DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
��SRA SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid1952.ss17.as.saİSRA.ns50.ny.cs15.syf281.sure.17.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
17. İSRA / 1
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
KENDİSİNE abd olana... Ayetlerimizden görmesi için... mescid-i haramdan, havlini barek ettiğimiz mescid-i aksaya... geceleyin isra ettiren, subhandır!
Muhakkak ki O'… O, semidir, basirdir.
Esma-ül Hüsna SBH SRY A:BD LYL SCD HRM SCD K:S:V BRK HVL ReY eYY SMA: BS:R .mid1953.ss17.as1.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxEsma-ül Hüsnax#lyl-leyl#||#sma:-semi#||#eyy-ayet#||#a:bd-abd#||#bs:r-basir#||#sbh-subhan#||#scd-mescid-i haram#||#scd-mescid-i aksa#||#hvl-havl#||#brk-barek#||#k:s:v-aksa#||#sry-isra#||#rey-xxoxx#x#SBH#||#SRY#||#A:BD#||#LYL#||#SCD#||#HRM#||#SCD#||#K:S:V#||#BRK#||#HVL#||#ReY#||#eYY#||#SMA:#||#BS:R#||#lyl-leyl#||#sma:-semi#||#eyy-ayet#||#a:bd-abd#||#bs:r-basir#||#sbh-subhan#||#scd-mescid-i haram#||#scd-mescid-i aksa#||#hvl-havl#||#brk-barek#||#k:s:v-aksa#||#sry-isra#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
سُبْحَانَ الَّذِي أَسْرَى بِعَبْدِهِ لَيْلاً مِّنَ الْمَسْجِدِ الْحَرَامِ إِلَى الْمَسْجِدِ الأَقْصَى الَّذِي بَارَكْنَا حَوْلَهُ لِنُرِيَهُ مِنْ آيَاتِنَا إِنَّهُ هُوَ السَّمِيعُ البَصِيرُ
Subhânellezî esrâ bi abdihî leylen minel mescidil harâmi ilel mescidil aksallezî bâreknâ havlehu li nuriyehu min âyâtinâ, innehu huves semîul basîr(basîru).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
barek
ب ر كBRK
Bolluk, çoğalma, artma. Bereket. Mubarek.
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
havl
ح و لHVL
Güç, kuvvet. Muhit, etraf. Hile. Yıl, sene. Tahavvül, inkılâb. Bir hâlden bir hâle dönmek. Rücu etmek. Sıçramak.
Aynı kökten:Filhal Hâl Ahval Halbuki Hâlet havale Havali Havil Huvel havl Havle havâl Havlî hile Hiyel İhtilab İhtiyal Mahale Muhavvile Muhîlî Mumahele Mümahale müstehil Müstehile Müstehilat Mütemehhil Tahavvül Tahvil Tahvilât Temahhul
Aksa
ق ص وK:S:V
En uzak. En son. Kusvâ. Nihayet. Irak.
Çğl.Akasi
Aynı kökten:Aksa Akasi Aksay Kasiyy Kusva Muksa
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
mescid-i aksa
س ج دSCD
xoxox
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
mescid-i haram
س ج دSCD
xoxox
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
semi'
س م عSMA:
İşitme. İşiten, duyan. Es Semi : İşitme fiili. HERŞEYİ İŞİTEN
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
İsrâ
س ر يSRY
Yürütmek. Göndermek. Gece yürüyüşü. (sürat ve serilik içerir.)
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Diyanet Meali:
Kendisine âyetlerimizden bir kısmını gösterelim diye kulunu (Muhammed’i) bir gece Mescid-i Haram’dan çevresini bereketlendirdiğimiz Mescid-i Aksa’ya götüren Allah’ın şanı yücedir. Hiç şüphesiz O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
17. İSRA / 2-3
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa'ya kitab verdik… ve onu, BEN'im gayrımdan vekil ittihaz etmesinler diye… Nuh ile birlikte BİZ'im hamil olduklarımızın zürriyeti(nden olan) israiloğulları için hüda kıldık.
Muhakkak o, şükür eden abd oldu.
eTY MVS KTB CA:L HéDY BNY SRY eH:Zé DVN VKL ZéRR HML NVH KVN A:BD ŞKR .mid1954.ss17.as2.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxx.ss17.as3.xxxkitabxxx#bny-beni#||#ktb-kitab#||#vkl-vekil#||#dvn-dun#||#hédy-huda#||#eh:zé-ittihaz#||#mvs-hz. musa#||#sry-israiloğulları#||#kvn-kane#||#şkr-şekur#||#zérr-zürriyet#||#hml-haml#||#a:bd-abd#||#nvh-hz. nuh#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#MVS#||#KTB#||#CA:L#||#HéDY#||#BNY#||#SRY#||#eH:Zé#||#DVN#||#VKL#||#ZéRR#||#HML#||#NVH#||#KVN#||#A:BD#||#ŞKR#||#bny-beni#||#ktb-kitab#||#vkl-vekil#||#dvn-dun#||#hédy-huda#||#eh:zé-ittihaz#||#mvs-hz. musa#||#sry-israiloğulları#||#kvn-kane#||#şkr-şekur#||#zérr-zürriyet#||#hml-haml#||#a:bd-abd#||#nvh-hz. nuh#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَآتَيْنَا مُوسَى الْكِتَابَ وَجَعَلْنَاهُ هُدًى لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ أَلاَّ تَتَّخِذُواْ مِن دُونِي وَكِيلاً * ذُرِّيَّةَ مَنْ حَمَلْنَا مَعَ نُوحٍ إِنَّهُ كَانَ عَبْدًا شَكُورًا
Ve âteynâ mûsel kitâbe ve cealnâhu huden li benî isrâîle ellâ tettehızû min dûnî vekîlâ(vekîlen). * Zurriyyete men hamelnâ mea nûh(nûhin), innehu kâne abden şekûrâ(şekûren).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
Huda
Hüda
ه د يHéDY
Doğruluk. Hidayeti, doğru olanı, yakışanı göstermek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Hz. Nuh
ن و حNVH
Sarkmak, sallanarak bir yandan bir yana hareketlenmek; / Bir şeyi değerli bir suya (mesela altın suyuna) batırarak süslemek, kıymetini yükseltmek; / Sulanmak, ağlamak; / Nağmeli şekilde ötmek, feryad etmek, gıcırdamak / Süryanice, “sakin” manasına; İbranice, "sakin, teselli eden" manalarına gelmektedir.
Aynı kökten:Hz. Nuh Münaveha Mütenevvih Nevh nevha Envah Nevha Nevvah Nevvahe Nuhat Nüvah Tenevvüh Tenvih
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
vekil
و ك لVKL
Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan. Nazır. Bakan. El Vekil : Her mahluk ALLAH'ın vekilidir. İnsan ayrı, mahluk ayrı, halik ayrı olarak akla gelirse esmaül hüsnadan hiç bir şey anlaşılmaz.
Çğl.Vükelâ
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
zürriyet
ذ ر رZéRR
Soy, nesil, döl, kuşak.
Çğl.Zürriyat
Aynı kökten:Tezerruk zerr zerre Zirr Zürre zürriyet Zürriyat
şekür
şekur
ش ك رŞKR
Çok şükreden. Eş Şekur : Şükredici, memnun olcu fiili. birbirine teşekkür etme hali. İnsanda teşekkür etme hali ne zaman muti olursa, insandaki insan düşüncesinde ki şekur hali, ALLAH'ın bu fiilinin tatbikatına ne kadar muti olursa, insan o kadar muazzam insan olur.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
Mûsâ’ya Kitab’ı (Tevrat’ı) verdik ve onu, “Benden başkasını vekil edinmeyin” diyerek, İsrailoğullarına bir rehber yaptık. Ey kendilerini Nûh ile birlikte (gemide) taşıdığımız kimselerin çocukları! Gerçek şu ki, o çok şükreden bir kuldu.
17. İSRA / 4
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İsrailoğullarına… kitabta kaza etmiştik:
"Arzda, elbette iki merre fesad çıkaracaksınız... ve kebir ulüvvle ulvileneceksiniz."
K:D:Y BNY SRY KTB FSD eRD: MRR A:LV A:LV KBR .mid1955.ss17.as4.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxxxsayıxxxxkitabxxx#bny-beni#||#ktb-kitab#||#erd:-arz#||#fsd-fesad#||#kbr-kebir#||#mrr-merre#||#a:lv-ulüvv#||#a:lv-ulvi#||#k:d:y-kaza#||#sry-israiloğulları#x#K:D:Y#||#BNY#||#SRY#||#KTB#||#FSD#||#eRD:#||#MRR#||#A:LV#||#A:LV#||#KBR#||#bny-beni#||#ktb-kitab#||#erd:-arz#||#fsd-fesad#||#kbr-kebir#||#mrr-merre#||#a:lv-ulüvv#||#a:lv-ulvi#||#k:d:y-kaza#||#sry-israiloğulları#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَضَيْنَا إِلَى بَنِي إِسْرَائِيلَ فِي الْكِتَابِ لَتُفْسِدُنَّ فِي الأَرْضِ مَرَّتَيْنِ وَلَتَعْلُنَّ عُلُوًّا كَبِيرًا
Ve kadaynâ ilâ benî isrâîle fîl kitâbi le tufsidunne fîl ardı merreteyni ve le ta’lunne uluvven kebîrâ(kebîren).
Ulvi
ع ل وA:LV
Yüksek, yüce. Manevî ve göğe mensub.
Dşl.Ulviye
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
Ulüvv
ع ل وA:LV
Büyüklük, yükseklik. Bir şeyin yukarısına çıkma. Şan, şeref ve kadr sahibi olma.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
fesad
ف س دFSD
Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek.
Çğl.Fesadat
Aynı kökten:fesad Fesadat ifsad İfsadat İnfisad İstifsad Mifsad müfsid Müfsidîn
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
Merre
م ر رMRR
Bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil. Def'a. Kerre.
Çğl.Merrat
Aynı kökten:Emerr İmrar Merr Merre Merrat Mirre Mürur Müruriye Müstemirr Müstemirre Mütemerrin
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Diyanet Meali:
Biz, Kitap’ta (Tevrat’ta) İsrailoğullarına, “Yeryüzünde muhakkak iki defa bozgunculuk yapacaksınız ve büyük bir kibre kapılarak böbürleneceksiniz” diye hükmettik.
17. İSRA / 5
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından… bu ikisinden ilkinin vadesi gelince... sizin üzerinize, beis şedid sahibi VARLIĞIMIZA abd olanlar baas ettik… ve ardından onlar, diyarınızın hilalini cevs ettiler.
Olacağı vaad edilen oldu.
CYe VA:D eVL BA:Sé A:BD eVL BeS ŞDD CVS H:LL DVR KVN VA:D FA:L .mid1956.ss17.as5.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxx#kvn-kane#||#evl-uli#||#fa:l-meful#||#şdd-şedid#||#va:d-vaad#||#a:bd-ibadet#||#ba:sé-baas#||#dvr-diyar#||#h:ll-hilal#||#bes-beis#||#cvs-cevs#||#cye-xxoxx#x#CYe#||#VA:D#||#eVL#||#BA:Sé#||#A:BD#||#eVL#||#BeS#||#ŞDD#||#CVS#||#H:LL#||#DVR#||#KVN#||#VA:D#||#FA:L#||#kvn-kane#||#evl-uli#||#fa:l-meful#||#şdd-şedid#||#va:d-vaad#||#a:bd-ibadet#||#ba:sé-baas#||#dvr-diyar#||#h:ll-hilal#||#bes-beis#||#cvs-cevs#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَإِذَا جَاء وَعْدُ أُولاهُمَا بَعَثْنَا عَلَيْكُمْ عِبَادًا لَّنَا أُوْلِي بَأْسٍ شَدِيدٍ فَجَاسُواْ خِلاَلَ الدِّيَارِ وَكَانَ وَعْدًا مَّفْعُولاً
Fe izâ câe va’du ûlâhumâ beasnâ aleykum ibâden lenâ ulîbe’sin şedîdin fe câsû hılâled diyâr(diyâri), ve kâne va’den mef’ûlâ(mef’ûlen).
ibadet
ع ب دA:BD
Aldığı emir üzere yaşamak. Emre itaat etmek. Kendi benliğini ve varlığını bırakmak, vaz geçmek.
Çğl.İbadat
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Ba's
Bais
ب ع ثBA:Sé
Köklü bir değişimle yeniden başlatma. / Yeniden hayatlandırma, diriltme. İhya. / Uykudan uyandırma. / Diriliş. / Gönderme, gönderilme. / Rönesans. El Bais : Beraberliğinde, birleşmesinde ortak, sebep. Karışma, herşey birbirine karışıktır. Mevtten sonra hayy eden. Köklü değişimler için Nebi irsal eden.
Dşl.baas
Aynı kökten:Ba's Bais baas ib'as meb'as Mebâis
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
Cevs
ج و سCVS
Bir şeyi arayıp istemek.
Aynı kökten:Cevs
Dâr
د و رDVR
Yer, mekan, konak. Memleket.
Çğl.DiyarÇğl.Diran
Aynı kökten:Daire Dair Devair Dâr Diyar Diran Devr Devir Edvâr Devre Devrât Devriy Devriyye Devvar Devvare Deyr Edyâr Deyyar Düvar İdare İdareten İdarî İstidare İstidarî İzdiyar Medar Müdavere Müdevver Müdevvere Müdevveriyyet Müdevvir Mütedair Tedvir
Uli
ا و لeVL
Sâhib. Ehil.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
Mef'ul
ف ع لFA:L
Yapılan iş. Fâilin eseri.
Çğl.Mefail
Aynı kökten:Fa'al Fail Faalet Fâiliyyet fiil Fi'l Ef'âl Fial Mef'ul Mefail
Hilal
خ ل لH:LL
Sâfi ve halis. Sıdk ile dostluk etmek. Ara. Aralık. Zaman ve vakit. İki şey arasına sokulmuş olan. Buluttan yağmurun çıktığı yer. Kulak ve diş karıştırmak gibi şeylerde kullanılan ucu sivri nesne. Gr: Bir kelimenin aslını ve ondan türeyenleri gösteren tertip.
Aynı kökten:Halil Hullan Hilal Hilalet Hillet Hillel Hilâl
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Nihayet bu iki bozgunculuktan ilkinin zamanı gelince (sizi cezalandırmak için) üzerinize, pek güçlü olan birtakım kullarımızı gönderdik. Onlar evlerinizin arasına kadar sokuldular. Bu, herhâlde yerine gelmesi gereken bir va’d idi.
17. İSRA / 6
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Sonra BİZ, bir kerre daha sizi onlara redd ettik. Size mallarla ve oğullarla imdad ettik. Sizi neferler olarak daha çok kıldık.
RDD KRR MDD MVL BNY CA:L KSéR NFR .mid1957.ss17.as6.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxx#bny-beni#||#mvl-mal#||#rdd-redd#||#ksér-ekser#||#mdd-imdad#||#nfr-nefer#||#krr-kerre#||#ca:l-xxoxx#x#RDD#||#KRR#||#MDD#||#MVL#||#BNY#||#CA:L#||#KSéR#||#NFR#||#bny-beni#||#mvl-mal#||#rdd-redd#||#ksér-ekser#||#mdd-imdad#||#nfr-nefer#||#krr-kerre#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ثُمَّ رَدَدْنَا لَكُمُ الْكَرَّةَ عَلَيْهِمْ وَأَمْدَدْنَاكُم بِأَمْوَالٍ وَبَنِينَ وَجَعَلْنَاكُمْ أَكْثَرَ نَفِيرًا
Summe redednâ lekumul kerrete aleyhim ve emdednâkum bi emvâlin ve benîne ve cealnâkum eksere nefîrâ(nefîren).
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
Kerre
ك ر رKRR
Bir defa. Bir adet. Kere, defa. Tekrar oluş. Dönmek, art arda geri dönmek, koşmak, tekrarlamak, geri gelmek, sırayla takip etmek, sarılmak (ip), bir veya birden fazla tekrarlamak
Çğl.Kerrat
Aynı kökten:Kerre Kerrat Mükerrer Mükerrerat Mükerrir Mütekerrir Tekerrür Tekerrürât Tekrar Tekrarat
Ekser
ك ث رKSéR
Pek fazla. Daha çok. Kesrette olan. En çok.
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
İmdad
م د دMDD
Yardım. İmdat. Yardıma yetişmek. "Yetişin, kurtarın" mânasında da kullanılır. Yardıma gönderilen kuvvet. Vâdeyi uzatmak. Mühlet vermek.
Aynı kökten:Emedd İmdad İstimdad Madde Mevadd Ma'dudat Medd Meded medet Medid Memdud Memedd Midad Midadiye Müdd Müdded Mümedd Mümedded Mümidd Müstemedd Temdid Temeddüd
mal
م و لMVL
Tasarrufuna sahib olunan şey.
Çğl.Emval
Aynı kökten:İmale İstimale mal Emval Malî Maliye Temevvül Temvil
Nefer
ن ف رNFR
Harp için seferber olan.
Çğl.NefirÇğl.Enfar
Aynı kökten:İstinfar Müstenfir Nefer Nefir Enfar Nefr Nefret Nefrin Nüfur Tenfir
redd
ر د دRDD
Geri döndürmek, kabul etmemek. Çevirmek, def etmek. Bir şeyin karşılığını icra etmek.
Aynı kökten:İrtida' İrtidad Mürted Mürtedi' müsteredd mütereddid Mütereddidîn Râdd redd reddiye Terad tereddüd Tereddüdât
Diyanet Meali:
Sonra onlara karşı size tekrar egemenlik verdik. Mallar ve çocuklarla sizi güçlendirdik; sayınızı daha da çoğalttık.
17. İSRA / 7
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 281
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer ahsen olursanız, kendi nefsiniz için ahsen olursunuz!
Eğer sui ederseniz... artık kendinizedir!
Ardından...
• vechlerinizi sui etmeleri için...
• ve mescide evvel merrede dahil oldukları gibi dahil olmaları için...
• ve üstünlük tasladıklarını tetbir ederek tebar etmeleri için...
ahiret (sonraki/ikinci) vaadi gelecektir!
HSN HSN NFS SVe CYe VA:D eH:R VCHé DH:L SCD DH:L eVL MRR TBR A:LV TBR .mid1958.ss17.as7.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf281.sure.17.xxxx#evl-evvel#||#sve-sui#||#eh:r-ahiret#||#nfs-enfüs#||#dh:l-dahil#||#va:d-vaad#||#scd-mescid#||#hsn-ahsen#||#vché-vücuh#||#mrr-merre#||#a:lv-tealev#||#tbr-tetbir#||#tbr-tebar#||#cye-xxoxx#x#HSN#||#HSN#||#NFS#||#SVe#||#CYe#||#VA:D#||#eH:R#||#VCHé#||#DH:L#||#SCD#||#DH:L#||#eVL#||#MRR#||#TBR#||#A:LV#||#TBR#||#evl-evvel#||#sve-sui#||#eh:r-ahiret#||#nfs-enfüs#||#dh:l-dahil#||#va:d-vaad#||#scd-mescid#||#hsn-ahsen#||#vché-vücuh#||#mrr-merre#||#a:lv-tealev#||#tbr-tetbir#||#tbr-tebar#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنْ أَحْسَنتُمْ أَحْسَنتُمْ لِأَنفُسِكُمْ وَإِنْ أَسَأْتُمْ فَلَهَا فَإِذَا جَاء وَعْدُ الآخِرَةِ لِيَسُوؤُواْ وُجُوهَكُمْ وَلِيَدْخُلُواْ الْمَسْجِدَ كَمَا دَخَلُوهُ أَوَّلَ مَرَّةٍ وَلِيُتَبِّرُواْ مَا عَلَوْاْ تَتْبِيرًا
İn ahsentum ahsentum li enfusikum ve in ese’tum fe lehâ, fe izâ câe va’dul âhıreti li yesûu vucûhekum ve li yedhulûl mescide kemâ dehalûhu evvele merretin ve li yutebbirû mâ alev tetbîrâ(tetbîren).
tealev
ع ل وA:LV
????? Gelin! Toplanın! mealinde.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Merre
م ر رMRR
Bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil. Def'a. Kerre.
Çğl.Merrat
Aynı kökten:Emerr İmrar Merr Merre Merrat Mirre Mürur Müruriye Müstemirr Müstemirre Mütemerrin
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
mescid
س ج دSCD
Secde edilen yani bir gücün tasarrufu altına girilen mekan, durum, hal.
Çğl.Mesacid
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Tebar
ت ب رTBR
Kırmak, yok etmek, yıkmak, yok olmak, kaybetmek, parçalamak. Helâk, bitme, yok olma.
Aynı kökten:Tebar Tebari tetbir
tetbir
ت ب رTBR
Helak etmek, mahvetmek.
Aynı kökten:Tebar Tebari tetbir
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
Diyanet Meali:
İyilik ederseniz kendinize iyilik etmiş olursunuz, kötülük yaparsanız yine kendinize yapmış olursunuz. İkinci bozgunculuğun zamanı gelince, yüzünüzü kara etsinler, daha önce girdikleri gibi yine mescide (Beyt-i Makdis’e) girsinler ve ellerine geçirdikleri her şeyi yerle bir etsinler diye (üzerinize yine düşmanlarınızı gönderdik.)
17. İSRA / 8
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Umulur ki… Rabbiniz size rahmet etsin!
Eğer ida ederseniz, BİZ'de ida ederiz!
BİZ, cehennemi kafirler için hasır kıldık.
A:SY RBB RHM A:VD A:VD CA:L KFR HS:R .mid1959.ss17.as8.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxcehennemxx#a:sy-asa#||#rbb-rabb#||#rhm-erham#||#a:vd-ida#||#kfr-kafir#||#chm-cehennem#||#hs:r-hasır#||#ca:l-xxoxx#x#A:SY#||#RBB#||#RHM#||#A:VD#||#A:VD#||#CA:L#||#KFR#||#HS:R#||#a:sy-asa#||#rbb-rabb#||#rhm-erham#||#a:vd-ida#||#kfr-kafir#||#chm-cehennem#||#hs:r-hasır#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
عَسَى رَبُّكُمْ أَن يَرْحَمَكُمْ وَإِنْ عُدتُّمْ عُدْنَا وَجَعَلْنَا جَهَنَّمَ لِلْكَافِرِينَ حَصِيرًا
Asâ rabbukum en yerhamekum, ve in udtum udnâ, ve cealnâ cehenneme lil kâfirîne hasîrâ(hasîren).
Asâ
ع س يA:SY
(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
Aynı kökten:Asâ
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Hasır
ح ص رHS:R
Muhâsara eden, etrafını çeviren, hasreden.
Aynı kökten:Hasır Hasîr Hasr Hasur Hisar İhsar İnhisar Muhasara Muhasır Muhasırîn Muhasırûn Münhasır Münhasıran Mütehassir
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Erham
ر ح مRHM
En rahim, en merhametli, en çok şefkatli.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Diyanet Meali:
Umulur ki Rabbiniz size merhamet eder. Eğer yine eski duruma dönerseniz, biz de (cezaya) döneriz. Biz cehennemi kâfirlere bir zindan yapmışızdır.
17. İSRA / 9-10
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak bu Kur'an, en kavi olana ihda eder.
• Salih amel işleyen mü'minlere... muhakkak kendileri için kebir ecir olduğunu...
• ve muhakkak ahirete iman etmeyenlere… onlar için de elim azab atid etiğimizi
ibşar eder.
Ahiret K:Re HéDY K:VM BŞR eMN A:ML S:LH eCR KBR eMN eH:R A:TD A:ZéB eLM .mid1960.ss17.as9.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxAhiretxxkuranximanxxximanxx.ss17.as10.xxxkitabxxx#k:vm-kaviy#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:ml-amel#||#ecr-ecir#||#s:lh-salih amel#||#hédy-ihda#||#k:re-kuran#||#bşr-ibşar#||#kbr-kebir#||#eh:r-ahiret#||#elm-elim#||#emn-iman#||#a:zéb-azab#||#a:td-atid#x#K:Re#||#HéDY#||#K:VM#||#BŞR#||#eMN#||#A:ML#||#S:LH#||#eCR#||#KBR#||#eMN#||#eH:R#||#A:TD#||#A:ZéB#||#eLM#||#k:vm-kaviy#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:ml-amel#||#ecr-ecir#||#s:lh-salih amel#||#hédy-ihda#||#k:re-kuran#||#bşr-ibşar#||#kbr-kebir#||#eh:r-ahiret#||#elm-elim#||#emn-iman#||#a:zéb-azab#||#a:td-atid#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ هَذَا الْقُرْآنَ يِهْدِي لِلَّتِي هِيَ أَقْوَمُ وَيُبَشِّرُ الْمُؤْمِنِينَ الَّذِينَ يَعْمَلُونَ الصَّالِحَاتِ أَنَّ لَهُمْ أَجْرًا كَبِيرًا * وأَنَّ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ أَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابًا أَلِيمًا
İnne hâzel kur’âne yehdî lilletî hiye akvemu ve yubeşşirul mu’minînellezîne ya’melûnes sâlihâti enne lehum ecren kebîrâ(kebîren). * Ve ennellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti a’tednâ lehum azâben elîmâ(elîmen).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
atid
ع ت دA:TD
Tedarik olunmuş. Hazır ve müheyya.
Aynı kökten:atid
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
İbşar
ب ش رBŞR
Müjdeleme, tebşir etme, sevinçli bir haber bildirme.
Çğl.İbşarât
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
Ecir
ا ج رeCR
Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi.
Aynı kökten:Ecir ecr ecir Ücur Acar İcar İcarat İcare İcaret İsticar Mucer Mucir Mücir Müste'cir
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
elim
ا ل مeLM
Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren.
Dşl.elime
Aynı kökten:elem Alam elim elime İlam Mevlim Mulim Müellem Müellim Müteellim Teellüm
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
kontrol-giriş
Aynı kökten:
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
salih amel
ص ل حS:LH
Allah'ın emrini bizatihi duyarak, ve itaat ederek, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker esası ile yapılan ameller.
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Diyanet Meali:
Gerçekten bu Kur’an en doğru olan yola götürür ve iyi işler yapan mü’minler için büyük bir mükâfat olduğunu ve ahirete inanmayanlar için elem dolu bir azap hazırladığımızı müjdeler.
17. İSRA / 11
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İnsan... hayr olana davasını, şerr olana dava edinir!
İnsan acele edendir.
DA:V eNS ŞRR DA:V H:YR KVN eNS A:CL .mid1961.ss17.as11.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxinsanxx#da:v-dava#||#da:v-duae#||#kvn-kane#||#a:cl-acele#||#h:yr-hayr#||#şrr-şerr#||#ens-insan#x#DA:V#||#eNS#||#ŞRR#||#DA:V#||#H:YR#||#KVN#||#eNS#||#A:CL#||#da:v-dava#||#da:v-duae#||#kvn-kane#||#a:cl-acele#||#h:yr-hayr#||#şrr-şerr#||#ens-insan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَيَدْعُ الإِنسَانُ بِالشَّرِّ دُعَاءهُ بِالْخَيْرِ وَكَانَ الإِنسَانُ عَجُولاً
Ve yed’ul insânu biş şerri duâehu bil hayr(hayri), ve kânel insânu acûlâ(acûlen).
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
Da'vâ
د ع وDA:V
Takib edilen fikir, iddia. / Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye müracaat etmesi. / Hakkı olanın iddia etmesi. Kendini haklı görüp veya zannedip üstün fikirlilik iddia etmek. / Mes'ele. / İnat. Ayak diremek. / Bir kimseyi bir şeye sevketmek. / Birisinin hâkimin huzurunda başka birisinden hak istemesi.
Çğl.Deavi
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
kontrol-giriş
Aynı kökten:
şerr
ش ر رŞRR
Allah'ın emirlerine uymama, muhalif hareket etme. Fena adam, fenalık yapan adam, kötü adam. Daha kötü, en kötü. Kötü iş, kötülük. Fenalık. Kavga.
Çğl.şürur
Aynı kökten:eşerr Şerar Şerare Şeraret şerir şerire şerr şürur Şirret şirrir Eşrâr Eşirrâ
Diyanet Meali:
İnsan hayra dua eder gibi şerre dua eder. İnsan çok acelecidir.
17. İSRA / 12
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, gece ve gündüzü iki ayet kıldık.
Ardından… gündüz ayetini mubsır kılarak, gece ayetini mahv ettik ki...
• Rabbinizden fazl ibtiga edin!
• ve senelerin adedine alim olun!
• ve hesab edin!
Herşeyi tafsilatıyla tafsil ettik.
