zz-aziz#||#lsn-lisan#||#rsl-rasul#x#RSL#||#RSL#||#LSN#||#K:VM#||#BYN#||#D:LL#||#ŞYe#||#HéDY#||#ŞYe#||#A:ZZ#||#HKM#||#k:vm-kavim#||#şye-şae#||#byn-beyan#||#rsl-irsal#||#d:ll-dalalet#||#hédy-ihda#||#hkm-hakim#||#a:zz-aziz#||#lsn-lisan#||#rsl-rasul#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن رَّسُولٍ إِلاَّ بِلِسَانِ قَوْمِهِ لِيُبَيِّنَ لَهُمْ فَيُضِلُّ اللّهُ مَن يَشَاء وَيَهْدِي مَن يَشَاء وَهُوَ الْعَزِيزُ الْحَكِيمُ
Ve mâ erselnâ min resûlin illâ bi lisâni kavmihî li yubeyyine lehum, fe yudillullâhu men yeşâu ve yehdî men yeşâ’(yeşâu), ve huvel azîzul hakîm(hakîmu).
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
beyan
ب ي نBYN
İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. Öğretme. Fesahat ve belagat. Söz olsun, iş olsun; vuku bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alakası ve münasebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.
Çğl.Beyanat
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
hakim
Hâkim
ح ك مHKM
Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden. Memleketi idare eden. Mahkeme reisi.
Dşl.HâkimeÇğl.Hükkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Lisan
ل س نLSN
Dil. Konuşma dili. Lehçe.
Çğl.ElsineÇğl.LüsnÇğl.Lüsün
Aynı kökten:Lisan Elsine Lüsn Lüsün
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Biz her peygamberi, ancak kendi kavminin diliyle gönderdik ki, onlara (Allah’ın emirlerini) iyice açıklasın. Allah, dilediğini saptırır, dilediğini de doğru yola iletir. O, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
14. İBRAHİM / 5
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 254
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa'yı, "Kavmini zulmetlerden nura ihrac et ve ALLAH'ın yevmlerini zikir ettir" diye, ayetlerimizle irsal etmiştik.
Muhakkak bunda, bütün şükürle sabır edenler için elbette ayetler vardır.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13 RSL MVS eYY H:RC K:VM Z:LM NVR ZéKR YVM eYY KLL S:BR ŞKR .mid1690.ss14.as5.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf254.sure.14.xxxxxkissa-musa-130xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13xxyevmxx#k:vm-kavim#||#şkr-şekur#||#kll-külli#||#eyy-ayet#||#z:lm-zulmet#||#yvm-eyyam#||#s:br-sabr#||#zékr-zikir#||#rsl-irsal#||#nvr-nur#||#h:rc-ihrac#||#mvs-hz. musa#x#RSL#||#MVS#||#eYY#||#H:RC#||#K:VM#||#Z:LM#||#NVR#||#ZéKR#||#YVM#||#eYY#||#KLL#||#S:BR#||#ŞKR#||#k:vm-kavim#||#şkr-şekur#||#kll-külli#||#eyy-ayet#||#z:lm-zulmet#||#yvm-eyyam#||#s:br-sabr#||#zékr-zikir#||#rsl-irsal#||#nvr-nur#||#h:rc-ihrac#||#mvs-hz. musa#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا أَنْ أَخْرِجْ قَوْمَكَ مِنَ الظُّلُمَاتِ إِلَى النُّورِ وَذَكِّرْهُمْ بِأَيَّامِ اللّهِ إِنَّ فِي ذَلِكَ لآيَاتٍ لِّكُلِّ صَبَّارٍ شَكُورٍ
Ve le kad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ en ahric kavmeke minez zulumâti ilen nûri, ve zekkirhum bi eyyâmillâh(eyyâmillâhi), inne fî zâlike le âyâtin li kulli sabbârin şekûr(şekûrin).
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
nur
ن و رNVR
Yansıyan ışık, Işıma. Aydınlık. Parıltı. Parlaklık. Her çeşit zulmetin zıddı. Işık. Zulmeti def eden vasıta. El Nur : Işık, kaynak fiili.
Çğl.EnvarÇğl.Niran
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Sabr
Sabır
ص ب رS:BR
Acıya ve zorluğa katlanmak. Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. Muharebede şecaat gösterme. Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.
Aynı kökten:Musaberet Mustabır sabbar Sabr Sabır sabur tasabbur
Eyyam
ي و مYVM
Güç, iktidar, nüfuz.
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zulmet
ظ ل مZ:LM
Karanlık. Kara gün. Dinsizlik ve zulüm devri. Mc: Sıkıntı.
Çğl.Zulümat
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
şekür
şekur
ش ك رŞKR
Çok şükreden. Eş Şekur : Şükredici, memnun olcu fiili. birbirine teşekkür etme hali. İnsanda teşekkür etme hali ne zaman muti olursa, insandaki insan düşüncesinde ki şekur hali, ALLAH'ın bu fiilinin tatbikatına ne kadar muti olursa, insan o kadar muazzam insan olur.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
Andolsun, Mûsâ’yı da, “Kavmini karanlıklardan aydınlığa çıkar ve onlara Allah’ın (geçmiş milletleri cezalandırdığı) günlerini hatırlat” diye âyetlerimizle gönderdik. Şüphesiz bunda çok sabreden, çok şükreden herkes için ibretler vardır.
14. İBRAHİM / 6
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 255
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa kavmine demişti ki:
"ALLAH'ın üzerinize nimetlerini zikir edin.
O sizi, firavun alinden necat etmişti. Onlar sizi sui azaba sevm ediyorlar ve oğullarınızı zebh ediyor ve kadınlarınızı istihya ediyorlardı.
Bunda, Rabbinizden azim bela vardır."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13 K:VL MVS K:VM ZéKR NA:M NCV eVL SVM SVe A:ZéB ZéBH BNY HYY NSV BLV RBB A:Z:M .mid1691.ss14.as6.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf255.sure.14.xxxxxkissa-musa-130xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13x#k:vm-kavim#||#evl-ali#||#bny-beni#||#sve-sui#||#nsv-nisa#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#a:z:m-azim#||#ncv-necat#||#svm-sevm#||#blv-bela#||#hyy-istihya#||#na:m-nimet#||#zébh-zebh#||#zékr-zikir#||#svm-sevm#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#MVS#||#K:VM#||#ZéKR#||#NA:M#||#NCV#||#eVL#||#SVM#||#SVe#||#A:ZéB#||#ZéBH#||#BNY#||#HYY#||#NSV#||#BLV#||#RBB#||#A:Z:M#||#k:vm-kavim#||#evl-ali#||#bny-beni#||#sve-sui#||#nsv-nisa#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#a:z:m-azim#||#ncv-necat#||#svm-sevm#||#blv-bela#||#hyy-istihya#||#na:m-nimet#||#zébh-zebh#||#zékr-zikir#||#svm-sevm#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قَالَ مُوسَى لِقَوْمِهِ اذْكُرُواْ نِعْمَةَ اللّهِ عَلَيْكُمْ إِذْ أَنجَاكُم مِّنْ آلِ فِرْعَوْنَ يَسُومُونَكُمْ سُوءَ الْعَذَابِ وَيُذَبِّحُونَ أَبْنَاءكُمْ وَيَسْتَحْيُونَ نِسَاءكُمْ وَفِي ذَلِكُم بَلاء مِّن رَّبِّكُمْ عَظِيمٌ
Ve iz kâle mûsâ li kavmihizkurû ni’metallâhi aleykum iz encâkum min âli fir’avne yesûmûnekum sûel azâbi ve yuzebbihûne ebnâekum ve yestahyûne nisâekum, ve fî zâlikum belâun min rabbikum azîm(azîmun).
Azîm
ع ظ مA:Z:M
Azimet eden. Gidici. // Büyük. Yüce. Çok ileri. Ç: İzam, Uzema' El Azim : Mutlakiyet, mutlak yapmak, olmak fiili. Biz de azmimizde ALLAH'ın azmi ile beraberiz. Bazen duymayız, gafil oluruz. Daima hassas olmak icab eder. AZAMETLİ OLAN
Aynı kökten:A'zam Uzma azamet A'zami Azamût Azîm Azime Azâim Âzime azm izam izamen İzz muazzam muazzamat Müteazzım Taazzum Taazzumat Ta'zim Ta'zimat Uzm
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Belâ
ب ل وBLV
Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Dert. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye. Yaramaz nesne.
Çğl.Belâyâ
Aynı kökten:Belâ Belâyâ Belv Belva Belve Bilv Mübtelâ
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
kontrol-giriş
Aynı kökten:
İstihya
ح ي يHYY
Diriltme, yaşatma.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
nisa
ن س وNSV
Kadınlar.
Çğl.Nisvân
Aynı kökten:müennes nisa Nisvân nisai Nisaiye Nisvî Teennüs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
sevm
س و مSVM
Derde sokmak. Maruz bırakmak.
Aynı kökten:Müsevvem sevm Sima Simat Sime Simât Simya
sevm
س و مSVM
Derde sokmak. Maruz bırakmak.
Aynı kökten:Müsevvem sevm Sima Simat Sime Simât Simya
zebh
ذ ب حZéBH
Kesmek. Boğazlamak
Aynı kökten:Mezbaha Mezabih Mezbuh Mizbah Tezbih Zâbih zebh zebih zebiha Zibh
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Hani Mûsâ kavmine, “Allah’ın size olan nimetini anın. Hani O sizi, Firavun ailesinden kurtarmıştı. Onlar sizi işkencenin en ağırına uğratıyorlar, oğullarınızı boğazlayıp kadınlarınızı sağ bırakıyorlardı. İşte bunda size Rabbinizden büyük bir imtihan vardır” demişti.
14. İBRAHİM / 7
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 255
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbiniz ezan ettirmişti:
"Elbette, eğer şükür ederseniz, elbette ziyade ederim. Elbette, eğer kafir olursanız, muhakkak azabım elbette şedidtir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13 eZéN RBB ŞKR ZYD KFR A:ZéB ŞDD .mid1692.ss14.as7.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf255.sure.14.xxxxxkissa-musa-130xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13x#şkr-şükür#||#şdd-şedid#||#zyd-ziyade#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#ezén-ezan#x#eZéN#||#RBB#||#ŞKR#||#ZYD#||#KFR#||#A:ZéB#||#ŞDD#||#şkr-şükür#||#şdd-şedid#||#zyd-ziyade#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#ezén-ezan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ تَأَذَّنَ رَبُّكُمْ لَئِن شَكَرْتُمْ لأَزِيدَنَّكُمْ وَلَئِن كَفَرْتُمْ إِنَّ عَذَابِي لَشَدِيدٌ
Ve iz te’ezzene rabbukum le in şekertum le ezîdennekum ve le in kefertum inne azâbî le şedîd(şedîdun).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
ezan
izan
ا ذ نeZéN
Bildirmek. Salat vaktini duyurma, ilan.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
ziyade
ز ي دZYD
Artan, fazla kalan. Çok bol. Fazladan. Artma, çoğalma.
Aynı kökten:Ezyed İstizade Mezîd Müstezad Müzad müzayede Tezayüd Zad Zade Zaid Zide Zidet ziyade
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
şükr
şükür
ش ك رŞKR
Nimetler karşısında duyulan memnunluk.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
Hani Rabbiniz şöyle duyurmuştu: “Andolsun, eğer şükrederseniz elbette size nimetimi artırırım. Eğer nankörlük ederseniz, hiç şüphesiz azabım çok şiddetlidir.”
14. İBRAHİM / 8
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 255
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa dedi ki:
"Eğer siz ve arzda ki kimseler cemian, kafir olsanız (bile)... artık muhakkak ki ALLAH, elbette ganiydir, hamiddir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13Esma-ül Hüsna K:VL MVS KFR eRD: CMA: G:NY HMD .mid1693.ss14.as8.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf255.sure.14.xxxxxkissa-musa-130xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -13xEsma-ül Hüsnax#erd:-arz#||#cma:-cemian#||#g:ny-ganiy#||#kfr-küfr#||#hmd-hamid#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#MVS#||#KFR#||#eRD:#||#CMA:#||#G:NY#||#HMD#||#erd:-arz#||#cma:-cemian#||#g:ny-ganiy#||#kfr-küfr#||#hmd-hamid#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالَ مُوسَى إِن تَكْفُرُواْ أَنتُمْ وَمَن فِي الأَرْضِ جَمِيعًا فَإِنَّ اللّهَ لَغَنِيٌّ حَمِيدٌ
Ve kâle mûsâ in tekfurû entum ve men fîl ardı cemî’an fe innallâhe le ganiyyun hamîd(hamîdun).
cemian
ج م عCMA:
Topluca. Hep beraber.
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
gani
ganiy
غ ن يG:NY
Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol. El Ganiy : Verimi. ALLAH'ın ağası, bol bol ikram edişi.
Dşl.GaniyeÇğl.Agniya
Aynı kökten:Agna gani ganiy Ganiye Agniya İgna' İstigna Mugnat Mugnî müstağni
Hamîd
ح م دHMD
Hamdedilmeye layık olan. El Hamid : Herkes de herşey de hayatından memnundur.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
Küfr
küfür
ك ف رKFR
Örtmek. Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık. Nankörlük, dinsizlik, günah, kaba ve ayıp söz.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Diyanet Meali:
Mûsâ, şöyle dedi: “Siz ve yeryüzünde bulunanların hepsi nankörlük etseniz de gerçek şu ki, Allah her bakımdan sınırsız zengindir, övgüye lâyık olandır.”
14. İBRAHİM / 9
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 255
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Sizden önceki; Nuh ve Ad ve Semud kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin haberi size verilmedi mi?
Onlara ALLAH'tan başkası alim değildir.
Rasulleri onlara beyyineler ile geldi. Ardından, ellerini ağızlarına redd ettiler.
Dediler ki:
"Muhakkak biz, size onunla irsal olan şeye kafiriz. Muhakkak biz, bizi kendisine davet ettiğiniz murib şeyden elbette şekk içindeyiz."
Nuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssası eTY NBe K:BL K:VM NVH A:VD SéMD BA:D A:LM CYe RSL BYN RDD YDY FVHé K:VL KFR RSL ŞKK DA:V RYB .mid1694.ss14.as9.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf255.sure.14.xxxxxkissa-zzz-0000xNuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssasıxxrasulxx#da:v-davet#||#k:vm-kavim#||#k:bl-kabl#||#ba:d-bad#||#rdd-redd#||#a:lm-alim#||#a:vd-ad kavmi#||#ydy-yed#||#kfr-kafir#||#byn-beyyine#||#nbe-nebe#||#rsl-rasul#||#ryb-murib#||#şkk-şekk#||#fvhé-feveh#||#nvh-hz. nuh#||#sémd-semud kavmi#||#cye-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#eTY#||#NBe#||#K:BL#||#K:VM#||#NVH#||#A:VD#||#SéMD#||#BA:D#||#A:LM#||#CYe#||#RSL#||#BYN#||#RDD#||#YDY#||#FVHé#||#K:VL#||#KFR#||#RSL#||#ŞKK#||#DA:V#||#RYB#||#da:v-davet#||#k:vm-kavim#||#k:bl-kabl#||#ba:d-bad#||#rdd-redd#||#a:lm-alim#||#a:vd-ad kavmi#||#ydy-yed#||#kfr-kafir#||#byn-beyyine#||#nbe-nebe#||#rsl-rasul#||#ryb-murib#||#şkk-şekk#||#fvhé-feveh#||#nvh-hz. nuh#||#sémd-semud kavmi#||#cye-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَبَأُ الَّذِينَ مِن قَبْلِكُمْ قَوْمِ نُوحٍ وَعَادٍ وَثَمُودَ وَالَّذِينَ مِن بَعْدِهِمْ لاَ يَعْلَمُهُمْ إِلاَّ اللّهُ جَاءتْهُمْ رُسُلُهُم بِالْبَيِّنَاتِ فَرَدُّواْ أَيْدِيَهُمْ فِي أَفْوَاهِهِمْ وَقَالُواْ إِنَّا كَفَرْنَا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ وَإِنَّا لَفِي شَكٍّ مِّمَّا تَدْعُونَنَا إِلَيْهِ مُرِيبٍ
E lem ye’tikum nebeullezîne min kablikum kavmi nûhın ve âdin ve semûd(semûde), vellezîne min ba’dihim, lâ ya’lemuhum illallâh(illallâhu), câethum rusuluhum bil beyyinâti fe reddû eydiyehum fî efvâhihim ve kâlû innâ kefernâ bi mâ ursiltum bihî ve innâ le fî şekkin mimmâ ted’ûnenâ ileyhi murîb(murîbin).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Ad Kavmi
ع و دA:VD
Ad Kavmi
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
beyyine
ب ي نBYN
Aşikar. Açıklanmış. Gün gibi vazih delil. Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan. Şahid. İsbat vasıtası. Kavi bürhan.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Feveh
ف و هFVHé
Menfezler, ağızlar, delikler. Mc: Yemeğe lezzet için konan baharat.
Çğl.Efvah
Aynı kökten:Feveh Efvah Fevh Fevehan Fevha Fevehât Füvh Efvâh Tefevvüh Tefevvühât
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
nebe'
ن ب اNBe
Yeni haber. / Haber ile Nebe nin farkı: Haber; olan olmuştur, haberi ardından yapılır. Nebe; olan henüz olmamıştır, haberi gelmekle beraber olur.
Aynı kökten:nebe' nebevi nebi enbiya nübüvvet
Hz. Nuh
ن و حNVH
Sarkmak, sallanarak bir yandan bir yana hareketlenmek; / Bir şeyi değerli bir suya (mesela altın suyuna) batırarak süslemek, kıymetini yükseltmek; / Sulanmak, ağlamak; / Nağmeli şekilde ötmek, feryad etmek, gıcırdamak / Süryanice, “sakin” manasına; İbranice, "sakin, teselli eden" manalarına gelmektedir.
Aynı kökten:Hz. Nuh Münaveha Mütenevvih Nevh nevha Envah Nevha Nevvah Nevvahe Nuhat Nüvah Tenevvüh Tenvih
redd
ر د دRDD
Geri döndürmek, kabul etmemek. Çevirmek, def etmek. Bir şeyin karşılığını icra etmek.
Aynı kökten:İrtida' İrtidad Mürted Mürtedi' müsteredd mütereddid Mütereddidîn Râdd redd reddiye Terad tereddüd Tereddüdât
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Murîb
ر ي بRYB
Şüpheli. şüphelendirici. Endişe verici.
Aynı kökten:Murîb rayb reyb Rüyub
Semud Kavmi
SéMD
xoxox
Aynı kökten:Semud Kavmi
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
Şekk
ش ك كŞKK
Şüphe, zan. / Bir önermede, doğru yada yanlış olma ihtimallerinin eşitliği. / Bir şeyin varlığı ile yokluğu arasında tereddüt etmek. / Lüzum. / Yarmak. / Yapışmak.
Çğl.Şükuk
Aynı kökten:Eşekk Lâşek Meşkuk Müşekkek Müteşekkik Şakk Şekk Şükuk Teşekkük
Diyanet Meali:
Sizden önceki Nûh, Âd, ve Semûd kavimlerinin ve onlardan sonrakilerin –ki onları Allah’tan başkası bilmez- haberi size gelmedi mi? Onlara peygamberleri mucizeler getirdiler de onlar (öfkeden parmaklarını ısırmak için) ellerini ağızlarına götürüp, “Biz sizinle gönderileni inkâr ediyoruz. Bizi çağırdığınız şeyden de derin bir şüphe içindeyiz” dediler.
14. İBRAHİM / 10
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 255
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Rasulleri dedi ki:
"Semaları ve arzı fatr eden ALLAH hakkında şekk mi ediyorsunuz!?
O sizi zenblerinizden gafur olmak için davet ediyor. Sizi müsemma ecele tehir ediyor."
Onlar, "Muhakkak siz, sadece, mislimizce beşersiniz. Bizi ata-babalarımızın abd olmuş oldukları şeylerden sadd etmeyi irade ediyorsunuz. Artık, mübin sultan ile verin." dediler.
Nuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssası K:VL RSL ŞKK FT:R SMV eRD: DA:V G:FR ZéNB eH:R eCL SMV K:VL BŞR MSéL RVD S:DD KVN A:BD eBV eTY SLT: BYN .mid1695.ss14.as10.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf255.sure.14.xxxxxkissa-zzz-0000xNuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssasıxxrasulxx#da:v-davet#||#kvn-kane#||#rvd-irade#||#eh:r-ahhir#||#ebv-eb#||#erd:-arz#||#smv-müsemma#||#smv-semavat#||#ecl-ecel#||#byn-mübin#||#a:bd-abd#||#zénb-zenb#||#s:dd-sadd#||#bşr-beşer#||#rsl-rasul#||#g:fr-gafur#||#msél-misl#||#ft:r-fatr#||#şkk-şekk#||#slt:-sultan#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RSL#||#ŞKK#||#FT:R#||#SMV#||#eRD:#||#DA:V#||#G:FR#||#ZéNB#||#eH:R#||#eCL#||#SMV#||#K:VL#||#BŞR#||#MSéL#||#RVD#||#S:DD#||#KVN#||#A:BD#||#eBV#||#eTY#||#SLT:#||#BYN#||#da:v-davet#||#kvn-kane#||#rvd-irade#||#eh:r-ahhir#||#ebv-eb#||#erd:-arz#||#smv-müsemma#||#smv-semavat#||#ecl-ecel#||#byn-mübin#||#a:bd-abd#||#zénb-zenb#||#s:dd-sadd#||#bşr-beşer#||#rsl-rasul#||#g:fr-gafur#||#msél-misl#||#ft:r-fatr#||#şkk-şekk#||#slt:-sultan#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَتْ رُسُلُهُمْ أَفِي اللّهِ شَكٌّ فَاطِرِ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ يَدْعُوكُمْ لِيَغْفِرَ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرَكُمْ إِلَى أَجَلٍ مُّسَمًّى قَالُواْ إِنْ أَنتُمْ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُنَا تُرِيدُونَ أَن تَصُدُّونَا عَمَّا كَانَ يَعْبُدُ آبَآؤُنَا فَأْتُونَا بِسُلْطَانٍ مُّبِينٍ
Kâlet rusuluhum e fîllâhi şekkun fâtırıs semâvâti vel ard(ardı), yed’ûkum li yagfire lekum min zunûbikum ve yuahhırekum ilâ ecelin musemmâ(musemmen), kâlû in entum illâ beşerun mislunâ, turîdûne en tesuddûnâ ammâ kâne ya’budu âbâunâ fe’tûnâ bi sultânin mubîn(mubînin).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Beşer
Beşere
ب ش رBŞR
İnsanın zahiri görünürlüğü. İnsan derisinin dış yüzleri. İnsan. Âdem.
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Ecel
ا ج لeCL
Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. İleride olacağı şüphesiz olan.
Çğl.Acal
Aynı kökten:Ecel Acal Eceliyyet Ecl Müeccel Müste'cel Te'cil
kontrol-giriş
Aynı kökten:
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Fatr
ف ط رFT:R
Bir şeye başlamak. / İcab eylemek. / Yarık, çatlak. Yarmak. / Yaratmak. / Oruç tutanın orucunu açması.
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
kontrol-giriş
Aynı kökten:
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
müsemma
س م وSMV
İsimlendirilen, ad verilmiş olan, bir ismi olan. Muayyen zaman. Belirli vakit.
Çğl.Müsemmeyat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Zenb
ذ ن بZéNB
Kabahat. Küçük suç. / İşlediği büyük suç ve günahların kişiyi mecbur kıldığı sonraki suçlar.
Çğl.EznabÇğl.Zünub
Aynı kökten:Mütezenbir Müznib Müznibîn Tezenbür Zenb Eznab Zünub Zeneb Zinab
Şekk
ش ك كŞKK
Şüphe, zan. / Bir önermede, doğru yada yanlış olma ihtimallerinin eşitliği. / Bir şeyin varlığı ile yokluğu arasında tereddüt etmek. / Lüzum. / Yarmak. / Yapışmak.
Çğl.Şükuk
Aynı kökten:Eşekk Lâşek Meşkuk Müşekkek Müteşekkik Şakk Şekk Şükuk Teşekkük
Diyanet Meali:
Peygamberleri dedi ki: “Gökleri ve yeri yaratan Allah hakkında şüphe mi var? (Hâlbuki) O, günahlarınızı bağışlamak ve sizi belli bir zamana kadar ertelemek için sizi (imana) çağırıyor. Onlar, “Siz de bizim gibi sadece birer insansınız. Bizi babalarımızın taptıklarından alıkoymak istiyorsunuz. Öyleyse bize apaçık bir delil getirin” dediler.
14. İBRAHİM / 11
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Rasulleri onlara dedi ki:
"Muhakkak biz, sadece, mislinizce beşeriz. Fakat ALLAH, kendisine abd olanlardan dilediğine menn eder. ALLAH'ın izni ile olmadan, sultan ile size vermemiz, bize mümkün değildir. ALLAH'a... artık mü'minler, tevekkül etsinler."
Nuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssası K:VL RSL BŞR MSéL MNN ŞYe A:BD KVN eTY SLT: eZéN VKL eMN .mid1696.ss14.as11.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-zzz-0000xNuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssasıxxrasulximanxx#kvn-kane#||#şye-şae#||#vkl-tevekkül#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#||#msél-misl#||#mnn-menn#||#bşr-beşer#||#ezén-izin#||#slt:-sultan#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RSL#||#BŞR#||#MSéL#||#MNN#||#ŞYe#||#A:BD#||#KVN#||#eTY#||#SLT:#||#eZéN#||#VKL#||#eMN#||#kvn-kane#||#şye-şae#||#vkl-tevekkül#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#||#msél-misl#||#mnn-menn#||#bşr-beşer#||#ezén-izin#||#slt:-sultan#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَتْ لَهُمْ رُسُلُهُمْ إِن نَّحْنُ إِلاَّ بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ وَلَكِنَّ اللّهَ يَمُنُّ عَلَى مَن يَشَاء مِنْ عِبَادِهِ وَمَا كَانَ لَنَا أَن نَّأْتِيَكُم بِسُلْطَانٍ إِلاَّ بِإِذْنِ اللّهِ وَعلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُؤْمِنُونَ
Kâlet lehum rusuluhum in nahnu illâ beşerun mislukum ve lâkinnallâhe yemunnu alâ men yeşâu min ibâdih(ibâdihî), ve mâ kâne lenâ en ne’tiyekum bi sultânin illâ bi iznillâh(iznillâhi), ve alâllâhi fel yetevekkelil mu’minûn(mu’minûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Beşer
Beşere
ب ش رBŞR
İnsanın zahiri görünürlüğü. İnsan derisinin dış yüzleri. İnsan. Âdem.
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Menn
menne
م ن نMNN
Nimet vermek. İyilik etmek, iyilikler. Minnet. Rıza. Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek. Kesmek. Zayıf etmek. Ettiği iyiliği başa kakmak. İki batman ağırlık. Kudret helvası.
Aynı kökten:İmtinan İstimnan Memnun Memnunen Memnuniyyet Menn menne Mennan Mennane Menun Minnet Temenna
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
tevekkül
و ك لVKL
Kendine vekil edinmek. / İşi başkasına ısmarlamak. / Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. / Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. / Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. / Yeis ve kederden uzak olmak.
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Peygamberleri, onlara dedi ki: “Biz ancak sizin gibi birer insanız. Fakat Allah, kullarından dilediğine (peygamberlik) nimetini bahşeder. Allah’ın izni olmadıkça, bizim size bir delil getirmemiz haddimize değil. Mü’minler ancak Allah’a tevekkül etsinler.”
14. İBRAHİM / 12
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Sebillerine hidayet etmişken… bizim ALLAH'a tevekkül etmememiz olamaz! Bize ettiğiniz ezaya elbette sabır edeceğiz."
ALLAH'a... artık mütevekkiller, O'na tevekkül etsinler.
Nuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssası VKL HéDY SBL S:BR eZéY VKL VKL .mid1697.ss14.as12.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-zzz-0000xNuh, Ad ve Semud Kavimleri Kıssasıx#vkl-tevekkül#||#sbl-sebil#||#s:br-sabr#||#hédy-hidayet#||#ezéy-eza#x#VKL#||#HéDY#||#SBL#||#S:BR#||#eZéY#||#VKL#||#VKL#||#vkl-tevekkül#||#sbl-sebil#||#s:br-sabr#||#hédy-hidayet#||#ezéy-eza#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا لَنَا أَلاَّ نَتَوَكَّلَ عَلَى اللّهِ وَقَدْ هَدَانَا سُبُلَنَا وَلَنَصْبِرَنَّ عَلَى مَا آذَيْتُمُونَا وَعَلَى اللّهِ فَلْيَتَوَكَّلِ الْمُتَوَكِّلُونَ
Ve mâ lenâ ellâ netevekkele alâllâhi ve kad hedânâ subulenâ, ve le nasbirenne alâ mâ âzeytumûnâ, ve alâllâhi fel yetevekkelil mutevekkilûn (mutevekkilûne).
eza
ا ذ يeZéY
Sıkıntı, eziyet, zulüm, cevr, sitem, renc, incinmek. / İnsanın kerih görüp mahzun olduğu şey. / Hayır ve sadaka yoluyla mal vermede gururlanmak. / Tetavül etmek. / Ticarette kaybetme, zarar etme. / Kibir ve gururunu bıraktırma.
Aynı kökten:eza Eziyet İza Mu'zî Mu'ziyat Müezzi Müteezzi Mü'zi Te'ziye
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Sabr
Sabır
ص ب رS:BR
Acıya ve zorluğa katlanmak. Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. Muharebede şecaat gösterme. Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.
Aynı kökten:Musaberet Mustabır sabbar Sabr Sabır sabur tasabbur
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
tevekkül
و ك لVKL
Kendine vekil edinmek. / İşi başkasına ısmarlamak. / Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. / Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. / Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. / Yeis ve kederden uzak olmak.
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
Diyanet Meali:
“Allah, bize yollarımızı dosdoğru göstermişken, biz ne diye O’na tevekkül etmeyelim? Bize yaptığınız eziyete elbette katlanacağız. Tevekkül edenler, yalnız Allah’a tevekkül etsinler.”
14. İBRAHİM / 13
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Kafirler, Rasullerine dediler ki:
"Elbette, ya sizi arzdan ihrac edeceğiz ya da bizim milletimize ida edeceksiniz!"
Ardından Rabbleri onlara vahy etti:
"Elbette zalimleri helak edeceğiz!"
K:VL KFR RSL H:RC eRD: A:VD MLL VHY RBB HéLK Z:LM .mid1698.ss14.as13.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-meselxxrasulxx#vhy-vahy#||#z:lm-zalim#||#erd:-arz#||#rbb-rabb#||#a:vd-ida#||#kfr-kafir#||#rsl-rasul#||#mll-millet#||#hélk-helak#||#h:rc-ihrac#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KFR#||#RSL#||#H:RC#||#eRD:#||#A:VD#||#MLL#||#VHY#||#RBB#||#HéLK#||#Z:LM#||#vhy-vahy#||#z:lm-zalim#||#erd:-arz#||#rbb-rabb#||#a:vd-ida#||#kfr-kafir#||#rsl-rasul#||#mll-millet#||#hélk-helak#||#h:rc-ihrac#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالَ الَّذِينَ كَفَرُواْ لِرُسُلِهِمْ لَنُخْرِجَنَّكُم مِّنْ أَرْضِنَآ أَوْ لَتَعُودُنَّ فِي مِلَّتِنَا فَأَوْحَى إِلَيْهِمْ رَبُّهُمْ لَنُهْلِكَنَّ الظَّالِمِينَ
Ve kâlellezîne keferû li rusulihim le nuhricennekum min ardınâ ev le teûdunne fî milletinâ, fe evhâ ileyhim rabbuhum le nuhlikennez zâlimîn(zâlimîne).
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Millet
م ل لMLL
Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk. Bir sülâleden gelenlerin hepsi. Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.
Çğl.Milel
Aynı kökten:Beynelmilel Millet Milel Millî Milliye Milliyet Mütemelli Mütemellil Temellül İmlal İstimlal Melal Melel Melîl melile Mell Melul Memlul Memlule Mümill Temellül Mella Melle
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
İnkâr edenler, peygamberlerine; “Andolsun, ya sizi yurdumuzdan çıkaracağız, ya da bizim dinimize dönersiniz” dediler. Rableri de onlara şöyle vahyetti: “Biz zalimleri mutlaka yok edeceğiz.”
14. İBRAHİM / 14
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onların sonrasından, arza sizi elbette iskan edeceğiz.
Bu, makamımdan korkan ve vaidimden korkan kimseler içindir."
SKN eRD: BA:D H:VF K:VM H:VF VA:D .mid1699.ss14.as14.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-meselxxxvaadxxhaberxxx#k:vm-makam#||#h:vf-havf#||#ba:d-bad#||#erd:-arz#||#va:d-vaid#||#skn-iskan#x#SKN#||#eRD:#||#BA:D#||#H:VF#||#K:VM#||#H:VF#||#VA:D#||#k:vm-makam#||#h:vf-havf#||#ba:d-bad#||#erd:-arz#||#va:d-vaid#||#skn-iskan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَنُسْكِنَنَّكُمُ الأَرْضَ مِن بَعْدِهِمْ ذَلِكَ لِمَنْ خَافَ مَقَامِي وَخَافَ وَعِيدِ
Ve le nuskinennekumul arda min ba’dihim, zâlike li men hâfe makâmî ve hâfe vaîd(vaîdi).
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
makam
ق و مK:VM
Durulacak yer. Rütbeli yer. Mesned. Mansab. Musikide usul. Tempo. kıyam yapılan yerin ismi, kıyam etmek ve kıyamın zamanı için kullanılır: Kıyam etmek/ ayağa kalkmak, ayakta durulan yer, ayakta durulan zaman. Oturulan yer, durulan yer.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
iskan
س ك نSKN
Yerleştirmek. Bir yeri mesken yapıp oturmak. Sâkin.
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
Vaîd
و ع دVA:D
Şerre niyet ettiğini, korkulacak iş işleyeceğini haber vermek. İyiliğe sevk veya kötülükten kurtarmak için ileride olacak kat'i hâdiseleri haber vererek korkutmak.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
“Onlardan sonra sizi elbette o yere yerleştireceğiz. Bu, makamımdan korkan ve tehdidimden sakınan kimseler içindir.”
14. İBRAHİM / 15
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Fetih istediler ve bütün anid cebbar habe oldu.
FTH H:YB KLL CBR A:ND .mid1700.ss14.as15.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-meselx#kll-külli#||#a:nd-anid#||#h:yb-habe#||#cbr-cebbar#||#fth-feth#x#FTH#||#H:YB#||#KLL#||#CBR#||#A:ND#||#kll-külli#||#a:nd-anid#||#h:yb-habe#||#cbr-cebbar#||#fth-feth#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاسْتَفْتَحُواْ وَخَابَ كُلُّ جَبَّارٍ عَنِيدٍ
Vesteftehû ve hâbe kullu cebbârin anîd(anîdin).