CA:L LYL NHéR eYY MHV eYY LYL CA:L eYY NHéR BS:R BG:Y FD:L RBB A:LM A:DD SNV HSB KLL ŞYe FS:L FS:L .mid1962.ss17.as12.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxsayıxx#şye-şey#||#kll-külli#||#lyl-leyl#||#eyy-ayet#||#nhér-nehar#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#fd:l-fazl#||#bs:r-mubsır#||#fs:l-tafsil#||#hsb-hesab#||#a:dd-aded#||#bg:y-ibtiga#||#mhv-mahv#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#LYL#||#NHéR#||#eYY#||#MHV#||#eYY#||#LYL#||#CA:L#||#eYY#||#NHéR#||#BS:R#||#BG:Y#||#FD:L#||#RBB#||#A:LM#||#A:DD#||#SNV#||#HSB#||#KLL#||#ŞYe#||#FS:L#||#FS:L#||#şye-şey#||#kll-külli#||#lyl-leyl#||#eyy-ayet#||#nhér-nehar#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#fd:l-fazl#||#bs:r-mubsır#||#fs:l-tafsil#||#hsb-hesab#||#a:dd-aded#||#bg:y-ibtiga#||#mhv-mahv#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلْنَا اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ آيَتَيْنِ فَمَحَوْنَا آيَةَ اللَّيْلِ وَجَعَلْنَا آيَةَ النَّهَارِ مُبْصِرَةً لِتَبْتَغُواْ فَضْلاً مِّن رَّبِّكُمْ وَلِتَعْلَمُواْ عَدَدَ السِّنِينَ وَالْحِسَابَ وَكُلَّ شَيْءٍ فَصَّلْنَاهُ تَفْصِيلاً
Ve cealnel leyle ven nehâre âyeteyni fe mehavnâ âyetel leyli ve cealnâ âyeten nehâri mubsıraten li tebtegû fadlen min rabbikum ve li ta’lemû adedes sinîne vel hisâb(hisâbe), ve kulle şey’in fassalnâhu tafsîlâ(tafsîlen).
Aded
Adet
ع د دA:DD
Sayı. Tane. Rakam. Miktar.
Çğl.A'dadÇğl.Âd
Aynı kökten:Add Aded Adet A'dad Âd Bî-add İdad İdde İddet Ma'dud Muadd Muidd Müteaddid Taaddüd Ta'dad Uddet
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
İbtiga
ب غ يBG:Y
Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
Mubsır
ب ص رBS:R
Görücü, gösterici, görünen, bilici, bildirici, vazıh ve âşikâr. Mantık. Kelâm ve seyrin mutediline denir.
Çğl.Mubsırât
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
Tafsil
ف ص لFS:L
Etraflı olarak bildirmek. Açıklamak, şerh ve beyan etmek. İzah etmek.
Çğl.Tafsilât
Aynı kökten:Fâsıla Fevasıl Fasîle Fesâil Fasl Fasıl Fisal Fusul Fussilet Fusul-ü Erbaa İnfisal İnfisalat mafsal Mefsil Mefâsıl Mufassal Mufassıl Munfasıl Müfasale Tafsil Tafsilât Fasîl Fisâl Fuslân Faysal Fisal Fısal Fassal Fesil Efsâl Fisâl
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
mahv
م ح وMHV
Harab olma. Yıkılma. Ortadan kalkma. Çökme. Bozulma. Tas: Beşeri noksanlıklardan kurtuluş hali.
Aynı kökten:imha imtiha' mahi mahv memhuvv
nehar
ن ه رNHéR
Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Gündüz. Toy kuşunun yavrusu.
Çğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Biz geceyi ve gündüzü (kudretimizi gösteren) iki alâmet yaptık. Rabbinizden lütuf isteyesiniz, yılların sayısını ve hesabını bilesiniz diye gece alametini giderip gündüz alametini aydınlatıcı kıldık. İşte biz her şeyi açıkça anlattık.
17. İSRA / 13
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, bütün İnsanların uçucularını unklarında ilzam ettik.
Kıyamet yevminde, neşr edilmiş olarak ilka olacakları kitabı kendilerine ihrac ederiz.
KLL eNS LZM T:YR A:NK: H:RC YVM K:VM KTB LK:Y NŞR .mid1963.ss17.as13.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxyevmxinsanxxxxkitabxxx#k:vm-kıyamet#||#kll-külli#||#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#t:yr-tayyar#||#lk:y-mülaki#||#a:nk:-unk#||#nşr-neşr#||#ens-insan#||#h:rc-ihrac#||#lzm-ilzam#x#KLL#||#eNS#||#LZM#||#T:YR#||#A:NK:#||#H:RC#||#YVM#||#K:VM#||#KTB#||#LK:Y#||#NŞR#||#k:vm-kıyamet#||#kll-külli#||#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#t:yr-tayyar#||#lk:y-mülaki#||#a:nk:-unk#||#nşr-neşr#||#ens-insan#||#h:rc-ihrac#||#lzm-ilzam#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكُلَّ إِنسَانٍ أَلْزَمْنَاهُ طَآئِرَهُ فِي عُنُقِهِ وَنُخْرِجُ لَهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ كِتَابًا يَلْقَاهُ مَنشُورًا
Ve kulle insânin elzemnâhu tâirehu fî unukıh(unukıhî), ve nuhricu lehu yevmel kıyâmeti kitâben yelkâhu menşûrâ(menşûren).
Unk
ع ن قA:NK:
Boyun, gerdanlık, gerdan.
Çğl.A'nâk
Aynı kökten:İ'tinak Muanik Ta'nik Unk A'nâk
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
mülaki
ل ق يLK:Y
Buluşan. Yüz yüze gelen. Görüşen. Kavuşan.
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
İlzam
ل ز مLZM
İltizam ettirmek. / Lüzumlu hale koymak. / Muaraza veya muhakemede delil göstererek muhalifini susturmak, iskât etmek. / Söz ve fikirde galibiyet. / İsnad ve isbat etmek.
Aynı kökten:elzem İltizam İltizamiye İlzam İstilzam lazım Lezam Lizam Lezm lüzum Malezim Malzeme Mâlezime melzum mülazım Mülzem Mülzim Mülzime müstelzim
Neşr
ن ش رNŞR
Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak. Başıboş cemaat. Bir yerden ayrılarak dağılmak. Bulutlu günde yel esmek. İzhar etmek. Katetmek. Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.
Çğl.Nüşur
Aynı kökten:İnşar İntişar Menşar Menşer Menşur Menşure Münteşir Müteneşşir Naşir Naşire Nevâşir Neşer Neşir Neşr Nüşur Neşren Neşrî Neşriyât Neşur Nüşre Tenaşür Tenşir
tayyar
tair
ط ي رT:YR
Uçan. Uçucu. Uçma kabiliyeti olan. Kuş. / Havaya kalbolup gaib olan. / Dalga, deniz dalgası.
Dşl.tayyare
Aynı kökten:Atyer İstitare İtare Matare Mıktare Mutayere Müstetîr Tatayyur Tatyir Tayeran Tayrân Ta'yir Ta'yirât Tayr Tayir Atyâr Tuyur tayrure tayyar tair tayyare Tetayür Tıyere Tuyur
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Her insanın amelini boynuna yükledik. Kıyamet günü kendisine, açılmış olarak karşılaşacağı bir kitap çıkaracağız.
17. İSRA / 14
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Kitabını kıraat et!
Yevmde hasib olarak, kendine kendi nefsin ile kafisin!
K:Re KTB KFY NFS YVM HSB .mid1964.ss17.as14.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxyevmxxxxemirxxyasakxxxxkitabxxx#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#nfs-nefs#||#kfy-kafi#||#k:re-kıraat#||#hsb-hesab#x#K:Re#||#KTB#||#KFY#||#NFS#||#YVM#||#HSB#||#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#nfs-nefs#||#kfy-kafi#||#k:re-kıraat#||#hsb-hesab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اقْرَأْ كَتَابَكَ كَفَى بِنَفْسِكَ الْيَوْمَ عَلَيْكَ حَسِيبًا
Ikra’ kitâbek(kitâbeke), kefâ bi nefsikel yevme aleyke hasîbâ(hasîben).
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
kıraat
ق ر اK:Re
Okuma. İkinci bir şey olmadan okumak.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
Kâfi
ك ف يKFY
Kifayet eden. Vâfi, başka şeye ihtiyaç bırakmayan. Yeten, yetişen, elveren.
Aynı kökten:Adem-i Kifâyet İstikfa Kâfi kifayet Maal-kifaye Mükâfat Mükâfî Müktefî Mütekâfi Mütekâfiyye Tekâfi Tekâfü' Vâfi Ve Kâfi
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
“Oku kitabını! Bugün hesap sorucu olarak sana nefsin yeter” denilecektir.
17. İSRA / 15
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İhtida eden kimse… artık muhakkak, ancak kendi nefsi için ihtida etmiştir.
Dall olan kimse… artık muhakkak, ancak, kendisine dall olmuştur.
Vezreden, başka bir vizr vezr etmez.
BİZ, Rasul baas edinceye kadar azab eden olmayız.
HéDY HéDY NFS D:LL D:LL VZR VZR VZR eH:R KVN A:ZéB BA:Sé RSL .mid1965.ss17.as15.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxrasulxx#eh:r-uhra#||#nfs-nefs#||#a:zéb-azab#||#d:ll-dalalet#||#vzr-vezr#||#hédy-ihtida#||#ba:sé-baas#||#rsl-rasul#||#vzr-vizr#||#kvn-xxoxx#x#HéDY#||#HéDY#||#NFS#||#D:LL#||#D:LL#||#VZR#||#VZR#||#VZR#||#eH:R#||#KVN#||#A:ZéB#||#BA:Sé#||#RSL#||#eh:r-uhra#||#nfs-nefs#||#a:zéb-azab#||#d:ll-dalalet#||#vzr-vezr#||#hédy-ihtida#||#ba:sé-baas#||#rsl-rasul#||#vzr-vizr#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَّنِ اهْتَدَى فَإِنَّمَا يَهْتَدي لِنَفْسِهِ وَمَن ضَلَّ فَإِنَّمَا يَضِلُّ عَلَيْهَا وَلاَ تَزِرُ وَازِرَةٌ وِزْرَ أُخْرَى وَمَا كُنَّا مُعَذِّبِينَ حَتَّى نَبْعَثَ رَسُولاً
Menihtedâ fe innemâ yehtedî li nefsih(nefsihî), ve men dalle fe innemâ yadıllu aleyhâ, ve lâ teziru vâziretun vizre uhrâ, ve mâ kunnâ muazzibîne hattâ neb’ase resûlâ(resûlen).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Ba's
Bais
ب ع ثBA:Sé
Köklü bir değişimle yeniden başlatma. / Yeniden hayatlandırma, diriltme. İhya. / Uykudan uyandırma. / Diriliş. / Gönderme, gönderilme. / Rönesans. El Bais : Beraberliğinde, birleşmesinde ortak, sebep. Karışma, herşey birbirine karışıktır. Mevtten sonra hayy eden. Köklü değişimler için Nebi irsal eden.
Dşl.baas
Aynı kökten:Ba's Bais baas ib'as meb'as Mebâis
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
İhtida
ه د يHéDY
Hidayet edilmek. Doğru yola erdirilmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Vezr
و ز رVZR
Eteğine doldurup götürmek. Nurlu etmek, ışıklandırmak.
Aynı kökten:Vâzir Vâzire Vezer Evzar Vezir Vüzera Vezr Vizr Evzar Vüzur
Vizr
و ز رVZR
Günah. Yük. Ağırlık. Silâh. Sırta vurulan ağır yük. Yük götürmek. Yük taşımak.
Çğl.Evzar
Aynı kökten:Vâzir Vâzire Vezer Evzar Vezir Vüzera Vezr Vizr Evzar Vüzur
Diyanet Meali:
Kim doğru yolu bulmuşsa, ancak kendisi için bulmuştur; kim de sapıtmışsa kendi aleyhine sapıtmıştır. Hiçbir günahkâr, başka bir günahkârın günah yükünü yüklenmez. Biz, bir peygamber göndermedikçe azap edici değiliz.
17. İSRA / 16
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, bir karyeyi helak etmeyi irade ettiğimizde... oranın turfe olanlarına emir ederiz... ve ardından onlar, orada fısk ederler.
Ardından... onlar üzerine kavl hakk olur… ve ardından onları tedmir ederek dumura uğratırız.
RVD HéLK K:RY eMR TRF FSK: HK:K: K:VL DMR DMR .mid1966.ss17.as16.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxx#rvd-irade#||#emr-emir#||#hk:k:-hakk#||#k:ry-karye#||#fsk:-fısk#||#hélk-helak#||#trf-turfe#||#dmr-dumur#||#dmr-tedmir#||#k:vl-kavl#x#RVD#||#HéLK#||#K:RY#||#eMR#||#TRF#||#FSK:#||#HK:K:#||#K:VL#||#DMR#||#DMR#||#rvd-irade#||#emr-emir#||#hk:k:-hakk#||#k:ry-karye#||#fsk:-fısk#||#hélk-helak#||#trf-turfe#||#dmr-dumur#||#dmr-tedmir#||#k:vl-kavl#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَا أَرَدْنَا أَن نُّهْلِكَ قَرْيَةً أَمَرْنَا مُتْرَفِيهَا فَفَسَقُواْ فِيهَا فَحَقَّ عَلَيْهَا الْقَوْلُ فَدَمَّرْنَاهَا تَدْمِيرًا
Ve izâ erednâ en nuhlike karyeten emernâ mutrafîhâ fe fesekû fîhâ fe hakka aleyhel kavlu fe demmernâhâ tedmîrâ(tedmîren).
Dumur
د م رDMR
Körelmek. Helâk. Büyüyüp gelişememek. Bir uzvun maddi veya mânevi kabiliyetinin körelmesi. Gıdasızlıktan dolayı bir uzvun kuruyup kalması. Zayıflıktan, hayvanların karnının içeri çökmesi. Bir yere izinsiz gitmek.
Aynı kökten:demar Dumr Dumur müdemmir tedmir
tedmir
د م رDMR
Yok etmek. Mahvetmek. Tepelemek. Perişan etmek.
Aynı kökten:demar Dumr Dumur müdemmir tedmir
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
fısk
Fisk
ف س قFSK:
Hatada ısrar (devamlılık içerir). Haddini tecavüz. Fık: Allah'ın emirlerini terk ve O'na isyan etmek ve doğru yoldan sapıp çıkmak.
Aynı kökten:Efsak Fâsık Feseka fısk Fisk Füsuk Mefsaka tefsik
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
kavl
ق و لK:VL
Anlaşma. Sözleşme. Konuşulan söz. Söz cümlesi. İtikad, delalet. Tarif. İlham.
Çğl.Akval
Aynı kökten:ikale kavl Akval kavval makal makul mikvel Makavil mütekavvil Mütekavvilîn takvil Takvilât tekavül
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Turfe
Türfe
ت ر فTRF
Şaşılacak kadar bolluk içinde yaşamak. Yumuşak, kolay, hassas bir hayat sürmek. Hayatın güzel şeylerinin tadını çıkarmak. Lezzetli ve güzel yemek. Nâziklik, yumuşaklık. Nazik ve zarif. Nimet. Görülmemiş, tuhaf, yeni şey. Şaşılacak şey.
Çğl.EtrâfÇğl.Utrufe
Aynı kökten:İstitraf Müstatraf Turfe Türfe Etrâf Utrufe
Diyanet Meali:
Biz bir memleketi helâk etmek istediğimizde, onun refah içinde yaşayan şımarık elebaşlarına (itaati) emrederiz de onlar orada kötülük işlerler. Böylece o memleket hakkındaki hükmümüz gerçekleşir de oranın altını üstüne getiririz.
17. İSRA / 17
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 282
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Nuh'un ardından, karin olanlardan nicelerini helak ettik.
KENDİSİNE ibadet edenlerin zenblerine habir ve basir olarak Rabbin ile kafidir.
HéLK K:RN BA:D NVH KFY RBB ZéNB A:BD H:BR BS:R .mid1967.ss17.as17.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf282.sure.17.xxxxxkissa-meselx#ba:d-bad#||#h:br-habir#||#rbb-rabb#||#kfy-kafi#||#a:bd-ibadet#||#bs:r-basir#||#zénb-zenb#||#k:rn-karin#||#hélk-helak#||#nvh-hz. nuh#x#HéLK#||#K:RN#||#BA:D#||#NVH#||#KFY#||#RBB#||#ZéNB#||#A:BD#||#H:BR#||#BS:R#||#ba:d-bad#||#h:br-habir#||#rbb-rabb#||#kfy-kafi#||#a:bd-ibadet#||#bs:r-basir#||#zénb-zenb#||#k:rn-karin#||#hélk-helak#||#nvh-hz. nuh#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِنَ الْقُرُونِ مِن بَعْدِ نُوحٍ وَكَفَى بِرَبِّكَ بِذُنُوبِ عِبَادِهِ خَبِيرًَا بَصِيرًا
Ve kem ehleknâ minel kurûni min ba’di nûh(nûhin) ve kefâ bi rabbike bi zunûbi ıbâdihî habîren basîrâ(basîren).
ibadet
ع ب دA:BD
Aldığı emir üzere yaşamak. Emre itaat etmek. Kendi benliğini ve varlığını bırakmak, vaz geçmek.
Çğl.İbadat
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Karn
Karin
ق ر نK:RN
Yakın. Bağlılığı olan. Bir şeyi elde eden, nail olan. Bir şeye ulaştıran iz, bağ. Birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyen. Emsal. Yakınlık. Asır. Devir. Çağ. Zaman, devre. Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. Yüz yıllık zaman. Asır. Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Çğl.AkranÇğl.Kurun
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
Kâfi
ك ف يKFY
Kifayet eden. Vâfi, başka şeye ihtiyaç bırakmayan. Yeten, yetişen, elveren.
Aynı kökten:Adem-i Kifâyet İstikfa Kâfi kifayet Maal-kifaye Mükâfat Mükâfî Müktefî Mütekâfi Mütekâfiyye Tekâfi Tekâfü' Vâfi Ve Kâfi
Hz. Nuh
ن و حNVH
Sarkmak, sallanarak bir yandan bir yana hareketlenmek; / Bir şeyi değerli bir suya (mesela altın suyuna) batırarak süslemek, kıymetini yükseltmek; / Sulanmak, ağlamak; / Nağmeli şekilde ötmek, feryad etmek, gıcırdamak / Süryanice, “sakin” manasına; İbranice, "sakin, teselli eden" manalarına gelmektedir.
Aynı kökten:Hz. Nuh Münaveha Mütenevvih Nevh nevha Envah Nevha Nevvah Nevvahe Nuhat Nüvah Tenevvüh Tenvih
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Zenb
ذ ن بZéNB
Kabahat. Küçük suç. / İşlediği büyük suç ve günahların kişiyi mecbur kıldığı sonraki suçlar.
Çğl.EznabÇğl.Zünub
Aynı kökten:Mütezenbir Müznib Müznibîn Tezenbür Zenb Eznab Zünub Zeneb Zinab
Diyanet Meali:
Nûh’tan sonra da nice nesilleri helâk ettik. Kullarının günahlarını hakkıyla bilici ve görücü olarak Rabbin yeter.
17. İSRA / 18
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Acil olanı irade etmiş olan kimseye… orada, irade ettiğimiz kimse için dilediğimiz şeyi... ona acele ettiririz.
Sonra ona cehennem kılarız... mezmum ve medhur olarak ona saly olur.
KVN RVD A:CL A:CL ŞYe RVD CA:L S:LY ZéMM DHR .mid1968.ss17.as18.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxxxcehennemxx#kvn-kane#||#şye-şae#||#rvd-irade#||#a:cl-acele#||#chm-cehennem#||#dhr-medhur#||#s:ly-saly#||#zémm-mezmum#||#ca:l-xxoxx#x#KVN#||#RVD#||#A:CL#||#A:CL#||#ŞYe#||#RVD#||#CA:L#||#S:LY#||#ZéMM#||#DHR#||#kvn-kane#||#şye-şae#||#rvd-irade#||#a:cl-acele#||#chm-cehennem#||#dhr-medhur#||#s:ly-saly#||#zémm-mezmum#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَّن كَانَ يُرِيدُ الْعَاجِلَةَ عَجَّلْنَا لَهُ فِيهَا مَا نَشَاء لِمَن نُّرِيدُ ثُمَّ جَعَلْنَا لَهُ جَهَنَّمَ يَصْلاهَا مَذْمُومًا مَّدْحُورًا
Men kâne yurîdul âcilete accelnâ lehu fîhâ mâ neşâu li men nurîdu summe cealnâ lehu cehennem(cehenneme), yaslâhâ mezmûmen medhûrâ(medhûren).
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Medhur
د ح رDHR
Uzaklaştırılmış veya kovulmuş olan.
Aynı kökten:Dahr Duhur Duhur Edhar Medhur
kontrol-giriş
Aynı kökten:
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Saly
ص ل يS:LY
Ateşe girmek. Tutuşturmak. Ateşte pişirmek. Sıkıntı çekerek yanmak.
Aynı kökten:Saly Tasalli
Mezmum
ذ م مZéMM
Zemmolunmuş. Makbul olmıyarak ayıplanmış. Kötü.
Aynı kökten:İstizmam İzmam Mezamm Mezemmet Mezmum Müzemm Müzemmem Tezemmüm Tezmim Zemm Zümum Zemmâm Zimam Zemam Zimmet Zimem Zimmî
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekân yaparız. O, buraya kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak girer.
17. İSRA / 19
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Ahiret irade eden… ve mü'min olarak, say etmesini onun için say eden kimse ise… artık işte onlar… meşkur olarak say etmiş olurlar.
Ahiret RVD eH:R SA:Y SA:Y eMN KVN SA:Y ŞKR .mid1969.ss17.as19.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxAhiretxximanxx#şkr-meşkur#||#rvd-irade#||#eh:r-ahiret#||#emn-mümin#||#sa:y-say#||#emn-mümin#||#kvn-kane#x#RVD#||#eH:R#||#SA:Y#||#SA:Y#||#eMN#||#KVN#||#SA:Y#||#ŞKR#||#şkr-meşkur#||#rvd-irade#||#eh:r-ahiret#||#emn-mümin#||#sa:y-say#||#emn-mümin#||#kvn-kane#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَنْ أَرَادَ الآخِرَةَ وَسَعَى لَهَا سَعْيَهَا وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَأُولَئِكَ كَانَ سَعْيُهُم مَّشْكُورًا
Ve men erâdel âhırete ve saâ lehâ sa’yehâ ve huve mu’minun fe ulâike kâne sa’yuhum meşkûrâ(meşkûren).
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Sa'y
س ع يSA:Y
Çalışma, Çalışıp çabalama. Gayret sarfetme. Bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapma. Hızlı yürüme. Cür'et etme. Ziyaret etme. Gammazlık yapma. Ist: Hac veya Umre'de Safâ ile Merve arasında usulüne göre yedi defa gelip gitmektir.
Aynı kökten:Mes'a Mesâi Mesai Sa'y
Meşkur
ش ك رŞKR
Şükre lâyık olan. Teşekküre ve kendine şükredilmeğe lâyık olan. Kendine şükür arzolunan. Az şükredene çok ihsan eden.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
Kim de mü'min olarak ahireti ister ve ona ulaşmak için gereği gibi çalışırsa, işte bunların çalışmalarının karşılığı verilir.
17. İSRA / 20
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Külliyyen bunları medd ederiz… bunlar, Rabbinin ata ettiklerindendir.
Rabbinin ata ettikleri hazer edilecek şey değildir.
KLL MDD A:T:V RBB KVN A:T:V RBB HZ:R .mid1970.ss17.as20.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxx#kll-külli#||#rbb-rabb#||#mdd-medd#||#a:t:v-ata#||#hz:r-mahzur#||#kvn-kane#x#KLL#||#MDD#||#A:T:V#||#RBB#||#KVN#||#A:T:V#||#RBB#||#HZ:R#||#kll-külli#||#rbb-rabb#||#mdd-medd#||#a:t:v-ata#||#hz:r-mahzur#||#kvn-kane#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كُلاًّ نُّمِدُّ هَؤُلاء وَهَؤُلاء مِنْ عَطَاء رَبِّكَ وَمَا كَانَ عَطَاء رَبِّكَ مَحْظُورًا
Kullen numiddu hâulâi ve hâulâi min atâi rabbik(rabbike), ve mâ kâne atâu rabbike mahzûrâ(mahzûren).
Ata
İtyan
ع ط وA:T:V
Delil getirmek. Gelmek. Vermek. Vüsul, vasıl. Vârid olmak. Zikir ve isbat ve takrir eylemek.
Aynı kökten:Ata İtyan
Mahzur
ح ظ رHZ:R
Korkulacak ve sakınılacak şeyler. Maniler, engeller. / Haram. Memnu şey. Yasak olan şey.
Çğl.MahazirÇğl.Mahzurat
Aynı kökten:Hazîre Hazair Hazr Mahzur Mahazir Mahzurat Mahzure Mahzurât Muhtezir Muhteriz Tahzir Tahzirât xoxox
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Medd
م د دMDD
Uzatma, çekme. Yayma ve döşeme. Çoğaltmak. Vermek, sunmak. Bir şeye dikkatlice bakmak. Nihayet, son. Sönmek. Bir şeyi söndürmek. Yardım etmek, mühlet vermek. Yâr ve yâver olmak. Tarlaya fışkı ve gübre dökmek. Sel suyu.
Aynı kökten:Emedd İmdad İstimdad Madde Mevadd Ma'dudat Medd Meded medet Medid Memdud Memedd Midad Midadiye Müdd Müdded Mümedd Mümedded Mümidd Müstemedd Temdid Temeddüd
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
Rabbinin lütfundan her birine; onlara da, bunlara da veririz. Rabbinin lütfu (hiç kimseye) yasaklanmış değildir.
17. İSRA / 21
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Nazar et!... Onların bazısını bazısına (birbirlerine) nasıl fazl ettirdik!
Elbette ahiret, derece olarak ekberdir... ve fazl olarak ekberdir.
Ahiret NZ:R KYF FD:L BA:D: BA:D: eH:R KBR DRC KBR FD:L .mid1971.ss17.as21.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxAhiretx#kyf-keyfe#||#eh:r-ahiret#||#ba:d:-bazı#||#fd:l-fazl#||#drc-derece#||#nz:r-unzur#||#kbr-ekber#x#NZ:R#||#KYF#||#FD:L#||#BA:D:#||#BA:D:#||#eH:R#||#KBR#||#DRC#||#KBR#||#FD:L#||#kyf-keyfe#||#eh:r-ahiret#||#ba:d:-bazı#||#fd:l-fazl#||#drc-derece#||#nz:r-unzur#||#kbr-ekber#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
انظُرْ كَيْفَ فَضَّلْنَا بَعْضَهُمْ عَلَى بَعْضٍ وَلَلآخِرَةُ أَكْبَرُ دَرَجَاتٍ وَأَكْبَرُ تَفْضِيلاً
Unzur keyfe faddalnâ ba’dahum alâ ba’d(ba’dın), ve lel âhıretu ekberu derecâtin ve ekberu tafdîlâ(tafdîlen).
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
Derece
د ر جDRC
Yukarıya çıkacak basamak. Tam bir dairenin bölündüğü 360 kısmın her biri. Termometrenin bölündüğü kısımların her biri. Mertebe, paye. Miktar, rütbe.
Çğl.Derecât
Aynı kökten:Derc Derece Derecât İstidrac Müdrec Münderic Mütederric Tederrüc Tedric Tedricen Tedricî Tedriciyye
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
ekber
ك ب رKBR
Daha kebir, en kebir.
Dşl.KübraÇğl.Ekâbir
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
unzur
ن ظ رNZ:R
"Bak, gör" … meâlinde
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
Diyanet Meali:
Bak nasıl, onların kimini kimine üstün kıldık. Elbette ahiretteki dereceler daha büyüktür, üstünlükler daha büyüktür.
17. İSRA / 22
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH ile beraber başka bir ilah kılma!
Yoksa… mezmum ve mahzul olarak kuud eder kalırsın!
CA:L eLHé eH:R K:A:D ZéMM H:ZéL .mid1972.ss17.as22.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#elhé-ilah#||#eh:r-ahar#||#k:a:d-kuud#||#zémm-mezmum#||#h:zél-mahzul#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#eLHé#||#eH:R#||#K:A:D#||#ZéMM#||#H:ZéL#||#elhé-ilah#||#eh:r-ahar#||#k:a:d-kuud#||#zémm-mezmum#||#h:zél-mahzul#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لاَّ تَجْعَل مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتَقْعُدَ مَذْمُومًا مَّخْذُولاً
Lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tak’ude mezmûmen mahzûlâ(mahzûlen).
Ahar
Aher
ا خ رeH:R
Gayrı, başkası. Diğeri.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
mahzul
خ ذ لH:ZéL
Hakir. Kıymetsiz. Perişan. Hor. Rüsvay.