Anîd
ع ن دA:ND
Çok inadçı. Daima suyu akıp iyileşmeyen yara.
Çğl.Anede
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
Cebbar
ج ب رCBR
Zalim, gaddar, müstebid, mütemerrid insanlar da bu sıfatla tavsif edilir. Koz: Gökyüzünün cenubunda bulunan bir yıldız kümesi. El Cebbar : ALLAH'ın her fiilinde, her tecellisinde bir cebir seyredilir.
Aynı kökten:Câbir Cebbar Cebire cebr cebir Cebrail Cibril Cebren Cibr İcbar İsticbar Mecbur Mecburiyet Mücber Mücbir Mücebbir Mütecebbir Tecbir Tecebbür Tecebbürat
feth
fetih
ف ت حFTH
Açma, başlama. Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret. Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak.
Çğl.FütuhÇğl.Fütuhât
Aynı kökten:Fâtih Fâtiha feth fetih Fütuh Fütuhât fettah İftah iftitah infitah Meftuh Miftah Mefatih Müfettah Müfettih münfetih Müsteftih Teftih Teftihât
Habe
خ ي بH:YB
"Zarara ziyana uğradı" anlamında.
Aynı kökten:Habe Hâib Haibîn Haybet
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Diyanet Meali:
Peygamberler, Allah’tan yardım istediler ve her inatçı zorba hüsrana uğradı.
14. İBRAHİM / 16
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Verası; cehennemdir! Ona sadid sudan iska edilir.
VRY SK:Y MVHé S:DD .mid1701.ss14.as16.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxcehennemxx#sk:y-iska#||#chm-cehennem#||#vry-vera#||#s:dd-sadid#||#mvhé-main#x#VRY#||#SK:Y#||#MVHé#||#S:DD#||#sk:y-iska#||#chm-cehennem#||#vry-vera#||#s:dd-sadid#||#mvhé-main#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مِّن وَرَآئِهِ جَهَنَّمُ وَيُسْقَى مِن مَّاء صَدِيدٍ
Min verâihî cehennemu ve yuskâ min mâin sadîd(sadîdin).
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Main
م و هMVHé
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
Sadid
ص د دS:DD
Tıb: Yaradan akan sarı su. İrin.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
İska
س ق يSK:Y
Su vermek, sulamak. İçilecek şey sunmak.
Aynı kökten:İska İstika' İstiska Musakka Müsteskî Saki SAKİ' Saky Salat-ı İstiska Sikaye Sikayet Sukya Teskiye
Vera
Very
و ر يVRY
Arkadan gelen. / Öte. / Başka taraf. / Arka, geri. / Torun. / Çakmaktan ateş çıkması. // Ateş yakmak. / Müphem olarak, müphem bir şekilde, bir şeyin başka bir şeymiş gibi yapılması. / Gizlemek, örtmek, bir şeyin arkasına örtmek, gizlemek. / Yardımcı, takipçi. / Hz. Musaya inzal olan Kanun Kitabı. // Arzı örten mahlukat. Yaratılmış olanlar. Halk. Mahluk. // Takvânın ileri derecesi. Bilmediği ve şüphe ettiğini öğrenip iyiye ve doğruya göre hareket edip bütün günahlardan çekinme hâleti.
Aynı kökten:ira Mütevari Tevari Vera Very
Diyanet Meali:
Hüsranın ardından da cehennem vardır. Orada kendisine irinli su içirilecektir.
14. İBRAHİM / 17
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Onu cera etmek ister… neredeyse sevg edemez!
Her yerden, mevt ona gelir… o mevt olamaz!
Onun verasından galiz azab...
CRA: KVD SVG: eTY MVT KLL KVN MVT VRY A:ZéB G:LZ: .mid1702.ss14.as17.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxxxkissa-meselx#kvn-mekan#||#kll-külli#||#kvd-kade#||#a:zéb-azab#||#vry-vera#||#g:lz:-galiz#||#cra:-cera#||#svg:-sevg#||#mvt-meyyit#||#ety-xxoxx#x#CRA:#||#KVD#||#SVG:#||#eTY#||#MVT#||#KLL#||#KVN#||#MVT#||#VRY#||#A:ZéB#||#G:LZ:#||#kvn-mekan#||#kll-külli#||#kvd-kade#||#a:zéb-azab#||#vry-vera#||#g:lz:-galiz#||#cra:-cera#||#svg:-sevg#||#mvt-meyyit#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَتَجَرَّعُهُ وَلاَ يَكَادُ يُسِيغُهُ وَيَأْتِيهِ الْمَوْتُ مِن كُلِّ مَكَانٍ وَمَا هُوَ بِمَيِّتٍ وَمِن وَرَآئِهِ عَذَابٌ غَلِيظٌ
Yetecerreuhu ve lâ yekâdu yusîguhu ve ye’tîhil mevtu min kulli mekânin ve mâ huve bi meyyit(meyyitin), ve min verâihî azâbun galîz(galîzun).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Cera'
ج ر عCRA:
Yutmak. Suyu yudum yudum içmek. Yavaş yavaş içmek, yudumlamak. Gazabı veya öfkeyi bastırmak veya dizginlemek.
Aynı kökten:Cera'
Galîz
غ ل ظG:LZ:
Çirkin. Terbiye dışı. Yoğun. Kaba. Kokmuş madde.
Dşl.GalîzeÇğl.AglazÇğl.Gılaz
Aynı kökten:Aglez Galîz Galîze Aglaz Gılaz Gılzet İglaz İglazat İstiglaz Tagliz
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
mekan
ك و نKVN
Yer. Mahal. Mesken. Taraf, yan. Amaç, durum, yol, koşul, şart.
Aynı kökten:kain kainat kün yekün kevn Mükevvin Mütekevvin Tekevvün Tekevvünât tekvin mekan Mekânet
meyyit
Meyt
م و تMVT
Ölü. Cansız. Ölmüş. Cenaze.
Çğl.mevtaÇğl.emvat
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
Sevg
س و غSVG:
Aşağı batmak. (içerken) Suyun boğaza girmesi. Kolay, âsan ve yumuşak olmak.
Aynı kökten:Mesag Saig Sevg Tesvig
Vera
Very
و ر يVRY
Arkadan gelen. / Öte. / Başka taraf. / Arka, geri. / Torun. / Çakmaktan ateş çıkması. // Ateş yakmak. / Müphem olarak, müphem bir şekilde, bir şeyin başka bir şeymiş gibi yapılması. / Gizlemek, örtmek, bir şeyin arkasına örtmek, gizlemek. / Yardımcı, takipçi. / Hz. Musaya inzal olan Kanun Kitabı. // Arzı örten mahlukat. Yaratılmış olanlar. Halk. Mahluk. // Takvânın ileri derecesi. Bilmediği ve şüphe ettiğini öğrenip iyiye ve doğruya göre hareket edip bütün günahlardan çekinme hâleti.
Aynı kökten:ira Mütevari Tevari Vera Very
Diyanet Meali:
Onu yudumlamaya çalışacak fakat boğazından geçiremeyecektir. Ona her yönden ölüm gelecek fakat ölmeyecek, arkasından da şiddetli bir azap gelecektir.
14. İBRAHİM / 18
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 256
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabblerine kafir olanların meseli:
Onların amelleri, asıf yevmde, rih ile şiddetlenen ramad gibidir. Kesb ettiklerinden bir şeye ikdar edemezler.
Bu, baid dalalettir.
Ahiret MSéL KFR RBB A:ML RMD ŞDD RVH YVM A:S:F K:DR KSB ŞYe D:LL BA:D .mid1703.ss14.as18.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf256.sure.14.xxxAhiretxxyevmxxximan-duruxxxxibadetxxx#şye-şey#||#ba:d-baid#||#şdd-şedid#||#yvm-yevm#||#rbb-rabb#||#a:ml-amel#||#ksb-kesb#||#kfr-kafir#||#ba:d-baid#||#k:dr-ikdar#||#d:ll-dalalet#||#msél-mesel#||#rmd-ramad#||#a:s:f-asıf#||#rvh-rih#x#MSéL#||#KFR#||#RBB#||#A:ML#||#RMD#||#ŞDD#||#RVH#||#YVM#||#A:S:F#||#K:DR#||#KSB#||#ŞYe#||#D:LL#||#BA:D#||#şye-şey#||#ba:d-baid#||#şdd-şedid#||#yvm-yevm#||#rbb-rabb#||#a:ml-amel#||#ksb-kesb#||#kfr-kafir#||#ba:d-baid#||#k:dr-ikdar#||#d:ll-dalalet#||#msél-mesel#||#rmd-ramad#||#a:s:f-asıf#||#rvh-rih#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَّثَلُ الَّذِينَ كَفَرُواْ بِرَبِّهِمْ أَعْمَالُهُمْ كَرَمَادٍ اشْتَدَّتْ بِهِ الرِّيحُ فِي يَوْمٍ عَاصِفٍ لاَّ يَقْدِرُونَ مِمَّا كَسَبُواْ عَلَى شَيْءٍ ذَلِكَ هُوَ الضَّلاَلُ الْبَعِيدُ
Meselullezîne keferû bi rabbihim a’mâluhum ke remâdinişteddet bihir rîhu fî yevmin âsıf(âsıfin), lâ yakdirûne mimmâ kesebû alâ şey’(şey’in), zâlike huved dalâlul baîd(baîdu).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Asf
Asıf
ع ص فA:S:F
Şiddetli rüzgar, sert fırtına. / Rüzgarın kuvvetle esmesi. / Taze ekin yaprağı. / Ekin taze iken biçme. / Bir tarafa eğilme. / Emek çekere kar etme. / Süratle gitme. / Zulüm. Haksızlık. / Can çekişme. / Zulüm ve zorla bir şeyi almak. / Büyük kadeh.
Dşl.AsıfeÇğl.Asıfât
Aynı kökten:Asf Asıf Asıfe Asıfât Asuf Mu'tesif
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
İkdar
ق د رK:DR
Kudret verme, kuvvetleştirme, güç kazandırma. Geçimini sağlama. Birini kayırma.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
kesb
Kisb
ك س بKSB
Kazanmak için gidilen yol yada işlenen fiil. / Bunun sonucunda elde edilen kazanç, kazanma. / Amel karşılığı kazanılan kazanç. / Fık: Bir insanın kendi kudret ve iktidarını bir işe sarfetmesi.
Aynı kökten:İktisab İktisabat kesb Kisb Keseb Mekseb Mekâsib mükessib Mükteseb müktesib Müktesibe Teksib
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Ramad
Remad
ر م دRMD
Kül, ateş külü. / ince ve bol küller.
Aynı kökten:Ramad Remad Remd
Rih
ر و حRVH
Rüzgar, yel. Koku. Hoş ve iyi şey. Sızı, romatizma. Mc: Galebe, kuvvet. Rahmet. Devlet.
Çğl.Riyah
Aynı kökten:Erih Mirvaha Mervaha Merâvih Müsterhî Müterevvih Rayiha Riha Revâih Revayih Reha' Revah revan Revh Revha Reyhan Rih Riyah Ruh Ervah Ruha Ruhanî Ruhaniyyun Ruh-ul Kuds Teravih Terviha Terevvuh İrahe İstirahat Müsterih Rahat Rahi Ravh Ravvah
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Rablerini inkâr edenlerin durumu şudur: Onların işleri, fırtınalı bir günde rüzgârın şiddetle savurduğu küle benzer. (Dünyada) kazandıkları hiçbir şeyin (ahirette) yararını görmezler. İşte bu, derin sapıklıktır.
14. İBRAHİM / 19
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH'ın, semaları ve arzı bi-hakkın halk ettiğini görmedin mi!?
Eğer dilerse, sizi zehab eder ve cedid halk getirir.
Doğa/Yaşam ReY H:LK: SMV eRD: HK:K: ŞYe ZéHéB eTY H:LK: CDD .mid1704.ss14.as19.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxDoğa/Yaşamx#şye-şae#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#hk:k:-hakk#||#h:lk:-halk#||#zéhéb-zehab#||#cdd-cedid#||#ety-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#H:LK:#||#SMV#||#eRD:#||#HK:K:#||#ŞYe#||#ZéHéB#||#eTY#||#H:LK:#||#CDD#||#şye-şae#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#hk:k:-hakk#||#h:lk:-halk#||#zéhéb-zehab#||#cdd-cedid#||#ety-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللّهَ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ بِالْحقِّ إِن يَشَأْ يُذْهِبْكُمْ وَيَأْتِ بِخَلْقٍ جَدِيدٍ
E lem tere ennallâhe halakas semâvâti vel arda bil hakk(hakkı), in yeşa’ yuzhibkum ve ye’ti bi halkın cedîd(cedîdin).
Cedid
ج د دCDD
Yeni, kullanılmamış.
Aynı kökten:Cedd Cedde Ceddat Cedid Cedidan Cüdd Cüddet Cüded Mecdud Mücedded Müceddeden Müceddid Müceddidîn Müteceddid Müteceddidîn Teceddüd
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Allah’ın, gökleri ve yeri hak ve hikmete uygun olarak yarattığını görmedin mi? Dilerse sizi giderir ve yeni bir halk getirir.
14. İBRAHİM / 20
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu, ALLAH'a aziz değildir.
A:ZZ .mid1705.ss14.as20.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxx#a:zz-aziz#x#A:ZZ#||#a:zz-aziz#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا ذَلِكَ عَلَى اللَّهِ بِعَزِيزٍ
Ve mâ zâlike alallâhi bi azîz(azîzin).
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
Diyanet Meali:
Bu, Allah’a hiç de güç gelmez.
14. İBRAHİM / 21
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH'a cemian bariz olurlar. Ardından zayıflar istikbar edenlere derler ki:
"Muhakkak biz, size tâbi idik. Artık siz, ALLAH'ın azabından bir şeyi bizden ganiy edebilir misiniz?
"Şayet ALLAH bize hidayet etseydi, elbette size hidayet ederdik. Ceza etsek veya sabır etsek bize sevadır, bize mahis yoktur." derler.
BRZ CMA: K:VL D:A:F KBR KVN TBA: G:NY A:ZéB ŞYe K:VL HéDY HéDY SVY CZA: S:BR HYS: .mid1706.ss14.as21.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxxxkissa-meselx#şye-şey#||#tba:-tabi#||#s:br-sabr#||#cma:-cemian#||#g:ny-ganiy#||#a:zéb-azab#||#hys:-mahis#||#hédy-hidayet#||#svy-seva#||#cza:-ceza#||#kbr-istikbar#||#brz-bariz#||#d:a:f-zayıf#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#BRZ#||#CMA:#||#K:VL#||#D:A:F#||#KBR#||#KVN#||#TBA:#||#G:NY#||#A:ZéB#||#ŞYe#||#K:VL#||#HéDY#||#HéDY#||#SVY#||#CZA:#||#S:BR#||#HYS:#||#şye-şey#||#tba:-tabi#||#s:br-sabr#||#cma:-cemian#||#g:ny-ganiy#||#a:zéb-azab#||#hys:-mahis#||#hédy-hidayet#||#svy-seva#||#cza:-ceza#||#kbr-istikbar#||#brz-bariz#||#d:a:f-zayıf#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَبَرَزُواْ لِلّهِ جَمِيعًا فَقَالَ الضُّعَفَاء لِلَّذِينَ اسْتَكْبَرُواْ إِنَّا كُنَّا لَكُمْ تَبَعًا فَهَلْ أَنتُم مُّغْنُونَ عَنَّا مِنْ عَذَابِ اللّهِ مِن شَيْءٍ قَالُواْ لَوْ هَدَانَا اللّهُ لَهَدَيْنَاكُمْ سَوَاء عَلَيْنَآ أَجَزِعْنَا أَمْ صَبَرْنَا مَا لَنَا مِن مَّحِيصٍ
Ve berezû lillahi cemîan fe kâled duafâu lillezînestekberû innâ kunnâ lekum tebean fe hel entum mugnûne annâ min azâbillâhi min şey’(şey’in), kâlû lev hedânallâhu le hedeynâkum, sevâun aleynâ ecezi’nâ em sabernâ mâ lenâ min mahîs(mahîsın).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Bariz
ب ر زBRZ
Doğan. Zâhir ve âşikar. Meydanda olan. Belli. Açıkça.
Aynı kökten:Bariz Berûz Biraz Büruz İbraz İstibraz Mebruz Mübrez Mübriz Mütebariz Mütebarizîn Tebarüz Tebriz
cemian
ج م عCMA:
Topluca. Hep beraber.
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
Ceza'
ج ز عCZA:
Hüzünle ağlayıp sızlanmak. Sabırsızlık yüzünden telâş ve teessür göstermek. / Dal, ağaç dalı.
Aynı kökten:Ceza' İctiza' İnciza' Mücza'
zayıf
ض ع فD:A:F
xoxox
Aynı kökten:İstiz'af iz'af muzaaf muza'af tezauf za'f zaaf zayıf zı'f
gani
ganiy
غ ن يG:NY
Zengin, kimseye muhtaç olmayan, elindekinden fazla istemiyen. Varlıklı, bol. El Ganiy : Verimi. ALLAH'ın ağası, bol bol ikram edişi.
Dşl.GaniyeÇğl.Agniya
Aynı kökten:Agna gani ganiy Ganiye Agniya İgna' İstigna Mugnat Mugnî müstağni
Mahîs
ح ي صHYS:
Kaçacak yer. Kaçamak. Kurtulmak.
Aynı kökten:Hîs Mahîs
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
istikbar
ك ب رKBR
Önemseme, ehemmiyet verme. Kibir, gurur, enaniyet. Kendini büyük görme, mağrurluk.
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
Sabr
Sabır
ص ب رS:BR
Acıya ve zorluğa katlanmak. Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. Muharebede şecaat gösterme. Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.
Aynı kökten:Musaberet Mustabır sabbar Sabr Sabır sabur tasabbur
Seva
س و يSVY
Beraber olma. Beraberlik. Denk, müsavi.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
İnsanların hepsi Allah’ın huzuruna çıkacak ve güçsüzler büyüklük taslayanlara diyecek ki: “Şüphesiz bizler size uymuştuk; şimdi siz az bir şey olsun, Allah’ın azabından bizi koruyabilecek misiniz?” Onlar da, “Eğer Allah bizi doğru yola eriştirseydi, biz de sizi doğru yola eriştirirdik. Şimdi sızlansak da, sabretsek de bizim için birdir. Artık bizim için hiçbir kurtuluş yoktur” derler.
14. İBRAHİM / 22
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Emir kaza olduğunda şeytan der ki:
"Muhakkak ki ALLAH, size hakk vaadi vaad etti. Size ben de vaad ettim... ve ardından ben size hilaf oldum.
Benim için, sizin üzerinize sultan, sadece, sizi davet ediyor olmamdı... ve ardından bana siz kendiniz isticab ettiniz.

Artık beni levm etmeyin de... nefslerinizi levm edin!
Size musrih ben değilim... siz de bana musrih değilsiniz. Muhakkak ben, beni şirk koştuğunuz şeye önceden kafir olmuştum."
Muhakkak zalimler... elim azab onlaradır!
Şeytan K:VL ŞT:N K:D:Y eMR VA:D VA:D HK:K: VA:D H:LF KVN SLT: DA:V VCB LVM LVM NFS S:RH: S:RH: KFR ŞRK K:BL Z:LM A:ZéB eLM .mid1707.ss14.as22.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxxxkissa-meselxŞeytanxxŞeytanxx#da:v-duae#||#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#h:lf-hilaf#||#z:lm-zalim#||#elm-elim#||#emr-emir#||#nfs-enfüs#||#va:d-vaad#||#hk:k:-hakk#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#vcb-isticabe#||#s:rh:-musrih#||#slt:-sultan#||#şrk-şirk#||#lvm-levm#||#k:d:y-kaza#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#ŞT:N#||#K:D:Y#||#eMR#||#VA:D#||#VA:D#||#HK:K:#||#VA:D#||#H:LF#||#KVN#||#SLT:#||#DA:V#||#VCB#||#LVM#||#LVM#||#NFS#||#S:RH:#||#S:RH:#||#KFR#||#ŞRK#||#K:BL#||#Z:LM#||#A:ZéB#||#eLM#||#da:v-duae#||#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#h:lf-hilaf#||#z:lm-zalim#||#elm-elim#||#emr-emir#||#nfs-enfüs#||#va:d-vaad#||#hk:k:-hakk#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#vcb-isticabe#||#s:rh:-musrih#||#slt:-sultan#||#şrk-şirk#||#lvm-levm#||#k:d:y-kaza#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالَ الشَّيْطَانُ لَمَّا قُضِيَ الأَمْرُ إِنَّ اللّهَ وَعَدَكُمْ وَعْدَ الْحَقِّ وَوَعَدتُّكُمْ فَأَخْلَفْتُكُمْ وَمَا كَانَ لِيَ عَلَيْكُم مِّن سُلْطَانٍ إِلاَّ أَن دَعَوْتُكُمْ فَاسْتَجَبْتُمْ لِي فَلاَ تَلُومُونِي وَلُومُواْ أَنفُسَكُم مَّا أَنَاْ بِمُصْرِخِكُمْ وَمَا أَنتُمْ بِمُصْرِخِيَّ إِنِّي كَفَرْتُ بِمَآ أَشْرَكْتُمُونِ مِن قَبْلُ إِنَّ الظَّالِمِينَ لَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
Ve kâleş şeytânu lemmâ kudıyel emru innallâhe veadekum va’del hakkı ve veadtukum fe ahleftukum, ve mâ kâne liye aleykum min sultânin illâ en deavtukum festecebtum lî, fe lâ telûmûnî ve lûmû enfusekum, mâ ene bi musrihikum ve mâ entum bi musrıhıyy(musrıhıyye), innî kefertu bi mâ eşrektumûni min kabl(kablu), innaz zâlimîne lehum azâbun elîm(elîmun).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
elim
ا ل مeLM
Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren.
Dşl.elime
Aynı kökten:elem Alam elim elime İlam Mevlim Mulim Müellem Müellim Müteellim Teellüm
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Levm
ل و مLVM
Çekiştirmek. Birisinin yüzüne karşı kötü söz söylemek. Zemmetmek. Paylamak. Başa kakmak.
Aynı kökten:Leim Levm Levma Levâyim Levme Levvam Levvâme Melum Mülîm Müstelîm Telavüm Telvim Telvimât
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Musrih
ص ر خS:RH:
Medet eden, yardım eden.
Aynı kökten:Israh Musrih Mustasrih Sarha Sarih
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
kontrol-giriş
Aynı kökten:
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
şirk
ش ر كŞRK
Allah'a (C.C.) ortak kabul etmek. Allah'tan (C.C.) ümidini keserek başkasından meded beklemek.
Aynı kökten:işrak iştirak müşarik müşrik Müşrikîn Müşterek şerik şirk şirket teşrik
Diyanet Meali:
İş bitirilince şeytan da diyecek ki: “Şüphesiz Allah, size gerçek olanı söz verdi. Ben de size söz verdim ama yalancı çıktım. Zaten benim sizi zorlayacak bir gücüm yoktu. Ben sadece sizi çağırdım, siz de hemen bana geliverdiniz. O hâlde beni kınamayın, kendinizi kınayın. Artık ben sizi kurtaramam, siz de beni kurtaramazsınız. Şüphesiz ben, daha önce sizin, beni Allah’a ortak koşmanızı kabul etmemiştim. Şüphesiz, zalimlere elem dolu bir azap vardır.”
14. İBRAHİM / 23
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
İman edenler ve salih ameller işleyenler, Rabblerinin izni ile, içinde ebedi olacakları, altından nehirler cereyan eden cennetlere dahil olacaklar.
Orada onların tahiyyeleri "selam"dır.
Ahiret DH:L eMN A:ML S:LH CNN CRY THT NHéR H:LD eZéN RBB HYY SLM .mid1708.ss14.as23.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxAhiretxxcennetximanxxximan-duruxxxxibadetxxx#nhér-nehir#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#s:lh-salih amel#||#dh:l-dahil#||#tht-taht#||#h:ld-halid#||#cnn-cennet#||#slm-selam#||#hyy-tahiyye#||#cry-cereyan#||#ezén-izin#x#DH:L#||#eMN#||#A:ML#||#S:LH#||#CNN#||#CRY#||#THT#||#NHéR#||#H:LD#||#eZéN#||#RBB#||#HYY#||#SLM#||#nhér-nehir#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#s:lh-salih amel#||#dh:l-dahil#||#tht-taht#||#h:ld-halid#||#cnn-cennet#||#slm-selam#||#hyy-tahiyye#||#cry-cereyan#||#ezén-izin#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأُدْخِلَ الَّذِينَ آمَنُواْ وَعَمِلُواْ الصَّالِحَاتِ جَنَّاتٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا بِإِذْنِ رَبِّهِمْ تَحِيَّتُهُمْ فِيهَا سَلاَمٌ
Ve udhilellezîne âmenû ve amilûs sâlihâti cennâtin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ bi izni rabbihim, tehıyyetuhum fîhâ selâm(selâmun).
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
Cereyan
ج ر يCRY
Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürur. Vuku, vaki olma. Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket.
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Tahiyye
Tehiyye
ح ي يHYY
Hayatın tezahürü. Bütün mahlukatın hayatları, kal ve hâl dilleri ile yaptıkları hamdler, şükürler. Mânevi hayat hediyeleri. Selâm. Hayr. Mülk, beka, devamlılık, malikiyet. Hazır ve amade kılmak. Namazın iki ve dört rek'atı sonunda okunan Ettahiyyat duası. Selâm verme ve hayır dua etme.
Çğl.Tahiyyat
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Nehr
nehir
ن ه رNHéR
Nehir. Irmak, çay. Akarsu. Vüs'at, bolluk. Genişlik. Neher.
Çğl.EnharÇğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
salih amel
ص ل حS:LH
Allah'ın emrini bizatihi duyarak, ve itaat ederek, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker esası ile yapılan ameller.
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
selam
س ل مSLM
Selamet. Emniyet. Barış. Huzur. Esenlik. Rahatlık. Bütün korktuklarından emin olma. Salim olma. / Gelip geçici olmama. / Aşina, bilindik. / Söz veya işaretle nezaket gösterme, esenlik dileme, merhaba. / Selam Allah'tandır. Es Selam : Herşeyinde bir selam, bir rahatlık, bir esenlik var demektir. Kuddüsüs Selam; takdis edildiği zaman rahatlık temin edilir. Hastalığın arkasından hissedilen rahatlık gibi.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
Taht
Tahte
ت ح تTHT
Alt. Aşağı. Altı. Aşağısı. Gr: Gelecek olan zamir.
Aynı kökten:Taht Tahte
Diyanet Meali:
İnanan ve salih ameller işleyenler, Rablerinin izniyle, ebedî kalacakları ve içlerinden ırmaklar akan cennetlere sokulacaklardır. Oradaki esenlik dilekleri “selâm”dır.
14. İBRAHİM / 24
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 257
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH'ın, tayyib kelimeyi; aslı sabit olan ve semada feri olan olan tayyib şecere gibi, nasıl mesel darb ettiğini görmedin mi!?
ReY KYF D:RB MSéL KLM T:YB ŞCR T:YB eS:L SéBT FRA: SMV .mid1709.ss14.as24.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf257.sure.14.xxxxxkissa-meselx#kyf-keyfe#||#smv-sema#||#t:yb-tayyib#||#şcr-şecere#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#es:l-asl#||#fra:-feri#||#klm-kelime#||#sébt-sabit#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#KYF#||#D:RB#||#MSéL#||#KLM#||#T:YB#||#ŞCR#||#T:YB#||#eS:L#||#SéBT#||#FRA:#||#SMV#||#kyf-keyfe#||#smv-sema#||#t:yb-tayyib#||#şcr-şecere#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#es:l-asl#||#fra:-feri#||#klm-kelime#||#sébt-sabit#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَمْ تَرَ كَيْفَ ضَرَبَ اللّهُ مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرةٍ طَيِّبَةٍ أَصْلُهَا ثَابِتٌ وَفَرْعُهَا فِي السَّمَاء
E lem tere keyfe daraballâhu meselen kelimeten tayyibeten ke şeceretin tayyibetin asluhâ sâbitun ve fer’uhâ fis semâ(semâi).
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
Asl
Asıl
ا ص لeS:L
Temel, esas, kök. Bidâyet. Mebde', dip, hakikat. Hâlis, sâfi. Haseb ve neseb. Soy sop. Zâten, en ziyâde.
Aynı kökten:Asil Asile Asâil Asl Asıl Asla
Feri'
Fer'iyye
ف ر عFRA:
Esasa âit olmayan. Kollara ve şu'belere âit ve müteallik. Bir kökten ayrılmış kısım. Dal. Budak. Bir sülâleden gelmiş torun. Çocuk. Fık: Cüz'î hüküm ve kaideler. Ahkâm-ı cüz'iyye.
Çğl.Füru'
Aynı kökten:Fera' Fer'a Furu' Feri' Fer'iyye Füru' Firavun Tefer'un
kelime
ك ل مKLM
Hal, durum, yaşayış.
Çğl.KilemÇğl.Kelimat
Aynı kökten:Kalli Kelâm Kelim kelime Kilem Kelimat makale Mükâleme Mükâlemat Mütekellim Mütekellimîn Tekellüm Tekellümât Teklim
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
sabit
ث ب تSéBT
Duran, yerinde durup hareket etmeyen. Doğruluğu isbat edilmiş olan.
Aynı kökten:isbat müsbet müsbit müsebbet müsebbit sabit sebat sebit sübut tesbit
tayyib
ط ي بT:YB
Bütün kainat yüzünde cemalleri görünen Esma-i Hüsna'nın cilveleri. / Hoş, temiz. / Bütün güzel sözler, güzel mânalar, harika güzel cemaller. / Helâlin her türlü şüphelerden uzak, saf ve temiz kısmı.
Dşl.TayyibeÇğl.tayyibat
Aynı kökten:mutayyeb mütetayyib tabe tayyib Tayyibe tayyibat Tıybe Tuba
Şecer
Şecere
ش ج رŞCR
Ağaç. Kütük. Saplı nebat. Soy. Sülale. Bir soyun bütün fertlerini gösterir cetvel. Dallı budaklı şey. Çetrefilli işler.
Çğl.ŞecerâtÇğl.Eşcar
Aynı kökten:İşcar Meşcer Meşcere Müşeccer Şecer Şecere Şecerât Eşcar Şecir Şecr Şücur Teşacür teşcir teşeccür
Diyanet Meali:
Görmedin mi, Allah güzel bir sözü nasıl misal getirdi? (Güzel bir söz), kökü sağlam, dalları göğe yükselen bir ağaç gibidir.
14. İBRAHİM / 25
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
O, Rabbinin izniyle, bütün hiynlerde ükülünü verir.
ALLAH, nas için meseller darb eder.
Umulur ki tezekkür ederler.
eTY eKL KLL HYN eZéN RBB D:RB MSéL NVS ZéKR .mid1710.ss14.as25.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxxxxvaadxxhaberxxx#kll-külli#||#nvs-nas#||#rbb-rabb#||#ekl-ükül#||#d:rb-darb#||#msél-mesel#||#zékr-tezekkür#||#hyn-hin#||#ezén-izin#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#eKL#||#KLL#||#HYN#||#eZéN#||#RBB#||#D:RB#||#MSéL#||#NVS#||#ZéKR#||#kll-külli#||#nvs-nas#||#rbb-rabb#||#ekl-ükül#||#d:rb-darb#||#msél-mesel#||#zékr-tezekkür#||#hyn-hin#||#ezén-izin#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
تُؤْتِي أُكُلَهَا كُلَّ حِينٍ بِإِذْنِ رَبِّهَا وَيَضْرِبُ اللّهُ الأَمْثَالَ لِلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَتَذَكَّرُونَ
Tu’tî ukulehâ kulle hînin bi izni rabbihâ, ve yadrıbullâhul emsâle lin nâsi leallehum yetezekkerûn(yetezekkerûne).
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
Ükl
Ükül
ا ك لeKL
Meyve, yiyecek, azık. Zekâ.
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
tezekkür
ذ ك رZéKR
Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek. Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak. Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
Çğl.Tezekkürât
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Bu ağaç, Rabbinin izniyle her zaman meyvesini verir. Öğüt alsınlar diye Allah insanlara misaller getirir.
14. İBRAHİM / 26
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Habis kelimenin meseli; arzın fevkinden ictisas edimiş, orada karar edemeyen habis şecere gibidir.
MSéL KLM H:BSé ŞCR H:BSé CSéSé FVK: eRD: K:RR .mid1711.ss14.as26.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxxxkissa-meselxxxvaadxxhaberxxx#erd:-arz#||#csésé-ictisas#||#k:rr-karar#||#şcr-şecere#||#msél-mesel#||#h:bsé-habis#||#fvk:-fevk#||#klm-kelime#||#fvk:-fevk#x#MSéL#||#KLM#||#H:BSé#||#ŞCR#||#H:BSé#||#CSéSé#||#FVK:#||#eRD:#||#K:RR#||#erd:-arz#||#csésé-ictisas#||#k:rr-karar#||#şcr-şecere#||#msél-mesel#||#h:bsé-habis#||#fvk:-fevk#||#klm-kelime#||#fvk:-fevk#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَثلُ كَلِمَةٍ خَبِيثَةٍ كَشَجَرَةٍ خَبِيثَةٍ اجْتُثَّتْ مِن فَوْقِ الأَرْضِ مَا لَهَا مِن قَرَارٍ
Ve meselu kelimetin habîsetin ke şeceretin habîsetinictusset min fevkıl ardı mâ lehâ min karâr(karârin).
İctisas
ج ث ثCSéSé
Ağacı kökünden çekip koparmak. Hayvanın, ağzı ile çayırı araştırarak otlaması. Evleri yakın olarak bir arada olma.
Aynı kökten:Cess Cüsse Cüses İctisas Micesse
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
fevk
ف و قFVK:
Üst. Yüksek. Yukarı. Fazla.
Aynı kökten:Fevak Füvâk fevk fevkalade Fevkanî İfakat Ma-fevk Mütefevvik Mütefevvikîn
fevk
ف و قFVK:
Üst. Yüksek. Yukarı. Fazla.
Aynı kökten:Fevak Füvâk fevk fevkalade Fevkanî İfakat Ma-fevk Mütefevvik Mütefevvikîn
Habîs
Habes
خ ب ثH:BSé
Fesadcı. Hilekâr. Alçak tabiatlı. Kötü. Pis. Gusülsüz gezen.