Aynı kökten:hazul mahzul
Kuud
ق ع دK:A:D
Cülus. Oturmak. Namazın oturarak kılınan kısmı. Secdede iken kalkıp oturmak.
Aynı kökten:Kaid Kaide Kavaid Kaiden Kaideten Kaidevî Kuud Mak'ad Mütekaid Mütekaidîn tekaüd Zulkı'de
Mezmum
ذ م مZéMM
Zemmolunmuş. Makbul olmıyarak ayıplanmış. Kötü.
Aynı kökten:İstizmam İzmam Mezamm Mezemmet Mezmum Müzemm Müzemmem Tezemmüm Tezmim Zemm Zümum Zemmâm Zimam Zemam Zimmet Zimem Zimmî
Diyanet Meali:
Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
17. İSRA / 23
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbin… yalnızca O'na abd olmanı... ve ana-babaya ihsanlı olmanı kaza etti.
Eğer onlardan birisi veya ikisi birden senin indinde kibere iblağ olurlarsa... o zaman, onlara "of, aman" deme!… ve onları nehr etme! Onlara kerim kavl söyle!
Kadın ve Aile Hukuku K:D:Y RBB A:BD EYY VLD HSN BLG: A:ND KBR eHD KLV K:VL eFF NHéR K:VL K:VL KRM .mid1973.ss17.as23.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xx*2xKadın ve Aile Hukukuxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#ehd-ehad#||#nhér-nehr#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#hsn-ihsan#||#krm-kerim#||#blg:-iblağ#||#kbr-kiber#||#k:d:y-kaza#||#klv-kila#||#eff-uffin#||#eyy-iyya#||#k:vl-kavl#||#k:vl-xxoxx#x#K:D:Y#||#RBB#||#A:BD#||#EYY#||#VLD#||#HSN#||#BLG:#||#A:ND#||#KBR#||#eHD#||#KLV#||#K:VL#||#eFF#||#NHéR#||#K:VL#||#K:VL#||#KRM#||#ehd-ehad#||#nhér-nehr#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#hsn-ihsan#||#krm-kerim#||#blg:-iblağ#||#kbr-kiber#||#k:d:y-kaza#||#klv-kila#||#eff-uffin#||#eyy-iyya#||#k:vl-kavl#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَضَى رَبُّكَ أَلاَّ تَعْبُدُواْ إِلاَّ إِيَّاهُ وَبِالْوَالِدَيْنِ إِحْسَانًا إِمَّا يَبْلُغَنَّ عِندَكَ الْكِبَرَ أَحَدُهُمَا أَوْ كِلاَهُمَا فَلاَ تَقُل لَّهُمَآ أُفٍّ وَلاَ تَنْهَرْهُمَا وَقُل لَّهُمَا قَوْلاً كَرِيمًا
Ve kadâ rabbuke ellâ ta’budû illâ iyyâhu ve bil vâlideyni ihsânâ(ihsânen), immâ yebluganne indekel kibere ehaduhumâ ev kilâ humâ fe lâ tekul lehumâ uffin ve lâ tenher humâ ve kul lehumâ kavlen kerîmâ(kerîmen).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
İblağ
ب ل غBLG:
Bildirmek. Yetiştirmek. Haberdar etmek. Göndermek.
Aynı kökten:Bâliğ Bâliğa Belâg belağ belağat beliğ Bülega Bülga Bülgat büluğ eblağ İblağ meblağ Mebaliğ Mübalaga Mübalağa Mübalagat Mübellag Mübellig Tebellüğ tebliğ Tebligat
Uffin
ا ف فeFF
Yuhh / Off
Aynı kökten:Uffe Uffin
Ehad
ahad
ا ح دeHD
Bir. Tek. // Pazar günü. El Ehad : Tek olması.
Dşl.İhda
Aynı kökten:Âhâd Ehad ahad İhda Ehadiyyet Ahadiyet
kontrol-giriş
Aynı kökten:
ihsan
ح س نHSN
İyilik, lütuf, bağışlamak. Sahilik etmek, cömertlik yapmak. Allah'ı görür gibi ibadet etmek. Güzel bilmek. Güzel eylemek.
Çğl.İhsanat
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
kavl
ق و لK:VL
Anlaşma. Sözleşme. Konuşulan söz. Söz cümlesi. İtikad, delalet. Tarif. İlham.
Çğl.Akval
Aynı kökten:ikale kavl Akval kavval makal makul mikvel Makavil mütekavvil Mütekavvilîn takvil Takvilât tekavül
Kiber
ك ب رKBR
Ululuk. Büyüklük. Yaşlılık.
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
Kilâ
ك ل وKLV
Her ikisi, her iki.
Aynı kökten:Kilâ
Kerim
ك ر مKRM
Takdir edilerek kabul görmüş olan ikram. / Şerefli. Güzide, seçkin, kıymetli şey. El Kerim : İkram fiili.
Dşl.KerimeÇğl.EkarimÇğl.Kiram
Aynı kökten:ekrem ikram İkramat ikramiye İstikram Keramet kerem Kerim Kerime Ekarim Kiram Mekreme Mikram mükerrem mükrem mükrim tekrim
Nehr
nehir
ن ه رNHéR
Nehir. Irmak, çay. Akarsu. Vüs'at, bolluk. Genişlik. Neher.
Çğl.EnharÇğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Diyanet Meali:
Rabbin, kendisinden başkasına asla ibadet etmemenizi, anaya-babaya iyi davranmanızı kesin olarak emretti. Eğer onlardan biri, ya da her ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa, sakın onlara “öf!” bile deme; onları azarlama; onlara tatlı ve güzel söz söyle.
17. İSRA / 24
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
O ikisine, Rahmetten züll cenahını hafz et.
De ki:
"Rabbim!
Beni sagir iken irba ettirdikleri gibi... o ikisine rahmet eyle."
Dua H:FD: CNH ZéLL RHM K:VL RBB RHM RBV S:G:R .mid1974.ss17.as24.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxDuaxxxemirxxyasakxxx#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#cnh-cenah#||#zéll-züll#||#s:g:r-sagir#||#rbv-irba#||#h:fd:-hafz#||#k:vl-xxoxx#x#H:FD:#||#CNH#||#ZéLL#||#RHM#||#K:VL#||#RBB#||#RHM#||#RBV#||#S:G:R#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#cnh-cenah#||#zéll-züll#||#s:g:r-sagir#||#rbv-irba#||#h:fd:-hafz#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاخْفِضْ لَهُمَا جَنَاحَ الذُّلِّ مِنَ الرَّحْمَةِ وَقُل رَّبِّ ارْحَمْهُمَا كَمَا رَبَّيَانِي صَغِيرًا
Vahfıd lehumâ cenâhaz zulli miner rahmeti ve kul rabbirhamhumâ kemâ rabbeyânî sagîrâ(sagîren).
Cenah
ج ن حCNH
Kanat, taraf, kısım. / Bir şeyin iki yanı. Sağ ve sol. / Eksen, boyut. / Mecazen kol.
Çğl.Ecniha
Aynı kökten:Canih Caniha Caniha Cenah Ecniha Cenh Cinh cünah Cünh Cünha Cünuh İctinah Mücennah Müctenih
Hafz
خ ف ضH:FD:
Aşırı olmama hali. / Refah ve ferahlık. Huzur ve rahat. / Yavaş yavaş mülayim yürüyüş, itidal. / Alçak. / Bir şeyi eğmek veya elden bırakmak. / Kelimenin son harfini esre, yâni "i" diye okumak. / Sözü boğaz içinden söylemek. // Taşımak için hazırlanmış ev eşyası. Ev eşyası taşıtılan deve.
Aynı kökten:Ahfaz Ahfad Ahfaz Ahfad Hafıd Hâfız Hâfız Hafîz Hafz Hafz Hıfaz Hıfze Hafâyiz İnhifaz İnhifaz Mahfuz Mahfuz Münhafız Münhafız Münhafıza Münhafıza Münhafıza Müstehiff Tahfiz Tehafüt
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
İrba'
ر ب وRBV
Çoğaltma, artırma, fazlalaştırma. Faize verip artırma.
Aynı kökten:İrba' Rabiye Revâbi riba Ribve Rubve
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Sagir
Sagar
ص غ رS:G:R
Küçük, ufak. Büluğa ermemiş çocuk. / Şeref ve itibar bakımından küçük olan. / Zelil edilmiş, alçaltılmış. / Küçük olmak. Zelillik, alçaklık, âdilik. / Küçük günah.
Dşl.SagireÇğl.Sagair
Aynı kökten:Asgar Asagir Isgar İstisgar Musaggar Musaggara Müstasgir Sagir Sagar Sagire Sagair Tasgir Tasgirât
Züll
ذ ل لZéLL
Hakir olma, alçalma. Zillette oluş. Horluk.
Aynı kökten:Ezell İstizlal İzlal Mezellet Muzill Müstezill Mütezellil Müzellil Müzill Tezellül Tezellülât Tezlil Zelalet zelil Zilal Zullân Ezille Zelul Zülül Zelulî Zill zillet Züll
Diyanet Meali:
Onlara merhamet ederek tevazu kanadını indir ve de ki: “Rabbim! Tıpkı beni küçükken koruyup yetiştirdikleri gibi sen de onlara acı.”
17. İSRA / 25
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbiniz nefslerinizde olana alimdir.
Eğer salihler olursanız... ardından, muhakkak ki O, evvab olanlar için gafur olur.
RBB A:LM NFS KVN S:LH KVN eVB G:FR .mid1975.ss17.as25.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf283.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#kvn-kane#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#nfs-nefs#||#g:fr-gafur#||#s:lh-salih#||#evb-evvab#x#RBB#||#A:LM#||#NFS#||#KVN#||#S:LH#||#KVN#||#eVB#||#G:FR#||#kvn-kane#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#nfs-nefs#||#g:fr-gafur#||#s:lh-salih#||#evb-evvab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا فِي نُفُوسِكُمْ إِن تَكُونُواْ صَالِحِينَ فَإِنَّهُ كَانَ لِلأَوَّابِينَ غَفُورًا
Rabbukum a’lemu bi mâ fî nufûsikum, in tekûnû sâlihîne fe innehu kâne lil evvâbîne gafûrâ(gafûren).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Evvab
ا و بeVB
Rücu' eden. Geri dönen. Günahlardan tevbe edip hakkı kabul eden.
Aynı kökten:Ayib Evb Evbe Eybe Evvab İyab Meab
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Diyanet Meali:
Rabbiniz, içinizde olanı en iyi bilendir. Eğer siz iyi kişiler olursanız, şunu bilin ki Allah tövbeye yönelenleri çok bağışlayandır.
17. İSRA / 26-27
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 283
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Kurb sahiblerine ve miskine ve sebil çocuklarına (yolcu) hakklarını ver... ve bezr ederek bezr etme!
Muhakkak bezr edenler... şeytanlara ihvan olurlar.
Şeytan, Rabbine küfür içinde olmuştur!
Şeytan eTY K:RB HK:K: SKN BNY SBL BZéR BZéR BZéR KVN eH:V ŞT:N KVN ŞT:N RBB KFR .mid1976.ss17.as26.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf283.sure.17.xxxŞeytanxxŞeytanxx.ss17.as27.xxxemirxxyasakxxx#bny-beni#||#sbl-sebil#||#hk:k:-hakk#||#bzér-bezr#||#k:rb-kurb#||#skn-miskin#||#eh:v-ihvan#||#rbb-rabb#||#kfr-kefur#||#bzér-bezr#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#eTY#||#K:RB#||#HK:K:#||#SKN#||#BNY#||#SBL#||#BZéR#||#BZéR#||#BZéR#||#KVN#||#eH:V#||#ŞT:N#||#KVN#||#ŞT:N#||#RBB#||#KFR#||#bny-beni#||#sbl-sebil#||#hk:k:-hakk#||#bzér-bezr#||#k:rb-kurb#||#skn-miskin#||#eh:v-ihvan#||#rbb-rabb#||#kfr-kefur#||#bzér-bezr#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَآتِ ذَا الْقُرْبَى حَقَّهُ وَالْمِسْكِينَ وَابْنَ السَّبِيلِ وَلاَ تُبَذِّرْ تَبْذِيرًا * إِنَّ الْمُبَذِّرِينَ كَانُواْ إِخْوَانَ الشَّيَاطِينِ وَكَانَ الشَّيْطَانُ لِرَبِّهِ كَفُورًا
Ve âti zel kurbâ hakkahu vel miskîne vebnes sebîli ve lâ tubezzir tebzîrâ(tebzîren). * İnnel mubezzirîne kânû ihvâneş şeyâtîn(şeyâtîni), ve kâneş şeytânu li rabbihî kefûrâ(kefûren).
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
Bezr
ب ذ رBZéR
Saçmak. Boşa harcamak. Boşa konuşmak. Saçılan. Tohum. Keten tohumu. Mercimek, bakla, arpa gibi taneli tohum. Yemeklere konulan baharat. ? saçılma / dağılma, (örneğin ekilen tohum, dökme tahıl), dağınık / yayılmış, ifşa etme / açığa çıkarma, harcamada abartılı, gevezelik, dağılmış / israf edilmiş, yok edilmiş / tüketilmiş / mahvolmuş, anlamsız, yanlış / boş / etkisiz, çok / bol / artış.
Çğl.EbzarÇğl.Ebazir
Aynı kökten:Bazir Bezer Bezir Bezir Bezirgan Bazirgân Bezr Ebzar Ebazir Bızr Bizr Bizr Büzûr Mibzer Mübezzir Mübezzirîn Mübezzir Tebzir Tebzirât
Bezr
ب ذ رBZéR
Saçmak. Boşa harcamak. Boşa konuşmak. Saçılan. Tohum. Keten tohumu. Mercimek, bakla, arpa gibi taneli tohum. Yemeklere konulan baharat. ? saçılma / dağılma, (örneğin ekilen tohum, dökme tahıl), dağınık / yayılmış, ifşa etme / açığa çıkarma, harcamada abartılı, gevezelik, dağılmış / israf edilmiş, yok edilmiş / tüketilmiş / mahvolmuş, anlamsız, yanlış / boş / etkisiz, çok / bol / artış.
Çğl.EbzarÇğl.Ebazir
Aynı kökten:Bazir Bezer Bezir Bezir Bezirgan Bazirgân Bezr Ebzar Ebazir Bızr Bizr Bizr Büzûr Mibzer Mübezzir Mübezzirîn Mübezzir Tebzir Tebzirât
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
kurb
ق ر بK:RB
Yakınlık. Yakında oluş. Yakın olmak. Yakınlık kazanmak. Tıb: Böğür. Karnın yumuşaklığına kadar olan yer.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
Kefur
ك ف رKFR
Hakkı gizleyici, doğruyu gizleyen.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
miskin
س ك نSKN
Ziyadesiyle fakir olan. Uyuşuk. Zavallı, fakir kimse.
Çğl.Mesakîn
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
Diyanet Meali:
Akrabaya, yoksula ve yolda kalmış yolcuya haklarını ver, fakat saçıp savurma. Çünkü saçıp savuranlar şeytanların kardeşleridir. Şeytan ise Rabbine karşı çok nankörlük etmiştir.
17. İSRA / 28
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer, Rabbinden rica ettiğin bir rahmete ibtiga ederken onlardan iraz edecek olursan... artık onlara, meysur kavil söyle.
A:RD: BG:Y RHM RBB RCV K:VL K:VL YSR .mid1977.ss17.as28.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#a:rd:-iraz#||#ysr-meysur#||#bg:y-ibtiga#||#rcv-rica#||##k:vl-kavl#||#k:vl-xxoxx#x#A:RD:#||#BG:Y#||#RHM#||#RBB#||#RCV#||#K:VL#||#K:VL#||#YSR#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#a:rd:-iraz#||#ysr-meysur#||#bg:y-ibtiga#||#rcv-rica#||##k:vl-kavl#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِمَّا تُعْرِضَنَّ عَنْهُمُ ابْتِغَاء رَحْمَةٍ مِّن رَّبِّكَ تَرْجُوهَا فَقُل لَّهُمْ قَوْلاً مَّيْسُورًا
Ve immâ tu’ridanne anhumubtigâe rahmetin min rabbike tercûhâ fe kul lehum kavlen meysûrâ(meysûren).
kavl
ق و لK:VL
Anlaşma. Sözleşme. Konuşulan söz. Söz cümlesi. İtikad, delalet. Tarif. İlham.
Çğl.Akval
Aynı kökten:ikale kavl Akval kavval makal makul mikvel Makavil mütekavvil Mütekavvilîn takvil Takvilât tekavül
İ'raz
ع ر ضA:RD:
Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
İbtiga
ب غ يBG:Y
Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rica
Reca
ر ج وRCV
Emel, ümit. İstek, arzu, dilek. / Ummak, ümid etmek. / Yalvarmak, niyaz eylemek. / Kenar. / Canib. Taraf.
Çğl.Erca
Aynı kökten:erca İrca İrtica İstirca Mercu mürteca mürteci müterecci raci Recai Rica Reca Erca terecci
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Meysur
ي س رYSR
Kolay. Kolay olmuş. Asan. Kolay kılınmış şey.
Aynı kökten:Eyser Yüsra Meysere Meyâsir Meysir Meyser Meysur Müsteyser müteyessir müyesser teysir Yesar Yesaret Yeser Yesir Yesr yüsr yüsür yüsret
Diyanet Meali:
Eğer Rabbinden umduğun bir rahmeti istemek için onlardan yüz çevirecek olursan, o zaman onlara yumuşak bir söz söyle.
17. İSRA / 29
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Elini unkuna maglul kılma!... ve de külliyen bastını bast etme!
Yoksa, levm edilmiş ve mahsur olarak kuud edersin.
CA:L YDY G:LL A:NK: BST: KLL BST: K:A:D LVM HSR .mid1978.ss17.as29.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#kll-külli#||#ydy-yed#||#a:nk:-unk#||#bst:-bast#||#g:ll-maglul#||#k:a:d-kuud#||#lvm-levm#||#hsr-mahsur#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#YDY#||#G:LL#||#A:NK:#||#BST:#||#KLL#||#BST:#||#K:A:D#||#LVM#||#HSR#||#kll-külli#||#ydy-yed#||#a:nk:-unk#||#bst:-bast#||#g:ll-maglul#||#k:a:d-kuud#||#lvm-levm#||#hsr-mahsur#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَجْعَلْ يَدَكَ مَغْلُولَةً إِلَى عُنُقِكَ وَلاَ تَبْسُطْهَا كُلَّ الْبَسْطِ فَتَقْعُدَ مَلُومًا مَّحْسُورًا
Ve lâ tec’al yedeke maglûleten ilâ unukıke ve lâ tebsuthâ kullel bastı fe tak’ude melûmen mahsûrâ(mahsûren).
Unk
ع ن قA:NK:
Boyun, gerdanlık, gerdan.
Çğl.A'nâk
Aynı kökten:İ'tinak Muanik Ta'nik Unk A'nâk
Bast
ب س طBST:
Genişlemek, açmak, yaymak. Bir şeye el uzatmak. Sevindirmek. Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak. Özür kabul etmek. Kaplamak.
Aynı kökten:Bâsıt Basit Besait Bast Best Bisat Büsüt Bist İnbisat Mebsut Münbasit Mütebassıt
Maglul
Meglul
غ ل لG:LL
Susuz kalmış. Su sıkıntısında bulunan. Eli bağlı. Zincirle bağlanmış kimse. Hapsedilmiş olan.
Aynı kökten:Galel Eğlâl Galil Gılâl Gall Galle Galal Gılâl Gallat Gılale Galâyil Gıll Gull Aglal Eglal Gulul İstiglal Maglul Meglul
Mahsur
ح س رHSR
Fersiz göz. Yorulmuş, uzun uzadıya bakmaktan donuklaşmış ve göremez olmuş göz.
Aynı kökten:Hasîr hasr hasret Haserat İstihsar Mahsur Muhasser mütehassir tahassür Tahassürât tahsir
Kuud
ق ع دK:A:D
Cülus. Oturmak. Namazın oturarak kılınan kısmı. Secdede iken kalkıp oturmak.
Aynı kökten:Kaid Kaide Kavaid Kaiden Kaideten Kaidevî Kuud Mak'ad Mütekaid Mütekaidîn tekaüd Zulkı'de
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Levm
ل و مLVM
Çekiştirmek. Birisinin yüzüne karşı kötü söz söylemek. Zemmetmek. Paylamak. Başa kakmak.
Aynı kökten:Leim Levm Levma Levâyim Levme Levvam Levvâme Melum Mülîm Müstelîm Telavüm Telvim Telvimât
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
Diyanet Meali:
Eli sıkı olma, büsbütün eli açık da olma. Sonra kınanır ve çaresiz kalırsın.
17. İSRA / 30
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak ki Rabbin, dilediği kimse için rızkı bast eder ve ikdar eder.
Muhakkak ki O, KENDİSİNE ibadet edenlere habir ve basir olandır.
Esma-ül Hüsna RBB BST: RZK: ŞYe K:DR KVN A:BD H:BR BS:R .mid1979.ss17.as30.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxEsma-ül Hüsnax#kvn-kane#||#şye-şae#||#h:br-habir#||#rbb-rabb#||#rzk:-rızk#||#a:bd-ibadet#||#bs:r-basir#||#bst:-bast#||#k:dr-ikdar#x#RBB#||#BST:#||#RZK:#||#ŞYe#||#K:DR#||#KVN#||#A:BD#||#H:BR#||#BS:R#||#kvn-kane#||#şye-şae#||#h:br-habir#||#rbb-rabb#||#rzk:-rızk#||#a:bd-ibadet#||#bs:r-basir#||#bst:-bast#||#k:dr-ikdar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ رَبَّكَ يَبْسُطُ الرِّزْقَ لِمَن يَشَاء وَيَقْدِرُ إِنَّهُ كَانَ بِعِبَادِهِ خَبِيرًا بَصِيرًا
İnne rabbeke yebsutur rızka li men yeşâu ve yakdir(yakdiru), innehu kâne bi ibâdihî habîran basîrâ(basîran).
ibadet
ع ب دA:BD
Aldığı emir üzere yaşamak. Emre itaat etmek. Kendi benliğini ve varlığını bırakmak, vaz geçmek.
Çğl.İbadat
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Bast
ب س طBST:
Genişlemek, açmak, yaymak. Bir şeye el uzatmak. Sevindirmek. Bir mecliste haya sebebiyle olan sıkılmanın gitmesiyle açılmak. Özür kabul etmek. Kaplamak.
Aynı kökten:Bâsıt Basit Besait Bast Best Bisat Büsüt Bist İnbisat Mebsut Münbasit Mütebassıt
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
İkdar
ق د رK:DR
Kudret verme, kuvvetleştirme, güç kazandırma. Geçimini sağlama. Birini kayırma.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Şüphesiz Rabbin, dilediğine rızkı bol bol verir ve (dilediğine) kısar. Çünkü O, gerçekten kullarından haberdardır ve onları görmektedir.
17. İSRA / 31
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İmlak haşyeti ile evladlarınızı katl etmeyin!
Onları ve yalnızca sizi BİZ rızıklandırıyoruz BİZ!
Muhakkak onların katl edilmesi, kebir hata olur.
K:TL VLD H:ŞY MLK: RZK: EYY K:TL KVN H:T:e KBR .mid1980.ss17.as31.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#kvn-kane#||#k:tl-katl#||#h:t:e-hata#||#vld-xoxox#||#rzk:-rızk#||#h:şy-haşyet#||#mlk:-imlak#||#kbr-kebir#||#eyy-iyya#x#K:TL#||#VLD#||#H:ŞY#||#MLK:#||#RZK:#||#EYY#||#K:TL#||#KVN#||#H:T:e#||#KBR#||#kvn-kane#||#k:tl-katl#||#h:t:e-hata#||#vld-xoxox#||#rzk:-rızk#||#h:şy-haşyet#||#mlk:-imlak#||#kbr-kebir#||#eyy-iyya#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَقْتُلُواْ أَوْلادَكُمْ خَشْيَةَ إِمْلاقٍ نَّحْنُ نَرْزُقُهُمْ وَإِيَّاكُم إنَّ قَتْلَهُمْ كَانَ خِطْءًا كَبِيرًا
Ve lâ taktulû evlâdekum haşyete imlâk(imlâkın), nahnu nerzukuhum ve iyyâkum, inne katlehum kâne hıt’en kebîrâ(kebîren).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Hata
Hatîe
خ ط اH:T:e
Yanlışlık. Yanılma. Suç. Günah.
Çğl.HataiyyatÇğl.Hataya
Aynı kökten:Hata Hatîe Hataiyyat Hataya Hatîe Ihta' Muhtî Mütehatti Tahtie Tehatu'
Haşyet
خ ش يH:ŞY
Korku ve dehşet.
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
katl
ق ت لK:TL
Öldürmek.
Aynı kökten:İstiktal katil katl katliam Kıtal Maktel maktul Maktulîn mukatele mukatil mukatilun Müstaktil taktil tekatül Takatül
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
kontrol-giriş
Aynı kökten:
İmlak
م ل قMLK:
Çok fakir düşmek.
Aynı kökten:İmlak
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Diyanet Meali:
Yoksulluk korkusuyla çocuklarınızı öldürmeyin. Onları da, sizi de biz rızıklandırırız. Onları öldürmek gerçekten büyük bir günahtır.
17. İSRA / 32
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Zinaya karib olmayın!
Muhakkak bu, fahiş olandır ve sui sebildir.
K:RB ZNY KVN FHŞ SVe SBL .mid1981.ss17.as32.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxxxharamxxhelalxxx#kvn-kane#||#sve-sui#||#sbl-sebil#||#k:rb-karib#||#fhş-fahiş#||#zny-zina#x#K:RB#||#ZNY#||#KVN#||#FHŞ#||#SVe#||#SBL#||#kvn-kane#||#sve-sui#||#sbl-sebil#||#k:rb-karib#||#fhş-fahiş#||#zny-zina#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَقْرَبُواْ الزِّنَى إِنَّهُ كَانَ فَاحِشَةً وَسَاء سَبِيلاً
Ve lâ takrebûz zinâ innehu kâne fâhışeh(fâhışeten), ve sâe sebîlâ(sebîlen).
Fahiş
ف ح شFHŞ
Haddi tecavüz eden. Mübalâğalı. Ahlaksız ve hayasız. Ahlâka uymaz ve terbiyesiz olan. Nekir ve yaramaz şey. Bozuk, kötü ve haram olan iş, amel.
Dşl.FahişeÇğl.Fevahiş
Aynı kökten:Fahhaş Fahiş Fahişe Fevahiş Fahşa Fuhş fuhuş Fuhşiyyat İfhaş Müfhiş Tefahhuş
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
kontrol-giriş
Aynı kökten:
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
zina
ز ن يZNY
Haram ve büyük günah olan ve nikahsız olarak yapılan cinsi münasebet.
Aynı kökten:münazat zani zaniye zevani zina
Diyanet Meali:
Zinaya yaklaşmayın. Çünkü o, son derece çirkin bir iştir ve çok kötü bir yoldur.
17. İSRA / 33
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
ALLAH'ın haram kıldığı nefsi, bi-hakkın olmadan katl etmeyin!
Mazlum olarak katl edilen kimse… artık BİZ, onun veliyysi için sultan kılmış oluruz... ve ardından o, katlde israf etmesin.
Muhakkak o nasr edilen olmuştur.
K:TL NFS HRM HK:K: K:TL Z:LM CA:L VLY SLT: SRF K:TL KVN NS:R .mid1982.ss17.as33.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxxxharamxxhelalxxx#kvn-kane#||#k:tl-katl#||#z:lm-mazlum#||#nfs-nefs#||#hk:k:-hakk#||#hrm-haram#||#vly-veliy#||#ns:r-nasr#||#slt:-sultan#||#srf-israf#||#ca:l-xxoxx#x#K:TL#||#NFS#||#HRM#||#HK:K:#||#K:TL#||#Z:LM#||#CA:L#||#VLY#||#SLT:#||#SRF#||#K:TL#||#KVN#||#NS:R#||#kvn-kane#||#k:tl-katl#||#z:lm-mazlum#||#nfs-nefs#||#hk:k:-hakk#||#hrm-haram#||#vly-veliy#||#ns:r-nasr#||#slt:-sultan#||#srf-israf#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَقْتُلُواْ النَّفْسَ الَّتِي حَرَّمَ اللّهُ إِلاَّ بِالحَقِّ وَمَن قُتِلَ مَظْلُومًا فَقَدْ جَعَلْنَا لِوَلِيِّهِ سُلْطَانًا فَلاَ يُسْرِف فِّي الْقَتْلِ إِنَّهُ كَانَ مَنْصُورًا
Ve lâ taktulûn nefselletî harremallâhu illâ bil hakk(hakkı), ve men kutile mazlûmen fe kad cealnâ li veliyyihî sultânen fe lâ yusrif fîl katl(katli), innehu kâne mensûrâ(mensûran).
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
haram
ح ر مHRM
Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey.
Çğl.HurmatÇğl.HuremâtÇğl.Hurumât
Aynı kökten:haram Hurmat Huremât Hurumât haram ay Eşhür-ül Hurum Harami harem Ahram Haremeyn Harîm Ahram Harîme Harm Hurum hürmet İhram Mahrem Mahreman Maharim Mahremiyyet Mahrum Mahrumiyyet Muharrem Muharremât Na-mahrem Taharrüm tahrim Tahrime
katl
ق ت لK:TL
Öldürmek.
Aynı kökten:İstiktal katil katl katliam Kıtal Maktel maktul Maktulîn mukatele mukatil mukatilun Müstaktil taktil tekatül Takatül
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
israf
س ر فSRF
Lüzumsuz yere harcamak. Malı ve parayı lüzumsuz yere sarf etmek. İhtiyacından fazla harcamak.
Çğl.İsrafat
Aynı kökten:israf İsrafat israfil müsrif
veli
veliy
و ل يVLY
Sahib, mâlik. Evliya. Dost Muin. Muhafaza eden. Küçük çocukların hâlinden mes'ul kimse. Sıddık. Baba. Babanın babası, ced. El Veli : ALLAH'ın inanmak fiilidir. İnsan, özünün inancı ile ALLAH'la birleşince veli oluyor.
Çğl.Evliya
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
mazlum
ظ ل مZ:LM
Zulüm görmüş. Kendine zulmedilmiş. Halim, selim, sakin, sessiz.
Çğl.Mazlumîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Haklı bir sebep olmadıkça, Allah’ın, öldürülmesini haram kıldığı cana kıymayın. Kim haksız yere öldürülürse, biz onun velisine yetki vermişizdir. Ancak o da (kısas yoluyla) öldürmede meşru ölçüleri aşmasın. Çünkü kendisine yardım edilmiştir.
17. İSRA / 34
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Yetim malına, en şedidine iblağ oluncaya kadar... ahsen ile olmadan karib olmayın!
Ahde vefa gösterin!
Muhakkak ahd mesul eder!
K:RB MVL YTM HSN BLG: ŞDD VFY A:HéD A:HéD KVN SeL .mid1983.ss17.as34.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxikrarxxxxemirxxyasakxxxxharamxxhelalxxx#mvl-mal#||#şdd-şedid#||#a:héd-ahd#||#ytm-yetim#||#sel-mesul#||#k:rb-karib#||#hsn-ahsen#||#blg:-iblağ#||#vfy-vefa#||#kvn-kane#x#K:RB#||#MVL#||#YTM#||#HSN#||#BLG:#||#ŞDD#||#VFY#||#A:HéD#||#A:HéD#||#KVN#||#SeL#||#mvl-mal#||#şdd-şedid#||#a:héd-ahd#||#ytm-yetim#||#sel-mesul#||#k:rb-karib#||#hsn-ahsen#||#blg:-iblağ#||#vfy-vefa#||#kvn-kane#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَقْرَبُواْ مَالَ الْيَتِيمِ إِلاَّ بِالَّتِي هِيَ أَحْسَنُ حَتَّى يَبْلُغَ أَشُدَّهُ وَأَوْفُواْ بِالْعَهْدِ إِنَّ الْعَهْدَ كَانَ مَسْؤُولاً
Ve lâ takrebû mâlel yetîmi illâ billetî hiye ahsenu hattâ yebluga eşuddeh(eşuddehu), ve evfû bil ahd(ahdi), innel ahde kâne mes’ûlâ(mes’ûlen
ahd
ahid
ع ه دA:HéD
Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. Vasiyet.
Çğl.Uhud
Aynı kökten:ahd ahid Uhud Ahid Ma'hed Maahid Ma'hudiyyet Muahid müteahhid Müteahhidîn Taahhüd
İblağ
ب ل غBLG:
Bildirmek. Yetiştirmek. Haberdar etmek. Göndermek.
Aynı kökten:Bâliğ Bâliğa Belâg belağ belağat beliğ Bülega Bülga Bülgat büluğ eblağ İblağ meblağ Mebaliğ Mübalaga Mübalağa Mübalagat Mübellag Mübellig Tebellüğ tebliğ Tebligat
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
mal
م و لMVL
Tasarrufuna sahib olunan şey.
Çğl.Emval
Aynı kökten:İmale İstimale mal Emval Malî Maliye Temevvül Temvil
Mes'ul
س ا لSeL
Yaptığı iş ve hareketlerden hesap vermeğe mecbur olan. Mes'uliyetli. Bir işin idâresi kendisine âit olan. Ceza verilmiş olan.
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
vefa
و ف يVFY
Ahdinde, sözünde durma. Sevgi ve dostlukta sebat ve devam. Ödeme. Yetişme. Dince ve akılca lazım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.
Aynı kökten:ifa İstivfa Mufî müstevfa Müstevfi müteveffa Müteveffat Teveffi Vâfi Vâfiye vefa vefat Vefiyat
yetim
Yütm
ي ت مYTM
Babası ölmüş olan çocuk. / Nesebini inkar etmiş kişi. / Gayrı meşru. / Tek, eşsiz, yalnız.
Dşl.YetimeÇğl.EytamÇğl.Yetama
Aynı kökten:yetim Yütm Yetime Eytam Yetama
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Rüştüne erişinceye kadar, yetimin malına ancak en güzel şekilde yaklaşın, verdiğiniz sözü de yerine getirin. Çünkü söz (veren sözünden) sorumludur.
17. İSRA / 35
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Vezni keyl ettiğinizde... keyli mustakim kıstas ile vefa edin!
Bu, hayrdır... ve tevil olarak ahsendir.
VFY KYL KYL VZN K:ST:S K:VM H:YR HSN eVL .mid1984.ss17.as35.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#k:vm-mustakim#||#evl-tevil#||#h:yr-hayr#||#k:st:s-kıstas#||#hsn-ahsen#||#vfy-vefa#||#vzn-vezn#||#kyl-keyl#x#VFY#||#KYL#||#KYL#||#VZN#||#K:ST:S#||#K:VM#||#H:YR#||#HSN#||#eVL#||#k:vm-mustakim#||#evl-tevil#||#h:yr-hayr#||#k:st:s-kıstas#||#hsn-ahsen#||#vfy-vefa#||#vzn-vezn#||#kyl-keyl#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَوْفُوا الْكَيْلَ إِذا كِلْتُمْ وَزِنُواْ بِالقِسْطَاسِ الْمُسْتَقِيمِ ذَلِكَ خَيْرٌ وَأَحْسَنُ تَأْوِيلاً
Ve evfûl keyle izâ kiltum vezinû bil kıstâsil mustekîm(mustekîmi), zâlike hayrun ve ahsenu te’vîlâ(te’vîlen).
Te'vil
Evl
ا و لeVL
Zâhiren yakın mâna ve delil nakletmek sebebiyle başka mâna vermek. Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek. Bazı müfessirlere göre; Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarına göre; "evvel" lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir. Bazılarına göre de; hükümet ve siyaset mânasına olan "iyalet"den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir.
Çğl.Te'vilât
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
kıstas
ق س ط سK:ST:S
Mizan, ölçü. Büyük terazi. Kıyamet günündeki büyük terazi. Manevi değer ve kıymet ölçüsü. En doğru tartan. Taksit. Taksit ile ödenen şey.
Aynı kökten:kıstas
mustakim
ق و مK:VM
Doğru, istikametli. Eğri olmayan, düz, dik. Hilesiz, temiz.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Keyl
ك ي لKYL
Ölçme. Kile. Hububat ölçüsü. Ölçek.
Çğl.Ekyal
Aynı kökten:Keyl Ekyal Mekîl Mikyal Mekâyil
vefa
و ف يVFY
Ahdinde, sözünde durma. Sevgi ve dostlukta sebat ve devam. Ödeme. Yetişme. Dince ve akılca lazım gelen şeyi yerine getirip uhdesinden çıkma.
Aynı kökten:ifa İstivfa Mufî müstevfa Müstevfi müteveffa Müteveffat Teveffi Vâfi Vâfiye vefa vefat Vefiyat
Vezn
Vezin
و ز نVZN
Tartma. Ölçme. Hesaplama. Tartacak şey. Tartı. Ağırlık.
Çğl.Evzan
Aynı kökten:Mizan Mevazin Muvazin Vezn Vezin Evzan Vezne Vezniyyât Vezzan
Diyanet Meali:
Ölçtüğünüzde ölçmeyi tam yapın, doğru terazi ile tartın. Bu daha hayırlı, sonuç bakımından daha güzeldir.
17. İSRA / 36
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Hakkında sana ilim olmayan şeye kafv etme!
Muhakkak işitme ve basar ve fuad... işte bunların hepsi ondan mesul olur.
K:FV LYS A:LM SMA: BS:R FeD KLL KVN SeL .mid1985.ss17.as36.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#kvn-kane#||#lys-leyse#||#kll-külli#||#a:lm-ilim#||#bs:r-basar#||#fed-fuad#||#sel-mesul#||#k:fv-kafv#||#sma:-xxoxx#x#K:FV#||#LYS#||#A:LM#||#SMA:#||#BS:R#||#FeD#||#KLL#||#KVN#||#SeL#||#kvn-kane#||#lys-leyse#||#kll-külli#||#a:lm-ilim#||#bs:r-basar#||#fed-fuad#||#sel-mesul#||#k:fv-kafv#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَقْفُ مَا لَيْسَ لَكَ بِهِ عِلْمٌ إِنَّ السَّمْعَ وَالْبَصَرَ وَالْفُؤَادَ كُلُّ أُولئِكَ كَانَ عَنْهُ مَسْؤُولاً
Ve lâ takfu mâ leyse leke bihî ilm(ilmun), innes sem’a vel basara vel fuâde kullu ulâike kâne anhu mes’ûlâ(mes’ûlen).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Fuad
ف ا دFeD
Kalb, gönül, yürek.
Çğl.Ef'ide
Aynı kökten:Fuad Ef'ide
Kafv
ق ف وK:FV
Bir kimsenin ardına düşüp ittibâ etmek, ona tâbi olup uyma.
Aynı kökten:Iktifa' Kafa Akfâ Kafv Muktefa
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Leyse
ل ي سLYS
Olmadı (meâlinde fiil-i müşebbehtir)
Aynı kökten:Elest Elleys Eys Hz. İlyas leys layese Leyse
Mes'ul
س ا لSeL
Yaptığı iş ve hareketlerden hesap vermeğe mecbur olan. Mes'uliyetli. Bir işin idâresi kendisine âit olan. Ceza verilmiş olan.
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
Hakkında kesin bilgi sahibi olmadığın şeyin peşine düşme. Çünkü kulak, göz ve kalp, bunların hepsi ondan sorumludur.
17. İSRA / 37
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Arzda merah olarak meşy etme!
Muhakkak sen arzı tahrik edemezsin... ve dağların tavlına iblağ olamazsın.
MŞY eRD: MRH H:RK: eRD: BLG: CBL T:VL .mid1986.ss17.as37.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxxxxemirxxyasakxxx#cbl-cebel#||#erd:-arz#||#blg:-iblağ#||#mşy-meşy#||#mrh-merah#||#t:vl-tavl#||#h:rk:-tahrik#x#MŞY#||#eRD:#||#MRH#||#H:RK:#||#eRD:#||#BLG:#||#CBL#||#T:VL#||#cbl-cebel#||#erd:-arz#||#blg:-iblağ#||#mşy-meşy#||#mrh-merah#||#t:vl-tavl#||#h:rk:-tahrik#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلاَ تَمْشِ فِي الأَرْضِ مَرَحًا إِنَّكَ لَن تَخْرِقَ الأَرْضَ وَلَن تَبْلُغَ الْجِبَالَ طُولاً
Ve lâ temşi fîl ardı merehâ(merehan), inneke len tahrikal arda ve len teblugal cibâle tûlâ(tûlen).
İblağ
ب ل غBLG:
Bildirmek. Yetiştirmek. Haberdar etmek. Göndermek.
Aynı kökten:Bâliğ Bâliğa Belâg belağ belağat beliğ Bülega Bülga Bülgat büluğ eblağ İblağ meblağ Mebaliğ Mübalaga Mübalağa Mübalagat Mübellag Mübellig Tebellüğ tebliğ Tebligat
cebel
ج ب لCBL
Dağ.
Çğl.Cibal
Aynı kökten:cebel Cibal Cebl Cibill Cibillât Cibillet Cibillî Ciblet Cüble
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Tahrik
خ ر قH:RK:
Yarma, yarılma. Yırtma, yırtılma.
Aynı kökten:Hark Ark Taharruk Tahrik
Merah
م ر حMRH
Sevinç, ferah, sürur. Böbürlenmek. Zayıf olma. Fâsid olmak. Kurumak. Yer. Mekân. Rahat edilecek yer. Meşhur bir nahiv kitabının ismi.
Çğl.Merahân
Aynı kökten:Merah Merahân Mürih
meşy
م ش يMŞY
Yürüme.
Aynı kökten:maşi maşiyye müşşat memişhane memşa meşşai meşy meşyen mütemeşşi temeşşi temşiye
tul
Tavl
ط و لT:VL
Boy. Uzunluk. Ömür ve hayat. Uzamak. Zaman çokluğu. Çokluk, bolluk.
Aynı kökten:atvel istitale Mattal Mattâle Mıtla Metâli mustatil mutavele tavil tetavül tul Tavl tula
Diyanet Meali:
Yeryüzünde böbürlenerek yürüme. Çünkü sen yeri asla yaramazsın, boyca da dağlara asla erişemezsin.
17. İSRA / 38
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 284
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu seyyie olanların hepsi… Rabbinin indinde, mekruh olanlardır.
KLL KVN SVe A:ND RBB KRHé .mid1987.ss17.as38.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf284.sure.17.xxxx#kvn-kane#||#kll-külli#||#sve-seyyie#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#krhé-mekruh#x#KLL#||#KVN#||#SVe#||#A:ND#||#RBB#||#KRHé#||#kvn-kane#||#kll-külli#||#sve-seyyie#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#krhé-mekruh#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كُلُّ ذَلِكَ كَانَ سَيٍّئُهُ عِنْدَ رَبِّكَ مَكْرُوهًا
Kullu zâlike kâne seyyiuhu inde rabbike mekrûha(mekrûhen).
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Mekruh
ك ر هKRHé
İğrenç, nahoş görülen şey. Fık: Şeriatın haram etmediği, fakat zaruret olmadan yapılmasına izin vermediği, zanna dayanan delil ile işlenmesi caiz olmayan iş. Mihnet. Şiddet.
Çğl.Mekruhat
Aynı kökten:Ekreh İkrah İkrahen İstikrah Kerahe Kerâhiye Kerâhet Keraheten Kerahiyyet Kerh Kerih Kerihe Kerâih Kerihet Mekruh Mekruhat Mekruha Mekruhiyet Mükrih Müstekrih Mütekerrih Tekerrüh
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
seyyie
س و اSVe
Kötülük, günah, suç. Yaramazlık, fenalık.
Çğl.seyyiat
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Diyanet Meali:
Bütün bu sayılanların kötü olanları, Rabbinin katında sevimsiz şeylerdir.
17. İSRA / 39
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Bunlar, Rabbinin hikmetten sana vahy ettiği şeylerdendir.
ALLAH ile beraber, başka ilah kılma!... yoksa cehennemde, levm edilmiş ve medhur olarak ilka edilirsin!
VHY RBB HKM CA:L eLHé eH:R LK:Y LVM DHR .mid1988.ss17.as39.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxxxcehennemxx#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#eh:r-ahar#||#rbb-rabb#||#dhr-medhur#||#hkm-hikmet#||#chm-cehennem#||#lk:y-ilka#||#lvm-levm#||#ca:l-xxoxx#x#VHY#||#RBB#||#HKM#||#CA:L#||#eLHé#||#eH:R#||#LK:Y#||#LVM#||#DHR#||#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#eh:r-ahar#||#rbb-rabb#||#dhr-medhur#||#hkm-hikmet#||#chm-cehennem#||#lk:y-ilka#||#lvm-levm#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ذَلِكَ مِمَّا أَوْحَى إِلَيْكَ رَبُّكَ مِنَ الْحِكْمَةِ وَلاَ تَجْعَلْ مَعَ اللّهِ إِلَهًا آخَرَ فَتُلْقَى فِي جَهَنَّمَ مَلُومًا مَّدْحُورًا
Zâlike mimmâ evhâ ileyke rabbuke minel hikmeh(hikmeti), ve lâ tec’al meallâhi ilâhen âhare fe tulkâ fî cehenneme melûmen medhûrâ(medhûren).
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Medhur
د ح رDHR
Uzaklaştırılmış veya kovulmuş olan.
Aynı kökten:Dahr Duhur Duhur Edhar Medhur
Ahar
Aher
ا خ رeH:R
Gayrı, başkası. Diğeri.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
hikmet
ح ك مHKM
İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakimlik. Eşyanın ahvalinden, harici ve batini keyfiyetlerinden bahseden ilim (İlm-i Hikmet). Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kainattaki ve yaradılıştaki İlahi gaye. Sır. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk.
Çğl.hikem
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Levm
ل و مLVM
Çekiştirmek. Birisinin yüzüne karşı kötü söz söylemek. Zemmetmek. Paylamak. Başa kakmak.
Aynı kökten:Leim Levm Levma Levâyim Levme Levvam Levvâme Melum Mülîm Müstelîm Telavüm Telvim Telvimât
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
Bunlar, Rabbinin sana vahyettiği bazı hikmetlerdir. Allah ile birlikte başka ilâh edinme. Sonra kınanmış ve Allah’ın rahmetinden kovulmuş olarak cehenneme atılırsın.
17. İSRA / 40
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbiniz, oğulları size mi esfa kıldı… ve meleklerden dişiler mi ittihaz etti?
Muhakkak siz, elbette azim kavl söylüyorsunuz!
S:FV RBB BNY eH:Zé MLK eNSé K:VL K:VL A:Z:M .mid1989.ss17.as40.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxx#bny-beni#||#rbb-rabb#||#a:z:m-azim#||#ensé-ünsa#||#eh:zé-ittihaz#||#s:fv-esfa#||#mlk-melek#||#k:vl-kavil#||#k:vl-xxoxx#x#S:FV#||#RBB#||#BNY#||#eH:Zé#||#MLK#||#eNSé#||#K:VL#||#K:VL#||#A:Z:M#||#bny-beni#||#rbb-rabb#||#a:z:m-azim#||#ensé-ünsa#||#eh:zé-ittihaz#||#s:fv-esfa#||#mlk-melek#||#k:vl-kavil#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَأَصْفَاكُمْ رَبُّكُم بِالْبَنِينَ وَاتَّخَذَ مِنَ الْمَلآئِكَةِ إِنَاثًا إِنَّكُمْ لَتَقُولُونَ قَوْلاً عَظِيمًا
E fe asfâkum rabbukum bil benîne vettehaze minel melâiketi inâsâ(inâsen), innekum le tekûlûne kavlen azîmâ(azîmen).
Azîm
ع ظ مA:Z:M
Azimet eden. Gidici. // Büyük. Yüce. Çok ileri. Ç: İzam, Uzema' El Azim : Mutlakiyet, mutlak yapmak, olmak fiili. Biz de azmimizde ALLAH'ın azmi ile beraberiz. Bazen duymayız, gafil oluruz. Daima hassas olmak icab eder. AZAMETLİ OLAN
Aynı kökten:A'zam Uzma azamet A'zami Azamût Azîm Azime Azâim Âzime azm izam izamen İzz muazzam muazzamat Müteazzım Taazzum Taazzumat Ta'zim Ta'zimat Uzm
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
Ünsa
ا ن ثeNSé
Dişi.
Çğl.İnas
Aynı kökten:Inas Mi'nas Ünsa İnas Ünuset
kontrol-giriş
Aynı kökten:
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
esfa
ص ف وS:FV
En saf, pek safi, pek temiz.
Aynı kökten:esfa ıstıfa Musafat Musaffa mustafa saf safa safi safiyy Safiye Safiyet Safvâ Safvan safve safvet
Diyanet Meali:
Rabbiniz erkek çocukları size seçip-ayırdı da kendisine meleklerden kız çocukları mı edindi? Gerçekten çok büyük bir söz söylüyorsunuz.
17. İSRA / 41
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu Kur'an'da, tezekkür etmeleri için elbette sarf ettik!... ancak bu, sadece, onların nefretlerini ziyade etti.
S:RF K:Re ZéKR ZYD NFR .mid1990.ss17.as41.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxxxkuranxxxxkitabxxx#zyd-ziyade#||#nfr-nefret#||#zékr-tezekkür#||#k:re-kuran#||#s:rf-sarf#x#S:RF#||#K:Re#||#ZéKR#||#ZYD#||#NFR#||#zyd-ziyade#||#nfr-nefret#||#zékr-tezekkür#||#k:re-kuran#||#s:rf-sarf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ صَرَّفْنَا فِي هَذَا الْقُرْآنِ لِيَذَّكَّرُواْ وَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ نُفُورًا
Ve lekad sarrafnâ fî hâzel kur’âni li yezzekkerû, ve mâ yezîduhum illâ nufûrâ(nufûren).
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
Nefret
ن ف رNFR
Tiksinmek, ürküp kaçmak. Birisinin yakını ve akrabası.
Aynı kökten:İstinfar Müstenfir Nefer Nefir Enfar Nefr Nefret Nefrin Nüfur Tenfir
sarf
ص ر فS:RF
Harcama, masraf, gider. Fazl. Hile. Men etme. Bir kimseyi yolundan ve işinden ayırıp başka tarafa yöneltme. Gr: Bir lisanı meydana getiren kelimelerin değişmesinden, birbirinden türemesinden bahseden ilim şubesi. Kelime bilgisi. Kelime şekli bilgisi. Morfoloji. Tasrif çeşitlerini, isim ve fiil nevilerini öğreten ilim. Para bozma.
Çğl.AsrafÇğl.SürufÇğl.Sarfiyyat
Aynı kökten:masraf masarif Masrif Masruf Munsarif Mutasarrıf sarf Asraf Süruf Sarfiyyat sarf-ı nazar sarfiye Sarif Sarraf tasarruf Tasarrufât tasrif
ziyade
ز ي دZYD
Artan, fazla kalan. Çok bol. Fazladan. Artma, çoğalma.
Aynı kökten:Ezyed İstizade Mezîd Müstezad Müzad müzayede Tezayüd Zad Zade Zaid Zide Zidet ziyade
tezekkür
ذ ك رZéKR
Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek. Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak. Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
Çğl.Tezekkürât
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Andolsun biz, onlar düşünüp öğüt alsınlar diye (gerçekleri) bu Kur’an’da değişik biçimlerde açıkladık. Fakat bu, onların ancak kaçışlarını artırıyor.
17. İSRA / 42
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Şayet, dedikleri gibi O'nunla beraber ilahlar olsaydı... o zaman elbette, arşın sahibine sebil ibtiga ederlerdi."
K:VL KVN eLHé K:VL BG:Y A:RŞ SBL .mid1991.ss17.as42.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxx#kvn-kane#||#elhé-ilah#||#sbl-sebil#||#a:rş-arş#||#bg:y-ibtiga#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#eLHé#||#K:VL#||#BG:Y#||#A:RŞ#||#SBL#||#kvn-kane#||#elhé-ilah#||#sbl-sebil#||#a:rş-arş#||#bg:y-ibtiga#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُل لَّوْ كَانَ مَعَهُ آلِهَةٌ كَمَا يَقُولُونَ إِذًا لاَّبْتَغَوْاْ إِلَى ذِي الْعَرْشِ سَبِيلاً
Kul lev kâne meahû âlihetun kemâ yekûlûne izen lebtegav ilâ zîl arşı sebîlâ(sebîlen).
Arş
ع ر شA:RŞ
Bağ çardağı. Gölgelik. Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Fevkiyyet, ulviyyet.
Çğl.A'raşÇğl.Uruş
Aynı kökten:Arş A'raş Uruş
İbtiga
ب غ يBG:Y
Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
kontrol-giriş
Aynı kökten:
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
De ki: “Eğer onların iddia ettiği gibi, Allah’la beraber (başka) ilâhlar olsaydı, o zaman o ilâhlar da Arş’ın sahibine ulaşmak için elbette bir yol ararlardı.
17. İSRA / 43
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
O subhandır… ve onların söylediklerinden tealidir.
Ulüvvdür, kebirdir.
Esma-ül Hüsna SBH A:LV K:VL A:LV KBR .mid1992.ss17.as43.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxEsma-ül Hüsnax#sbh-subhan#||#kbr-kebir#||#a:lv-teali#||#a:lv-ulüvv#||#k:vl-xxoxx#x#SBH#||#A:LV#||#K:VL#||#A:LV#||#KBR#||#sbh-subhan#||#kbr-kebir#||#a:lv-teali#||#a:lv-ulüvv#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
سُبْحَانَهُ وَتَعَالَى عَمَّا يَقُولُونَ عُلُوًّا كَبِيرًا
Subhânehu ve teâlâ ammâ yekûlûne uluvven kebîrâ(kebîren).
Teali
ع ل وA:LV
Yükselme. Yüceltme. Çok yüce olma.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
Ulüvv
ع ل وA:LV
Büyüklük, yükseklik. Bir şeyin yukarısına çıkma. Şan, şeref ve kadr sahibi olma.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
Diyanet Meali:
Allah, her türlü eksiklikten uzaktır, onların söylediklerinin ötesindedir, yücedir.
17. İSRA / 44
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Yedi semalar ve arz ve o ikisinde olanlar O'nu sebbih ederler. O'nun hamd etmesi ile O'nu sebbih etmeyen hiçbir şey yoktur.
Fakat onların sebbih etmelerini siz fıkh edemezsiniz.
Muhakkak ki O, halim, gafur olandır.
Esma-ül Hüsna SBH SMV SBA: eRD: ŞYe SBH HMD FK:Hé SBH KVN HLM G:FR .mid1993.ss17.as44.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxEsma-ül Hüsnax#kvn-kane#||#şye-şey#||#sba:-seba#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#sbh-sebbih#||#fk:hé-fıkh#||#g:fr-gafur#||#hmd-hamd#||#hlm-halim#x#SBH#||#SMV#||#SBA:#||#eRD:#||#ŞYe#||#SBH#||#HMD#||#FK:Hé#||#SBH#||#KVN#||#HLM#||#G:FR#||#kvn-kane#||#şye-şey#||#sba:-seba#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#sbh-sebbih#||#fk:hé-fıkh#||#g:fr-gafur#||#hmd-hamd#||#hlm-halim#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
تُسَبِّحُ لَهُ السَّمَاوَاتُ السَّبْعُ وَالأَرْضُ وَمَن فِيهِنَّ وَإِن مِّن شَيْءٍ إِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدَهِ وَلَكِن لاَّ تَفْقَهُونَ تَسْبِيحَهُمْ إِنَّهُ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Tusebbihu lehus semâvâtus seb’u vel ardu ve men fîhinn(fîhinne), ve in min şey’in illâ yusebbihu bi hamdihî ve lâkin lâ tefkahûne tesbîhahum, innehu kâne halîmen gafûrâ(gafûren).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Fıkh
Fıkıh
ف ق هFK:Hé
Derin ve ince anlayış. Bilmek, anlamak. Kapalı bir şeyin hakikatına nazarı infaz edebilmek. Kendisine hüküm taalluk eden hafi bir mânaya muttali' olmak. Ist: İslâm Hukuku.
Aynı kökten:Fakahet Fakih Fukaha Fıkh Fıkıh Mütefakkıh Mütefakkıhin Tefekkuh Tefkih
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
Halîm
ح ل مHLM
Yumuşak huylu. Hoş muamele yapan. El Halim : Yumuşak muamele. YUMUŞAKLIK SAHİBİ. Suçluların cezalarını derhal vermek iktidarında olduğu halde sonraya bırakan ve yumuşak muamele eden
Dşl.Halîme
Aynı kökten:Halîm Halîme Halme Hilm Hilmiyyet Hulm Hulüm Ahlam Mütehallim Tahlim
hamd
ح م دHMD
Övgü. Övmek.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Seb'a
seb'
س ب عSBA:
Yedi.