Çğl.HabeseÇğl.Hubesa
Aynı kökten:Ahbes Habaset Habîs Habes Habese Hubesa Habs Hıbse Hubs Ihbas İhbas
karar
ق ر رK:RR
Değişmez hale gelmek. Sabit ve sakin olmak. Ne az ne çok olan tam ölçü. Ölçülülük. Gitmeyip kalmak. Oturaklı yer. Sakin olacak yer. Anlaşılan ve sabit hale gelen son karar sözü. Mahkemece verilen son söz ve neticeye bağlama. Dolanmak. Ayakları kısa ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
Aynı kökten:ikrar istikrar karar karr Karure Kavârir makarr mukarrer mukarrir müstakırr müstekarr mütekarrir takrir
kelime
ك ل مKLM
Hal, durum, yaşayış.
Çğl.KilemÇğl.Kelimat
Aynı kökten:Kalli Kelâm Kelim kelime Kilem Kelimat makale Mükâleme Mükâlemat Mütekellim Mütekellimîn Tekellüm Tekellümât Teklim
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Şecer
Şecere
ش ج رŞCR
Ağaç. Kütük. Saplı nebat. Soy. Sülale. Bir soyun bütün fertlerini gösterir cetvel. Dallı budaklı şey. Çetrefilli işler.
Çğl.ŞecerâtÇğl.Eşcar
Aynı kökten:İşcar Meşcer Meşcere Müşeccer Şecer Şecere Şecerât Eşcar Şecir Şecr Şücur Teşacür teşcir teşeccür
Diyanet Meali:
Kötü bir sözün durumu da; yerden koparılmış, ayakta durma imkânı olmayan kötü bir ağacın durumu gibidir.
14. İBRAHİM / 27
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH, iman edenleri dünya hayatında ve de ahirette, sabit kavil ile sabitleştirir. ALLAH, zalimlere dalalet eder.
ALLAH dilediği şeye faildir.
Ahiret SéBT eMN K:VL SéBT HYY DNV eH:R D:LL Z:LM FA:L ŞYe .mid1712.ss14.as27.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxAhiretxximanxx#şye-şae#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#z:lm-zalim#||#emn-iman#||#d:ll-dalalet#||#hyy-hayat#||#sébt-sabit#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#SéBT#||#eMN#||#K:VL#||#SéBT#||#HYY#||#DNV#||#eH:R#||#D:LL#||#Z:LM#||#FA:L#||#ŞYe#||#şye-şae#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#z:lm-zalim#||#emn-iman#||#d:ll-dalalet#||#hyy-hayat#||#sébt-sabit#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يُثَبِّتُ اللّهُ الَّذِينَ آمَنُواْ بِالْقَوْلِ الثَّابِتِ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَفِي الآخِرَةِ وَيُضِلُّ اللّهُ الظَّالِمِينَ وَيَفْعَلُ اللّهُ مَا يَشَاء
Yusebbitullâhullezîne âmenû bil kavlis sâbiti fil hayâtid dunyâ ve fil âhıreh(âhıreti), ve yudıllullâhuz zâlimîne ve yef’alullâhu mâ yeşâ’(yeşâu).
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
sabit
ث ب تSéBT
Duran, yerinde durup hareket etmeyen. Doğruluğu isbat edilmiş olan.
Aynı kökten:isbat müsbet müsbit müsebbet müsebbit sabit sebat sebit sübut tesbit
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Allah, iman edenleri hem dünya hayatında hem de ahirette sabit bir sözle sağlamlaştırır, zalimleri ise saptırır. Ve Allah dilediğini yapar.
14. İBRAHİM / 28
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEDİNE
ALLAH'ın nimetini küfre bedellendireni ve kavimlerini bevar darına hall edeni görmedin mi? …
Ahiret ReY BDL NA:M KFR HLL K:VM DVR BVR .mid1713.ss14.as28.saİBRAHİM.ns72.nyMEDİNE.cs13.syf258.sure.14.xxxAhiretxxcehennemxx#k:vm-kavim#||#bdl-bedel#||#kfr-küfr#||#hll-hall#||#na:m-nimet#||#bvr-bevar#||#dvr-dar#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#BDL#||#NA:M#||#KFR#||#HLL#||#K:VM#||#DVR#||#BVR#||#k:vm-kavim#||#bdl-bedel#||#kfr-küfr#||#hll-hall#||#na:m-nimet#||#bvr-bevar#||#dvr-dar#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَمْ تَرَ إِلَى الَّذِينَ بَدَّلُواْ نِعْمَةَ اللّهِ كُفْرًا وَأَحَلُّواْ قَوْمَهُمْ دَارَ الْبَوَارِ
E lem tere ilellezîne beddelû ni’metallâhi kufren ve ehallû kavmehum dârel bevâr(bevâri).
Bedel
ب د لBDL
Değiştirme. İkame ile olmadan değiştirme. Karşılık. Bir şeyin yerine verilen ve yerini tutan şey. İvaz. Başkasının adına hacca giden. Elde ve ayakta olan zahmet ve ağrı.
Çğl.BedelâtÇğl.Ebdal
Aynı kökten:Bedel Bedelât Ebdal Bedeleyn Bedil Bidal İstibdal Mübadil Mübeddel Mübeddil Müstebdel Müstebdele Müstebdil Mütebadil Mütebeddil Tebadül Tebadülât Tebdil Tebdilât Tebeddül Tebeddülât
bevar
ب و رBVR
Mahvolma, çürüme, yok olma. Kadının kocaya varmayıp evde kalması.
Aynı kökten:bevar Bevr Bura
Dâr
د و رDVR
Yer, mekan, konak. Memleket.
Çğl.DiyarÇğl.Diran
Aynı kökten:Daire Dair Devair Dâr Diyar Diran Devr Devir Edvâr Devre Devrât Devriy Devriyye Devvar Devvare Deyr Edyâr Deyyar Düvar İdare İdareten İdarî İstidare İstidarî İzdiyar Medar Müdavere Müdevver Müdevvere Müdevveriyyet Müdevvir Mütedair Tedvir
Hâll
ح ل لHLL
Çözme, bağlı olan bir şeyi açma. Çözülme. Çözüm. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma. Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek. Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. Cezbe. Dert, keder, elem. Mecâl. Kuvvet. Susam yağı. Ezmek. Açmak. Dühul etmek, girmek. Giren, dâhil olan. İnen.
Aynı kökten:Helal Hill Hıll İhlal İstihlal Müstahill Müstehil Hal' Halel Ihtilal İhtilal İhlal Muhill Muhtell Tahallül Hâll Hulul Hulule İnhilal Münhal Münhallât Tahlil Mahall Mahâll Mahalle Mahallât
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Küfr
küfür
ك ف رKFR
Örtmek. Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık. Nankörlük, dinsizlik, günah, kaba ve ayıp söz.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
Diyanet Meali:
Allah’ın nimetini küfre değişenleri ve kavimlerini helâk yurduna, yaslanacakları cehenneme sürükleyenleri görmedin mi? O, ne kötü duraktır!
14. İBRAHİM / 29
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEDİNE
… cehennem… ona saly edeni.
Ne beis karardır!
Ahiret S:LY BeS K:RR .mid1714.ss14.as29.saİBRAHİM.ns72.nyMEDİNE.cs13.syf258.sure.14.xxxAhiretxxcehennemxx#chm-cehennem#||#s:ly-saly#||#bes-beis#||#k:rr-karar#x#S:LY#||#BeS#||#K:RR#||#chm-cehennem#||#s:ly-saly#||#bes-beis#||#k:rr-karar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا وَبِئْسَ الْقَرَارُ
Cehennem(cehenneme), yaslevnehâ, ve bi’sel karâr(karâru).
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
karar
ق ر رK:RR
Değişmez hale gelmek. Sabit ve sakin olmak. Ne az ne çok olan tam ölçü. Ölçülülük. Gitmeyip kalmak. Oturaklı yer. Sakin olacak yer. Anlaşılan ve sabit hale gelen son karar sözü. Mahkemece verilen son söz ve neticeye bağlama. Dolanmak. Ayakları kısa ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
Aynı kökten:ikrar istikrar karar karr Karure Kavârir makarr mukarrer mukarrir müstakırr müstekarr mütekarrir takrir
Saly
ص ل يS:LY
Ateşe girmek. Tutuşturmak. Ateşte pişirmek. Sıkıntı çekerek yanmak.
Aynı kökten:Saly Tasalli
14. İBRAHİM / 30
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Sebilinden dalalet ettirmek için ALLAH'a endad kıldılar.
De ki:
"Metalanın… ardından masiriniz naradır."
Ahiret CA:L NDD D:LL SBL K:VL MTA: S:YR NVR .mid1715.ss14.as30.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxAhiretx#mta:-temettu#||#sbl-sebil#||#d:ll-dalalet#||#ndd-endad#||#s:yr-masir#||#nvr-nar#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#CA:L#||#NDD#||#D:LL#||#SBL#||#K:VL#||#MTA:#||#S:YR#||#NVR#||#mta:-temettu#||#sbl-sebil#||#d:ll-dalalet#||#ndd-endad#||#s:yr-masir#||#nvr-nar#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلُواْ لِلّهِ أَندَادًا لِّيُضِلُّواْ عَن سَبِيلِهِ قُلْ تَمَتَّعُواْ فَإِنَّ مَصِيرَكُمْ إِلَى النَّارِ
Ve cealû lillâhi endâden li yudıllû an sebîlih(sebîlihî), kul temetteû fe inne masîrekum ilen nâr(nâri).
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
Temettu'
م ت عMTA:
Kazanma, kâr etme. Kâr, fayda, menfaat. Toplamak, cem'etmek. Mühlet vermek. Yoldaş olmak.
Çğl.Temettuât
Aynı kökten:meta' meta Emtia Temettu' Temettuât
nidd
ن د دNDD
Benzer. Emsal. Eş. Denk.
Çğl.endad
Aynı kökten:nidd endad
nar
ن و رNVR
Ateş. Bir meyve adı. Yakıcı, azab verici her şey.
Çğl.NiranÇğl.envarÇğl.niyâr
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
Masîr
ص ي رS:YR
Sürüp giden. Karargâh. Suyun aktığı yer. Rücu etmek, dönüp gitmek. Dönüp varılacak yer.
Çğl.Masâyi
Aynı kökten:Masîr Masâyi Sare Sayruret Sayr
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
Allah’ın yolundan saptırmak için O’na ortaklar koştular. De ki: “Bir süre daha faydalanın. Çünkü varışınız ateşedir.”
14. İBRAHİM / 31
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
İman eden abdlarıma söyle;
• salatı ikame etsinler
• ve bey'in ve hilalin bulunmadığı yevmin verilmesinin öncesinden, onları rızıklandırdığımız şeylerden, sırr olarak ve aleniyen infak etsinler.
İnfakAhiret K:VL A:BD eMN K:VM S:LV NFK: RZK: SRR A:LN K:BL eTY YVM BYA: H:LL .mid1716.ss14.as31.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxİnfakxAhiretxxyevmxsalatxinfakximanxxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#k:vm-ikame-i salat#||#k:bl-kabl#||#yvm-yevm#||#emn-iman#||#a:ln-aleni#||#rzk:-rızk#||#a:bd-abd#||#h:ll-hilal#||#srr-sırr#||#nfk:-infak#||#bya:-bey#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#A:BD#||#eMN#||#K:VM#||#S:LV#||#NFK:#||#RZK:#||#SRR#||#A:LN#||#K:BL#||#eTY#||#YVM#||#BYA:#||#H:LL#||#k:vm-ikame-i salat#||#k:bl-kabl#||#yvm-yevm#||#emn-iman#||#a:ln-aleni#||#rzk:-rızk#||#a:bd-abd#||#h:ll-hilal#||#srr-sırr#||#nfk:-infak#||#bya:-bey#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُل لِّعِبَادِيَ الَّذِينَ آمَنُواْ يُقِيمُواْ الصَّلاَةَ وَيُنفِقُواْ مِمَّا رَزَقْنَاهُمْ سِرًّا وَعَلانِيَةً مِّن قَبْلِ أَن يَأْتِيَ يَوْمٌ لاَّ بَيْعٌ فِيهِ وَلاَ خِلاَلٌ
Kul li ibâdiyellezîne âmenû yukîmus salâte ve yunfikû mimmâ razaknâhum sirren ve alâniyeten min kabli en ye’tiye yevmun lâ bey’un fîhi ve lâ hilâl(hilâlun).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Aleni
ع ل نA:LN
Açık olarak, meydanda. Gizli olmayarak.
Aynı kökten:Alen Alenen Aleni Aleniyye Aleniyyet Alîn İ'lan ilân İ'lanat İsti'lan İ'tilan Mu'lin Müteallin Taallün Ta'lin
Bey'
ب ي عBYA:
Satmak. Fık: Bir malı diğer bir mal ile değiştirmek.
Çğl.Büyu'
Aynı kökten:Bayi' Bey' Büyu' Bey' U Şirâ Beyya' Bia Biyâ biat Bey'at Biyaet Biyâât Mebi' Mubî' mübayaa Mübayaat Tebayü'
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Hilal
خ ل لH:LL
Sâfi ve halis. Sıdk ile dostluk etmek. Ara. Aralık. Zaman ve vakit. İki şey arasına sokulmuş olan. Buluttan yağmurun çıktığı yer. Kulak ve diş karıştırmak gibi şeylerde kullanılan ucu sivri nesne. Gr: Bir kelimenin aslını ve ondan türeyenleri gösteren tertip.
Aynı kökten:Halil Hullan Hilal Hilalet Hillet Hillel Hilâl
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
infak
ن ف قNFK:
Nafaka sağlama. Harcama. Besleme. Geçindirme. İsraf etmeden, masrafları yerine getirme. Ekonomik hareket sağlama.
Aynı kökten:infak İstinfak Minfak Münafaka münafık Münafıkîn münfik nafak nafaka Nafakat Nafıka Nafika Nevâfık Nüfeka nifak
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
İnanan kullarıma söyle, namazı dosdoğru kılsınlar, hiçbir alışveriş ve dostluğun bulunmadığı bir gün gelmeden önce kendilerine rızık olarak verdiğimiz şeylerden Allah yolunda gizlice ve açıktan harcasınlar.
14. İBRAHİM / 32
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Semaları ve arzı halk eden, semadan su inzal eden ALLAH, ardından onunla, sizin için rızık olarak semerelerden ihrac eder. Emri ile, sizin için, bahrda cereyan eden gemiler teshir eder. Nehirleri sizin için teshir eder.
Doğa/Yaşam H:LK: SMV eRD: NZL SMV MVHé H:RC SéMR RZK: SH:R FLK CRY BHR eMR SH:R NHéR .mid1717.ss14.as32.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxDoğa/Yaşamx#nhér-nehir#||#emr-emir#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#flk-fulk#||#h:lk:-halk#||#rzk:-rızk#||#cry-cari#||#sh:r-teshir#||#nzl-inzal#||#sémr-semere#||#bhr-bahr#||#cry-cereyan#||#h:rc-ihrac#||#mvhé-main#x#H:LK:#||#SMV#||#eRD:#||#NZL#||#SMV#||#MVHé#||#H:RC#||#SéMR#||#RZK:#||#SH:R#||#FLK#||#CRY#||#BHR#||#eMR#||#SH:R#||#NHéR#||#nhér-nehir#||#emr-emir#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#flk-fulk#||#h:lk:-halk#||#rzk:-rızk#||#cry-cari#||#sh:r-teshir#||#nzl-inzal#||#sémr-semere#||#bhr-bahr#||#cry-cereyan#||#h:rc-ihrac#||#mvhé-main#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اللّهُ الَّذِي خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضَ وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجَ بِهِ مِنَ الثَّمَرَاتِ رِزْقًا لَّكُمْ وَسَخَّرَ لَكُمُ الْفُلْكَ لِتَجْرِيَ فِي الْبَحْرِ بِأَمْرِهِ وَسَخَّرَ لَكُمُ الأَنْهَارَ
Allâhullezî halakas semâvâti vel arda ve enzele mines semâi mâen fe ahrece bihî mines semerâti rızkan lekum, ve sehhare lekumul fulke li tecriye fil bahri bi emrih(emrihî), ve sehhare lekumul enhâr(enhâra).
bahr
bahir
ب ح رBHR
Deniz. Büyük göl veya nehir. Yarmak, yırtmak. Çok yürüyen at. İyi kimse. Deve hastalığı.
Çğl.BihârÇğl.EbhârÇğl.Buhur
Aynı kökten:Bâhire bahr bahir Bihâr Ebhâr Buhur bahri bahriye Bahriyyun ibhar İstibhar müstebhir Mütebahhir Mütebahhirîn tebahhur
cari
ج ر يCRY
Akan, akıcı. Geçmekte olan. İnsanlar arasında mer'i ve muteber ve mütedavil olan. Geçer olan, akıcı olan. Seyreden giden. Güneş, gemi, rızık ve nimet gibi geçip gidici olan. Genç ve iyi hizmet eden kadın. Muharebede İslam düşmanlarından esir edilen kadın hizmetçi.
Dşl.cariyeÇğl.Cevari
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
Cereyan
ج ر يCRY
Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürur. Vuku, vaki olma. Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket.
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
kontrol-giriş
Aynı kökten:
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Main
م و هMVHé
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
Nehr
nehir
ن ه رNHéR
Nehir. Irmak, çay. Akarsu. Vüs'at, bolluk. Genişlik. Neher.
Çğl.EnharÇğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
Teshir
س خ رSH:R
Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakir ve zelil etmek.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Semer
ث م رSéMR
Meyve. Yemiş. Verim. Netice. Fayda. Kâr.