Aynı kökten:Fil usbuil kadim Kullu usbu Sâbi' Sabi'a Seb'a seb' Seb'în Sübaî Tesbi' Üsbu' Esabî'
Sebbih
س ب حSBH
İdrak hali ile açıkça ve net olarak beyan etmek. / Noksansızlığına... Yerli yerindeliğine (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında)… Tam olması gerektiği gibi olduğuna… inanmak ve ikna olmak. Bunların idrakinde olmak ve beyan etmek. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Yedi gök, yer ve bunların içinde bulunanlar Allah’ı tespih ederler. Her şey O’nu hamd ile tespih eder. Ancak, siz onların tespihlerini anlamazsınız. O, halîm’dir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
17. İSRA / 45
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Kur'an kıraat ettiğinde, senin ve ahirete iman etmeyenlerin arasına mestur hicab kılarız.
Ahiret K:Re K:Re CA:L BYN BYN eMN eH:R HCB STR .mid1994.ss17.as45.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxAhiretxxkuranximanxxxxkitabxxx#eh:r-ahiret#||#emn-iman#||#byn-beyn#||#k:re-kuran#||#k:re-kıraat#||#hcb-hicab#||#str-mestur#||#ca:l-xxoxx#x#K:Re#||#K:Re#||#CA:L#||#BYN#||#BYN#||#eMN#||#eH:R#||#HCB#||#STR#||#eh:r-ahiret#||#emn-iman#||#byn-beyn#||#k:re-kuran#||#k:re-kıraat#||#hcb-hicab#||#str-mestur#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَا قَرَأْتَ الْقُرآنَ جَعَلْنَا بَيْنَكَ وَبَيْنَ الَّذِينَ لاَ يُؤْمِنُونَ بِالآخِرَةِ حِجَابًا مَّسْتُورًا
Ve izâ kara’tel kur’âne cealnâ beyneke ve beynellezîne lâ yu’minûne bil âhıreti hicâben mestûrâ(mestûren).
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
hicab
ح ج بHCB
Perde. Örtü. / Hâil. / Utanma. / Kendini kusurlu bilip insanlar arasından çekilmek. / Men'etmek. / Setretmek. Gizlemek. / Tılsım.
Çğl.HicabatÇğl.Hucub
Aynı kökten:Hacb Hacebe Hâcib Hacebe Hüccab hicab Hicabat Hucub mahcub Mahcube Mahcubiyet
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
kıraat
ق ر اK:Re
Okuma. İkinci bir şey olmadan okumak.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
Mestur
س ت رSTR
Örtülmüş. Setredilmiş. Gizlenmiş.
Aynı kökten:Mestur Mesture Müsatere Müstetir Mütesettir Setr Setir Setre Settar Settare Sitare Setâir Sütre Tesettür
Diyanet Meali:
Kur’an okuduğunda, seninle ahirete inanmayanların arasına gizli bir perde çekeriz.
17. İSRA / 46
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Onu fıkh etmelerine... kalblerine kinan ve kulaklarına vakr kıldık.
Sen, Kur'an'da Rabbini, O'nun vahdetini zikir ettiğinde… nefretle dübürleri üzre tevella ederler.
CA:L K:LB KNN FK:Hé eZéN VK:R ZéKR RBB K:Re VHD VLY DBR NFR .mid1995.ss17.as46.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxxxkuranxxxxkitabxxx#k:lb-kalb#||#rbb-rabb#||#vhd-vahdet#||#knn-kinan#||#dbr-dübür#||#vly-tevella#||#fk:hé-fıkh#||#nfr-nefret#||#vk:r-vakr#||#zékr-zikir#||#k:re-kuran#||#ezén-üzn#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#K:LB#||#KNN#||#FK:Hé#||#eZéN#||#VK:R#||#ZéKR#||#RBB#||#K:Re#||#VHD#||#VLY#||#DBR#||#NFR#||#k:lb-kalb#||#rbb-rabb#||#vhd-vahdet#||#knn-kinan#||#dbr-dübür#||#vly-tevella#||#fk:hé-fıkh#||#nfr-nefret#||#vk:r-vakr#||#zékr-zikir#||#k:re-kuran#||#ezén-üzn#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلْنَا عَلَى قُلُوبِهِمْ أَكِنَّةً أَن يَفْقَهُوهُ وَفِي آذَانِهِمْ وَقْرًا وَإِذَا ذَكَرْتَ رَبَّكَ فِي الْقُرْآنِ وَحْدَهُ وَلَّوْاْ عَلَى أَدْبَارِهِمْ نُفُورًا
Ve cealnâ alâ kulûbihim ekinneten en yefkahûhu ve fî âzânihim vakrâ(vakran), ve izâ zekerte rabbeke fîl kur’âni vahdehu vellev alâ edbârihim nufûrâ(nufûren).
Dübr
Dübür
د ب رDBR
Kıç, mak'ad, süfre. Bir işin nihayeti, sonu, akıbeti. Bir şeyin arkası, gerisi. Ard ve arka taraf.
Çğl.Edbar
Aynı kökten:Dabir Deber Debre Deberât Dibâr Edbür Debr Dübur Dübr Dübür Edbar İdbar İstidbar Müdabere Müdbir Müdebber Müdebbire Müdebbir Müdebbirât Müdebbirîn Müstedbir Mütedebbir Tedbir Tedabir
üzn
ا ذ نeZéN
Kulak. İzin.
Çğl.Azan
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
Fıkh
Fıkıh
ف ق هFK:Hé
Derin ve ince anlayış. Bilmek, anlamak. Kapalı bir şeyin hakikatına nazarı infaz edebilmek. Kendisine hüküm taalluk eden hafi bir mânaya muttali' olmak. Ist: İslâm Hukuku.
Aynı kökten:Fakahet Fakih Fukaha Fıkh Fıkıh Mütefakkıh Mütefakkıhin Tefekkuh Tefkih
kalb
ق ل بK:LB
İman merkezi. Gönül. Herşeyin ortası. Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme. Bir şeyin içini dışına ve dışını içine çevirmek. Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.
Çğl.Kulub
Aynı kökten:İnkılâb İnkılâbât kalb Kulub Kallab kalpazan maklub mukallib Munkaleb Münkaleb Munkalib Münkalib takallüb Tekallüb Taklib Taklibât
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
Kinan
ك ن نKNN
Perde, örtü.
Çğl.EknanÇğl.Ekinne
Aynı kökten:İknan İstiknan Kânun Kanunulevvel Kanunussani Kenane kinâne Kenâyin Kenâin Kenin Kenn Kinan Eknan Ekinne Kinn Meknun Müstekinn Müstekinne Tekennüs
Nefret
ن ف رNFR
Tiksinmek, ürküp kaçmak. Birisinin yakını ve akrabası.
Aynı kökten:İstinfar Müstenfir Nefer Nefir Enfar Nefr Nefret Nefrin Nüfur Tenfir
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
vahdet
و ح دVHD
Birlik. Yalnızlık. Teklik. (Kesretin zıddıdır.)
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
Vakr
و ق رVK:R
İşitmede ki ağırlık. Az işitmek. Sağırlık.
Aynı kökten:Muvakkar Muvakkaran Muvakkir Tevakkur Tevkir Vakar Vekar Vakr Vıkr Evkar
tevelli
Tevella
و ل يVLY
Birisini dost edinme. Bir işi üzerine alma. Dönme, yönelme, i'raz etme. Ehl-i Beyt'e tam sevgi. Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Kur’an’ı anlamamaları için kalpleri üzerine perdeler, kulaklarına da ağırlık koyarız. Kur’an’da (ibadete lâyık ilâh olarak) sadece Rabbini andığın zaman arkalarına dönüp kaçarlar.
17. İSRA / 47
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, onların onunla istima ettikleri şeye alimiz!
Onlar, necva ederek sana istima ederlerken… zalimler, "Siz, sadece, meshur bir erkek kimseye tabi oluyorsunuz." diyorlardı.
A:LM SMA: SMA: NCV K:VL Z:LM TBA: RCL SHR .mid1996.ss17.as47.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxx#sma:-istima#||#z:lm-zalim#||#tba:-tabi#||#a:lm-alim#||#rcl-recül#||#ncv-necva#||#shr-meshur#||#k:vl-xxoxx#x#A:LM#||#SMA:#||#SMA:#||#NCV#||#K:VL#||#Z:LM#||#TBA:#||#RCL#||#SHR#||#sma:-istima#||#z:lm-zalim#||#tba:-tabi#||#a:lm-alim#||#rcl-recül#||#ncv-necva#||#shr-meshur#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَسْتَمِعُونَ بِهِ إِذْ يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ وَإِذْ هُمْ نَجْوَى إِذْ يَقُولُ الظَّالِمُونَ إِن تَتَّبِعُونَ إِلاَّ رَجُلاً مَّسْحُورًا
Nahnu a’lemu bimâ yestemiûne bihî iz yestemiûne ileyke ve iz hum necvâ iz yekûluz zâlimûne in tettebiûne illâ raculen meshûrâ(meshûran).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Necv
Necva
ن ج وNCV
İki kişi arasında olan sır. Gizli fısıltı. İki kişi arasında fısıldamak. Ağız koklamak. Karından çıkan necis. Yüzmek.
Çğl.Nicâ
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
recül
ر ج لRCL
Erkek, er kişi. Mevki sahibi kimse, devlet adamı. Yaya olan.
Çğl.rical
Aynı kökten:ircal İrtical İrticalen recale recül rical ricalen ricl ercül
Meshur
س ح رSHR
Büyülenmiş, kendine sihir yapılmış. Büyülü gibi tutkun.
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
İstima'
س م عSMA:
Dinlemek. Kulak vermek. Dinleyip kabul etmek. İşitmek.
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Onlar seni dinlerlerken hangi maksatla dinlediklerini, kendi aralarında konuşurlarken de o zalimlerin, “Siz ancak büyülenmiş bir adama uyuyorsunuz” dediklerini çok iyi biliyoruz.
17. İSRA / 48
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Nazar et!... Senin için, nasıl meseller darb ediyorlar!
Ardından, dall oldular! Artık sebile istitaat edemezler.
NZ:R KYF D:RB MSéL D:LL T:VA: SBL .mid1997.ss17.as48.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxx#kyf-keyfe#||#t:va:-istitaat#||#sbl-sebil#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#nz:r-unzur#||#d:ll-dall#x#NZ:R#||#KYF#||#D:RB#||#MSéL#||#D:LL#||#T:VA:#||#SBL#||#kyf-keyfe#||#t:va:-istitaat#||#sbl-sebil#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#nz:r-unzur#||#d:ll-dall#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
انظُرْ كَيْفَ ضَرَبُواْ لَكَ الأَمْثَالَ فَضَلُّواْ فَلاَ يَسْتَطِيعْونَ سَبِيلاً
Unzur keyfe darabû lekel emsâle fe dallû fe lâ yestetîûne sebîlâ(sebîlen).
Dall
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolan. Kur'ân ve imân yolundan sapan. Sapkın. Şaşkın. Azan. Azıcı, azdırıcı. Dalalette olan.
Çğl.DallînÇğl.Dâllûn
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
unzur
ن ظ رNZ:R
"Bak, gör" … meâlinde
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
İstitaat
ط و عT:VA:
İtaat etmenin gereklerini yerine getirmek, bunu dilemek ve şartlarına uymak.
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Diyanet Meali:
Bak, senin için ne türlü benzetmeler yaptılar da saptılar. Artık (doğru) yolu bulamazlar.
17. İSRA / 49
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 285
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Biz kemik ve rüfat olduğumuzda… gerçekten cedid halkıyetle mebas mı olacağız?"
K:VL KVN A:Z:M RFT BA:Sé H:LK: CDD .mid1998.ss17.as49.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf285.sure.17.xxxx#h:lk:-halka#||#a:z:m-azm#||#ba:sé-mebas#||#cdd-cedid#||#rft-rüfat#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#A:Z:M#||#RFT#||#BA:Sé#||#H:LK:#||#CDD#||#h:lk:-halka#||#a:z:m-azm#||#ba:sé-mebas#||#cdd-cedid#||#rft-rüfat#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُواْ أَئِذَا كُنَّا عِظَامًا وَرُفَاتًا أَإِنَّا لَمَبْعُوثُونَ خَلْقًا جَدِيدًا
Ve kâlû e izâ kunnâ izâmen ve rufâten e innâ le meb’ûsûne halkan cedîdâ(cedîden).
azm
ع ظ مA:Z:M
Kemik.
Çğl.izamÇğl.izamen
Aynı kökten:A'zam Uzma azamet A'zami Azamût Azîm Azime Azâim Âzime azm izam izamen İzz muazzam muazzamat Müteazzım Taazzum Taazzumat Ta'zim Ta'zimat Uzm
meb'as
ب ع ثBA:Sé
Yeniden hayatlanma. / Köklü değişime uğrama. / Yollanma, gönderilme.
Çğl.Mebâis
Aynı kökten:Ba's Bais baas ib'as meb'as Mebâis
Cedid
ج د دCDD
Yeni, kullanılmamış.
Aynı kökten:Cedd Cedde Ceddat Cedid Cedidan Cüdd Cüddet Cüded Mecdud Mücedded Müceddeden Müceddid Müceddidîn Müteceddid Müteceddidîn Teceddüd
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Rüfat
ر ف تRFT
Parçalanmış, dağıtılmış. / Çürümüş.
Aynı kökten:Reft Rüfat
Diyanet Meali:
Dediler ki: “Biz bir yığın kemik, bir yığın ufantı olduğumuz zaman mı yeniden bir yaratılışla diriltilecekmişiz, biz mi?”
17. İSRA / 50-51
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Hacerler veya hadid olsanız da!... veya sadrlarınızda kebir olan şeyden halk edilmişseniz de!"
Ardından diyecekler ki:
"Bizi kim ida edecek?"
De ki:
"Sizi evvel merrede fatr eden!"
Ardından sana reislerini nagz edecekler ve diyecekler ki:
"Ne zaman?"
De ki:
"Karib olsa gerek!"
K:VL KVN HCR HDD H:LK: KBR S:DR K:VL A:VD K:VL FT:R eVL MRR NG:D: ReS K:VL K:VL A:SY KVN K:RB .mid1999.ss17.as50.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xxxx.ss17.as51.x#hcr-hacer#||#hdd-hadid#||#kvn-yekün#||#evl-evvel#||#a:sy-asa#||#a:vd-ida#||#h:lk:-halka#||#k:rb-karib#||#kbr-kebir#||#mrr-merre#||#s:dr-sadr#||#res-reis#||#ft:r-fatr#||#ng:d:-nagz#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#HCR#||#HDD#||#H:LK:#||#KBR#||#S:DR#||#K:VL#||#A:VD#||#K:VL#||#FT:R#||#eVL#||#MRR#||#NG:D:#||#ReS#||#K:VL#||#K:VL#||#A:SY#||#KVN#||#K:RB#||#hcr-hacer#||#hdd-hadid#||#kvn-yekün#||#evl-evvel#||#a:sy-asa#||#a:vd-ida#||#h:lk:-halka#||#k:rb-karib#||#kbr-kebir#||#mrr-merre#||#s:dr-sadr#||#res-reis#||#ft:r-fatr#||#ng:d:-nagz#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُل كُونُواْ حِجَارَةً أَوْ حَدِيدًا * أَوْ خَلْقًا مِّمَّا يَكْبُرُ فِي صُدُورِكُمْ فَسَيَقُولُونَ مَن يُعِيدُنَا قُلِ الَّذِي فَطَرَكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ فَسَيُنْغِضُونَ إِلَيْكَ رُؤُوسَهُمْ وَيَقُولُونَ مَتَى هُوَ قُلْ عَسَى أَن يَكُونَ قَرِيبًا
Kul kûnû hicâreten ev hadîdâ(hadîden). * Ev halkan mimmâ yekburu fî sudûrikum, fe se yekûlûne men yuîdun(yuîdunâ), kulillezî fetarakum evvele merreh(merretin), fe se yungıdûne ileyke ruûsehum ve yekûlûne metâ hûv(hûve), kul asâ en yekûne karîbâ(karîben).
Asâ
ع س يA:SY
(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
Aynı kökten:Asâ
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
Fatr
ف ط رFT:R
Bir şeye başlamak. / İcab eylemek. / Yarık, çatlak. Yarmak. / Yaratmak. / Oruç tutanın orucunu açması.
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
kontrol-giriş
Aynı kökten:
hacer
ح ج رHCR
Taş. Kaya. Oda. Hücre.
Çğl.AhcarÇğl.HaceratÇğl.Hicar
Aynı kökten:Haccar hacer Ahcar Hacerat Hicar Hicr Hacr Hicr Kavmi hücre Hucer Hucerât hücre Hüceyre hücrat hucurat Mahcur müstahcer
hadid
ح د دHDD
Demir, çelik. Sert, kavi olan. Çabuk kavrayışlı, keskin, öfkeli, hiddetli, titiz. Sınır. Uçlar. Bucaklar. Hudut ve sınır komşusu.
Çğl.Hudud
Aynı kökten:Hadd hadid Hudud Hudud İhdad Mahdud Tahdid Tahdidât
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
yekün
ك و نKVN
Toptan, hepsi. Netice. Toplam.
Aynı kökten:kain kainat kün yekün kevn Mükevvin Mütekevvin Tekevvün Tekevvünât tekvin mekan Mekânet
Merre
م ر رMRR
Bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil. Def'a. Kerre.
Çğl.Merrat
Aynı kökten:Emerr İmrar Merr Merre Merrat Mirre Mürur Müruriye Müstemirr Müstemirre Mütemerrin
Nagz
ن غ ضNG:D:
Devekuşunun erkeği. / Başını sallayıp depretmek (şaşkınlık içerir). / Bulutun koyu ve kesif olması.
Aynı kökten:Müngazz Nagız Nagz Tengiz
Re's
Reis
ر ا سReS
Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis. Başkan. Sermaye.
Çğl.Rüesa
Aynı kökten:Re's Reis Rüesa
Sadr
ص د رS:DR
Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi. Kalb, göğüs, ön. Bulunulacak yerlerin en iyisi. Rücu. Bir aruz kalıbı. Baş, reis, başkan.
Çğl.Sudur
Aynı kökten:Isdar Musaddar Mutasaddır Mutasaddırin müsadere sadaret Sadır Sadr Sudur sadrazam Sadrî Sadriye Sudur Tasaddur
Diyanet Meali:
De ki: “(Şüphe mi var?) İster taş olun ister demir!” “Yahut aklınızca, diriltilmesi daha da imkânsız olan başka bir varlık olun, (yine de diriltileceksiniz.)” Diyecekler ki: “Peki bizi hayata tekrar kim döndürecek?” De ki: “Sizi ilk defa yaratan.” Bunun üzerine başlarını sana (alaylı bir tarzda) sallayacaklar ve “Ne zamanmış o?” diyecekler. De ki: “Yakın olsa gerek!”
17. İSRA / 52
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Yevmde O, sizi davet eder... ve ardından, O'nun hamd etmesi ile isticab edersiniz.
Sadece, pek az lebs olduğunuzu zann edersiniz.
YVM DA:V VCB HMD Z:NN LBSé K:LL .mid2000.ss17.as52.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xxxxxyevmxx#da:v-davet#||#k:ll-kalil#||#yvm-yevm#||#hmd-hamd#||#z:nn-zann#||#lbsé-lebs#||#vcb-isticab#x#YVM#||#DA:V#||#VCB#||#HMD#||#Z:NN#||#LBSé#||#K:LL#||#da:v-davet#||#k:ll-kalil#||#yvm-yevm#||#hmd-hamd#||#z:nn-zann#||#lbsé-lebs#||#vcb-isticab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَ يَدْعُوكُمْ فَتَسْتَجِيبُونَ بِحَمْدِهِ وَتَظُنُّونَ إِن لَّبِثْتُمْ إِلاَّ قَلِيلاً
Yevme yed’ûkum fe testecîbûne bi hamdihî ve tezunnûne in lebistum illâ kalîlâ(kalîlen).
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
hamd
ح م دHMD
Övgü. Övmek.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
Lebs
ل ب ثLBSé
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
İsticab
و ج بVCB
Vâcib olmak. Hak etmek. / İcab olan bir şey için gereken şartları yerine getirmek. / Bir davete katılmak. Bir davanın neferi olmak, gereklerini yerine getirmek.
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Zann
ظ ن نZ:NN
Bir önermede, ihtimallerden birinin akıl yolu ile ağır basması ve bunun tercih edilmesi. Sübjektif kanaat. / Şüphe. / Zannetmek, sanmak. / Sezme. / Farkına varma.
Çğl.Zunun
Aynı kökten:Mazanne Mazınne Maznun Mutazanni Mutazannin Tazannün Zann Zunun Zânn Zannî
Diyanet Meali:
Allah’ın sizi (kabirlerinizden) çağıracağı, sizin de O’na hamd ederek emrine hemen uyacağınız ve (kabirlerinizde) pek az kaldığınızı sanacağınız günü hatırla!
17. İSRA / 53
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BANA ibadet edenlere de ki:
"Ahsen olanı söylesinler."
Muhakkak şeytan onların aralarında nezg eder.
Muhakkak şeytan, İnsan için mübin düşmandır.
Şeytan K:VL A:BD K:VL HSN ŞT:N NZG: BYN ŞT:N KVN eNS A:DV BYN .mid2001.ss17.as53.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xx**xŞeytanxxŞeytanxinsanxxxxemirxxyasakxxx#a:dv-adüvv#||#byn-beyn#||#byn-mübin#||#a:bd-ibadet#||#ens-insan#||#hsn-ahsen#||#nzg:-nezg#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-kane#x#K:VL#||#A:BD#||#K:VL#||#HSN#||#ŞT:N#||#NZG:#||#BYN#||#ŞT:N#||#KVN#||#eNS#||#A:DV#||#BYN#||#a:dv-adüvv#||#byn-beyn#||#byn-mübin#||#a:bd-ibadet#||#ens-insan#||#hsn-ahsen#||#nzg:-nezg#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-kane#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقُل لِّعِبَادِي يَقُولُواْ الَّتِي هِيَ أَحْسَنُ إِنَّ الشَّيْطَانَ يَنزَغُ بَيْنَهُمْ إِنَّ الشَّيْطَانَ كَانَ لِلإِنْسَانِ عَدُوًّا مُّبِينًا
Ve kul li ibâdî yekûlûlletî hiye ahsen(ahsenu), inneş şeytâne yenzegu beynehum, inneş şeytâne kâne lil insâni aduvven mubînâ(mubînen).
ibadet
ع ب دA:BD
Aldığı emir üzere yaşamak. Emre itaat etmek. Kendi benliğini ve varlığını bırakmak, vaz geçmek.
Çğl.İbadat
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Nezg
ن ز غNZG:
İfsad etmek, halk içine fitne ve fesad bırakmak. Vesvese.
Aynı kökten:Nezg Nezga
Diyanet Meali:
Kullarıma söyle: (İnsanlara karşı) en güzel sözü söylesinler. Çünkü şeytan aralarını bozar. Çünkü şeytan insanın apaçık bir düşmanıdır.
17. İSRA / 54
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbiniz size alimdir… eğer dilerse size rahmet eder... veya eğer dilerse size azab eder.
BİZ seni onlara vekil olarak irsal etmedik.
RBB A:LM ŞYe RHM ŞYe A:ZéB RSL VKL .mid2002.ss17.as54.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xxxx#şye-şae#||#vkl-vekil#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#rhm-erham#||#a:zéb-azab#||#rsl-irsal#x#RBB#||#A:LM#||#ŞYe#||#RHM#||#ŞYe#||#A:ZéB#||#RSL#||#VKL#||#şye-şae#||#vkl-vekil#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#rhm-erham#||#a:zéb-azab#||#rsl-irsal#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَّبُّكُمْ أَعْلَمُ بِكُمْ إِن يَشَأْ يَرْحَمْكُمْ أَوْ إِن يَشَأْ يُعَذِّبْكُمْ وَمَا أَرْسَلْنَاكَ عَلَيْهِمْ وَكِيلاً
Rabbukum a’lemu bikum, in yeşa’ yerhamkum ev in yeşa’ yuazzibkum, ve mâ erselnâke aleyhim vekîlâ(vekîlen).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Erham
ر ح مRHM
En rahim, en merhametli, en çok şefkatli.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
vekil
و ك لVKL
Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan. Nazır. Bakan. El Vekil : Her mahluk ALLAH'ın vekilidir. İnsan ayrı, mahluk ayrı, halik ayrı olarak akla gelirse esmaül hüsnadan hiç bir şey anlaşılmaz.
Çğl.Vükelâ
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Rabbiniz sizi daha iyi bilir. (Durumunuza göre) dilerse size merhamet eder, dilerse azap eder. Seni de onlara vekil olarak göndermedik.
17. İSRA / 55
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbin semalardaki ve arzdaki kimselere de alimdir.
BİZ, Nebilerin bazısını, bazısına fazl ettik!... ve Davud'a Zebur verdik.
RBB A:LM SMV eRD: FD:L BA:D: NBe BA:D: eTY DVD ZBR .mid2003.ss17.as55.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xxxxxnebixxxxkitabxxx#ba:d:-bazı#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#fd:l-fazl#||#nbe-nebi#||#zbr-zebur#||#dvd-hz. davud#||#ety-xxoxx#x#RBB#||#A:LM#||#SMV#||#eRD:#||#FD:L#||#BA:D:#||#NBe#||#BA:D:#||#eTY#||#DVD#||#ZBR#||#ba:d:-bazı#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#fd:l-fazl#||#nbe-nebi#||#zbr-zebur#||#dvd-hz. davud#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَرَبُّكَ أَعْلَمُ بِمَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالأَرْضِ وَلَقَدْ فَضَّلْنَا بَعْضَ النَّبِيِّينَ عَلَى بَعْضٍ وَآتَيْنَا دَاوُودَ زَبُورًا
Ve rabbuke a’lemu bi men fîs semâvâti vel ard(ardı), ve lekad faddalnâ ba’dan nebiyyîne alâ ba’dın ve âteynâ dâvude zebûrâ(zebûren).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
Hz. Davud
د و دDVD
Gerektiğinde hunhar ve zalim olabilen yavuz kimse; / Yavuz (şiddetle yanan) ateş.
Aynı kökten:Adid Adud Davda' Dud Hz. Davud Müdevved Müteadid
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
nebi
ن ب اNBe
Haberci. Yeni haber getiren. Yeni bir din ve düzen getiren ve yerleştiren Allah elçisi.
Çğl.enbiya
Aynı kökten:nebe' nebevi nebi enbiya nübüvvet
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Zebr
Zebur
ز ب رZBR
(Zibr) Kitab. Cüz. Kitap yaprağı. Mektub. / Söz. Yazı. Akıl, zekâ. / Yazı yazma. / Kuvvetli, sağlam, şiddetli adam. / Men'eylemek. / Hz.Davud'a vahiy ile gelen mukaddes kitabın adı.
Çğl.ZibarÇğl.ZüburÇğl.Zübür
Aynı kökten:İzbar Tezbir Tezbirât Zebir Zebr Zebur Zibar Zübur Zübür
Diyanet Meali:
Hem Rabbin göklerde ve yerde kim varsa daha iyi bilir. Andolsun, peygamberlerin bir kısmını bir kısmına üstün kıldık. Dâvûd’a da Zebûr’u verdik.
17. İSRA / 56
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"O'nun gayrısından zeam ettiklerinizi davet edin.
Artık onlar, sizden darrı keşf etmeye de… tahvil etmeye de malik değildir."
K:VL DA:V ZA:M DVN MLK KŞF D:RR HVL .mid2004.ss17.as56.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xxxx#da:v-davet#||#dvn-dun#||#d:rr-darr#||#mlk-malik#||#hlv-tahvil#||#kşf-keşf#||#za:m-zeam#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#DA:V#||#ZA:M#||#DVN#||#MLK#||#KŞF#||#D:RR#||#HVL#||#da:v-davet#||#dvn-dun#||#d:rr-darr#||#mlk-malik#||#hlv-tahvil#||#kşf-keşf#||#za:m-zeam#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلِ ادْعُواْ الَّذِينَ زَعَمْتُم مِّن دُونِهِ فَلاَ يَمْلِكُونَ كَشْفَ الضُّرِّ عَنكُمْ وَلاَ تَحْوِيلاً
Kulid’ûllezîne zeamtum min dûnihî fe lâ yemlikûne keşfed durri ankum ve lâ tahvîlâ(tahvîlen).
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Keşf
Keşif
ك ش فKŞF
Açmak. Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Çğl.Keşfiyat
Aynı kökten:Ekşef İstikşaf İstikşâfât Kâşif Keşf Keşif Keşfiyat Keşşaf Mekşuf Mükâşefe Mükâşif Müktekşif Münkeşif Mütekeşşif Tekeşşüf Tekşif
malik
م ل كMLK
Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan. Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Zeam
ز ع مZA:M
Tamah, hırs.
Aynı kökten:Zaim Zeam Zeamet Ziamet Zuama Ze'm
Diyanet Meali:
De ki: “Onu bırakıp da ilâh diye ileri sürdüklerinizi çağırın. Onlar, başınızdaki sıkıntıyı ne kaldırabilirler ne de değiştirebilirler.”
17. İSRA / 57
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
İşte o davet edilenler... Rabblerine, "hangimiz daha karibdir diye" vesile ibtiga ederler. O'nun rahmetini rica ederler. O'nun azabından korkarlar.
Muhakkak senin Rabbinin azabı mahzur olur.
DA:V BG:Y RBB VSL K:RB RCV RHM H:VF A:ZéB A:ZéB RBB KVN HZéR .mid2005.ss17.as57.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf286.sure.17.xxxx#da:v-davet#||#kvn-kane#||#h:vf-havf#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#a:zéb-azab#||#k:rb-karib#||#bg:y-ibtiga#||#hzér-mahzur#||#rcv-rica#||#vsl-vesile#x#DA:V#||#BG:Y#||#RBB#||#VSL#||#K:RB#||#RCV#||#RHM#||#H:VF#||#A:ZéB#||#A:ZéB#||#RBB#||#KVN#||#HZéR#||#da:v-davet#||#kvn-kane#||#h:vf-havf#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#a:zéb-azab#||#k:rb-karib#||#bg:y-ibtiga#||#hzér-mahzur#||#rcv-rica#||#vsl-vesile#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أُولَئِكَ الَّذِينَ يَدْعُونَ يَبْتَغُونَ إِلَى رَبِّهِمُ الْوَسِيلَةَ أَيُّهُمْ أَقْرَبُ وَيَرْجُونَ رَحْمَتَهُ وَيَخَافُونَ عَذَابَهُ إِنَّ عَذَابَ رَبِّكَ كَانَ مَحْذُورًا
Ulâikellezîne yed’ûne yebtegûne ilâ rabbihimul vesîlete eyyuhum akrebu ve yercûne rahmetehu ve yehâfûne azâbeh(azâbehu), inne azâbe rabbike kâne mahzûrâ(mahzûren).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
İbtiga
ب غ يBG:Y
Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Mahzur
ح ذ رHZéR
Hazer edilecek şey. Özür. Korkulacak şey. Müsaade olmayan. Mani. Çekinilecek şey.
Çğl.Mahzurat
Aynı kökten:Hazer Ahzar Hazır Hazir Hazur İhtiraz İhtizar Mahzur Mahzurat Mahzure Muhazere Mütehazzir Tahazzür
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rica
Reca
ر ج وRCV
Emel, ümit. İstek, arzu, dilek. / Ummak, ümid etmek. / Yalvarmak, niyaz eylemek. / Kenar. / Canib. Taraf.
Çğl.Erca
Aynı kökten:erca İrca İrtica İstirca Mercu mürteca mürteci müterecci raci Recai Rica Reca Erca terecci
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Vesile
Vâsile
و س لVSL
Bahane, sebeb. Fırsat. Elverişli durum. Vasıta. Yol. Pâye, rütbe. Baba. Kurbiyet. Kendisi ile başkasına yaklaşılan şey. Cennet'te bir menzil adı.
Çğl.Vesail
Aynı kökten:Vesile Vâsile Vesail
Diyanet Meali:
Onların yalvardıkları bu varlıklar, “hangimiz daha yakın olacağız” diye Rablerine vesile ararlar. O’nun rahmetini umarlar, azabından korkarlar. Çünkü Rabbinin azabı gerçekten korkunçtur.
17. İSRA / 58
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 286
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Bir karye yoktur ki... kıyamet yevminden önce BİZ onu,
• helak etmeyelim...
• veya şedid azab ile azab etmeyelim!
Bu, kitabta mestur olandır!
K:RY HéLK K:BL YVM K:VM A:ZéB A:ZéB ŞDD KVN KTB ST:R .mid2006.ss17.as58.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf286.sure.17.xx?xxxyevmxxxxkitabxxx#k:vm-kıyamet#||#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#ktb-kitab#||#şdd-şedid#||#yvm-yevm#||#a:zéb-azab#||#k:ry-karye#||#hélk-helak#||#st:r-mestur#x#K:RY#||#HéLK#||#K:BL#||#YVM#||#K:VM#||#A:ZéB#||#A:ZéB#||#ŞDD#||#KVN#||#KTB#||#ST:R#||#k:vm-kıyamet#||#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#ktb-kitab#||#şdd-şedid#||#yvm-yevm#||#a:zéb-azab#||#k:ry-karye#||#hélk-helak#||#st:r-mestur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِن مَّن قَرْيَةٍ إِلاَّ نَحْنُ مُهْلِكُوهَا قَبْلَ يَوْمِ الْقِيَامَةِ أَوْ مُعَذِّبُوهَا عَذَابًا شَدِيدًا كَانَ ذَلِك فِي الْكِتَابِ مَسْطُورًا
Ve in min karyetin illâ nahnu muhlikûhâ kable yevmil kıyâmeti ev muazzibûhâ azâben şedîdâ(şedîden), kâne zâlike fîl kitâbi mestûrâ(mestûran).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Mastur
Mestur
س ط رST:R
Çizilmiş, yazılmış.
Aynı kökten:Esatir İstar İstitar Mastur Mestur Musattar Musaytır Satr Satır Sutur Astar Estar Tastir Üsture
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Ne kadar memleket varsa hepsini kıyamet gününden önce ya helâk edeceğiz, ya da şiddetli bir azapla cezalandıracağız. İşte bu, Kitap’ta (Levh-i Mahfuz’da) yazılmış bulunuyor.
17. İSRA / 59
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ'im ayetler irsal etmemize, sadece, onu öncekilerin kizb etmiş olması mani oldu.
Semud kavmine, mubsır dişi develer verdik ve ardından, onlar onlara zalim oldular.
BİZ ayetleri, sadece, tahvif olsun diye irsal ederiz!
MNA: RSL eYY KZéB eVL eTY SéMD NVK: BS:R Z:LM RSL eYY H:VF .mid2007.ss17.as59.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxx#evl-evvel#||#h:vf-tahvif#||#eyy-ayet#||#z:lm-zalim#||#mna:-mani#||#bs:r-mubsır#||#rsl-irsal#||#kzéb-kizb#||#nvk:-naka#||#sémd-semud kavmi#||#ety-xxoxx#x#MNA:#||#RSL#||#eYY#||#KZéB#||#eVL#||#eTY#||#SéMD#||#NVK:#||#BS:R#||#Z:LM#||#RSL#||#eYY#||#H:VF#||#evl-evvel#||#h:vf-tahvif#||#eyy-ayet#||#z:lm-zalim#||#mna:-mani#||#bs:r-mubsır#||#rsl-irsal#||#kzéb-kizb#||#nvk:-naka#||#sémd-semud kavmi#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا مَنَعَنَا أَن نُّرْسِلَ بِالآيَاتِ إِلاَّ أَن كَذَّبَ بِهَا الأَوَّلُونَ وَآتَيْنَا ثَمُودَ النَّاقَةَ مُبْصِرَةً فَظَلَمُواْ بِهَا وَمَا نُرْسِلُ بِالآيَاتِ إِلاَّ تَخْوِيفًا
Ve mâ meneanâ en nursile bil âyâti illâ en kezzebe bihel evvelûn(evvelûne), ve âteynâ semûden nâkate mubsıraten fe zalemû bihâ, ve mâ nursilu bil âyâti illâ tahvîfâ(tahvîfen).
Mubsır
ب ص رBS:R
Görücü, gösterici, görünen, bilici, bildirici, vazıh ve âşikâr. Mantık. Kelâm ve seyrin mutediline denir.
Çğl.Mubsırât
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Tahvif
خ و فH:VF
Korku vermek. Ürkütmek. Korkutmak.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
Mâni'
Mania
م ن عMNA:
Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Koruyan. Engel. Özür. Zorluk. El Mani : Herşeyde bir mani, engel olma tecellisi vardır.
Aynı kökten:Mâni' Mania Memnu' Memnua Memnuat Men' Men'â Menaî Mennâ' Menun Temni'
Nâka
ن و قNVK:
Dişi deve. Bir yıldızın ismi. Sivilce. ? eti yağdan temizlemek, bir deve eğitmek, sıraya koymak, dikkatlice yapmak. gayret, beceri, titizlik, rafine, en iyi, bir dağın tepesi, büyük ve uzun bir dağ. deve, çünkü Araplara göre en iyi şeydir.
Çğl.Nuk
Aynı kökten:Nâka Nuk Nekâ'
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Semud Kavmi
SéMD
xoxox
Aynı kökten:Semud Kavmi
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Bizi, (Kureyş’in istediği) mucizeleri göndermekten, ancak, öncekilerin onları yalanlamış olması alıkoydu. (Nitekim) Semûd kavmine o dişi deveyi açık bir mucize olarak verdik de onlar bu yüzden zalim oldular. Oysa biz mucizeleri sırf korkutmak için göndeririz.
17. İSRA / 60
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ sana...
"Muhakkak ki Rabbin nasa ihata eder." demedik mi!
BİZ, sana gösterdiğimiz rüyayı da... Kur'an'daki lanetlenmiş şecereyi de... sadece, nas için fitne kıldık!
Onları korkutuyoruz... ancak (bu), sadece, kendilerine kebir tuğyanı ziyade ediyor.
Hz. Adem Kıssası -5- K:VL RBB HVT: NVS CA:L ReY ReY FTN NVS ŞCR LA:N K:Re H:VF ZYD T:G:Y KBR .mid2008.ss17.as60.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xxkuranxxxxkitabxxx#h:vf-havf#||#la:n-lanet#||#nvs-nas#||#zyd-ziyade#||#rbb-rabb#||#t:g:y-tuğyan#||#ftn-fitne#||#k:re-kuran#||#şcr-şecere#||#kbr-kebir#||#hvt:-ihata#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#HVT:#||#NVS#||#CA:L#||#ReY#||#ReY#||#FTN#||#NVS#||#ŞCR#||#LA:N#||#K:Re#||#H:VF#||#ZYD#||#T:G:Y#||#KBR#||#h:vf-havf#||#la:n-lanet#||#nvs-nas#||#zyd-ziyade#||#rbb-rabb#||#t:g:y-tuğyan#||#ftn-fitne#||#k:re-kuran#||#şcr-şecere#||#kbr-kebir#||#hvt:-ihata#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قُلْنَا لَكَ إِنَّ رَبَّكَ أَحَاطَ بِالنَّاسِ وَمَا جَعَلْنَا الرُّؤيَا الَّتِي أَرَيْنَاكَ إِلاَّ فِتْنَةً لِّلنَّاسِ وَالشَّجَرَةَ الْمَلْعُونَةَ فِي القُرْآنِ وَنُخَوِّفُهُمْ فَمَا يَزِيدُهُمْ إِلاَّ طُغْيَانًا كَبِيرًا
Ve iz kulnâ leke inne rabbeke ehâta bin nâs(nâsi), ve mâ cealner ru’yâlletî ereynâke illâ fitneten lin nâsi veş şeceretel mel’ûnete fîl kur’ân(kur’âni), ve nuhavvifuhum fe mâ yezîduhum illâ tugyânen kebîrâ(kebîren).
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
İhata
ح و طHVT:
Kuşatmak. Sarmak. Etrafından çevirmek, kuşatmak, içine almak. Kuşatılmak, sarılmak. Geniş bilgi ile anlamak, tam kavramak.
Aynı kökten:İhata Muhat Muhit Muhitat
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
La'net
ل ع نLA:N
Nefret. Tiksinti. Allah'ın rahmetinden mahrumiyyet.
Aynı kökten:İltian Laîn Lâin La'n La'net Lian Lüane Mel'ane Mel'anet Melain Mel'un Melain Mülaane Mülaene Mütelain Telaun Tel'in
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
tuğyan
tugvan
ط غ يT:G:Y
Taşkınlık. Azgınlık. Haddi aşmak. Hadde tecavüz etmek. Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Taşkın mizaçlılık. Resmi devlet kuvvetlerine karşı durmak. Asi olmak. Su baskını.
Aynı kökten:Itga Tagıye Tagut Tavagi Tagva Tagy Tagi Tagun tuğyan tugvan
ziyade
ز ي دZYD
Artan, fazla kalan. Çok bol. Fazladan. Artma, çoğalma.
Aynı kökten:Ezyed İstizade Mezîd Müstezad Müzad müzayede Tezayüd Zad Zade Zaid Zide Zidet ziyade
Şecer
Şecere
ش ج رŞCR
Ağaç. Kütük. Saplı nebat. Soy. Sülale. Bir soyun bütün fertlerini gösterir cetvel. Dallı budaklı şey. Çetrefilli işler.
Çğl.ŞecerâtÇğl.Eşcar
Aynı kökten:İşcar Meşcer Meşcere Müşeccer Şecer Şecere Şecerât Eşcar Şecir Şecr Şücur Teşacür teşcir teşeccür
Diyanet Meali:
Hani sana, “Muhakkak Rabbin, insanları çepeçevre kuşatmıştır” demiştik. Sana gösterdiğimiz o rüyayı da, Kur’an’da lânetlenmiş bulunan o ağacı da sırf insanları sınamak için vesile yaptık. Biz onları korkutuyoruz. Fakat bu, sadece onların büyük azgınlıklarını (daha da) artırdı.
17. İSRA / 61
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Meleklere, "Adem'e secde edin" dediğimizde... hemen secde etmişlerdi.
İblis müstesna… o demişti ki:
"Tin olarak halk ettiğin kimseye mi secde edeyim!"
Hz. Adem Kıssası -5-İblis K:VL MLK SCD eDM SCD BLS K:VL SCD H:LK: T:YN .mid2009.ss17.as61.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xİblisxxalakxİblisxx#h:lk:-halk#||#mlk-melek#||#scd-secde#||#t:yn-tin#||#edm-hz. adem#||#bls-iblis#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#MLK#||#SCD#||#eDM#||#SCD#||#BLS#||#K:VL#||#SCD#||#H:LK:#||#T:YN#||#h:lk:-halk#||#mlk-melek#||#scd-secde#||#t:yn-tin#||#edm-hz. adem#||#bls-iblis#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلآئِكَةِ اسْجُدُواْ لآدَمَ فَسَجَدُواْ إَلاَّ إِبْلِيسَ قَالَ أَأَسْجُدُ لِمَنْ خَلَقْتَ طِينًا
Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), kâle e escudu li men halakte tînâ(tînen).
İblis
ب ل سBLS
İnsanları Allah yolundan çıkarmağa çalışan. Şeytan.
Çğl.Ebalis
Aynı kökten:İblas İblis Ebalis Müblis
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
secde
Sücud
س ج دSCD
Tasarrufuna ve kontrolü altına girmek. Gücü ve kudreti yeter duruma gelmek. / Namazın rükunlarından, kainatın cemadatının ve sular aleminin vahid İnsan tarafından düzene konulduğu kısmı. / Allah'ın ulviyetinin sübhan olduğunun beyan ve ikrarı.
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
Tîn
ط ي نT:YN
Balçık. Çamur. / Kil veya çamur ile sıva yapmak. / Mektup gibi şeyleri mühürlemek.
Çğl.Etyân
Aynı kökten:Tîn Etyân
Diyanet Meali:
Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik, onlar da saygı ile eğilmişlerdi. Yalnız İblis saygı ile eğilmemiş, “Hiç ben, çamur hâlinde yarattığın kimse için saygı ile eğilir miyim?” demişti.
17. İSRA / 62
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Benim üzerime kerim ettiğin bu kimseyi görüyor musun!?
Eğer beni kıyamet yevmine kadar tehir ettirirsen... onun zürriyetini, pek azı hariç, elbette hank ederim."
Hz. Adem Kıssası -5- K:VL ReY KRM eH:R YVM K:VM HNK ZéRR K:LL .mid2010.ss17.as62.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xxyevmxşeytanxx#k:vm-kıyamet#||#eh:r-ahhar#||#zérr-zürriyet#||#k:ll-kalil#||#yvm-yevm#||#krm-kerim#||#hnk-hank#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#K:VL#||#ReY#||#KRM#||#eH:R#||#YVM#||#K:VM#||#HNK#||#ZéRR#||#K:LL#||#k:vm-kıyamet#||#eh:r-ahhar#||#zérr-zürriyet#||#k:ll-kalil#||#yvm-yevm#||#krm-kerim#||#hnk-hank#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ أَرَأَيْتَكَ هَذَا الَّذِي كَرَّمْتَ عَلَيَّ لَئِنْ أَخَّرْتَنِ إِلَى يَوْمِ الْقِيَامَةِ لأَحْتَنِكَنَّ ذُرِّيَّتَهُ إَلاَّ قَلِيلاً
Kâle e raeyteke hâzellezî kerremte aley(aleyye), le in ahharteni ilâ yevmil kıyâmeti le ahtenikenne zurriyyetehû illâ kalîlâ(kalîlen).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Hank
ح ن كHNK
Muhkem etmek, sağlamlaştırmak. / Bir şeyi çiğneyip damağıyla ezmek. / Davarın ağzına gem vurmak veya urgan koymak. / (Bir atı) dizginlemek / boyun eğdirmek, / yok etmek, / yetkisi altına almak, / tüm malını almak, / birini bir ilişkiden geriye veya uzağa çevirmek, / altüst etmek, uzaklaşmak, mahvolmak, / tecrübe veya yaş nedeniyle yargıya varmak, / sağlam, / bir şeyi iyice anlamak ve bilmek, / yemek, tüketmek, çiğnemek.
Aynı kökten:Hank İhtinak Muhnik Muhtenik Münhanik
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Kerim
ك ر مKRM
Takdir edilerek kabul görmüş olan ikram. / Şerefli. Güzide, seçkin, kıymetli şey. El Kerim : İkram fiili.
Dşl.KerimeÇğl.EkarimÇğl.Kiram
Aynı kökten:ekrem ikram İkramat ikramiye İstikram Keramet kerem Kerim Kerime Ekarim Kiram Mekreme Mikram mükerrem mükrem mükrim tekrim
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zürriyet
ذ ر رZéRR
Soy, nesil, döl, kuşak.
Çğl.Zürriyat
Aynı kökten:Tezerruk zerr zerre Zirr Zürre zürriyet Zürriyat
Diyanet Meali:
Yine demişti ki: “Benden üstün tuttuğun kişi bu mu, söyler misin? Andolsun eğer beni kıyamete kadar ertelersen, onun soyunu, pek azı hariç, (azdırarak) kontrolüm altına alacağım.”
17. İSRA / 63
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Zehab et!... onlardan sana tabi olan kimseye!
Artık muhakkak cehennem, mevfur ceza olarak, sizin cezanızdır!"
Hz. Adem Kıssası -5- K:VL ZéHéB TBA: CZY CZY VFR .mid2011.ss17.as63.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xxşeytanxcehennemxx#czy-ceza#||#tba:-tabi#||#zéhéb-zehab#||#chm-cehennem#||#vfr-mevfur#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#ZéHéB#||#TBA:#||#CZY#||#CZY#||#VFR#||#czy-ceza#||#tba:-tabi#||#zéhéb-zehab#||#chm-cehennem#||#vfr-mevfur#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ اذْهَبْ فَمَن تَبِعَكَ مِنْهُمْ فَإِنَّ جَهَنَّمَ جَزَآؤُكُمْ جَزَاء مَّوْفُورًا
Kâlezheb fe men tebiake minhum fe inne cehenneme cezâukum cezâen mevfûrâ(mevfûren).
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Mevfur
و ف رVFR
Tam olan şey. Çoğaltılmış. Çoğaltılarak tamamlanmış. Çok. Kesir. Bisyâr. Evfer.
Aynı kökten:Evfer Mevfur Mütevafir Mütevafire Müveffer Teveffür Vefir Vafir Vefire Vefr Vefret Vüfur
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
Allah, şöyle dedi: “Çekil, git.” Onlardan kim sana uyarsa, kuşkusuz cehennem tam bir karşılık olarak hepinizin cezası olacaktır.”
17. İSRA / 64
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
• "Onlardan, itaat etmeyi dileyenleri ve gereklerini yerine getirenleri savtınla istafazz et.
• Atlılarınla ve yayalarınla onların üzerine iclab et.
• Onlara, mallarda ve evladlarda şerik ol.
• Onlara vaadde bulun."
Şeytan onlara, sadece, garr vaad eder!
Hz. Adem Kıssası -5-Şeytan FZZ T:VA: S:VT CLB H:YL RCL ŞRK MVL VLD VA:D VA:D ŞT:N G:RR .mid2012.ss17.as64.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xŞeytanxxŞeytanxx#mvl-mal#||#t:va:-istitaat#||#vld-xoxox#||#rcl-ircal#||#va:d-vaad#||#g:rr-garr#||#şrk-şerik#||#h:yl-hayl#||#s:vt-savt#||#fzz-istafazz#||#clb-iclab#x#FZZ#||#T:VA:#||#S:VT#||#CLB#||#H:YL#||#RCL#||#ŞRK#||#MVL#||#VLD#||#VA:D#||#VA:D#||#ŞT:N#||#G:RR#||#mvl-mal#||#t:va:-istitaat#||#vld-xoxox#||#rcl-ircal#||#va:d-vaad#||#g:rr-garr#||#şrk-şerik#||#h:yl-hayl#||#s:vt-savt#||#fzz-istafazz#||#clb-iclab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاسْتَفْزِزْ مَنِ اسْتَطَعْتَ مِنْهُمْ بِصَوْتِكَ وَأَجْلِبْ عَلَيْهِم بِخَيْلِكَ وَرَجِلِكَ وَشَارِكْهُمْ فِي الأَمْوَالِ وَالأَوْلادِ وَعِدْهُمْ وَمَا يَعِدُهُمُ الشَّيْطَانُ إِلاَّ غُرُورًا
Vestefziz menisteta’te minhum bi savtike ve eclib aleyhim bi haylike ve recilike ve şârikhum fîl emvâli vel evlâdi vaıdhum, ve mâ yaiduhumuş şeytânu illâ gurûrâ(gurûren).
İclab
ج ل بCLB
Cem'etmek, toplamak. Yoldaşlık etmek. Ardından çağırmak. "Gitsin" diye haykırmak.
Aynı kökten:Calib Celb Celeb Celib Cilbab Celabib Cilbend Cülb Cilb Cülban Cülbe İclab İsticlab Meclub Meclubiyet Müsteclib Tecelbüb
istafazz
ف ز زFZZ
Heyecanlandırmak, harekete geçirmek, aldatmak, huzursuz etmek, çıkarmak, kovmak, yıkıma yol açmak, aşağılayarak zayıflatmak (vatandaşlık hakkının kaybını gerektirir)
Aynı kökten:Faziz Fazîz Fazz Fezîz istafazz Müfezzaz Müfezzi'
Garr
غ ر رG:RR
Beyhude ve bâtıl şey. Gafil adam. Aldatan. Kuyu kazan. Aldatmak. Hırsa düşmek. Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.
Aynı kökten:Garr Garre Garur Gurur İgrar İgtirar Magrur Mağrur Tagrir Tagrirât Tegarrür
Hayl
خ ي لH:YL
At. At sürüsü. Atlı sürüsü. Zümre, güruh. Düşünmek, hıfzetmek. Kötülerin meydana getirdiği kalabalık.
Çğl.HuyulÇğl.Ahyal
Aynı kökten:Hayl Huyul Ahyal Hayyal Hayal Hayâlât Hayalet Heyula Hulya Mahile Mahayil Muhayyel Muhayyele Muhayyelat Muhayyil Muhayyile Mütehayyel Mütehayyelât Mütehayyil Mütehayyile Mütemahhil Tahayyül Tahayyülât Tahyil Tahyilât Muhtal
mal
م و لMVL
Tasarrufuna sahib olunan şey.
Çğl.Emval
Aynı kökten:İmale İstimale mal Emval Malî Maliye Temevvül Temvil
ircal
ر ج لRCL
Birini yayan olarak yürütme.
Aynı kökten:ircal İrtical İrticalen recale recül rical ricalen ricl ercül
Savt
ص و تS:VT
Ses. Bağırmak.
Çğl.AsvatÇğl.Esvat
Aynı kökten:Musavvit Sait Savt Asvat Esvat Tasvit
İstitaat
ط و عT:VA:
İtaat etmenin gereklerini yerine getirmek, bunu dilemek ve şartlarına uymak.
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
kontrol-giriş
Aynı kökten:
şerik
ش ر كŞRK
Ortak. Arkadaş.
Aynı kökten:işrak iştirak müşarik müşrik Müşrikîn Müşterek şerik şirk şirket teşrik
Diyanet Meali:
“(Haydi) onlardan gücünün yettiğinin ayağını çağrınla kaydır. Atlıların ve yayalarınla onların üzerine yürü. Onların mallarına ve evlatlarına ortak ol. Onlara vaadlerde bulun.” Hâlbuki şeytan onlara aldatmadan başka bir şey va’detmez.
17. İSRA / 65
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak ki BANA abd olanlar… senin için, onlara sultan olmak yoktur!
Rabbin vekil olarak kafidir.
Hz. Adem Kıssası -5- A:BD LYS SLT: KFY RBB VKL .mid2013.ss17.as65.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxxxkissa-adem-05xHz. Adem Kıssası -5-xxşeytanxx#lys-leyse#||#vkl-vekil#||#rbb-rabb#||#kfy-kafi#||#a:bd-abd#||#slt:-sultan#x#A:BD#||#LYS#||#SLT:#||#KFY#||#RBB#||#VKL#||#lys-leyse#||#vkl-vekil#||#rbb-rabb#||#kfy-kafi#||#a:bd-abd#||#slt:-sultan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ عِبَادِي لَيْسَ لَكَ عَلَيْهِمْ سُلْطَانٌ وَكَفَى بِرَبِّكَ وَكِيلاً
İnne ibâdî leyse leke aleyhim sultân(sultânûn), ve kefâ bi rabbike vekîlâ(vekîlen).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Kâfi
ك ف يKFY
Kifayet eden. Vâfi, başka şeye ihtiyaç bırakmayan. Yeten, yetişen, elveren.
Aynı kökten:Adem-i Kifâyet İstikfa Kâfi kifayet Maal-kifaye Mükâfat Mükâfî Müktefî Mütekâfi Mütekâfiyye Tekâfi Tekâfü' Vâfi Ve Kâfi
Leyse
ل ي سLYS
Olmadı (meâlinde fiil-i müşebbehtir)
Aynı kökten:Elest Elleys Eys Hz. İlyas leys layese Leyse
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
vekil
و ك لVKL
Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan. Nazır. Bakan. El Vekil : Her mahluk ALLAH'ın vekilidir. İnsan ayrı, mahluk ayrı, halik ayrı olarak akla gelirse esmaül hüsnadan hiç bir şey anlaşılmaz.
Çğl.Vükelâ
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
Diyanet Meali:
“Şüphesiz, (gerçek) kullarım üzerinde senin hiçbir hâkimiyetin olmayacaktır. Vekil olarak Rabbin yeter!”
17. İSRA / 66
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 287
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Fazlından ibtiga etmeniz için, bahrda sizin için gemiler izca eden Rabbiniz… muhakkak ki O, size rahim olandır.
Esma-ül Hüsna RBB ZCV FLK BHR BG:Y FD:L KVN RHM .mid2014.ss17.as66.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf287.sure.17.xxxEsma-ül Hüsnax#kvn-kane#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#fd:l-fazl#||#flk-fulk#||#bhr-bahr#||#bg:y-ibtiga#||#zcv-izca#x#RBB#||#ZCV#||#FLK#||#BHR#||#BG:Y#||#FD:L#||#KVN#||#RHM#||#kvn-kane#||#rbb-rabb#||#rhm-rahim#||#fd:l-fazl#||#flk-fulk#||#bhr-bahr#||#bg:y-ibtiga#||#zcv-izca#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
رَّبُّكُمُ الَّذِي يُزْجِي لَكُمُ الْفُلْكَ فِي الْبَحْرِ لِتَبْتَغُواْ مِن فَضْلِهِ إِنَّهُ كَانَ بِكُمْ رَحِيمًا
Rabbukumullezî yuzcî lekumul fulke fîl bahri li tebtegû min fadlih(fadlihî), innehu kâne bi kum rahîmâ(rahîmen).
İbtiga
ب غ يBG:Y
Maksad, gaye. Taleb, arzu, istek.
Aynı kökten:bagi bugat bagiyy Begâyâ bagaya bagy İbtiga mübagi tebagi yenbagi
bahr
bahir
ب ح رBHR
Deniz. Büyük göl veya nehir. Yarmak, yırtmak. Çok yürüyen at. İyi kimse. Deve hastalığı.