Dşl.SemereÇğl.EsmarÇğl.SemerâtÇğl.Simar
Aynı kökten:İsmar Semar Semer Semere Esmar Semerât Simar Tesmir
Diyanet Meali:
Allah, gökleri ve yeri yaratan, gökten yağmur indiren ve onunla size rızık olarak türlü meyveler çıkaran, emri gereğince denizde yüzmek üzere gemileri emrinize veren, nehirleri de hizmetinize sunandır.
14. İBRAHİM / 33
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 258
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Daib olan güneşi ve kameri sizin için teshir eder. Geceyi ve gündüzü sizi için teshir eder.
Doğa/Yaşam SH:R ŞMS K:MR DeB SH:R LYL NHéR .mid1718.ss14.as33.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf258.sure.14.xxxDoğa/Yaşamx#lyl-leyl#||#k:mr-kamer#||#nhér-nehar#||#şms-şems#||#sh:r-teshir#||#deb-daib#x#SH:R#||#ŞMS#||#K:MR#||#DeB#||#SH:R#||#LYL#||#NHéR#||#lyl-leyl#||#k:mr-kamer#||#nhér-nehar#||#şms-şems#||#sh:r-teshir#||#deb-daib#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَسَخَّر لَكُمُ الشَّمْسَ وَالْقَمَرَ دَآئِبَينَ وَسَخَّرَ لَكُمُ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ
Ve sehhare lekumuş şemse vel kamere dâibeyn(dâibeyni), ve sehhare lekumul leyle ven nehâr(nehâra).
Dâib
د ا بDeB
Âdet ve usulünde devam eden.
Aynı kökten:Dâib Dâibeyn De'b Deeb
kamer
ق م رK:MR
Ay. Ay ışığında uyumayıp uyanık durmak.
Çğl.Akmar
Aynı kökten:kamer Akmar Mukmir Mukmire
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
nehar
ن ه رNHéR
Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Gündüz. Toy kuşunun yavrusu.
Çğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
Teshir
س خ رSH:R
Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakir ve zelil etmek.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
şems
ش م سŞMS
Güneş
Çğl.Şümus
Aynı kökten:Müşemmes Müteşemmis şems Şümus şemsiye Teşemmüs Teşmis
Diyanet Meali:
O, âdetleri üzere hareket eden güneşi ve ayı sizin hizmetinize sunan, geceyi ve gündüzü sizin emrinize verendir.
14. İBRAHİM / 34
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Bütün sail olduğunuz şeylerden size verir. ALLAH'ın nimetlerini add etseniz, ihsa edemezsiniz.
Muhakkak İnsan, elbette zalimdir, kafirdir.
Doğa/Yaşam eTY KLL SeL A:DD NA:M HS:Y eNS Z:LM KFR .mid1719.ss14.as34.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxDoğa/Yaşamxxinsanxxxxvaadxxhaberxxx#kll-külli#||#z:lm-zalim#||#kfr-keffar#||#ens-insan#||#na:m-nimet#||#sel-sail#||#a:dd-add#||#hs:y-ihsa#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#KLL#||#SeL#||#A:DD#||#NA:M#||#HS:Y#||#eNS#||#Z:LM#||#KFR#||#kll-külli#||#z:lm-zalim#||#kfr-keffar#||#ens-insan#||#na:m-nimet#||#sel-sail#||#a:dd-add#||#hs:y-ihsa#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَآتَاكُم مِّن كُلِّ مَا سَأَلْتُمُوهُ وَإِن تَعُدُّواْ نِعْمَتَ اللّهِ لاَ تُحْصُوهَا إِنَّ الإِنسَانَ لَظَلُومٌ كَفَّارٌ
Ve âtâkum min kulli mâ se’eltumûh(se’eltumûhu), ve in teuddû ni’metallâhi lâ tuhsûhâ,innel insâne le zalûmûn keffâr(keffârun).
Add
ع د دA:DD
Hesablamak. Saymak. Sayılmak. İtibar etmek.
Aynı kökten:Add Aded Adet A'dad Âd Bî-add İdad İdde İddet Ma'dud Muadd Muidd Müteaddid Taaddüd Ta'dad Uddet
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
İhsa
ح ص يHS:Y
Saymak. Sayılmak. İstatistik, sayım. Kandırmak, aldatmak. Zaptetmek. Ezber etmek. Fehmetmek. İdrâk eylemek.
Aynı kökten:İhsa İhsaî İhsaiyat Lâtuhsa Muhsî
keffar
keffare
ك ف رKFR
Kefaret. Örtücü ve imha edici. Bir mecburiyet altında veya yanlışlıkla işlenmiş günahı affettirmek ümidiyle şeriata uygun olarak verilen sadaka veya tutulan oruç. Günahtan arınma.
Dşl.keffaret
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
sail
س ا لSeL
Dilenci. Fakir. Soran. İsteyen. Akan, seyelan eden.
Dşl.SaileÇğl.Seele
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
O, istediğiniz şeylerin hepsinden size verdi. Eğer Allah’ın nimetlerini saymaya kalkışsanız sayamazsınız. Şüphesiz insan çok zalimdir, çok nankördür.
14. İBRAHİM / 35
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
İbrahim demişti ki:
"Rabbim!
Bu beldeyi emin kıl. Beni ve oğullarımı sanemlere abd olmaktan cenb et."
Hz. İbrahim Kıssası -4Dua K:VL BRHéM RBB CA:L BLD eMN CNB BNY A:BD S:NM .mid1720.ss14.as35.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xDuaxximanxx#bny-beni#||#bld-belde#||#emn-emin#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#a:bd-abd#||#cnb-cenb#||#s:nm-sanem#||#brhém-hz. ibrahim#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#BRHéM#||#RBB#||#CA:L#||#BLD#||#eMN#||#CNB#||#BNY#||#A:BD#||#S:NM#||#bny-beni#||#bld-belde#||#emn-emin#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#a:bd-abd#||#cnb-cenb#||#s:nm-sanem#||#brhém-hz. ibrahim#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ رَبِّ اجْعَلْ هَذَا الْبَلَدَ آمِنًا وَاجْنُبْنِي وَبَنِيَّ أَن نَّعْبُدَ الأَصْنَامَ
Ve iz kâle ibrâhîmu rabbic’al hâzel belede âminen vecnubnî ve beniyye en na’budel asnâm(asnâme).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
belde
ب ل دBLD
Memleket, şehir. Büyük köy. Yer, arz. Göğüs, sadır. İki kaş arasında kıl olmayıp açık olması.
Çğl.beledÇğl.biladÇğl.büldan
Aynı kökten:belde beled bilad büldan Beledi belediye
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
cenb
ج ن بCNB
Yan taraf. Koltuk altının aşağısı. Def'etmek, kovmak, uzaklaştırmak Müştak olmak. Bir yere gitmek için bir yere inmek. Birisinin sevdiğinden dolayı kararsız ve muztarib bulunmak. Büyük ve çok olan. Engin taraf. Şetmetmek, söğmek.
Çğl.ecnab
Aynı kökten:Canib cenab cenabet cenb ecnab cenub Cünnab cünüb ictinab mütecanib
emin
ا م نeMN
Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. Kendisinden korkulmayan. Kendine inanılan. İtimat edilen. İnanan, güvenen. Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Sanem
ص ن مS:NM
Putperestlerin İlâhı. Kâfirlerin, önünde ibadet ettikleri heykel, put. Mc: Çok güzel olan kadın. Sevgili.
Çğl.EsnamÇğl.Asnım
Aynı kökten:Sanem Esnam Asnım
Diyanet Meali:
Hani İbrahim demişti ki: “Rabbim! Bu şehri güvenli kıl, beni ve oğullarımı putlara tapmaktan uzak tut.”
14. İBRAHİM / 36
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbim!
Muhakkak onlar, nasdan çoğunu dalalete düşürdüler.
Artık bana tâbi olan kimse… artık muhakkak o bendendir.
Bana asi olan kimse... artık muhakkak ki O, gafurdur, rahimdir."
Hz. İbrahim Kıssası -4Esma-ül Hüsna RBB D:LL KSéR NVS TBA: A:S:Y G:FR RHM .mid1721.ss14.as36.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xEsma-ül Hüsnax#nvs-nas#||#tba:-tabi#||#a:s:y-asi#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#ksér-kesir#||#d:ll-dalalet#||#g:fr-gafur#x#RBB#||#D:LL#||#KSéR#||#NVS#||#TBA:#||#A:S:Y#||#G:FR#||#RHM#||#nvs-nas#||#tba:-tabi#||#a:s:y-asi#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#ksér-kesir#||#d:ll-dalalet#||#g:fr-gafur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَبِّ إِنَّهُنَّ أَضْلَلْنَ كَثِيرًا مِّنَ النَّاسِ فَمَن تَبِعَنِي فَإِنَّهُ مِنِّي وَمَنْ عَصَانِي فَإِنَّكَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Rabbi innehunne adlelne kesîren minen nâs(nâsi), fe men tebianî fe innehu minnî, ve men asânî fe inneke gafûrun rahîm(rahîmun).
Asi
ع ص يA:S:Y
Çok isyan eden, çok isyancı.
Aynı kökten:Asi Âsi Âsûn Usat Asy İsti'sa' isyan Ma'siyyet Muasat Muasî
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
Kesir
ك ث رKSéR
Çok. Bol. Kesret üzere olan. Türlü. Çeşitli. Artan parçalar, geri kalan adetler. Artık.
Çğl.küsurÇğl.küsurat
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Diyanet Meali:
“Rabbim! Çünkü o putlar insanlardan birçoğunu saptırdılar. Artık kim bana uyarsa, o bendendir. Kim de bana karşı gelirse, şüphesiz sen çok bağışlayan, çok merhamet edensin.”
14. İBRAHİM / 37
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbimiz!
Muhakkak ben, SEN'in muharrem beytinin indinde, ziraat gayrısında ki vadiye, zürriyetimden iskan ettim.
Rabbimiz!
Salatı ikame etmeleri için... artık nasdan fuadlarını, onlara heva edilmiş kıl. Semerelerinden onları rızıklandır.
Umulur ki şükür ederler."
Hz. İbrahim Kıssası -4DuaHacc ve Kurban RBB SKN ZéRR VDY G:YR ZRA: A:ND BYT HRM RBB K:VM S:LV CA:L FeD NVS HéVY RZK: SéMR ŞKR .mid1722.ss14.as37.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xDuaxHacc ve Kurbanxxsalatxxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#k:vm-ikame-i salat#||#g:yr-gayr#||#şkr-şükür#||#nvs-nas#||#zérr-zürriyet#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#zra:-zer#||#byt-beyt#||#rzk:-rızk#||#fed-fuad#||#hévy-heva#||#hrm-muharrem#||#hrm-haram#||#skn-iskan#||#sémr-semere#||#vdy-vadi#||#ca:l-xxoxx#x#RBB#||#SKN#||#ZéRR#||#VDY#||#G:YR#||#ZRA:#||#A:ND#||#BYT#||#HRM#||#RBB#||#K:VM#||#S:LV#||#CA:L#||#FeD#||#NVS#||#HéVY#||#RZK:#||#SéMR#||#ŞKR#||#k:vm-ikame-i salat#||#g:yr-gayr#||#şkr-şükür#||#nvs-nas#||#zérr-zürriyet#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#zra:-zer#||#byt-beyt#||#rzk:-rızk#||#fed-fuad#||#hévy-heva#||#hrm-muharrem#||#hrm-haram#||#skn-iskan#||#sémr-semere#||#vdy-vadi#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَّبَّنَا إِنِّي أَسْكَنتُ مِن ذُرِّيَّتِي بِوَادٍ غَيْرِ ذِي زَرْعٍ عِندَ بَيْتِكَ الْمُحَرَّمِ رَبَّنَا لِيُقِيمُواْ الصَّلاَةَ فَاجْعَلْ أَفْئِدَةً مِّنَ النَّاسِ تَهْوِي إِلَيْهِمْ وَارْزُقْهُم مِّنَ الثَّمَرَاتِ لَعَلَّهُمْ يَشْكُرُونَ
Rabbenâ innî eskentu min zurriyyetî bi vâdin gayri zî zer’ın inde beytilkel muharremi rabbenâ li yukîmus salâte fec’al ef’ideten minen nâsi tehvî ileyhim verzukhum mines semerâti leallehum yeşkurûn(yeşkurûne).
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
beyt
ب ي تBYT
Ev, hane. Gecelemek.
Çğl.Büyût
Aynı kökten:Beyat beyit Ebyat beyt Büyût mebit
Fuad
ف ا دFeD
Kalb, gönül, yürek.
Çğl.Ef'ide
Aynı kökten:Fuad Ef'ide
Gayr
Gayrı
غ ي رG:YR
Diğer. Başka, başkası. Rakib. Yabancı. Artık. (kıskançlık içerir) (İstisnâ edâtıdır. Başlarına getirildiği kelimeyi nefy yapar.)
Çğl.Agyar
Aynı kökten:Agyer Gayr Gayrı Agyar Gayret Gayriyet Gayur Gayyir Gayyür Gıyer Mugayeret Mugayyer Mugayyir Mütegayyir Tagayyür Tegayyür Tagayyürat Tagyir Tagyirât
haram
ح ر مHRM
Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey.
Çğl.HurmatÇğl.HuremâtÇğl.Hurumât
Aynı kökten:haram Hurmat Huremât Hurumât haram ay Eşhür-ül Hurum Harami harem Ahram Haremeyn Harîm Ahram Harîme Harm Hurum hürmet İhram Mahrem Mahreman Maharim Mahremiyyet Mahrum Mahrumiyyet Muharrem Muharremât Na-mahrem Taharrüm tahrim Tahrime
Muharrem
ح ر مHRM
Haram edilmiş olan. Tahrim olunmuş. Arabi ayların başı, birincisi. Muharrem ayında Müslümanlıktan evvel Arablar arasında muharebe yasaktı. Bundan dolayı bu isim verilmiştir.
Çğl.Muharremât
Aynı kökten:haram Hurmat Huremât Hurumât haram ay Eşhür-ül Hurum Harami harem Ahram Haremeyn Harîm Ahram Harîme Harm Hurum hürmet İhram Mahrem Mahreman Maharim Mahremiyyet Mahrum Mahrumiyyet Muharrem Muharremât Na-mahrem Taharrüm tahrim Tahrime
Hava
Hevâ
ه و يHéVY
Dünyayı çeviren atmosfer. Yer ile gök arası. Hafif yel. Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı. Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu. Müzikte ezgili ses, sadâ.
Aynı kökten:Ehva Hava Hevâ Havaî Havâiyât Haviye Heva Ehviye Ehva Hevahî Hüvve Hevvât İstihva Tehviye
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
iskan
س ك نSKN
Yerleştirmek. Bir yeri mesken yapıp oturmak. Sâkin.
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
Semer
ث م رSéMR
Meyve. Yemiş. Verim. Netice. Fayda. Kâr.
Dşl.SemereÇğl.EsmarÇğl.SemerâtÇğl.Simar
Aynı kökten:İsmar Semar Semer Semere Esmar Semerât Simar Tesmir
vadi
و د يVDY
İki dağ arasındaki uzun çukur. Dere. Bir nehrin aktığı yer. Nehir yatağı. Yol, tarz, usül. Saha.
Çğl.Evdiye
Aynı kökten:Diyet Diyat İyalet vadi Evdiye
Zer'
ز ر عZRA:
Ekilmiş. Ekme. Tohum ekme. Yetişmiş ekin.
Aynı kökten:İzdira' Mezraa Mezru Mezari' Müzaraa Müzerri' Müzerri' Zari' Zer' Zerare Zer'iyyat Zerra' Ziraat Ziraî
zürriyet
ذ ر رZéRR
Soy, nesil, döl, kuşak.
Çğl.Zürriyat
Aynı kökten:Tezerruk zerr zerre Zirr Zürre zürriyet Zürriyat
şükr
şükür
ش ك رŞKR
Nimetler karşısında duyulan memnunluk.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
“Rabbimiz! Ben çocuklarımdan bazısını, senin kutsal evinin (Kâbe’nin) yanında ekin bitmez bir vadiye yerleştirdim. Rabbimiz! Namazı dosdoğru kılmaları için (böyle yaptım). Sen de insanlardan bir kısmının gönüllerini onlara meylettir, onları ürünlerden rızıklandır, umulur ki şükrederler.”
14. İBRAHİM / 38
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbimiz!
Muhakkak ki SEN, hafy ettiğimize ve de ilan ettiğimize alimsin.
Arzdaki ve de semadaki şeylerden ALLAH'a hafi olan yoktur."
Hz. İbrahim Kıssası -4Dua RBB A:LM H:FY A:LN H:FY ŞYe eRD: SMV .mid1723.ss14.as38.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xDuax#şye-şey#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:ln-ilan#||#h:fy-hafy#||#h:fy-hafi#x#RBB#||#A:LM#||#H:FY#||#A:LN#||#H:FY#||#ŞYe#||#eRD:#||#SMV#||#şye-şey#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:ln-ilan#||#h:fy-hafy#||#h:fy-hafi#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَبَّنَا إِنَّكَ تَعْلَمُ مَا نُخْفِي وَمَا نُعْلِنُ وَمَا يَخْفَى عَلَى اللّهِ مِن شَيْءٍ فَي الأَرْضِ وَلاَ فِي السَّمَاء
Rabbenâ inneke ta’lemu mâ nuhfî ve mâ nu’lin(nu’linu), ve mâ yahfâ alallâhi min şey’infil ardı ve lâ fis semâ(semâi).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
İ'lan
ilân
ع ل نA:LN
Belli etmek. Yaymak. Herkese duyurmak. Gazetelerde veya sokaklarda duvarlara kâğıt yapıştırarak ticari bir iş, bir adres veya başka bir şeyi herkese bildirme. Açığa vurma, yayma, meydana çıkarma.