Çğl.BihârÇğl.EbhârÇğl.Buhur
Aynı kökten:Bâhire bahr bahir Bihâr Ebhâr Buhur bahri bahriye Bahriyyun ibhar İstibhar müstebhir Mütebahhir Mütebahhirîn tebahhur
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
kontrol-giriş
Aynı kökten:
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
İzca'
ز ج وZCV
Defetme, kovma. sürmek, zorlamak, doğru bir duruma gelmek, (eski para parçası) geçmiş. toplaması kolay olan, bir işte nüfuz edici enerji ve etkinlikle hareket etmek, etkilemek / başarmak, onu nazikçe itti ki devam edebilsin, küçük ya da yetersiz bir şey, yapılan küçük hesap yüzünden itilebilecek ya da uzaklaştırılabilecek, değersiz, zayıf.
Aynı kökten:İzca' Müzca
Diyanet Meali:
Rabbiniz, lütfundan nasip arayasınız diye sizin için denizde gemiler yürütendir. Şüphesiz O, size karşı çok merhametlidir.
17. İSRA / 67
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Size bahrda darr mess ettiğinde… yalnızca O'ndan başka davet ettikleriniz dall olur.
Ardından, sizi berre necat edince de, siz iraz edersiniz. İnsan kafir olandır.
MSS D:RR BHR D:LL DA:V EYY NCV BRR A:RD: KVN eNS KFR .mid2015.ss17.as67.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxxxinsanxx#da:v-davet#||#kvn-kane#||#mss-mess#||#d:rr-darr#||#kfr-kefur#||#a:rd:-iraz#||#d:ll-dall#||#ncv-necat#||#ens-insan#||#brr-berr#||#bhr-bahr#||#eyy-iyya#x#MSS#||#D:RR#||#BHR#||#D:LL#||#DA:V#||#EYY#||#NCV#||#BRR#||#A:RD:#||#KVN#||#eNS#||#KFR#||#da:v-davet#||#kvn-kane#||#mss-mess#||#d:rr-darr#||#kfr-kefur#||#a:rd:-iraz#||#d:ll-dall#||#ncv-necat#||#ens-insan#||#brr-berr#||#bhr-bahr#||#eyy-iyya#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَا مَسَّكُمُ الْضُّرُّ فِي الْبَحْرِ ضَلَّ مَن تَدْعُونَ إِلاَّ إِيَّاهُ فَلَمَّا نَجَّاكُمْ إِلَى الْبَرِّ أَعْرَضْتُمْ وَكَانَ الإِنْسَانُ كَفُورًا
Ve izâ messekumud durru fîl bahri dalle men ted’ûne illâ iyyâh(iyyâhu), fe lemmâ neccâkum ilel berri a’radtum, ve kânel insânu kefûrâ(kefûren).
İ'raz
ع ر ضA:RD:
Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
bahr
bahir
ب ح رBHR
Deniz. Büyük göl veya nehir. Yarmak, yırtmak. Çok yürüyen at. İyi kimse. Deve hastalığı.
Çğl.BihârÇğl.EbhârÇğl.Buhur
Aynı kökten:Bâhire bahr bahir Bihâr Ebhâr Buhur bahri bahriye Bahriyyun ibhar İstibhar müstebhir Mütebahhir Mütebahhirîn tebahhur
Berr
barr
ب ر رBRR
İyilik ve ihsan edici, muhsin. Sözünde duran. Takvâ ehli olan, her çeşit günahlardan sakınan. Çok hayır sahibi. Özü sözü doğru olan, hamiyetli. Dindar ve temiz kimse. Susuz, kuru yerler. Toprak. Yeryüzü, yer. El Berr : Mütemadiyyen beraberlik fiili.
Çğl.EbrârÇğl.Berere
Aynı kökten:Berr barr Ebrâr Berere birr Eberr Meberre Meberrât Teberrü' Berranî Berren Berrî Berriye
Dall
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolan. Kur'ân ve imân yolundan sapan. Sapkın. Şaşkın. Azan. Azıcı, azdırıcı. Dalalette olan.
Çğl.DallînÇğl.Dâllûn
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Kefur
ك ف رKFR
Hakkı gizleyici, doğruyu gizleyen.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
kontrol-giriş
Aynı kökten:
mess
م س سMSS
Yapışmak, değmek, dokunmak. Meydana gelmek.
Aynı kökten:Emess Mass mess Misas Mümas Mümasse mütemass Temass temas
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Diyanet Meali:
Denizde size bir sıkıntı dokunduğunda bütün taptıklarınız (sizi yüzüstü bırakıp) kaybolur, yalnız Allah kalır. Fakat sizi kurtarıp karaya çıkarınca yüz çevirirsiniz. Zaten insan çok nankördür.
17. İSRA / 68
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
• Berr canibinde, onun kendinize husuf etmesinden
• veya üzerinize hasıb irsal etmesinden…
siz emin mi oldunuz!?
Sonra, kendiniz için bir vekile vecd olamayacaksınız!
eMN H:SF CNB BRR RSL HS:B VCD VKL .mid2016.ss17.as68.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxxximanxx#vkl-vekil#||#emn-emin#||#vcd-vecd#||#rsl-irsal#||#brr-berr#||#cnb-canib#||#h:sf-hasf#||#hs:b-hasıb#x#eMN#||#H:SF#||#CNB#||#BRR#||#RSL#||#HS:B#||#VCD#||#VKL#||#vkl-vekil#||#emn-emin#||#vcd-vecd#||#rsl-irsal#||#brr-berr#||#cnb-canib#||#h:sf-hasf#||#hs:b-hasıb#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَأَمِنتُمْ أَن يَخْسِفَ بِكُمْ جَانِبَ الْبَرِّ أَوْ يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ وَكِيلاً
E fe emintum en yahsife bikum cânibel berri ev yursile aleykum hâsiben summe lâ tecidû lekum vekîlâ(vekîlen).
Berr
barr
ب ر رBRR
İyilik ve ihsan edici, muhsin. Sözünde duran. Takvâ ehli olan, her çeşit günahlardan sakınan. Çok hayır sahibi. Özü sözü doğru olan, hamiyetli. Dindar ve temiz kimse. Susuz, kuru yerler. Toprak. Yeryüzü, yer. El Berr : Mütemadiyyen beraberlik fiili.
Çğl.EbrârÇğl.Berere
Aynı kökten:Berr barr Ebrâr Berere birr Eberr Meberre Meberrât Teberrü' Berranî Berren Berrî Berriye
Canib
ج ن بCNB
Yan, yön. Cihet, taraf. Yüksek taraf.
Aynı kökten:Canib cenab cenabet cenb ecnab cenub Cünnab cünüb ictinab mütecanib
emin
ا م نeMN
Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. Kendisinden korkulmayan. Kendine inanılan. İtimat edilen. İnanan, güvenen. Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Hasf
Husuf
خ س فH:SF
Ay tutulması. Dünya gölgesinin ay üzerine gelmesi. / Işığı sönmek. Perdelenmek. Parlaklığı gitmek. Bir şeyin nuru ve ışığı gitmesi. / Birbirine yapıştırmak. / Ayakkabı dikmek. / Tasmalı nâlin. / Ağacın yaprağının dökülmesi. / Gömmek, yere geçirmek, yerin dibine geçirmek.
Aynı kökten:Hasafet Hasf Husuf Hâsif İnhisaf Mahsuf Münhasif
Hasb
Hasıb
ح ص بHS:B
Taş atmak. / Ufak taşları savuran rüzgâr. Ortalığı toza toprağa boğan şiddetli rüzgâr. Fırtına. / Tipi. / Çakılları fırlatmak, çakıl taşları dağıtmak, ateşe atmak, / bir insandan ya da bir şeyden acele etmek, bir insandan uzaklaşmak, / ateş yakmak. Yakacak odun ve taşlar.
Çğl.Havâsıb
Aynı kökten:Hasab Hasb Hasıb Havâsıb Hasba' Hasubâ Hasbe Mahsub Tahsib
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
vekil
و ك لVKL
Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan. Nazır. Bakan. El Vekil : Her mahluk ALLAH'ın vekilidir. İnsan ayrı, mahluk ayrı, halik ayrı olarak akla gelirse esmaül hüsnadan hiç bir şey anlaşılmaz.
Çğl.Vükelâ
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
Diyanet Meali:
Peki, karada sizi yere geçirmesinden, yahut üzerinize taşlar savuran kasırga göndermesinden, sonra da kendinize bir vekil bulamamaktan güvende misiniz?
17. İSRA / 69
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
• Orada bir kere daha sizi ida etmesinden
• ve ardından üzerinize rihten kasif irsal etmesinden
• ve ardından küfür ettiğiniz şey ile sizi gark etmesinden...
siz emin mi oldunuz!?
Sonra, BİZ'e karşı kendinize tabi olanlara vecd olamayacaksınız!
eMN A:VD TVR eH:R RSL K:S:F RVH G:RK: KFR VCD TBA: .mid2017.ss17.as69.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxxximanxx#eh:r-uhra#||#tba:-tabi#||#emn-emin#||#a:vd-ida#||#vcd-vecd#||#kfr-kafir#||#g:rk:-gark#||#rsl-irsal#||#rvh-rih#||#tvr-Târeten Uhrâ#||#k:s:f-kasıf#x#eMN#||#A:VD#||#TVR#||#eH:R#||#RSL#||#K:S:F#||#RVH#||#G:RK:#||#KFR#||#VCD#||#TBA:#||#eh:r-uhra#||#tba:-tabi#||#emn-emin#||#a:vd-ida#||#vcd-vecd#||#kfr-kafir#||#g:rk:-gark#||#rsl-irsal#||#rvh-rih#||#tvr-Târeten Uhrâ#||#k:s:f-kasıf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ أَمِنتُمْ أَن يُعِيدَكُمْ فِيهِ تَارَةً أُخْرَى فَيُرْسِلَ عَلَيْكُمْ قَاصِفا مِّنَ الرِّيحِ فَيُغْرِقَكُم بِمَا كَفَرْتُمْ ثُمَّ لاَ تَجِدُواْ لَكُمْ عَلَيْنَا بِهِ تَبِيعًا
Em emintum en yuîdekum fîhi târeten uhrâ fe yursile aleykum kâsıfen miner rîhı fe yugrikakum bimâ kefertum summe lâ tecidû lekum aleynâ bihî tebîâ(tebîan).
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
emin
ا م نeMN
Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. Kendisinden korkulmayan. Kendine inanılan. İtimat edilen. İnanan, güvenen. Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
gark
غ ر قG:RK:
Garkolmak. Batmak, suda boğulmak.
Aynı kökten:gark igtirak istigrak magruk mugrak tagrik
Kasıf
ق ص فK:S:F
Kasırga. Rastladığı şeyi kıran şiddetli rüzgâr. / Şiddetle seslenen. Çok gürleyen.
Çğl.Kavasıf
Aynı kökten:Kasıf Kavasıf Kasîf Ra'd-ı Kasıf
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Rih
ر و حRVH
Rüzgar, yel. Koku. Hoş ve iyi şey. Sızı, romatizma. Mc: Galebe, kuvvet. Rahmet. Devlet.
Çğl.Riyah
Aynı kökten:Erih Mirvaha Mervaha Merâvih Müsterhî Müterevvih Rayiha Riha Revâih Revayih Reha' Revah revan Revh Revha Reyhan Rih Riyah Ruh Ervah Ruha Ruhanî Ruhaniyyun Ruh-ul Kuds Teravih Terviha Terevvuh İrahe İstirahat Müsterih Rahat Rahi Ravh Ravvah
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Târeten Uhrâ
ت و رTVR
Bir kere daha, başka bir kere daha.
Aynı kökten:Tareten Târeten Uhrâ Tevr Etvâr tevrat
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
Yahut sizi tekrar denize döndürüp üstünüze, kasıp kavuran bir fırtına yollayarak nankörlüğünüz sebebiyle sizi boğmasından, sonra da bize karşı kendiniz için arka çıkacak bir yardımcı bulamama (durumun)dan güvende misiniz?
17. İSRA / 70
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, Ademoğullarını kerim ettik!
Berrde ve bahrda onlara hamil olduk. Onları, tayyib olanlardan rızıklandırdık. Onları, halk ettiklerimizin çoğu üzre fazl ederek fazl ettik.
KRM BNY eDM HML BRR BHR RZK: T:YB FD:L KSéR H:LK: FD:L .mid2018.ss17.as70.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxx#bny-beni#||#hml-haml#||#fd:l-fazl#||#ksér-kesir#||#h:lk:-halk#||#rzk:-rızk#||#krm-kerim#||#brr-berr#||#bhr-bahr#||#t:yb-tayyib#||#edm-ademoğulları#x#KRM#||#BNY#||#eDM#||#HML#||#BRR#||#BHR#||#RZK:#||#T:YB#||#FD:L#||#KSéR#||#H:LK:#||#FD:L#||#bny-beni#||#hml-haml#||#fd:l-fazl#||#ksér-kesir#||#h:lk:-halk#||#rzk:-rızk#||#krm-kerim#||#brr-berr#||#bhr-bahr#||#t:yb-tayyib#||#edm-ademoğulları#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ كَرَّمْنَا بَنِي آدَمَ وَحَمَلْنَاهُمْ فِي الْبَرِّ وَالْبَحْرِ وَرَزَقْنَاهُم مِّنَ الطَّيِّبَاتِ وَفَضَّلْنَاهُمْ عَلَى كَثِيرٍ مِّمَّنْ خَلَقْنَا تَفْضِيلاً
Ve lekad kerremnâ benî âdeme ve hamelnâhum fîl berri vel bahri ve razaknâhum minet tayyibâti ve faddalnâhum alâ kesîrin mimmen halaknâ tafdîlâ(tafdîlen).
bahr
bahir
ب ح رBHR
Deniz. Büyük göl veya nehir. Yarmak, yırtmak. Çok yürüyen at. İyi kimse. Deve hastalığı.
Çğl.BihârÇğl.EbhârÇğl.Buhur
Aynı kökten:Bâhire bahr bahir Bihâr Ebhâr Buhur bahri bahriye Bahriyyun ibhar İstibhar müstebhir Mütebahhir Mütebahhirîn tebahhur
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
Berr
barr
ب ر رBRR
İyilik ve ihsan edici, muhsin. Sözünde duran. Takvâ ehli olan, her çeşit günahlardan sakınan. Çok hayır sahibi. Özü sözü doğru olan, hamiyetli. Dindar ve temiz kimse. Susuz, kuru yerler. Toprak. Yeryüzü, yer. El Berr : Mütemadiyyen beraberlik fiili.
Çğl.EbrârÇğl.Berere
Aynı kökten:Berr barr Ebrâr Berere birr Eberr Meberre Meberrât Teberrü' Berranî Berren Berrî Berriye
Ademoğulları
Benî Âdem
ا د مeDM
Âdem oğlu. İnsan. Âdem oğulları. Ebnâ-i Âdem.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
Kerim
ك ر مKRM
Takdir edilerek kabul görmüş olan ikram. / Şerefli. Güzide, seçkin, kıymetli şey. El Kerim : İkram fiili.
Dşl.KerimeÇğl.EkarimÇğl.Kiram
Aynı kökten:ekrem ikram İkramat ikramiye İstikram Keramet kerem Kerim Kerime Ekarim Kiram Mekreme Mikram mükerrem mükrem mükrim tekrim
Kesir
ك ث رKSéR
Çok. Bol. Kesret üzere olan. Türlü. Çeşitli. Artan parçalar, geri kalan adetler. Artık.
Çğl.küsurÇğl.küsurat
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
tayyib
ط ي بT:YB
Bütün kainat yüzünde cemalleri görünen Esma-i Hüsna'nın cilveleri. / Hoş, temiz. / Bütün güzel sözler, güzel mânalar, harika güzel cemaller. / Helâlin her türlü şüphelerden uzak, saf ve temiz kısmı.
Dşl.TayyibeÇğl.tayyibat
Aynı kökten:mutayyeb mütetayyib tabe tayyib Tayyibe tayyibat Tıybe Tuba
Diyanet Meali:
Andolsun, biz insanoğlunu şerefli kıldık. Onları karada ve denizde taşıdık. Kendilerini en güzel ve temiz şeylerden rızıklandırdık ve onları yarattıklarımızın birçoğundan üstün kıldık.
17. İSRA / 71
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Yevmde, bütün insleri kendi imamları ile davet ederiz.
Ardından, kitabı yemininden verilen kimse… artık işte onlar, kitablarını kıraat ederler ve fetil kadar zulüm edilmezler.
YVM DA:V KLL eNS eMM eTY KTB YMN K:Re KTB Z:LM FTL .mid2019.ss17.as71.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxxxyevmxxxxkitabxxx#da:v-davet#||#kll-külli#||#ktb-kitab#||#z:lm-zulüm#||#yvm-yevm#||#ens-ins#||#k:re-kıraat#||#ymn-yemin#||#ftl-fetil#||#emm-imam#||#ety-xxoxx#x#YVM#||#DA:V#||#KLL#||#eNS#||#eMM#||#eTY#||#KTB#||#YMN#||#K:Re#||#KTB#||#Z:LM#||#FTL#||#da:v-davet#||#kll-külli#||#ktb-kitab#||#z:lm-zulüm#||#yvm-yevm#||#ens-ins#||#k:re-kıraat#||#ymn-yemin#||#ftl-fetil#||#emm-imam#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَ نَدْعُو كُلَّ أُنَاسٍ بِإِمَامِهِمْ فَمَنْ أُوتِيَ كِتَابَهُ بِيَمِينِهِ فَأُوْلَئِكَ يَقْرَؤُونَ كِتَابَهُمْ وَلاَ يُظْلَمُونَ فَتِيلاً
Yevme ned’û kulle unâsin bi imâmihim, fe men ûtiye kitâbehû bi yemînihî fe ulâike yakreûne kitâbehum ve lâ yuzlemûne fetîlâ(fetîlen).
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
imam
ا م مeMM
Güven duyulan, emniyet edilen öncü. / Allah ile Muhammedin manen intikal yeri. / Rabbine tamamen rücu eden. / Öne geçmek. Önde ve ileride olan. / Delil ve rehber. / Cemaate namaz kıldıran. / Mezheb sahibi olan. / Sultan. Hâkim. Reis. Ümmetin reisi. İslâm hükümetlerinde Devlet Reisi. / Dershanede günlük talim ve dersler için talebelerin önlerine konan tahtalar. / Kıble tarafı.
Çğl.Eimme
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
ins
ا ن سeNS
İnsanın dünya yaşamı dışında, diğer yaşamlarda ki adı. Allah indinde ki ezeli ve ebedi varlığı.
Çğl.Ünas
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
Fetîl
Fetîle
ف ت لFTL
Yaralara konulan tiftik. Lâmba fitili. Deriden çıkan kir. Örgü.
Aynı kökten:Fetîl Fetîle Fetiyle Fetl Fitil Meftul Müfettel Teftil
kıraat
ق ر اK:Re
Okuma. İkinci bir şey olmadan okumak.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
yemin
ي م نYMN
Kasem. Yemin, and. Mübarek. Sağ, sağ taraf, sağ el. Sözü Allah'ı zikrederek kuvvetlendirmek. El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. Fık: Zevcesi ölmüş er.
Çğl.EymanÇğl.Eymün
Aynı kökten:Eymen Eyamin Meymene Müsteymin Müteyemmen yemen yemin Eyman Eymün Yümn Yümün Yümna Yümnî
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zulüm
ظ ل مZ:LM
Haksızlık. Eziyet, işkence. Bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak.
Dşl.Zulm
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Bütün insanları kendi önderleriyle birlikte çağıracağımız günü hatırla. (O gün) her kime kitabı sağından verilirse, işte onlar kitaplarını okurlar ve kıl kadar haksızlığa uğratılmazlar.
17. İSRA / 72
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Burada kör olan kimse… artık o, ahirette de kördür... ve sebil olarak daha dall olur.
Ahiret KVN A:MY eH:R A:MY D:LL SBL .mid2020.ss17.as72.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf288.sure.17.xxxAhiretx#kvn-kane#||#eh:r-ahiret#||#sbl-sebil#||#a:my-ama#||#d:ll-dalalet#x#KVN#||#A:MY#||#eH:R#||#A:MY#||#D:LL#||#SBL#||#kvn-kane#||#eh:r-ahiret#||#sbl-sebil#||#a:my-ama#||#d:ll-dalalet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَن كَانَ فِي هَذِهِ أَعْمَى فَهُوَ فِي الآخِرَةِ أَعْمَى وَأَضَلُّ سَبِيلاً
Ve men kâne fî hâzihî a’mâ fe huve fîl âhıreti a’mâ ve edallu sebîlâ(sebîlen).
A'ma
ع م يA:MY
Kör. Gözü görmeyen. Manevi körlük, cahillik, bilgisizlik. Yağmur bulutları.
Dşl.AmyâÇğl.Umyan
Aynı kökten:A'ma Amyâ Umyan Imya ımiyyâ İ'ma Müteamî Müteammi Ta'miye
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
kontrol-giriş
Aynı kökten:
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
Kim bu dünyada körlük ettiyse ahirette de kördür, yolunu daha da şaşırmıştır.
17. İSRA / 73
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Eğer seni... BİZ'e onun gayrısında iftira etmen için sana vahy ettiğimizden gerçekten fitneye düşürebilseler... o zaman, elbette seni halil olarak ittihaz ederlerdi.
KVD FTN VHY FRY G:YR eH:Zé H:LL .mid2021.ss17.as73.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf288.sure.17.xxxx#g:yr-gayr#||#vhy-vahy#||#kvd-kade#||#eh:zé-ittihaz#||#ftn-fitne#||#h:ll-halil#||#fry-iftira#x#KVD#||#FTN#||#VHY#||#FRY#||#G:YR#||#eH:Zé#||#H:LL#||#g:yr-gayr#||#vhy-vahy#||#kvd-kade#||#eh:zé-ittihaz#||#ftn-fitne#||#h:ll-halil#||#fry-iftira#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِن كَادُواْ لَيَفْتِنُونَكَ عَنِ الَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ لِتفْتَرِيَ عَلَيْنَا غَيْرَهُ وَإِذًا لاَّتَّخَذُوكَ خَلِيلاً
Ve in kâdû le yeftinûneke anillezî evhaynâ ileyke li tefteriye aleynâ gayreh(gayrehu) ve izen lettehazûke halîlâ(halîlen).
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
İftira
ف ر يFRY
Birinin üzerine suç atmak. İfk. Yalan yere birisini suçlu göstermek. Asılsız isnat.
Çğl.İftiraat
Aynı kökten:Fery Firye İftira İftiraat Müftera-aleyh Müftereyat Müfterî Müfterun
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
Gayr
Gayrı
غ ي رG:YR
Diğer. Başka, başkası. Rakib. Yabancı. Artık. (kıskançlık içerir) (İstisnâ edâtıdır. Başlarına getirildiği kelimeyi nefy yapar.)
Çğl.Agyar
Aynı kökten:Agyer Gayr Gayrı Agyar Gayret Gayriyet Gayur Gayyir Gayyür Gıyer Mugayeret Mugayyer Mugayyir Mütegayyir Tagayyür Tegayyür Tagayyürat Tagyir Tagyirât
Halil
خ ل لH:LL
Samimi dost. Sâdık dost.
Çğl.Hullan
Aynı kökten:Halil Hullan Hilal Hilalet Hillet Hillel Hilâl
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
Onlar, sana vahyettiğimizden başkasını bize karşı uydurman için az kalsın seni ondan şaşırtacaklardı. (Eğer böyle yapabilselerdi) işte o zaman seni dost edinirlerdi.
17. İSRA / 74
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Şayet BİZ seni sebat ettirmeseydik… neredeyse onlara biraz rükn olacaktın.
SéBT KVD RKN ŞYe K:LL .mid2022.ss17.as74.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf288.sure.17.xxxx#şye-şey#||#k:ll-kalil#||#kvd-kade#||#sébt-sebat#||#rkn-rükn#x#SéBT#||#KVD#||#RKN#||#ŞYe#||#K:LL#||#şye-şey#||#k:ll-kalil#||#kvd-kade#||#sébt-sebat#||#rkn-rükn#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَوْلاَ أَن ثَبَّتْنَاكَ لَقَدْ كِدتَّ تَرْكَنُ إِلَيْهِمْ شَيْئًا قَلِيلاً
Ve lev lâ en sebbetnâke lekad kidte terkenu ileyhim şey’en kalîlâ(kalîlen).
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
rükn
rükün
ر ك نRKN
Direk. Esas. Kuvvet. Bir şeyin en fazla sağlam olan tarafı veya köşesi veya temeli. Bir cemaatin ileri gelenlerinden olan. Nüfuzlu, kuvvetli ve ehemmiyetli kimse.
Çğl.erkan
Aynı kökten:Murakkan Müterekkin Rekn rükn rükün erkan Terekkün Terkin Terkin
sebat
ث ب تSéBT
Yerinden oynamamak, dayanmak. Kararlı olmak. Sözde durmak, ahde vefa etmek. Bir meslekte, meşru bir kanaatte veya bir fikirde kararlı bulunmak, sağlamlık göstermek.
Aynı kökten:isbat müsbet müsbit müsebbet müsebbit sabit sebat sebit sübut tesbit
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Eğer biz sana sebat vermiş olmasaydık, az kalsın onlara biraz meyledecektin.
17. İSRA / 75
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 288
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
O zaman, hayatın zıfını da mematın zıfını da elbette sana tattırırdık!
Sonra kendin için BİZ'e karşı nasır vecd edemezdin.
ZéVK: D:A:F HYY D:A:F MVT VCD NS:R .mid2023.ss17.as75.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf288.sure.17.xxxx#zévk:-zaika#||#vcd-vecd#||#hyy-hayat#||#mvt-memat#||#ns:r-nasır#||#d:a:f-zıf#x#ZéVK:#||#D:A:F#||#HYY#||#D:A:F#||#MVT#||#VCD#||#NS:R#||#zévk:-zaika#||#vcd-vecd#||#hyy-hayat#||#mvt-memat#||#ns:r-nasır#||#d:a:f-zıf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِذاً لَّأَذَقْنَاكَ ضِعْفَ الْحَيَاةِ وَضِعْفَ الْمَمَاتِ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ عَلَيْنَا نَصِيرًا
İzen le ezaknâke di’fal hayâti ve di’fal memâti summe lâ tecidu leke aleynâ nasîrâ(nasîran).
zı'f
ض ع فD:A:F
İki kat. Bir şeyin miktarca iki katı.
Aynı kökten:İstiz'af iz'af muzaaf muza'af tezauf za'f zaaf zayıf zı'f
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
memat
م و تMVT
Ölüm. Ahirete göç etmek.
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
nasır
ن ص رNS:R
Yardımcı, yardım eden, nusret veren.
Çğl.NasırînÇğl.NussarÇğl.ensar
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Zaika
ذ و قZéVK:
Tatma, tad alma. Tad alıcı kuvvet, tad duyurucu hassa.
Aynı kökten:Mezak Mütezevvik Tezevvuk Tezevvukat Tezvik Zaika Zevk Zevkî Zevkiyyat
Diyanet Meali:
İşte o zaman sana, hayatın da, ölümün de katmerli acılarını tattırırdık. Sonra bize karşı kendine hiçbir yardımcı bulamazdın.
17. İSRA / 76
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Eğer, seni ihrac etmek için gerçekten seni arzdan istafazz etseler... o zaman, senin hilafında, sadece pek azı lebs olurdu.
KVD FZZ eRD: H:RC LBSé H:LF K:LL .mid2024.ss17.as76.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf289.sure.17.xxxx#h:lf-hilaf#||#k:ll-kalil#||#erd:-arz#||#kvd-kade#||#h:rc-ihrac#||#lbsé-lebs#||#fzz-fazz#x#KVD#||#FZZ#||#eRD:#||#H:RC#||#LBSé#||#H:LF#||#K:LL#||#h:lf-hilaf#||#k:ll-kalil#||#erd:-arz#||#kvd-kade#||#h:rc-ihrac#||#lbsé-lebs#||#fzz-fazz#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِن كَادُواْ لَيَسْتَفِزُّونَكَ مِنَ الأَرْضِ لِيُخْرِجوكَ مِنْهَا وَإِذًا لاَّ يَلْبَثُونَ خِلافَكَ إِلاَّ قَلِيلاً
Ve in kâdû le yestefizzûneke minel ardı li yuhricûke minhâ ve izen lâ yelbesûne hilâfeke illâ kalîlâ(kalîlen).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Fazz
ف ز زFZZ
Kırmak. Dağıtmak. / Fethetmek, açmak.
Aynı kökten:Faziz Fazîz Fazz Fezîz istafazz Müfezzaz Müfezzi'
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
Lebs
ل ب ثLBSé
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
Diyanet Meali:
Seni o yerden (Mekke’den) sürüp çıkarmak için neredeyse seni sıkıştıracaklardı. Bunu yapabilselerdi, senin ardından orada pek az kalırlardı.
17. İSRA / 77
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
Senden önce, Rasullerimizden irsal etmiş olduğumuz kimselere sünnet budur!
BİZ'im sünnetimizin tahviline vecd olamazsın!