Çğl.İ'lanat
Aynı kökten:Alen Alenen Aleni Aleniyye Aleniyyet Alîn İ'lan ilân İ'lanat İsti'lan İ'tilan Mu'lin Müteallin Taallün Ta'lin
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Hafî
خ ف يH:FY
Gizli. Açıkta olmayan. Saklı. Sır. Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
Çğl.HafayaÇğl.Hafiyyat
Aynı kökten:Hafî Hafaya Hafiyyat Hafiye hâfiyye Havâfi Hafiye Hafiyyen Hafiyyeten Hafy Hıfâ Ahfiye Hufye İhfa ihtifa İstihfa' Mahfî Mahfiyyen
Hafy
خ ف يH:FY
Gizlemek. Setretmek, örtmek.
Aynı kökten:Hafî Hafaya Hafiyyat Hafiye hâfiyye Havâfi Hafiye Hafiyyen Hafiyyeten Hafy Hıfâ Ahfiye Hufye İhfa ihtifa İstihfa' Mahfî Mahfiyyen
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
“Rabbimiz! Şüphesiz sen, gizlediğimizi de, açığa vurduğumuzu da bilirsin. Yerde ve gökte hiçbir şey Allah’a gizli kalmaz.”
14. İBRAHİM / 39
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Hamd etmek; kiberimde, bana İsmail'i ve İshak'ı vehb eden ALLAH'ındır.
Muhakkak ki Rabbim, elbette benim davamı işitmektedir."
Hz. İbrahim Kıssası -4 HMD VHéB KBR SMA: SHK: RBB SMA: DA:V .mid1724.ss14.as39.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4x#da:v-duae#||#rbb-rabb#||#kbr-kiber#||#vhéb-vehb#||#hmd-hamd#||#kbr-kiber#||#sma:-hz. ismail#||#shk:-hz. ishak#x#HMD#||#VHéB#||#KBR#||#SMA:#||#SHK:#||#RBB#||#SMA:#||#DA:V#||#da:v-duae#||#rbb-rabb#||#kbr-kiber#||#vhéb-vehb#||#hmd-hamd#||#kbr-kiber#||#sma:-hz. ismail#||#shk:-hz. ishak#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الْحَمْدُ لِلّهِ الَّذِي وَهَبَ لِي عَلَى الْكِبَرِ إِسْمَاعِيلَ وَإِسْحَقَ إِنَّ رَبِّي لَسَمِيعُ الدُّعَاء
Elhamdulillâhillezî vehebe lî alel kiberi ismâîle ve ishâk(ishâka), inne rabbî le semîud duâ(duâi).
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
hamd
ح م دHMD
Övgü. Övmek.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
Kiber
ك ب رKBR
Ululuk. Büyüklük. Yaşlılık.
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
Kiber
ك ب رKBR
Ululuk. Büyüklük. Yaşlılık.
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Hz. İshak
س ح قSHK:
İbranicede “gülen gülümseyen” anlamına gelmektedir. Arapça olarak; kendini uzaklaştırmak, uzaklaşmak, / mahrumiyet içine girmek, / belirsiz olmak.
Aynı kökten:Hz. İshak Meshuk Sahik Sahik Sahk Suhk Teshik
Hz. İsmail
SMA:
xoxox
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
vehb
و ه بVHéB
Hibe. Bağış. Vergi. Karşılıksız vermek.
Aynı kökten:heb Hibe Mevhibe mevhub Mevâhib vehb vehbi vehhab vahhab vehub
Diyanet Meali:
“Hamd, iyice yaşlanmış iken bana İsmail’i ve İshak’ı veren Allah’a mahsustur. Şüphesiz Rabbim duayı işitendir.”
14. İBRAHİM / 40
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbim!
Beni ve zürriyetimden (olanları), salata mukim kıl.
Rabbimiz!
Davamı kabul eyle."
Hz. İbrahim Kıssası -4Dua RBB CA:L K:VM S:LV ZéRR RBB K:BL DA:V .mid1725.ss14.as40.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xDuaxxsalatxxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#da:v-duae#||#k:vm-mukim#||#k:vm-ikame-i salat#||#k:bl-tekabbel#||#zérr-zürriyet#||#rbb-rabb#||#ca:l-xxoxx#x#RBB#||#CA:L#||#K:VM#||#S:LV#||#ZéRR#||#RBB#||#K:BL#||#DA:V#||#da:v-duae#||#k:vm-mukim#||#k:vm-ikame-i salat#||#k:bl-tekabbel#||#zérr-zürriyet#||#rbb-rabb#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَبِّ اجْعَلْنِي مُقِيمَ الصَّلاَةِ وَمِن ذُرِّيَّتِي رَبَّنَا وَتَقَبَّلْ دُعَاء
Rabbic’alnî mukîmas salâti ve min zurriyyetî rabbenâ ve tekabbel duâ(duâi).
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Tekabbel
ق ب لK:BL
"Kabul etsin" manasında söylenir.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
mukim
ق و مK:VM
Sürekli, devamlı. İkamet eden. Ayakta duran. Okuyan. Bir memlekette devamlı duran. Fık: Vatanında veya vatanı sayılan bir yerde onbeş günden fazla kalan kimse. (18 saatlik uzağa gidene "Misâfir" denir.) El Mukim : Her şeyi ayakta tutan, devam ettiren ve kayyumiyet sırrıyla bir an bile hiç bir şeyden alakasız olmayan.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
zürriyet
ذ ر رZéRR
Soy, nesil, döl, kuşak.
Çğl.Zürriyat
Aynı kökten:Tezerruk zerr zerre Zirr Zürre zürriyet Zürriyat
Diyanet Meali:
“Rabbim! Beni namaza devam eden bir kimse eyle. Soyumdan da böyle kimseler yarat. Rabbimiz! Duamı kabul eyle.”
14. İBRAHİM / 41
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbimiz!
Hesab görülecek yevmde, benim için ve ana-babam için ve mü'minler için gafur ol."
Hz. İbrahim Kıssası -4DuaKadın ve Aile Hukuku RBB G:FR VLD eMN YVM K:VM HSB .mid1726.ss14.as41.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xx*1xxxkissa-ibrahim-04xHz. İbrahim Kıssası -4xDuaxKadın ve Aile Hukukuxxyevmximanxxxxibadetxxx#k:vm-kum#||#yvm-yevm#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#vld-xoxox#||#hsb-hesab#||#g:fr-gafur#x#RBB#||#G:FR#||#VLD#||#eMN#||#YVM#||#K:VM#||#HSB#||#k:vm-kum#||#yvm-yevm#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#vld-xoxox#||#hsb-hesab#||#g:fr-gafur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَبَّنَا اغْفِرْ لِي وَلِوَالِدَيَّ وَلِلْمُؤْمِنِينَ يَوْمَ يَقُومُ الْحِسَابُ
Rabbenagfirlî ve li vâlideyye ve lil mu’minîne yevme yekûmul hisâb(hisâbu).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
“Rabbimiz! Hesap görülecek günde, beni, ana-babamı ve inananları bağışla.”
14. İBRAHİM / 42
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 259
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH'ı zalimlerin amel ettiklerine gafil olduğunu hesab etme! Muhakkak onları, onda şahs olacaklarına basar olacakları yevm için tehir ediyor.
Ahiret HSB G:FL A:ML Z:LM eH:R YVM ŞH:S: BS:R .mid1727.ss14.as42.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf259.sure.14.xxxxxkissa-meselxAhiretxxyevmxx#eh:r-ahhir#||#z:lm-zalim#||#yvm-yevm#||#a:ml-amel#||#g:fl-gafil#||#hsb-hesab#||#şh:s:-şahs#||#bs:r-basar#x#HSB#||#G:FL#||#A:ML#||#Z:LM#||#eH:R#||#YVM#||#ŞH:S:#||#BS:R#||#eh:r-ahhir#||#z:lm-zalim#||#yvm-yevm#||#a:ml-amel#||#g:fl-gafil#||#hsb-hesab#||#şh:s:-şahs#||#bs:r-basar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ غَافِلاً عَمَّا يَعْمَلُ الظَّالِمُونَ إِنَّمَا يُؤَخِّرُهُمْ لِيَوْمٍ تَشْخَصُ فِيهِ الأَبْصَارُ
Ve lâ tahsebennallâhe gâfilen ammâ ya’meluz zâlimûn(zâlimûne), innemâ yuahhıruhum li yevmin teşhasu fîhil ebsâr(ebsâru).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
kontrol-giriş
Aynı kökten:
gafil
غ ف لG:FL
Dikkatsiz, iyi düşünmeyen, uyanık olmayan. Aldanan. Haberi olmayan, ihtiyatsız, başına geleceği önceden düşünmeyen. Allah'ı unutan. Kendi gayr-ı meşru zevkine dalan.
Aynı kökten:gafil gaflet Gaful gafle igfal İgfalât mütegafil tagfil Tagfilât tegafül
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Şahs
ش خ صŞH:S:
Acı çekmek. Iztırab çekmek. / (Beklenen zamanın) gelip çatmak.
Aynı kökten:İşhas Şahs
Diyanet Meali:
Sakın, Allah’ı zalimlerin yaptıklarından habersiz sanma! Allah, onları ancak gözlerin dehşetle bakakalacağı bir güne erteliyor.
14. İBRAHİM / 43
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Reislerini mukni ederek, hetaa ederler. Tarfları kendilerine redd olmaz. Fuadları hevadır.
Ahiret HéT:A: K:NA: ReS RDD T:RF FeD HéVY .mid1728.ss14.as43.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxxxkissa-meselxAhiretx#rdd-redd#||#hét:a:-hetaa#||#t:rf-tarf#||#hévy-heva#||#fed-fuad#||#res-reis#||#k:na:-mukni#x#HéT:A:#||#K:NA:#||#ReS#||#RDD#||#T:RF#||#FeD#||#HéVY#||#rdd-redd#||#hét:a:-hetaa#||#t:rf-tarf#||#hévy-heva#||#fed-fuad#||#res-reis#||#k:na:-mukni#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مُهْطِعِينَ مُقْنِعِي رُءُوسِهِمْ لاَ يَرْتَدُّ إِلَيْهِمْ طَرْفُهُمْ وَأَفْئِدَتُهُمْ هَوَاء
Muhtıîne mukniî ruûsihim lâ yerteddu ileyhim tarfuhum, ve ef’idetuhum hevâ’(hevâun).
Fuad
ف ا دFeD
Kalb, gönül, yürek.
Çğl.Ef'ide
Aynı kökten:Fuad Ef'ide
hetaa
ه ط عHéT:A:
Hızlanmak. Bir noktaya sabit bir şekilde bakarak korkuyla ilerlemek.
Aynı kökten:ahta'a hetaa
Hava
Hevâ
ه و يHéVY
Dünyayı çeviren atmosfer. Yer ile gök arası. Hafif yel. Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı. Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu. Müzikte ezgili ses, sadâ.
Aynı kökten:Ehva Hava Hevâ Havaî Havâiyât Haviye Heva Ehviye Ehva Hevahî Hüvve Hevvât İstihva Tehviye
Mukni'
ق ن عK:NA:
İkna eden. Kanaat veren. Kafi derecede izah ve isbat eden. Başını kaldırıp gözünü önüne dikip duran.
Aynı kökten:İkan İkna' istikan Mukni' Akna' kanaat Kani' Kanu' Makna'
redd
ر د دRDD
Geri döndürmek, kabul etmemek. Çevirmek, def etmek. Bir şeyin karşılığını icra etmek.
Aynı kökten:İrtida' İrtidad Mürted Mürtedi' müsteredd mütereddid Mütereddidîn Râdd redd reddiye Terad tereddüd Tereddüdât
Re's
Reis
ر ا سReS
Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis. Başkan. Sermaye.
Çğl.Rüesa
Aynı kökten:Re's Reis Rüesa
Tarf
ط ر فT:RF
Göz, bakış, nazar. Göz ucu. Göz kapaklarını yummak veya oynatmak. Göze bir şey dokundurmakla yaşartmak. Soyu temiz kimse. Her şeyin nihayeti, sonu.
Çğl.Atraf
Aynı kökten:Taraf Atraf Etraf Tarf Atraf Tarfe Tatarruf
Diyanet Meali:
O gün başlarını dikerek (çağırıldıkları yere doğru) koşarlar. Gözleri kendilerine bile dönmez, kalpleri de bomboştur.
14. İBRAHİM / 44
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Nası, azabın verileceği yevme inzar et!
Artık zalimler derler ki:
"Ey Rabbimiz!
Karib ecele bizi tehir et. Senin davetine icab olalım ve Rasullerine tabi olalım."
Siz, öncenizden, "size zeval olmadığına" kasem edenler olmamış mıydınız!?
AhiretDua NZéR NVS YVM eTY A:ZéB K:VL Z:LM RBB eH:R eCL K:RB VCB DA:V TBA: RSL KVN K:SM K:BL ZVL .mid1729.ss14.as44.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxxxkissa-meselxAhiretxDuaxxyevmxrasulxx#da:v-davet#||#kvn-tekun#||#k:bl-kabl#||#nvs-nas#||#eh:r-ahhir#||#z:lm-zalim#||#tba:-tabi#||#yvm-yevm#||#rbb-rabb#||#ecl-ecel#||#a:zéb-azab#||#k:rb-karib#||#nzér-inzar#||#rsl-rasul#||#k:sm-kasem#||#zvl-zeval#||#vcb-icab#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#NZéR#||#NVS#||#YVM#||#eTY#||#A:ZéB#||#K:VL#||#Z:LM#||#RBB#||#eH:R#||#eCL#||#K:RB#||#VCB#||#DA:V#||#TBA:#||#RSL#||#KVN#||#K:SM#||#K:BL#||#ZVL#||#da:v-davet#||#kvn-tekun#||#k:bl-kabl#||#nvs-nas#||#eh:r-ahhir#||#z:lm-zalim#||#tba:-tabi#||#yvm-yevm#||#rbb-rabb#||#ecl-ecel#||#a:zéb-azab#||#k:rb-karib#||#nzér-inzar#||#rsl-rasul#||#k:sm-kasem#||#zvl-zeval#||#vcb-icab#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَنذِرِ النَّاسَ يَوْمَ يَأْتِيهِمُ الْعَذَابُ فَيَقُولُ الَّذِينَ ظَلَمُواْ رَبَّنَا أَخِّرْنَا إِلَى أَجَلٍ قَرِيبٍ نُّجِبْ دَعْوَتَكَ وَنَتَّبِعِ الرُّسُلَ أَوَلَمْ تَكُونُواْ أَقْسَمْتُم مِّن قَبْلُ مَا لَكُم مِّن زَوَالٍ
Ve enzirin nâse yevme ye’tîhimul azâbu fe yekûlullezîne zalemû rabbenâ ahhırnâ ilâ ecelin karîbin nucib da’veteke ve nettebiır rusul(rusule), e ve lem tekûnû aksemtum min kablu mâ lekum min zevâl(zevâlin).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Ecel
ا ج لeCL
Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. İleride olacağı şüphesiz olan.
Çğl.Acal
Aynı kökten:Ecel Acal Eceliyyet Ecl Müeccel Müste'cel Te'cil
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
Kasem
ق س مK:SM
Yemin. Ahdetme.
Çğl.Kasemât
Aynı kökten:iksam İstiksam Kasame Kasem Kasemât Maksum Muksem Muksim Müstaksim İktisam İstiksam Kısm Kısım Aksam Kısmet Mukassim Münkasım Müstaksim Mütekasim Taksim Tekasüm Takasüm Uksume Ekasim
kontrol-giriş
Aynı kökten:
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
inzar
ن ذ رNZéR
Neticenin kötü olacağını bildirerek fenalıktan sakındırmak. Azab ve ceza va'detmek.
Çğl.İnzârât
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
icab
و ج بVCB
Lâzım. Gerekli. / Sebeb olmak. / Davete katılmak.
Çğl.İcabat
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Zeval
ز و لZVL
Zâil olma, sona erme. Gitmek. Yerinden ayrılıp gitmek. Güneşin tam ortada gibi, baş ucunda bulunduğu zaman. Güneşin nısf-ı nehar dairesinden batmaya doğru dönmesi. Seyrinin sonuna yaklaşması.
Aynı kökten:İstizale İzale Müzil Zail Zâile Zevail Zailat Zeval Zevl
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) İnsanları, kendilerine azabın geleceği gün ile uyar. Zira o gün zalimler, “Ey Rabbimiz! Yakın bir süreye kadar bizi ertele de senin çağrına uyalım ve peygamberlerin izinden gidelim” diyecekler. Onlara şöyle denilecek: “Daha önce siz, sonunuzun gelmeyeceğine yemin etmemiş miydiniz?”
14. İBRAHİM / 45
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Nefslerine zalim olanların meskenlerine iskan olmuştunuz. Onlara nasıl fail olduğumuz size beyan olmuştu. Sizin için meseller darb etmiştik.
SKN SKN Z:LM NFS BYN KYF FA:L D:RB MSéL .mid1730.ss14.as45.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxxxkissa-meselx#kyf-keyfe#||#z:lm-zalim#||#nfs-enfüs#||#byn-beyan#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#skn-iskan#||#fa:l-xxoxx#x#SKN#||#SKN#||#Z:LM#||#NFS#||#BYN#||#KYF#||#FA:L#||#D:RB#||#MSéL#||#kyf-keyfe#||#z:lm-zalim#||#nfs-enfüs#||#byn-beyan#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#skn-iskan#||#fa:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَسَكَنتُمْ فِي مَسَاكِنِ الَّذِينَ ظَلَمُواْ أَنفُسَهُمْ وَتَبَيَّنَ لَكُمْ كَيْفَ فَعَلْنَا بِهِمْ وَضَرَبْنَا لَكُمُ الأَمْثَالَ
Ve sekentum fî mesâkinillezîne zalemû enfusehum ve tebeyyene lekum keyfe fealnâ bihimve darabnâ lekumul emsâl(emsâle).
beyan
ب ي نBYN
İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. Öğretme. Fesahat ve belagat. Söz olsun, iş olsun; vuku bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alakası ve münasebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.
Çğl.Beyanat
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
iskan
س ك نSKN
Yerleştirmek. Bir yeri mesken yapıp oturmak. Sâkin.
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
“Kendilerine zulmedenlerin yerlerinde oturdunuz. Onlara ne yaptığımız ise size belli olmuştu. Size misaller de vermiştik.”
14. İBRAHİM / 46
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar mekrlerini mekr etmişlerdi.
Dağları kendilerinden zail etmek için onların mekrleri olsa... onların mekri, ALLAH'ın indindedir.
MKR MKR A:ND MKR KVN MKR ZVL CBL .mid1731.ss14.as46.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxxxkissa-meselx#kvn-kane#||#cbl-cebel#||#a:nd-ind#||#mkr-mekr#||#zvl-zail#x#MKR#||#MKR#||#A:ND#||#MKR#||#KVN#||#MKR#||#ZVL#||#CBL#||#kvn-kane#||#cbl-cebel#||#a:nd-ind#||#mkr-mekr#||#zvl-zail#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَدْ مَكَرُواْ مَكْرَهُمْ وَعِندَ اللّهِ مَكْرُهُمْ وَإِن كَانَ مَكْرُهُمْ لِتَزُولَ مِنْهُ الْجِبَالُ
Ve kad mekerû mekrehum ve indallâhi mekruhum, ve in kâne mekruhum li tezûle minhul cibâl(cibâlu).
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
cebel
ج ب لCBL
Dağ.
Çğl.Cibal
Aynı kökten:cebel Cibal Cebl Cibill Cibillât Cibillet Cibillî Ciblet Cüble
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Mekr
Mekir
م ك رMKR
Hile. Aldatma. Oyun. Düzen. (Birisinin kötü veya iyi hâllerini öğrenmek veya kötülüğe sevketmek ya da gayesinden alıkoymak için yapılır.)
Çğl.Mükur
Aynı kökten:İmtikâr Makir Mekkâr Mekkârî Mekr Mekir Mükur Mümakere
Zail
Zâile
ز و لZVL
Geçen, geçici. Devamlı olmayan. Tükenen.
Çğl.ZevailÇğl.Zailat
Aynı kökten:İstizale İzale Müzil Zail Zâile Zevail Zailat Zeval Zevl
Diyanet Meali:
Onlar gerçekten tuzaklarını kurmuşlardı. Tuzakları yüzünden dağlar yerinden oynayacak olsa bile, tuzakları Allah katındadır (Allah, onu bilir).
14. İBRAHİM / 47
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH'ın, Rasullerine vaadinden hilaf edeceğini hesab etme!
Muhakkak ki ALLAH, azizdir, intikam sahibidir.
Ahiret HSB H:LF VA:D RSL A:ZZ NK:M .mid1732.ss14.as47.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxAhiretxxrasulxx#h:lf-hilaf#||#va:d-vaad#||#hsb-hesab#||#a:zz-aziz#||#rsl-rasul#||#nk:m-intikam#x#HSB#||#H:LF#||#VA:D#||#RSL#||#A:ZZ#||#NK:M#||#h:lf-hilaf#||#va:d-vaad#||#hsb-hesab#||#a:zz-aziz#||#rsl-rasul#||#nk:m-intikam#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلاَ تَحْسَبَنَّ اللّهَ مُخْلِفَ وَعْدِهِ رُسُلَهُ إِنَّ اللّهَ عَزِيزٌ ذُو انْتِقَامٍ
Fe lâ tahsebennallâhe muhlife va’dihî rusuleh(rusulehu), innallâhe azîzun zuntikâm(zuntikâmin).
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
İntikam
ن ق مNK:M
Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.
Çğl.İntikamat
Aynı kökten:İntikam İntikamat Müntakim Nakm Nakmet Nekam
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
Sakın Allah’ın, peygamberlerine verdiği sözden cayacağını sanma! Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, intikam sahibidir.
14. İBRAHİM / 48
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Yevmde arz, arzın ve semaların gayrısına tebdil edilir.
Vahid, kahhar ALLAH'a ibraz olunur.
AhiretEsma-ül Hüsna YVM BDL eRD: G:YR eRD: SMV BRZ VHD K:HéR .mid1733.ss14.as48.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxAhiretxEsma-ül Hüsnaxxyevmxx#g:yr-gayr#||#yvm-yevm#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#bdl-tebdil#||#vhd-vahid#||#brz-ibraz#||#brz-ibraz#||#k:hér-kahhar#x#YVM#||#BDL#||#eRD:#||#G:YR#||#eRD:#||#SMV#||#BRZ#||#VHD#||#K:HéR#||#g:yr-gayr#||#yvm-yevm#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#bdl-tebdil#||#vhd-vahid#||#brz-ibraz#||#brz-ibraz#||#k:hér-kahhar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَ تُبَدَّلُ الأَرْضُ غَيْرَ الأَرْضِ وَالسَّمَاوَاتُ وَبَرَزُواْ للّهِ الْوَاحِدِ الْقَهَّارِ
Yevme tubeddelul ardu gayrel ardı ves semâvâtu ve berezû lillâhil vâhıdil kahhâr(kahhâri).
Tebdil
ب د لBDL
Değiştirmek. Tağyir etmek. Bir şeyi başka bir hâle veya şeye değiştirmek.
Çğl.Tebdilât
Aynı kökten:Bedel Bedelât Ebdal Bedeleyn Bedil Bidal İstibdal Mübadil Mübeddel Mübeddil Müstebdel Müstebdele Müstebdil Mütebadil Mütebeddil Tebadül Tebadülât Tebdil Tebdilât Tebeddül Tebeddülât
İbraz
ب ر زBRZ
Göstermek. Meydana koymak.
Aynı kökten:Bariz Berûz Biraz Büruz İbraz İstibraz Mebruz Mübrez Mübriz Mütebariz Mütebarizîn Tebarüz Tebriz
İbraz
ب ر زBRZ
Göstermek. Meydana koymak.
Aynı kökten:Bariz Berûz Biraz Büruz İbraz İstibraz Mebruz Mübrez Mübriz Mütebariz Mütebarizîn Tebarüz Tebriz
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Gayr
Gayrı
غ ي رG:YR
Diğer. Başka, başkası. Rakib. Yabancı. Artık. (kıskançlık içerir) (İstisnâ edâtıdır. Başlarına getirildiği kelimeyi nefy yapar.)
Çğl.Agyar
Aynı kökten:Agyer Gayr Gayrı Agyar Gayret Gayriyet Gayur Gayyir Gayyür Gıyer Mugayeret Mugayyer Mugayyir Mütegayyir Tagayyür Tegayyür Tagayyürat Tagyir Tagyirât
Kahhar
ق ه رK:HéR
Galib-i Mutlak ve her an kahretmeğe muktedir olan. El Kahhar : Fiilde, harekette iken, bir şekilde fiilin durmasına gahhar denir. ALLAH herşeyde kahreder. Çiçeğin dökülmesi, meyvanın kuruması, suyun sel olması gibi…
Aynı kökten:Akher Ikhâr Kahhar Kahir kahr kahır Kahrenî Makhur Makhurane Makhuriyet Mukahhir Takhir Takhirât
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Vahid
Evhad
و ح دVHD
Bir. Bir sayısı. Biricik, eşi ve benzeri olmayan. Tek. / Zatında hiç ortaklığa, çokluğa ihtimali olmayan, parçaları da parçacıkları da olmayan. El Vahid : ALLAH'ın tekleme, teklik fiili. teklikten gelmesi. Kendisi tekdir ve eşsizdir. Zuhuratları da tekdir ve eşsizdir. Hiç bir şey bir şeye benzemez. "Vahid-ül ehad", tek... teklikten gelmesi.
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
O gün yer, başka bir yere, gökler de başka göklere dönüştürülür ve insanlar bir ve kahhar (her şeyin üzerinde yegâne hâkim) olan Allah’ın huzuruna çıkarlar.
14. İBRAHİM / 49
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
İzin yevminde, mücrimleri safedler içinde mukarren görürsün.
Ahiret ReY CRM K:RN S:FD .mid1734.ss14.as49.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxAhiretxxyevmxx#crm-mücrim#||#s:fd-safed#||#k:rn-mukarren#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#CRM#||#K:RN#||#S:FD#||#crm-mücrim#||#s:fd-safed#||#k:rn-mukarren#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَتَرَى الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ مُّقَرَّنِينَ فِي الأَصْفَادِ
Ve terel mucrimîne yevme izin mukarrenîne fil asfâd(asfâdi).
Mücrim
ج ر مCRM
Cürüm ve kabahat işlemiş olan. Suçlu.
Çğl.Mücrimîn
Aynı kökten:Carim Ceram Cerim Cirâm Cerame Cerem Cerim Ceraim Cerime Cereme Cerm Cürüm Cirm Ecram Cirman Cürm Cürüm İcram İctiram Lacerem Lacereme Mücrim Mücrimîn Tecrim
Mukarren
ق ر نK:RN
Bağlanmış nesne.
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
Safed
ص ف دS:FD
Esirlerin eline ve ayağına bağlanan bağ.
Çğl.Asfad
Aynı kökten:Safd Esfâd Safed Asfad
Diyanet Meali:
O gün, suçluları zincirlere vurulmuş olarak görürsün.
14. İBRAHİM / 50
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Sirballeri katrandandır. Vechlerini nar gışa eder.
Ahiret SRBL K:T:R G:ŞV VCHé NVR .mid1735.ss14.as50.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxAhiretx#vché-vücuh#||#srbl-sirbal#||#g:şv-gışa#||#nvr-nar#||#k:t:r-katran#x#SRBL#||#K:T:R#||#G:ŞV#||#VCHé#||#NVR#||#vché-vücuh#||#srbl-sirbal#||#g:şv-gışa#||#nvr-nar#||#k:t:r-katran#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
سَرَابِيلُهُم مِّن قَطِرَانٍ وَتَغْشَى وُجُوهَهُمْ النَّارُ
Serâbîluhum min katırânin ve tagşâ vucûhehumun nâr(nâru).
Gışa
غ ش وG:ŞV
Örtü, perde. Zar. Deri. Kabuk. Üst tabaka. Zarf. Mahfaza.
Çğl.Agşiye
Aynı kökten:Gaşiye Gavaş Gaşve Gışâve Gaşy Gaşyet Gaşyet-i Mevt Gışa Agşiye Gışavet Magşi Mugaşşî Mugşa Mütegaşşi Tagaşşi Tegaşşi Tagşiye
Katran
Katıran
ق ط رK:T:R
Siyah, sert kokulu, süretle yanan, hararetli, keskin ve suda erimeyen bir madde. Çam veya başka ağaçların reçinesi, sakız. Zift.
Aynı kökten:Aktar Ayn-ül Kıtr Katran Katıran Kıtr Kutr Kutur Aktar Kutrenî Maktur
nar
ن و رNVR
Ateş. Bir meyve adı. Yakıcı, azab verici her şey.
Çğl.NiranÇğl.envarÇğl.niyâr
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
Sirbal
س ر ب لSRBL
Gömlek, kamis.
Çğl.Serâbil
Aynı kökten:Sirbal Serâbil
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
Diyanet Meali:
Gömlekleri katrandandır. Yüzlerini de ateş bürüyecektir.
14. İBRAHİM / 51
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Bütün nefsi, kesb ettiği şeyle cezalandırması içindir.
Muhakkak ki ALLAH, hesabı seri olandır.
Esma-ül Hüsna CZY KLL NFS KSB SRA: HSB .mid1736.ss14.as51.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxEsma-ül Hüsnax#kll-külli#||#czy-ceza#||#nfs-nefs#||#ksb-kesb#||#hsb-hesab#||#sra:-seri#x#CZY#||#KLL#||#NFS#||#KSB#||#SRA:#||#HSB#||#kll-külli#||#czy-ceza#||#nfs-nefs#||#ksb-kesb#||#hsb-hesab#||#sra:-seri#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لِيَجْزِي اللّهُ كُلَّ نَفْسٍ مَّا كَسَبَتْ إِنَّ اللّهَ سَرِيعُ الْحِسَابِ
Li yecziyallâhu kulle nefsin mâ kesebet, innallâhe serîul hısâb(hısâbi).
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kesb
Kisb
ك س بKSB
Kazanmak için gidilen yol yada işlenen fiil. / Bunun sonucunda elde edilen kazanç, kazanma. / Amel karşılığı kazanılan kazanç. / Fık: Bir insanın kendi kudret ve iktidarını bir işe sarfetmesi.
Aynı kökten:İktisab İktisabat kesb Kisb Keseb Mekseb Mekâsib mükessib Mükteseb müktesib Müktesibe Teksib
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Seri'
Seri'a
س ر عSRA:
Çabuk. Hızlı. Az vakitte çok iş yapan.
Aynı kökten:Esra' İsra' İstisra' Münserih Müsaraa Müsâraât Müsaraat Müsaraaten Müserri' Müsri' Müteserri' Ser'an Sür'a Seri' Seri'a Serian Sira' Sür'at Sür'aten Teserru' Tesri' Tesriât Tesrian
Diyanet Meali:
Allah, herkese kazandığının karşılığını vermek için böyle yapar. Şüphesiz Allah, hesabı çabuk görendir.
14. İBRAHİM / 52
Surede Toplam Ayet: 52
Kitap Sırası: 14
Nüzul Sırası: 72
Sayfa: 260
Cüz: 13
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu;
nas için
ve onunla inzar olmaları için
ve O'nun vahid ilah olduğuna alim olmaları için
ve lübb sahiblerinin tezekkür etmesi için belagdır.
BLG: NVS NZéR A:LM eLHé VHD ZéKR eVL LBB .mid1737.ss14.as52.saİBRAHİM.ns72.nyMEKKE.cs13.syf260.sure.14.xxxxxxvaadxxhaberxxxxkitabxxx#evl-uli#||#nvs-nas#||#elhé-ilah#||#a:lm-alim#||#vhd-vahid#||#nzér-inzar#||#zékr-tezekkür#||#lbb-lübb#||#blg:-belağ#x#BLG:#||#NVS#||#NZéR#||#A:LM#||#eLHé#||#VHD#||#ZéKR#||#eVL#||#LBB#||#evl-uli#||#nvs-nas#||#elhé-ilah#||#a:lm-alim#||#vhd-vahid#||#nzér-inzar#||#zékr-tezekkür#||#lbb-lübb#||#blg:-belağ#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
هَذَا بَلاَغٌ لِّلنَّاسِ وَلِيُنذَرُواْ بِهِ وَلِيَعْلَمُواْ أَنَّمَا هُوَ إِلَهٌ وَاحِدٌ وَلِيَذَّكَّرَ أُوْلُواْ الأَلْبَابِ
Hâzâ belâgun lin nâsi ve li yunzerû bihî ve li ya’lemû ennemâ huve ilâhun vâhidun ve li yezzekkere ûlul elbâb(elbâbi).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Belâg
belağ
ب ل غBLG:
Eriştirme, yetiştirme. Maksada uyan güzel ifâde. Kâfi gelme, kifâyet.
Aynı kökten:Bâliğ Bâliğa Belâg belağ belağat beliğ Bülega Bülga Bülgat büluğ eblağ İblağ meblağ Mebaliğ Mübalaga Mübalağa Mübalagat Mübellag Mübellig Tebellüğ tebliğ Tebligat
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Uli
ا و لeVL
Sâhib. Ehil.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
lübb
ل ب بLBB
Akıl. Sağduyu. İç. Öz. Her şeyin iyisi, hülâsası. Öz, halis. Gerdan.
Çğl.ElbabÇğl.Lübub
Aynı kökten:Lebb Lebbe Lebeb Elbâb Lebbeyk lübb Elbab Lübub
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
inzar
ن ذ رNZéR
Neticenin kötü olacağını bildirerek fenalıktan sakındırmak. Azab ve ceza va'detmek.
Çğl.İnzârât
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
Vahid
Evhad
و ح دVHD
Bir. Bir sayısı. Biricik, eşi ve benzeri olmayan. Tek. / Zatında hiç ortaklığa, çokluğa ihtimali olmayan, parçaları da parçacıkları da olmayan. El Vahid : ALLAH'ın tekleme, teklik fiili. teklikten gelmesi. Kendisi tekdir ve eşsizdir. Zuhuratları da tekdir ve eşsizdir. Hiç bir şey bir şeye benzemez. "Vahid-ül ehad", tek... teklikten gelmesi.
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
tezekkür
ذ ك رZéKR
Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek. Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak. Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
Çğl.Tezekkürât
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Bu Kur’an; kendisiyle uyarılsınlar, Allah’ın ancak tek ilâh olduğunu bilsinler ve akıl sahipleri düşünüp öğüt alsınlar diye insanlara bir bildiridir.