SNN RSL K:BL RSL VCD SNN HVL .mid2025.ss17.as77.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf289.sure.17.xxxxxrasulxx#k:bl-kabl#||#vcd-vecd#||#rsl-rasul#||#hvl-tahvil#||#snn-sünnet#x#SNN#||#RSL#||#K:BL#||#RSL#||#VCD#||#SNN#||#HVL#||#k:bl-kabl#||#vcd-vecd#||#rsl-rasul#||#hvl-tahvil#||#snn-sünnet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
سُنَّةَ مَن قَدْ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ مِن رُّسُلِنَا وَلاَ تَجِدُ لِسُنَّتِنَا تَحْوِيلاً
Sunnete men kad erselnâ kableke min rusulinâ ve lâ tecidu li sunnetinâ tahvîlâ(tahvîlen).
Tahvil
ح و لHVL
Bir halden başka bir hale getirmek. Değiştirmek. Döndürmek. Faizli borç senedi.
Çğl.Tahvilât
Aynı kökten:Filhal Hâl Ahval Halbuki Hâlet havale Havali Havil Huvel havl Havle havâl Havlî hile Hiyel İhtilab İhtiyal Mahale Muhavvile Muhîlî Mumahele Mümahale müstehil Müstehile Müstehilat Mütemehhil Tahavvül Tahvil Tahvilât Temahhul
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Sünnet
س ن نSNN
Kanun, yol, âdet. Rasulullahın sözü, emri, hal ve takriri.
Çğl.Sünen
Aynı kökten:İsnan Mesnun Müsinn Mesünn Müstesinn Sinn Esnân Sünnet Sünen Sünnî Tesennün
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
Senden önce gönderdiğimiz peygamberlerimiz hakkındaki kanun böyledir. Bizim kanunumuzda hiçbir değişme bulamazsın.
17. İSRA / 78-79
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
• Güneşin düluk etmesiyle, gecenin gasakına kadar ve "Kur'an-el-Fecr"e kadar... ---ki muhakkak "Kur'an-el-Fecr" meşhuddur!---
• ve geceden (bir kısımda)...
salat ikame et!
Ardından kendin için nafile olarak onunla teheccüd et.
Umulur ki; Rabbin seni "Makam-ı Mahmud"a baas eder.
K:VM S:LV DLK ŞMS G:SK: LYL K:Re FCR K:Re FCR KVN ŞHéD LYL HéCD NFL A:SY BA:Sé RBB K:VM HMD .mid2026.ss17.as78.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf289.sure.17.xx**xxxkuranxsalatxxxsalatxx.ss17.as79.xxxemirxxyasakxxxxibadetxxxxkitabxxx#k:vm-ikame-i salat#||#kvn-kane#||#lyl-leyl#||#şms-şems#||#şhéd-şahadet#||#k:re-kuran#||#fcr-fecr#||#g:sk:-gasak#||#dlk-düluk#||#k:vm-makam#||#lyl-leyl#||#a:sy-asa#||#rbb-rabb#||#ba:sé-baas#||#hmd-mahmud#||#nfl-nafile#||#hécd-teheccüd#x#K:VM#||#S:LV#||#DLK#||#ŞMS#||#G:SK:#||#LYL#||#K:Re#||#FCR#||#K:Re#||#FCR#||#KVN#||#ŞHéD#||#LYL#||#HéCD#||#NFL#||#A:SY#||#BA:Sé#||#RBB#||#K:VM#||#HMD#||#k:vm-ikame-i salat#||#kvn-kane#||#lyl-leyl#||#şms-şems#||#şhéd-şahadet#||#k:re-kuran#||#fcr-fecr#||#g:sk:-gasak#||#dlk-düluk#||#k:vm-makam#||#lyl-leyl#||#a:sy-asa#||#rbb-rabb#||#ba:sé-baas#||#hmd-mahmud#||#nfl-nafile#||#hécd-teheccüd#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَقِمِ الصَّلاَةَ لِدُلُوكِ الشَّمْسِ إِلَى غَسَقِ اللَّيْلِ وَقُرْآنَ الْفَجْرِ إِنَّ قُرْآنَ الْفَجْرِ كَانَ مَشْهُودًا * وَمِنَ اللَّيْلِ فَتَهَجَّدْ بِهِ نَافِلَةً لَّكَ عَسَى أَن يَبْعَثَكَ رَبُّكَ مَقَامًا مَّحْمُودًا
Ekımis salâte li dulûkiş şemsi ilâ gasakıl leyli ve kur’ânel fecr(fecri), inne kur’ânel fecri kâne meşhûdâ(meşhûden). * Ve minel leyli fe tehecced bihî nâfileten lek(leke), asâ en yeb’aseke rabbuke makâmen mahmûdâ(mahmûden).
Asâ
ع س يA:SY
(Fiil veya harftir) Ümid veya korku bildirir. Şek ve yakin manalarına delalet eder; (ola ki, şayet ki, meğer ki, olur, gerektir) manalarına gelir. (Kâde) fiiline benzer. Ekseri, (lâkin) (leyte) mânasına temenni için kullanılır. Hitab-ı İlahî kısmında yakîn ve vücubu ifade eder.
Aynı kökten:Asâ
Ba's
Bais
ب ع ثBA:Sé
Köklü bir değişimle yeniden başlatma. / Yeniden hayatlandırma, diriltme. İhya. / Uykudan uyandırma. / Diriliş. / Gönderme, gönderilme. / Rönesans. El Bais : Beraberliğinde, birleşmesinde ortak, sebep. Karışma, herşey birbirine karışıktır. Mevtten sonra hayy eden. Köklü değişimler için Nebi irsal eden.
Dşl.baas
Aynı kökten:Ba's Bais baas ib'as meb'as Mebâis
Düluk
د ل كDLK
Sarkma. Güneş batması için kullanılır.
Aynı kökten:Düluk Hedlak Delk Dellak Tellâk Tedellük Tedlik
fecr
fecir
ف ج رFCR
Çatlama, yarılma. (Su) Akma. (Tanyeri) Ağarma. Bir şeyi genişçe ikiye ayırmak. Günah işlemek. Fücur ve fısk işlemek. Yalan söylemek. İsyan ve muhalefet eylemek. Haktan sapmak. Meyletmek. Söğmek. Bühtan eylemek.
Aynı kökten:fecr fecir İfcar İnficar mütefeccir Salatül fecr tefeccür Tefeccürât Facir Facire Fecere Füccar Fücur
Gasak
Gusuk
غ س قG:SK:
Karanlık olmak. / Gecenin ilk koyu karanlığı. / Küfrün karanlığı. / Nefsi istek kudreti. / Bedene ait kabiliyetler. / Gözün dumanlanıp, seçemez olması. Gözün kararması. / Herhangi bir şeyin akması, dökülmesi. / Kuvve-i şeheviyye.
Aynı kökten:Gasak Gusuk Gasık Gassak Gasuk
mahmud
ح م دHMD
Hamd edilmeye müstehak, layık. / Hamd edilmiş.
Aynı kökten:ahmed hamd Hamîd Hâmid Hâmidîn Hâmidûn Mahmedet Mahamid mahmud mehmed muhammed Tahmid Tahmidât Tahmidiye
Teheccüd
ه ج دHéCD
Uyanmak. Uyanık olmak. / Kendi kendini uyandırmak, ayıktırmak, aklını başına getirmek, sahipliğini ve yetkisini takınmak. / Gece uyanıp namaz kılmak. Gece namazı.
Aynı kökten:Ehced Hacid Hücud Müteheccid Tehcid Teheccüd
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
makam
ق و مK:VM
Durulacak yer. Rütbeli yer. Mesned. Mansab. Musikide usul. Tempo. kıyam yapılan yerin ismi, kıyam etmek ve kıyamın zamanı için kullanılır: Kıyam etmek/ ayağa kalkmak, ayakta durulan yer, ayakta durulan zaman. Oturulan yer, durulan yer.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
Nefl
Nafile
ن ف لNFL
Hedeflenen şeyin elde edilmesinden sonra, üzerine fazladan olarak ele geçirilen. / Fazladan olan. / Emredilmemiş, farz veya vâcib olmadan, sevab umuduyla yapılan ibadet. / Savaş ganimeti. / Ganimet malı. / Bahşiş. / Birisine ganimet malı veya atiyye, ihsan vermek. / Torun. / Yemin etmek.
Çğl.Enfal
Aynı kökten:İnfal Müteneffil nefi Nefl Nafile Enfal Tenfil
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
şahadet
Şehâdet
ش ه دŞHéD
Şâhidlik. Bir şeyin doğruluğuna inanmak. Allah rızâsı yolunda hayatını fedâ etmek. Din için muharebeden şehitlik. Şahid olunan şeyler. Yaşayarak tespit edilmesi ve şahid olunması imkanlı olanlar.
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
şems
ش م سŞMS
Güneş
Çğl.Şümus
Aynı kökten:Müşemmes Müteşemmis şems Şümus şemsiye Teşemmüs Teşmis
Diyanet Meali:
Güneşin zevalinden (öğle vaktinde Batı’ya kaymasından) gecenin karanlığına kadar (belli vakitlerde) namazı kıl. Bir de sabah namazını kıl. Çünkü sabah namazı şahitlidir. Gecenin bir kısmında da uyanarak sana mahsus fazla bir ibadet olmak üzere teheccüd namazı kıl ki, Rabbin seni Makam-ı Mahmud’a ulaştırsın.
17. İSRA / 80
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEDİNE
De ki:
"Rabbim!
Beni sıdk müdhal ile dahil et ve sıdk ihrac olmak ile ihrac et.
SEN'in VARLIĞINDAN sebeble… beni nasır sultan kıl."
Dua K:VL RBB DH:L DH:L S:DK: H:RC H:RC S:DK: CA:L LDN SLT: NS:R .mid2027.ss17.as80.saİSRA.ns50.nyMEDİNE.cs15.syf289.sure.17.xx**xDuax#rbb-rabb#||#dh:l-dahil#||#ldn-ledun#||#s:dk:-sıdk#||#h:rc-ihrac#||#ns:r-nasır#||#slt:-sultan#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#DH:L#||#DH:L#||#S:DK:#||#H:RC#||#H:RC#||#S:DK:#||#CA:L#||#LDN#||#SLT:#||#NS:R#||#rbb-rabb#||#dh:l-dahil#||#ldn-ledun#||#s:dk:-sıdk#||#h:rc-ihrac#||#ns:r-nasır#||#slt:-sultan#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقُل رَّبِّ أَدْخِلْنِي مُدْخَلَ صِدْقٍ وَأَخْرِجْنِي مُخْرَجَ صِدْقٍ وَاجْعَل لِّي مِن لَّدُنكَ سُلْطَانًا نَّصِيرًا
Ve kul rabbi edhılnî mudhale sıdkın ve ahricnî muhrece sıdkın vec’al lî min ledunke sultânen nasîrâ(nasîren).
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
leda
ledun
ل د نLDN
Vücud. Varlık. Zata ilişkin olan.
Aynı kökten:leda ledun
nasır
ن ص رNS:R
Yardımcı, yardım eden, nusret veren.
Çğl.NasırînÇğl.NussarÇğl.ensar
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sıdk
ص د قS:DK:
Doğru söz. Hakikata muvâfık olan. Bir şeyin her hususu tam ve kâmil olması. Ahdinde sâbit olmak. Peygamberlere mahsus en mühim beş hasletten birisi. Kalb temizliği.
Çğl.Asdak
Aynı kökten:Esdak Masadak Masduk Mısdak Musadakat Musaddak musaddık Mutasaddık Mutasaddıkîn sadaka Sadakat sadık sadıka Asdika Saduk Saduka Sadukat sıddık sıdk Asdak Tasadduk tasdik Tasdikat
sultan
س ل طSLT:
Hakimiyet sahibi. Kuvvet ve kudret sahibi. / Baskı ve otorite kuran. / Hüccet ve delil. / İslam Hükümdarı. Padişah. / Hükümdar ailesinden olan anne, kız gibi kadınlardan her biri. / Kahr ve tegallüb manasında masdar.
Çğl.Selatin
Aynı kökten:Musallat Musallit Mütesallit Mütesallitîn Saltanat Sulta sultan Selatin Tasallut Taslit
Diyanet Meali:
De ki: “Rabbim! (Gireceğim yere) doğruluk ve esenlik içinde girmemi sağla. (Çıkacağım yerden de) beni doğruluk ve esenlik içinde çıkar. Katından bana yardımcı bir kuvvet ver.”
17. İSRA / 81
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Hakk geldi, batıl zehk oldu. Muhakkak batıl, zehuk olur!"
K:VL CYe HK:K: ZHéK: BT:L BT:L KVN ZHéK: .mid2028.ss17.as81.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xx**xxxxvaadxxhaberxxx#kvn-kane#||#hk:k:-hakk#||#zhék:-zehk#||#bt:l-batıl#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CYe#||#HK:K:#||#ZHéK:#||#BT:L#||#BT:L#||#KVN#||#ZHéK:#||#kvn-kane#||#hk:k:-hakk#||#zhék:-zehk#||#bt:l-batıl#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقُلْ جَاء الْحَقُّ وَزَهَقَ الْبَاطِلُ إِنَّ الْبَاطِلَ كَانَ زَهُوقًا
Ve kul câel hakku ve zehekal bâtıl(bâtılu), innel bâtıle kâne zehûkâ(zehûkan).
batıl
ب ط لBT:L
Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan.
Aynı kökten:batıl battal butlan bütul ibtal iptal mubtil
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Zehk
ز ه قZHéK:
Helâk olmak, mahvolmak. Bâtıl olmak. Okun nişanı aşıp geçmesi. Çıkmak, huruç. Derin kuyu. Çıkmak, gitmek, yok olmak.
Aynı kökten:İzhak Zahik Zehk Zehuk Zehak
Diyanet Meali:
De ki: “Hak geldi, batıl yok oldu. Şüphesiz batıl, yok olmaya mahkûmdur.”
17. İSRA / 82
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İnzal ettiğimiz Kur'an'dandır!...
O, şifadır ve rahmettir mü'minler için!
Zalimlere ise… hasar dışında ziyade etmez!
NZL K:Re ŞFY RHM eMN ZYD Z:LM H:SR .mid2029.ss17.as82.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xx**xxxkuranximanxxxxkitabxxx#z:lm-zalim#||#zyd-ziyade#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#rhm-rahmet#||#h:sr-hasar#||#k:re-kuran#||#nzl-inzal#||#şfy-şifa#x#NZL#||#K:Re#||#ŞFY#||#RHM#||#eMN#||#ZYD#||#Z:LM#||#H:SR#||#z:lm-zalim#||#zyd-ziyade#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#rhm-rahmet#||#h:sr-hasar#||#k:re-kuran#||#nzl-inzal#||#şfy-şifa#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنُنَزِّلُ مِنَ الْقُرْآنِ مَا هُوَ شِفَاء وَرَحْمَةٌ لِّلْمُؤْمِنِينَ وَلاَ يَزِيدُ الظَّالِمِينَ إَلاَّ خَسَارًا
Ve nunezzilu minel kur’âni mâ huve şifâun ve rahmetun lil mu’minîne ve lâ yezîduz zâlimîne illâ hasârâ(hasâran).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
hasar
خ س رH:SR
Yoldan sapmak. Sapıtmak. Dalalete düşmek. Alış-verişte zarar, ziyan.
Çğl.hasaretÇğl.Hasarat
Aynı kökten:hasar hasaret Hasarat Hasaret Hasîr husr hüsr husran hüsran Muhassir Muhassirîn Tahsir ya hasret
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
ziyade
ز ي دZYD
Artan, fazla kalan. Çok bol. Fazladan. Artma, çoğalma.
Aynı kökten:Ezyed İstizade Mezîd Müstezad Müzad müzayede Tezayüd Zad Zade Zaid Zide Zidet ziyade
Şifa
ش ف يŞFY
Hastalıktan iyi olma, iyileşme. Hastalıktan kurtulma. / İntikam alma.
Aynı kökten:Eşfa İstişfa İşfa' İştifa' Müsteşfa Müsteşfî Müteşeffi Şafi Şifa Teşeffi Teşfiye
Diyanet Meali:
Biz Kur’an’dan, mü’minler için şifa ve rahmet olacak şeyler indiriyoruz. Zalimlerin ise Kur’an, ancak zararını artırır.
17. İSRA / 83
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
İnsanı nimetlendirdiğimizde, iraz eder ve canibine ney olur.
Şerr mess ettiğinde ise yeise kapılır.
NA:M eNS A:RD: NeY CNB MSS ŞRR KVN YeS .mid2030.ss17.as83.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xx**xxxinsanxx#kvn-kane#||#mss-mess#||#a:rd:-iraz#||#na:m-nimet#||#şrr-şerr#||#ens-insan#||#cnb-canib#||#yes-yeis#||#ney-ney#x#NA:M#||#eNS#||#A:RD:#||#NeY#||#CNB#||#MSS#||#ŞRR#||#KVN#||#YeS#||#kvn-kane#||#mss-mess#||#a:rd:-iraz#||#na:m-nimet#||#şrr-şerr#||#ens-insan#||#cnb-canib#||#yes-yeis#||#ney-ney#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَآ أَنْعَمْنَا عَلَى الإِنسَانِ أَعْرَضَ وَنَأَى بِجَانِبِهِ وَإِذَا مَسَّهُ الشَّرُّ كَانَ يَؤُوسًا
Ve izâ en’amnâ alel insâni a’rada ve neâbi cânibih(cânibihî), ve izâ messehuş şerru kâne yeûsâ(yeûsen).
İ'raz
ع ر ضA:RD:
Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
Canib
ج ن بCNB
Yan, yön. Cihet, taraf. Yüksek taraf.
Aynı kökten:Canib cenab cenabet cenb ecnab cenub Cünnab cünüb ictinab mütecanib
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
kontrol-giriş
Aynı kökten:
mess
م س سMSS
Yapışmak, değmek, dokunmak. Meydana gelmek.
Aynı kökten:Emess Mass mess Misas Mümas Mümasse mütemass Temass temas
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
Ne'y
ن ا يNeY
Uzak olmak.
Aynı kökten:Ne'y
Yeis
Ye's
ي ا سYeS
Ümitsizlik. Emelinden kesilmek.
Aynı kökten:İyas Muvayese Müeyyis Yeis Ye's
şerr
ش ر رŞRR
Allah'ın emirlerine uymama, muhalif hareket etme. Fena adam, fenalık yapan adam, kötü adam. Daha kötü, en kötü. Kötü iş, kötülük. Fenalık. Kavga.
Çğl.şürur
Aynı kökten:eşerr Şerar Şerare Şeraret şerir şerire şerr şürur Şirret şirrir Eşrâr Eşirrâ
Diyanet Meali:
İnsana nimet verdiğimizde yüz çevirip yan çizer. Kendisine şer dokununca da umutsuzluğa düşer.
17. İSRA / 84
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Herkes kendi şakilesi üzre amel eder.
Artık Rabbiniz, sebil olarak daha hidayetli olan kimseye alimdir."
K:VL KLL A:ML ŞKL RBB A:LM HéDY SBL .mid2031.ss17.as84.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xx**xx#kll-külli#||#sbl-sebil#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:ml-amel#||#hédy-hidayet#||#şkl-şakile#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KLL#||#A:ML#||#ŞKL#||#RBB#||#A:LM#||#HéDY#||#SBL#||#kll-külli#||#sbl-sebil#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:ml-amel#||#hédy-hidayet#||#şkl-şakile#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ كُلٌّ يَعْمَلُ عَلَىٰ شَاكِلَتِهِ فَرَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَنْ هُوَ أَهْدَىٰ سَبِيلًا
Kul kullun ya’melu alâ şâkiletihî, fe rabbukum a’lemu bi men huve ehdâ sebîlâ(sebîlen).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Şakile
ش ك لŞKL
İnanç, Aidiyet, Amaç üçlüsünün oluşturduğu mantık yapısı. / Sonradan edinilen karaketer. / Zihniyet. Tıynet. Seciye. / Mizac. Yol. Tarz. Meslek. / Bir kimsenin yaratılışının temel hususiyeti. / benzerlik, mod, davranış kuralı, moda, tuhaf tavır.
Aynı kökten:İstişkal İşkâl Meşkul Müşakil Müşekkel Müşkil Müşkile Müşkilat Müteşakil Müteşekkil Şakil Şakile Şekl Şekil Eşkâl Teşakül Teşekkül Teşkil Teşkilât
Diyanet Meali:
De ki: “Herkes kendi yapısına uygun işler görür. Rabbiniz, en doğru yolda olanı daha iyi bilir.”
17. İSRA / 85
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Sana, Ruh'tan sual ederler.
De ki:
"Ruh, Rabbimin emrindendir.
Size ilimden, sadece, pek az verilmiştir."
Ruh SeL RVH K:VL RVH eMR RBB eTY A:LM K:LL .mid2032.ss17.as85.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xxxRuhx#k:ll-kalil#||#emr-emir#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#sel-sual#||#rvh-ruh#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#SeL#||#RVH#||#K:VL#||#RVH#||#eMR#||#RBB#||#eTY#||#A:LM#||#K:LL#||#k:ll-kalil#||#emr-emir#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#sel-sual#||#rvh-ruh#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الرُّوحِ قُلِ الرُّوحُ مِنْ أَمْرِ رَبِّي وَمَا أُوتِيتُم مِّن الْعِلْمِ إِلاَّ قَلِيلاً
Ve yes’elûneke anir rûh(rûhı), kulir rûhu min emri rabbî ve mâ ûtîtum minel ilmi illâ kalîlâ(kalîlen).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Ruh
ر و حRVH
Allah'ın hayatının her canlıdan tezahürü, can. / Rüzgar. Koku. / Öğleden akşama kadar olan vakit. / Bir şeyin tahsil edilmesinden duyulan neşe. / Bir amaca, davaya adanmışlığın ortaya çıkardığı gayret. / Dava edinilen amaca ulaşma hasretinini verdiği heyecan.
Çğl.Ervah
Aynı kökten:Erih Mirvaha Mervaha Merâvih Müsterhî Müterevvih Rayiha Riha Revâih Revayih Reha' Revah revan Revh Revha Reyhan Rih Riyah Ruh Ervah Ruha Ruhanî Ruhaniyyun Ruh-ul Kuds Teravih Terviha Terevvuh İrahe İstirahat Müsterih Rahat Rahi Ravh Ravvah
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
Sana ruh hakkında soru soruyorlar. De ki: “Ruh, Rabbimin bileceği bir şeydir. Size pek az ilim verilmiştir.”
17. İSRA / 86-87
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 289
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
Elbette eğer dileseydik... sana vahyettiğimiz ile elbette seni zehab ederdik.
Sonra sen onunla, Rabbinden rahmet dışında… kendin için BİZ'e karşı vekile vecd olamazdın!
Muhakkak ki O'nun sana fazlı kebir olur.
ŞYe ZéHéB VHY VCD VKL RHM RBB FD:L KVN KBR .mid2033.ss17.as86.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf289.sure.17.xxxx.ss17.as87.x#şye-şae#||#vhy-vahy#||#vkl-vekil#||#vcd-vecd#||#zéhéb-zehab#||#kvn-kane#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#fd:l-fazl#||#kbr-kebir#x#ŞYe#||#ZéHéB#||#VHY#||#VCD#||#VKL#||#RHM#||#RBB#||#FD:L#||#KVN#||#KBR#||#şye-şae#||#vhy-vahy#||#vkl-vekil#||#vcd-vecd#||#zéhéb-zehab#||#kvn-kane#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#fd:l-fazl#||#kbr-kebir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَئِن شِئْنَا لَنَذْهَبَنَّ بِالَّذِي أَوْحَيْنَا إِلَيْكَ ثُمَّ لاَ تَجِدُ لَكَ بِهِ عَلَيْنَا وَكِيلاً * إِلاَّ رَحْمَةً مِّن رَّبِّكَ إِنَّ فَضْلَهُ كَانَ عَلَيْكَ كَبِيرًا
Ve lein şi’nâ le nezhebenne billezî evhaynâ ileyke summe lâ tecidu leke bihî aleynâ vekîlâ(vekîlen). * İllâ rahmeten min rabbik(rabbike), inne fadlehu kâne aleyke kebîrâ(kebîren).
fazl
ف ض لFD:L
Bir şeyde çok iyi olmak. Seçmek, ayırt etmek, ayırmak. Üstün olmak, çoğalmak, fazlalaşmak. Artmak. Kazanç/hediye, yardım/ödül/iyilik/nezaket bağışlamak. Alimlere yakışır olgunluk. İman, cömertlik, ihsan, kerem, ilim, ma'rifet, üstünlük, hüner, inayet. Artmak. Artık, (bunun zıddı naks'tır). Bir şeyden bakiye kalmak. Fazla şey. Lüzumsuz söz. Ganimetten artıp taksimi mümkün olmayan şey.
Çğl.EfdalÇğl.fuzulÇğl.Efâzıl
Aynı kökten:fazıl Fâdıl Fudala Fazıle Fevâzıl fazilet fazl Efdal fuzul Efâzıl fazla Mefzul Mufazzal Mütefazıl Mütefazzıl Mütefazzılîn Tafazzul Tafdil
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
vekil
و ك لVKL
Başkasının işini gören. Bir adamın yerine hareket etme selâhiyeti olan. Nazır. Bakan. El Vekil : Her mahluk ALLAH'ın vekilidir. İnsan ayrı, mahluk ayrı, halik ayrı olarak akla gelirse esmaül hüsnadan hiç bir şey anlaşılmaz.
Çğl.Vükelâ
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Andolsun, dileseydik biz sana vahyettiğimizi tamamen ortadan kaldırırdık; sonra bu konuda bize karşı kendine hiçbir yardımcı da bulamazdın. Ancak Rabbin’den bir rahmet olarak böyle yapmadık. Çünkü O’nun sana olan lütfu büyüktür.
17. İSRA / 88
Surede Toplam Ayet: 111
Kitap Sırası: 17
Nüzul Sırası: 50
Sayfa: 290
Cüz: 15
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Eğer ins ve cinn, bu Kur'an'ın bir mislini getirmek üzere ictima etseler... ve şayet onların bazısı bazısına (birbirlerine) zahir olsa bile... onun bir mislini getiremezler.
K:VL CMA: eNS CNN eTY MSéL K:Re eTY MSéL KVN BA:D: BA:D: Z:HéR .mid2034.ss17.as88.saİSRA.ns50.nyMEKKE.cs15.syf290.sure.17.xxxxxkuranxxxxkitabxxx#kvn-kane#||#ba:d:-bazı#||#cma:-ictima#||#cnn-cinn#||#msél-misl#||#k:re-kuran#||#ens-ins#||#z:hér-zahir#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CMA:#||#eNS#||#CNN#||#eTY#||#MSéL#||#K:Re#||#eTY#||#MSéL#||#KVN#||#BA:D:#||#BA:D:#||#Z:HéR#||#kvn-kane#||#ba:d:-bazı#||#cma:-ictima#||#cnn-cinn#||#msél-misl#||#k:re-kuran#||#ens-ins#||#z:hér-zahir#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُل لَّئِنِ اجْتَمَعَتِ الإِنسُ وَالْجِنُّ عَلَى أَن يَأْتُواْ بِمِثْلِ هَذَا الْقُرْآنِ لاَ يَأْتُونَ بِمِثْلِهِ وَلَوْ كَانَ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ ظَهِيرًا
Kul leinictemeâtil insu vel cinnu alâ en ye’tû bi misli hâzel kur’âni lâ ye’tûne bi mislihî ve lev kâne ba’duhum li ba’dın zahîrâ(zahîran).
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
İctima'
ج م عCMA:
Toplantı. Toplanmak. Bir araya gelmek. Kavuşmak.
Çğl.İctimaat
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
Cinnî
ج ن نCNN
Gece karanlığı. / Gizleme, saklama, örtme. / Gizli varlık. Duyulardan gizlenmiş, saklanmış olan rûhânî varlıklardır (melekler şeytanlar dahil). / Bir şeyi hisseden. / Bir cins ateşten yaratılmış olup, dünyanın insandan sonra en mühim sekenesidir. Akıl ve şuur sâhibi olup pekçok şer ve isyan yapabildikleri gibi "Peygamberlerin ve semâvî kitabların irşadlarıyla" insana yetişememekle beraber terakki edip yüksek kemâlatlara çıkabilen mahluktur. Cinlerin, kötülüğe sevkedenlerine şeytan-ı cinnî de denilir.
Çğl.CinnÇğl.Cinnet
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
ins
ا ن سeNS
İnsanın dünya yaşamı dışında, diğer yaşamlarda ki adı. Allah indinde ki ezeli ve ebedi varlığı.
Çğl.Ünas
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
kontrol-giriş
Aynı kökten:
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl