DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
TAHA SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid2250.ss20.as.saTAHA.ns45.ny.cs16.syf311.sure.20.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
20. TAHA / 1
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ta. Ha.
.mid2251.ss20.as1.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
طه
Tâ, hâ.
Diyanet Meali:
Tâ Hâ.
20. TAHA / 2-3-4
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, arzı ve ulvi semaları halk edenden tenzil olan Kur'an'ı, -haşy eden kimse için tezkir olması müstesna- sana, şaki olman için inzal etmedik.
Doğa/Yaşam NZL K:Re ŞK:V ZéKR H:ŞY NZL H:LK: eRD: SMV A:LV .mid2252.ss20.as2.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxDoğa/Yaşamxxkuranxx.ss20.as3.ss20.as4.xxxkitabxxx#erd:-arz#||#smv-semavat#||#h:lk:-halk#||#k:re-kuran#||#nzl-inzal#||#şk:v-şaki#||#zékr-tezkir#||#h:şy-haşy#||#nzl-tenzil#||#a:lv-ula#x#NZL#||#K:Re#||#ŞK:V#||#ZéKR#||#H:ŞY#||#NZL#||#H:LK:#||#eRD:#||#SMV#||#A:LV#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#h:lk:-halk#||#k:re-kuran#||#nzl-inzal#||#şk:v-şaki#||#zékr-tezkir#||#h:şy-haşy#||#nzl-tenzil#||#a:lv-ula#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَا أَنزَلْنَا عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لِتَشْقَى * إِلَّا تَذْكِرَةً لِّمَن يَخْشَى * تَنزِيلًا مِّمَّنْ خَلَقَ الْأَرْضَ وَالسَّمَاوَاتِ الْعُلَى
Mâ enzelnâ aleykel kur’âne li teşkâ. * İllâ tezkireten li men yahşâ. * Tenzîlen mimmen halakal arda ves semâvâtil ulâ.
kontrol-giriş
Aynı kökten:
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
tenzil
ن ز لNZL
Bir şeyin bir miktarını çıkarmak. / İndirmek, indirilmek, indirilen. / Aşağı indirmek. / Kur'an-ı Kerim'in vahiy vasıtası ile Rasulullaha indirilmesi. / Tedricen indirme. (Birden indirmeye inzal, parça parça indirmeye de tenzil denir.) / Fiat indirme. İskonto.
Çğl.Tenzilat
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Tezkir
ذ ك رZéKR
Hatırlatma. Vazifeyi veya Cenab-ı Hakk'ın emirlerini hatırlatma. Vaaz ve nasihat etme. Tenbih ve ikaz etme. Gr: Bir kelimeyi müzekker kılmak.
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Şaki
ش ق وŞK:V
Sıkıntı çekmek. Memnuniyetsiz olmak. Başkaldırmak. Yol kesen. Asi. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapan. Haydut, anarşist. Hak ve kanunlara baş kaldıran.
Çğl.Eşkıya
Aynı kökten:Eşka Şaki Eşkıya Şeka' Şekaya Şekavet Şıkve şekâve
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) Biz, Kur’an’ı sana sıkıntı çekesin diye değil, ancak (Allah’ın azabından) korkacaklara bir öğüt (bir uyarı) olsun diye indirdik. (O) yüksek gökleri yaratanın katından peyderpey indirilmiştir.
20. TAHA / 5-6-7-9-10
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Rahman, arş üzre istiva etmiştir!
• Semalarda olanlar
• ve arzda olanlar
• ve onların arasındakiler
• ve seranın altında olanlar O'nundur.
Eğer kavl ile cehr de olsa, sır da olsa, hafi de olsa artık muhakkak ki O alimdir.
RHM A:RŞ SVY SMV eRD: BYN THT SéRY CHéR K:VL A:LM SRR H:FY .mid2253.ss20.as5.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxx.ss20.as7.ss20.as8.ss20.as9.ss20.as10.x#k:vl-kavl#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#rhm-rahman#||#tht-taht#||#byn-beyn#||#svy-istiva#||#a:rş-arş#||#séry-sera#||#srr-sırr#||#h:fy-hafi#||#chér-cehr#x#RHM#||#A:RŞ#||#SVY#||#SMV#||#eRD:#||#BYN#||#THT#||#SéRY#||#CHéR#||#K:VL#||#A:LM#||#SRR#||#H:FY#||#k:vl-kavl#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#rhm-rahman#||#tht-taht#||#byn-beyn#||#svy-istiva#||#a:rş-arş#||#séry-sera#||#srr-sırr#||#h:fy-hafi#||#chér-cehr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الرَّحْمَنُ عَلَى الْعَرْشِ اسْتَوَى * لَهُ مَا فِي السَّمَاوَاتِ وَمَا فِي الْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَمَا تَحْتَ الثَّرَى * وَإِن تَجْهَرْ بِالْقَوْلِ فَإِنَّهُ يَعْلَمُ السِّرَّ وَأَخْفَى
Er rahmânu alel arşistevâ. * Lehu mâ fis semâvâti ve mâ fîl ardı ve mâ beynehumâ ve mâ tahtes serâ. * Ve in techer bil kavli fe innehu ya’lemus sirre ve ahfâ.
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Arş
ع ر شA:RŞ
Bağ çardağı. Gölgelik. Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Fevkiyyet, ulviyyet.
Çğl.A'raşÇğl.Uruş
Aynı kökten:Arş A'raş Uruş
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Cehr
ج ه رCHéR
Açıktan, açıkça. Görünmek, zâhir olmak.
Aynı kökten:Cehir Cüherâ Cehr Cehre Cehren Cehret Cehreten Cehrî Cihar Ciharen İchar Mechur Mechuriye Michar
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Hafî
خ ف يH:FY
Gizli. Açıkta olmayan. Saklı. Sır. Fık: Sigasından dolayı değil, bir ârızadan dolayı mânası kapalı kalan lafız.
Çğl.HafayaÇğl.Hafiyyat
Aynı kökten:Hafî Hafaya Hafiyyat Hafiye hâfiyye Havâfi Hafiye Hafiyyen Hafiyyeten Hafy Hıfâ Ahfiye Hufye İhfa ihtifa İstihfa' Mahfî Mahfiyyen
kavl
ق و لK:VL
Anlaşma. Sözleşme. Konuşulan söz. Söz cümlesi. İtikad, delalet. Tarif. İlham.
Çğl.Akval
Aynı kökten:ikale kavl Akval kavval makal makul mikvel Makavil mütekavvil Mütekavvilîn takvil Takvilât tekavül
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
istiva
س و يSVY
Müsavi oluş. Temasül. İ'tidal, istikamet ve karar. Kemalin sâbit olması. Kaba kuşluk zamanı. Yükselmek, yüksek olmak. Üstün olmak. İstila eylemek.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
Sera
ث ر يSéRY
Bir şeyin nemlendirilmesi. / Sulanmış toprak. / Yağmur sonrası toprağın nemli, olması. / Genel anlamda yer, toprak. Arz. / Malı çok olmak. Zengin olmak.
Aynı kökten:Sera
Taht
Tahte
ت ح تTHT
Alt. Aşağı. Altı. Aşağısı. Gr: Gelecek olan zamir.
Aynı kökten:Taht Tahte
Diyanet Meali:
Rahmân, Arş’a kurulmuştur. Göklerdeki, yerdeki bu ikisi arasındaki ve toprağın altındaki her şey, yalnızca O’nundur. Sen sözü açığa vursan da, gizlesen de Allah için birdir. Çünkü O, gizliyi de bilir, ondan daha gizli olanı da.
20. TAHA / 8
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
ALLAH, kendisinden başka ilah olmayandır. Esma-ül hüsna O'nundur.
eLHé SMV HSN .mid2254.ss20.as8.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxx#elhé-ilah#||#smv-esma#||#hsn-hüsna#x#eLHé#||#SMV#||#HSN#||#elhé-ilah#||#smv-esma#||#hsn-hüsna#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ لَهُ الْأَسْمَاء الْحُسْنَى
Allâhu lâ ilâhe illâ huve, lehul esmâul husnâ.
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
isim
س م وSMV
Bir şeyin zihinde doğmasını sağlayan işaret ve alamet. Tek başına anlaşılır bir manaya delalet eden kelime.
Çğl.esmaÇğl.esami
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Allah, kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayandır. En güzel isimler O’nundur.
20. TAHA / 9
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa'nın hadisi sana geldi mi?
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eTY HDSé MVS .mid2255.ss20.as9.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#hdsé-hadis#||#mvs-hz. musa#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#HDSé#||#MVS#||#hdsé-hadis#||#mvs-hz. musa#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَهَلْ أَتَاكَ حَدِيثُ مُوسَى
Ve hel etâke hadîsu mûsâ.
Hadîs
ح د ثHDSé
Her söylenişinde yeni haber gibi dinlenmeğe lâyık. Peygamberimizin sözü, emri ve hareketi. Sünnet-i Nebeviyye. Hadisten bahseden ilim.
Çğl.Ehadis
Aynı kökten:Haddas hades Hadesat Ahdas Hadîs Ehadis Hâdis Hâdise Hâdisat Havadis hads Hadsen Hadsiyyat Hiddîs hudus ihdas İstihdas Mayuhdes Muhaddes Muhaddis Muhaddisîn Muhadese Muhdes Muhdis Müstahdes Müstahdis Mütehaddis Mütehaddise Tahaddüs Tehaddüs Tahdis Tahdisât Uhduse
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Diyanet Meali:
Mûsâ’nın haberi sana ulaştı mı?
20. TAHA / 10
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Narı gördüğünde ehline,
"Meks olun siz. Muhakkak nara ünsiyetim oldu. Umarım ki ondan size kabes ile verilir veya narda hüda vecd olur." demişti.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 ReY NVR K:VL eHéL MKSé eNS NVR eTY K:BS VCD NVR HéDY .mid2256.ss20.as10.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#ehél-ehil#||#vcd-vecd#||#k:bs-kabes#||#ens-ünsiyet#||#hédy-huda#||#mksé-meks#||#nvr-nar#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#NVR#||#K:VL#||#eHéL#||#MKSé#||#eNS#||#NVR#||#eTY#||#K:BS#||#VCD#||#NVR#||#HéDY#||#ehél-ehil#||#vcd-vecd#||#k:bs-kabes#||#ens-ünsiyet#||#hédy-huda#||#mksé-meks#||#nvr-nar#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِذْ رَأَى نَارًا فَقَالَ لِأَهْلِهِ امْكُثُوا إِنِّي آنَسْتُ نَارًا لَّعَلِّي آتِيكُم مِّنْهَا بِقَبَسٍ أَوْ أَجِدُ عَلَى النَّارِ هُدًى
İz reâ nâren fe kâle li ehlihimkusû innî ânestu nâren leallî âtîkum minhâ bi kabesin ev ecidu alen nâri hudâ(huden).
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
ünsiyet
ا ن سeNS
Alışkanlık, dostluk. / Birlikte düşüp kalkmak. Ahbablık. / Bir hale, bir olgunluğa ulaşma. / Çömezliğin, ürkekliğin kalkması.
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
Huda
Hüda
ه د يHéDY
Doğruluk. Hidayeti, doğru olanı, yakışanı göstermek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Kabes
ق ب سK:BS
Öğretmek. Öğrenmek. Ateş parçası. Ateş şulesi.
Aynı kökten:İktibas İktibasat Kabas Kabes Kabs Kabus Kıbs Kibs Mıkbes mıkbâs Mekâbis Muktebes Muktebesat Muktebis Muktebisîn Mükâbese
Meks
م ك ثMKSé
Durma, eğlenme, bekleme.
Aynı kökten:Makis Mâkise Meks Müks
nar
ن و رNVR
Ateş. Bir meyve adı. Yakıcı, azab verici her şey.
Çğl.NiranÇğl.envarÇğl.niyâr
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
Hani bir ateş görmüştü de ailesine, “Siz burada kalın, ben bir ateş gördüm (oraya gidiyorum). Umarım ondan size bir kor ateş getiririm, yahut ateşin başında, yol gösterecek birini bulurum” demişti.
20. TAHA / 11-12-13-14-15-16
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 311
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Oraya varınca, ona nida ettik:
"Ey Musa!
Muhakkak ki BENBEN, senin Rabbinim!
Nalınlarını çıkar! Muhakkak sen, mukaddes vadi Tuvadasın.
BEN seni hayrlı kıldım.
• Artık, vahy edilenleri işit!
Muhakkak ki BEN ALLAH'ım! BEN'den başka ilah yoktur.
• Artık BANA abd ol!
BEN'i zikir etmek için salat ikame et!
Muhakkak, bütün nefsin say ettiği şeyler ile ceza bulması için, hafy ettiğim saat neredeyse verilecektir! Ona iman etmeyenler ve hevalarına tâbi olanlar, seni ondan sadd etmesin… (yoksa) artık redi olursun!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eTY NDV MVS RBB H:LA: NA:L VDY K:DS T:VY H:YR SMA: VHY eLHé A:BD K:VM S:LV ZéKR SVA: eTY KVD H:FY CZY KLL NFS SA:Y S:DD eMN TBA: HéVY RDY .mid2257.ss20.as11.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf311.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxsalatxxxsaatxxximanxx.ss20.as12.ss20.as13.ss20.as14.ss20.as15.ss20.as16.xxxemirxxyasakxxxxibadetxxxxvaadxxhaberxxx#k:vm-ikame-i salat#||#kll-külli#||#vhy-vahy#||#sma:-semi#||#czy-ceza#||#elhé-ilah#||#sva:-saat#||#tba:-tabi#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#nfs-nefs#||#kvd-kade#||#h:yr-hayr#||#a:bd-abd#||#ndv-nida#||#mvs-hz. musa#||#k:ds-mukaddes#||#vdy-vadi#||#h:la:-ıhla#||#t:vy-tuva#||#na:l-nal#||#zékr-zikir#||#h:fy-hafy#||#sa:y-say#||#hévy-heva#||#s:dd-sadd#||#rdy-redi#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#NDV#||#MVS#||#RBB#||#H:LA:#||#NA:L#||#VDY#||#K:DS#||#T:VY#||#H:YR#||#SMA:#||#VHY#||#eLHé#||#A:BD#||#K:VM#||#S:LV#||#ZéKR#||#SVA:#||#eTY#||#KVD#||#H:FY#||#CZY#||#KLL#||#NFS#||#SA:Y#||#S:DD#||#eMN#||#TBA:#||#HéVY#||#RDY#||#k:vm-ikame-i salat#||#kll-külli#||#vhy-vahy#||#sma:-semi#||#czy-ceza#||#elhé-ilah#||#sva:-saat#||#tba:-tabi#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#nfs-nefs#||#kvd-kade#||#h:yr-hayr#||#a:bd-abd#||#ndv-nida#||#mvs-hz. musa#||#k:ds-mukaddes#||#vdy-vadi#||#h:la:-ıhla#||#t:vy-tuva#||#na:l-nal#||#zékr-zikir#||#h:fy-hafy#||#sa:y-say#||#hévy-heva#||#s:dd-sadd#||#rdy-redi#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا أَتَاهَا نُودِي يَا مُوسَى * إِنِّي أَنَا رَبُّكَ فَاخْلَعْ نَعْلَيْكَ إِنَّكَ بِالْوَادِ الْمُقَدَّسِ طُوًى * وَأَنَا اخْتَرْتُكَ فَاسْتَمِعْ لِمَا يُوحَى * إِنَّنِي أَنَا اللَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدْنِي وَأَقِمِ الصَّلَاةَ لِذِكْرِي * إِنَّ السَّاعَةَ ءاَتِيَةٌ أَكَادُ أُخْفِيهَا لِتُجْزَى كُلُّ نَفْسٍ بِمَا تَسْعَى * فَلاَ يَصُدَّنَّكَ عَنْهَا مَنْ لاَ يُؤْمِنُ بِهَا وَاتَّبَعَ هَوَاهُ فَتَرْدَى
Fe lemmâ etâhâ nûdiye yâ mûsâ. * İnnî ene rabbuke fehla’ na’leyk(na’leyke), inneke bil vâdil mukaddesi tuvâ(tuven). * Ve enahtertuke festemi’ li mâ yûhâ. * İnnenî enallâhu lâ ilâhe illâ ene fa’budnî ve ekımis salâte li zikrî. * İnnes sâate âtiyetun ekâdu uhfîhâ li tuczâ kullu nefsin bimâ tes’â. * Fe lâ yesuddenneke anhâ men lâ yu’minu bihâ vettebea hevâhu fe terdâ.
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Hafy
خ ف يH:FY
Gizlemek. Setretmek, örtmek.
Aynı kökten:Hafî Hafaya Hafiyyat Hafiye hâfiyye Havâfi Hafiye Hafiyyen Hafiyyeten Hafy Hıfâ Ahfiye Hufye İhfa ihtifa İstihfa' Mahfî Mahfiyyen
Ihla'
خ ل عH:LA:
Çıkarmak.
Aynı kökten:Hali' Hâlia Ihla'
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Hava
Hevâ
ه و يHéVY
Dünyayı çeviren atmosfer. Yer ile gök arası. Hafif yel. Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı. Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu. Müzikte ezgili ses, sadâ.
Aynı kökten:Ehva Hava Hevâ Havaî Havâiyât Haviye Heva Ehviye Ehva Hevahî Hüvve Hevvât İstihva Tehviye
mukaddes
ق د سK:DS
Takdis edilmiş olan. Temiz ve pâk. Noksan ve kusurdan müberra ve uzak olan. Her çeşit noksan, ayıp ve kusurlardan münezzeh ve uzak olan. Kudsi.
Çğl.Mukaddesât
Aynı kökten:Akdes Kaddese Kuddus Kuddüs kuds Makdis mukaddes Mukaddesât Mütekaddis Takaddes Takaddüs takdis
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Na'l
Nalın
ن ع لNA:L
Nal. Ayağa giyilen tahta ayakkabı veya hayvanların ayağına çakılan demir. Oturulacak yerlerin en aşağısı.
Aynı kökten:Na'l Nalın Na'lî Ne'al
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Redi
ر د يRDY
Fenâ, kötü, bayağı.
Dşl.Rediye
Aynı kökten:Mütereddi Mütereddiye Reddet Redi Rediye Tereddi
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
Sa'y
س ع يSA:Y
Çalışma, Çalışıp çabalama. Gayret sarfetme. Bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapma. Hızlı yürüme. Cür'et etme. Ziyaret etme. Gammazlık yapma. Ist: Hac veya Umre'de Safâ ile Merve arasında usulüne göre yedi defa gelip gitmektir.
Aynı kökten:Mes'a Mesâi Mesai Sa'y
semi'
س م عSMA:
İşitme. İşiten, duyan. Es Semi : İşitme fiili. HERŞEYİ İŞİTEN
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
Saat
Sı'va'
س و عSVA:
Bir günün yirmi dörtte biri, saat. Zaman, vakit. Muayyen, belli bir vakit. Altmış dakikalık zaman. Kıyâmet.
Çğl.Saat
Aynı kökten:Saat Sı'va' Saat Suvaa
Tuva
ط و يT:VY
Tayy olmuş olan şey. Tur Dağı eteğinde bir vâdinin adı. Örülmüş kuyu.
Aynı kökten:Matvi Matavi Muntavî Tav'î Taviyyet Tayy Tayy-i Mekân Tayy-i Zaman Tuva
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
vadi
و د يVDY
İki dağ arasındaki uzun çukur. Dere. Bir nehrin aktığı yer. Nehir yatağı. Yol, tarz, usül. Saha.
Çğl.Evdiye
Aynı kökten:Diyet Diyat İyalet vadi Evdiye
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Ateşin yanına varınca, ona şöyle seslenildi: “Ey Mûsâ!” “Şüphe yok ki, ben senin Rabbinim. Hemen ayakkabılarını çıkar. Çünkü sen mukaddes vadi Tuvâ’dasın.” “Ben seni (peygamber olarak) seçtim. Şimdi vahyolunacak şeyleri dinle.” “Şüphe yok ki ben Allah’ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl.” “Kıyamet mutlaka gelecektir. Herkes işlediğinin karşılığını görsün diye, neredeyse onu gizleyecek (geleceğinden hiç söz etmeyecek)tim.” “Buna inanmayan ve nefsinin arzusuna uyan kimseler, seni ondan (ona hazırlanmaktan) sakın alıkoymasın, sonra helâk olursun!”
20. TAHA / 17-18-19-20-21
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 312
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Şu yemininde ki nedir ey Musa?
"O benim asamdır. Ona tevekkü ederim, onunla koyunum üzre haşiş ederim. Onda başka meribeler de olur." dedi.
Dedi ki:
"İlka et onu, Ey Musa!"
Onu ilka etti... ve ardından o, say ederek hayatlandı.
Dedi ki:
"Ahz et onu! Korkma! Onu ilk siretine ida edeceğiz."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 YMN MVS K:VL A:S:V VKe H骪 G:NM eRB eH:R K:VL LK:Y MVS LK:Y HYY SA:Y K:VL eH:Zé H:VF A:VD SYR eVL .mid2258.ss20.as17.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf312.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x.ss20.as18.ss20.as19.ss20.as20.ss20.as21.x#evl-ula#||#h:vf-havf#||#eh:r-uhra#||#a:s:v-asa#||#syr-siret#||#a:vd-ida#||#ymn-yemin#||#mvs-hz. musa#||#héşş-haşiş#||#erb-meribe#||#vke-tevekkü#||#g:nm-ganem#||#lk:y-ilka#||#mvs-hz. musa#||#lk:y-ilka#||#sa:y-say#||#hyy-hayy#||#eh:zé-ahz#||#syr-siret#||#k:vl-xxoxx#x#YMN#||#MVS#||#K:VL#||#A:S:V#||#VKe#||#H骪#||#G:NM#||#eRB#||#eH:R#||#K:VL#||#LK:Y#||#MVS#||#LK:Y#||#HYY#||#SA:Y#||#K:VL#||#eH:Zé#||#H:VF#||#A:VD#||#SYR#||#eVL#||#evl-ula#||#h:vf-havf#||#eh:r-uhra#||#a:s:v-asa#||#syr-siret#||#a:vd-ida#||#ymn-yemin#||#mvs-hz. musa#||#héşş-haşiş#||#erb-meribe#||#vke-tevekkü#||#g:nm-ganem#||#lk:y-ilka#||#mvs-hz. musa#||#lk:y-ilka#||#sa:y-say#||#hyy-hayy#||#eh:zé-ahz#||#syr-siret#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا تِلْكَ بِيَمِينِكَ يَا مُوسَى * قَالَ هِيَ عَصَايَ أَتَوَكَّأُ عَلَيْهَا وَأَهُشُّ بِهَا عَلَى غَنَمِي وَلِيَ فِيهَا مَآرِبُ أُخْرَى * قَالَ أَلْقِهَا يَا مُوسَى * فَأَلْقَاهَا فَإِذَا هِيَ حَيَّةٌ تَسْعَى * قَالَ خُذْهَا وَلَا تَخَفْ سَنُعِيدُهَا سِيرَتَهَا الْأُولَى
Ve mâ tilke bi yemînike yâ mûsâ. * Kâle hiye asây(asâye), etevekkeu aleyhâ ve ehuşşu bihâ alâ ganemî ve liye fîhâ meâribu uhrâ. * Kâle elkıhâ yâ mûsâ. * Fe elkâhâ fe izâ hiye hayyetun tes’â. * Kâle huzhâ ve lâ tehaf se nuîduhâ sîretehel ûlâ.
Asa
ع ص وA:S:V
Değnek. Baston, sopa.
Çğl.A'sa
Aynı kökten:Asa A'sa
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
ahz
ا خ ذeH:Zé
Ele geçirmek. Elde etmek. Alma. Tutma. Esir alma. Kabul etme. Zorla alma. / İşkence etme. // türetilen-çıkarsanan, kabul edilmiş / bir antlaşmayı kabul etmek / sarsılmış-etkilenmiş / ustalık kazanmak, yok etmek, cezbetmek, büyülemek.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ME'REBE
Me'ribe
ا ر بeRB
İhtiyaç. Hâcet. Lüzumlu ve istenen şey. İstek. Ümitli bulunma. Ümitvar olmak.
Çğl.Meârib
Aynı kökten:Erbab İrabet İrb İreb Ârâb İrbe İrbet Ârâb ME'REBE Me'ribe Meârib Teerrüb
Ula
ا و لeVL
Birinci, ilk, evvel. Eskiden vezirlikten sonra gelen sivil rütbe. Şanlı, şerefli kimse.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
Ganem
غ ن مG:NM
Koyun.
Çğl.AgnamÇğl.Egnam
Aynı kökten:Ganim Ganimen Ganimet Ganaim Ganimîn Gunm İgtinam İstignam Magnem Maganim Meganim Mugtanem Mugtenem Mugtenim Mütegannim Agnam Ganem Agnam Egnam Mütegannim Tegannüm
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
hayy
ح ي يHYY
Nefes alıp vermeler, hareketler, dirilikler. Diri, canlı, sağ. Bir şeyi cem' ve ihraz eylemek. El Hayy : Hayatın umumiyeti, hayat fiili.
Çğl.Ahyâ
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Haşiş
Haşişe
ه ش شH骪
Kuru ot. Esrar adı verilen "Hint keneviri"nin yaprağı ve bununla kafa bulma, zevklenme.
Çğl.Haşaiş
Aynı kökten:Haşiş Haşişe Haşaiş İstihşaş Mahşuş
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Sa'y
س ع يSA:Y
Çalışma, Çalışıp çabalama. Gayret sarfetme. Bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapma. Hızlı yürüme. Cür'et etme. Ziyaret etme. Gammazlık yapma. Ist: Hac veya Umre'de Safâ ile Merve arasında usulüne göre yedi defa gelip gitmektir.
Aynı kökten:Mes'a Mesâi Mesai Sa'y
Siret
س ي رSYR
Bir kimsenin içi, hâli, hareketi, ahlâkı. İnsanın tutmuş olduğu mânevi yol.
Çğl.Siyer
Aynı kökten:Müsayere Sair Seyr Seyruret Seyyar Seyyare Seyyarat Siret Siyer Tesyir Tesyirât
Siret
س ي رSYR
Bir kimsenin içi, hâli, hareketi, ahlâkı. İnsanın tutmuş olduğu mânevi yol.
Çğl.Siyer
Aynı kökten:Müsayere Sair Seyr Seyruret Seyyar Seyyare Seyyarat Siret Siyer Tesyir Tesyirât
Tevekkü'
و ك اVKe
Dayanmak. Destek almak. Dayanak edinerek menfaat sağlamak.
Aynı kökten:İkâ' İtkâ' Mütteki Müttekiûn Tevekkü' Vika'
yemin
ي م نYMN
Kasem. Yemin, and. Mübarek. Sağ, sağ taraf, sağ el. Sözü Allah'ı zikrederek kuvvetlendirmek. El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. Fık: Zevcesi ölmüş er.
Çğl.EymanÇğl.Eymün
Aynı kökten:Eymen Eyamin Meymene Müsteymin Müteyemmen yemen yemin Eyman Eymün Yümn Yümün Yümna Yümnî
Diyanet Meali:
“Şu sağ elindeki nedir ey Mûsâ?” Mûsâ dedi ki: “O benim değneğimdir. Ona dayanırım, onunla koyunlarıma yaprak silkelerim. Onunla başka işlerimi de görürüm.” Allah, “Onu yere at ey Mûsâ!” dedi. Mûsâ da onu attı. Bir de ne görsün o, hızla akan bir yılan olmuş! Allah, şöyle dedi: “Tut onu. Korkma! Biz, onu yine eski durumuna döndüreceğiz.”
20. TAHA / 22-23
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 312
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Kübra ayetlerden sana göstermemiz için elini cenahına zamm et!... Başka bir ayet olarak, sui gayrısında beyazlaşmış olarak ihrac olsun."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 D:MM YDY CNH H:RC BYD: G:YR SVe eYY eH:R ReY eYY KBR .mid2259.ss20.as22.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf312.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x.ss20.as23.x#g:yr-gayr#||#eyy-ayet#||#sve-sui#||#eh:r-uhra#||#ydy-yed#||#byd:-beyza#||#d:mm-zamm#||#cnh-cenah#||#h:rc-ihrac#||#kbr-kübra#||#kbr-ekber#||#rey-xxoxx#x#D:MM#||#YDY#||#CNH#||#H:RC#||#BYD:#||#G:YR#||#SVe#||#eYY#||#eH:R#||#ReY#||#eYY#||#KBR#||#g:yr-gayr#||#eyy-ayet#||#sve-sui#||#eh:r-uhra#||#ydy-yed#||#byd:-beyza#||#d:mm-zamm#||#cnh-cenah#||#h:rc-ihrac#||#kbr-kübra#||#kbr-ekber#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاضْمُمْ يَدَكَ إِلَى جَنَاحِكَ تَخْرُجْ بَيْضَاء مِنْ غَيْرِ سُوءٍ آيَةً أُخْرَى * لِنُرِيَكَ مِنْ آيَاتِنَا الْكُبْرَى
Vadmum yedeke ilâ cenâhıke tahruc beydâe min gayri sûin âyeten uhrâ. * Li nuriyeke min âyâtinel kubrâ.
beyaz
Ebyaz
ب ي ضBYD:
Beyaz. / Aklık, beyazlık. Aydınlık. / Ağarmak. / Yumurta akı. / Müsveddenin temize çekilmesi.
Dşl.Beyzâ
Aynı kökten:Bayız beyaz Ebyaz Beyzâ
Cenah
ج ن حCNH
Kanat, taraf, kısım. / Bir şeyin iki yanı. Sağ ve sol. / Eksen, boyut. / Mecazen kol.
Çğl.Ecniha
Aynı kökten:Canih Caniha Caniha Cenah Ecniha Cenh Cinh cünah Cünh Cünha Cünuh İctinah Mücennah Müctenih
Zamm
Zam
ض م مD:MM
Bir şeye bir şeyi ekleme. Artırma. Katma. Fazla olarak verme. Kenarlarını bitiştirme. Gr: Bir harfin zammeli (ötreli) okunuşu.
Aynı kökten:Izmame Ezâmim İnzımam Mazmum Munzamm Mutazammın Tazammun Zamm Zam
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Gayr
Gayrı
غ ي رG:YR
Diğer. Başka, başkası. Rakib. Yabancı. Artık. (kıskançlık içerir) (İstisnâ edâtıdır. Başlarına getirildiği kelimeyi nefy yapar.)
Çğl.Agyar
Aynı kökten:Agyer Gayr Gayrı Agyar Gayret Gayriyet Gayur Gayyir Gayyür Gıyer Mugayeret Mugayyer Mugayyir Mütegayyir Tagayyür Tegayyür Tagayyürat Tagyir Tagyirât
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
ekber
ك ب رKBR
Daha kebir, en kebir.
Dşl.KübraÇğl.Ekâbir
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
ekber
ك ب رKBR
Daha kebir, en kebir.
Dşl.KübraÇğl.Ekâbir
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
Diyanet Meali:
“Sana büyük mucizelerimizden birini daha göstermemiz için elini koynuna sok ki bir başka mucize olarak, (alaca hastalığı gibi) bir hastalık sebebiyle olmaksızın bembeyaz bir hâlde çıksın.”
20. TAHA / 24
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 312
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Firavuna zehab et!
Muhakkak o tuğyandadır."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 ZéHéB T:G:Y .mid2260.ss20.as24.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf312.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#zéhéb-zehab#||#t:g:y-tuğyan#x#ZéHéB#||#T:G:Y#||#zéhéb-zehab#||#t:g:y-tuğyan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اذْهَبْ إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
İzheb ilâ fir’avne innehu tagâ.
tuğyan
tugvan
ط غ يT:G:Y
Taşkınlık. Azgınlık. Haddi aşmak. Hadde tecavüz etmek. Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Taşkın mizaçlılık. Resmi devlet kuvvetlerine karşı durmak. Asi olmak. Su baskını.
Aynı kökten:Itga Tagıye Tagut Tavagi Tagva Tagy Tagi Tagun tuğyan tugvan
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
“Firavun’a git, çünkü o azmıştır.”
20. TAHA / 25-26-27-28-29-30-31-32-33-34-35-36
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 312
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Rabbim!
Sadrımı şerh et.
Emrimi yesir et."
Lisanımın ukdesini hall et… kavlimi fıkh edebilsinler.
Ehlimden bana vezir kıl… kardeşim Harunu.
Ezrimi onunla şedid kıl.
Emrimde onu şerik yap ki, SEN'i çok sebbih edelim, SEN'i çok zikir edelim.
Muhakkak ki SEN, ikimize de basir olansın."

Dedi ki:
"Sail oldukların sana verilmiştir, ey Musa!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17Dua K:VL RBB ŞRH S:DR YSR eMR HLL A:K:D LSN FK:Hé K:VL CA:L VZR eHéL eH:V HRN ŞDD eZR ŞRK eMR SBH KSéR ZéKR KSéR KVN BS:R K:VL eTY SeL MVS .mid2261.ss20.as25.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf312.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xDuax.ss20.as26.ss20.as27.ss20.as28.ss20.as29.ss20.as30.ss20.as31.ss20.as32.ss20.as33.ss20.as34.ss20.as35.ss20.as36.xxxharamxxhelalxxx#kvn-kunte#||#eh:v-ahi#||#k:vl-kavl#||#ehél-ehil#||#şdd-şedid#||#emr-emir#||#rbb-rabb#||#ksér-kesir#||#s:dr-sadr#||#şrh-şerh#||#s:dr-sadr#||#ysr-yesir#||#lsn-lisan#||#hll-hall#||#a:k:d-ukde#||#fk:hé-fıkh#||#vzr-vezir#||#hrn-hz. harun#||#ezr-ezr#||#şrk-şerik#||#şrk-şerik#||#sbh-sebbih#||#zékr-zikir#||#bs:r-basir#||#sel-sail#||#mvs-hz. musa#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#ŞRH#||#S:DR#||#YSR#||#eMR#||#HLL#||#A:K:D#||#LSN#||#FK:Hé#||#K:VL#||#CA:L#||#VZR#||#eHéL#||#eH:V#||#HRN#||#ŞDD#||#eZR#||#ŞRK#||#eMR#||#SBH#||#KSéR#||#ZéKR#||#KSéR#||#KVN#||#BS:R#||#K:VL#||#eTY#||#SeL#||#MVS#||#kvn-kunte#||#eh:v-ahi#||#k:vl-kavl#||#ehél-ehil#||#şdd-şedid#||#emr-emir#||#rbb-rabb#||#ksér-kesir#||#s:dr-sadr#||#şrh-şerh#||#s:dr-sadr#||#ysr-yesir#||#lsn-lisan#||#hll-hall#||#a:k:d-ukde#||#fk:hé-fıkh#||#vzr-vezir#||#hrn-hz. harun#||#ezr-ezr#||#şrk-şerik#||#şrk-şerik#||#sbh-sebbih#||#zékr-zikir#||#bs:r-basir#||#sel-sail#||#mvs-hz. musa#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ رَبِّ اشْرَحْ لِي صَدْرِي * وَيَسِّرْ لِي أَمْرِي * وَاحْلُلْ عُقْدَةً مِّن لِّسَانِي * يَفْقَهُوا قَوْلِي * وَاجْعَل لِّي وَزِيرًا مِّنْ أَهْلِي * هَارُونَ أَخِي * اشْدُدْ بِهِ أَزْرِي * وَأَشْرِكْهُ فِي أَمْرِي * كَيْ نُسَبِّحَكَ كَثِيرًا * وَنَذْكُرَكَ كَثِيرًا * إِنَّكَ كُنتَ بِنَا بَصِيرًا * قَالَ قَدْ أُوتِيتَ سُؤْلَكَ يَا مُوسَى
Kâle rabbişrah lî sadrî. * Ve yessir lî emrî. * Vahlul ukdeten min lisânî. * Yefkahû kavlî. * Vec’al lî vezîren min ehlî. * Hârûne ahî. * Uşdud bihî ezrî. * Ve eşrikhu fî emrî. * Key nusebbihake kesîrâ(kesîren). * Ve nezkureke kesîrâ(kesîren). * İnneke kunte binâ basîrâ(basîren). * Kâle kad ûtîte su’leke yâ mûsâ.
Ukde
ع ق دA:K:D
Düğüm, bağ. Karışık ve müşkil iş. Zorluk, zor iş. Vâlilik ve halifelik için akdolunan biat. Ağaçlık yer. Pelteklik, kekemelik. Arzu edip de ulaşamadığından dolayı içe dert olan şey.
Çğl.ukad
Aynı kökten:Akd Akid akid Akide Akaid Mu'tekadat in'ikad İ'tikad itikat İ'tikadât İ'tikadî İ'tikadiyat Muakade Mu'tekid mün'akid Müteakıd Müteakkıd Taakkud Teakud Ukde ukad
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
Ezr
ا ز رeZR
Arka ve sırt. Kuvvet. / güçlendirmek, yardım etmek, sempati duymak
Çğl.Uzur
Aynı kökten:Azer Ezr Uzur Tezriye Uzriyy
Fıkh
Fıkıh
ف ق هFK:Hé
Derin ve ince anlayış. Bilmek, anlamak. Kapalı bir şeyin hakikatına nazarı infaz edebilmek. Kendisine hüküm taalluk eden hafi bir mânaya muttali' olmak. Ist: İslâm Hukuku.
Aynı kökten:Fakahet Fakih Fukaha Fıkh Fıkıh Mütefakkıh Mütefakkıhin Tefekkuh Tefkih
Hâll
ح ل لHLL
Çözme, bağlı olan bir şeyi açma. Çözülme. Çözüm. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma. Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek. Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. Cezbe. Dert, keder, elem. Mecâl. Kuvvet. Susam yağı. Ezmek. Açmak. Dühul etmek, girmek. Giren, dâhil olan. İnen.
Aynı kökten:Helal Hill Hıll İhlal İstihlal Müstahill Müstehil Hal' Halel Ihtilal İhtilal İhlal Muhill Muhtell Tahallül Hâll Hulul Hulule İnhilal Münhal Münhallât Tahlil Mahall Mahâll Mahalle Mahallât
Hz. Harun
HRN
İlerlemeyi reddeden, geri geri giden, / itaatten beri duran.
Aynı kökten:Harun Harunî Hiran Hz. Harun
kavl
ق و لK:VL
Anlaşma. Sözleşme. Konuşulan söz. Söz cümlesi. İtikad, delalet. Tarif. İlham.
Çğl.Akval
Aynı kökten:ikale kavl Akval kavval makal makul mikvel Makavil mütekavvil Mütekavvilîn takvil Takvilât tekavül
Kesir
ك ث رKSéR
Çok. Bol. Kesret üzere olan. Türlü. Çeşitli. Artan parçalar, geri kalan adetler. Artık.
Çğl.küsurÇğl.küsurat
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Lisan
ل س نLSN
Dil. Konuşma dili. Lehçe.
Çğl.ElsineÇğl.LüsnÇğl.Lüsün
Aynı kökten:Lisan Elsine Lüsn Lüsün
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sadr
ص د رS:DR
Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi. Kalb, göğüs, ön. Bulunulacak yerlerin en iyisi. Rücu. Bir aruz kalıbı. Baş, reis, başkan.
Çğl.Sudur
Aynı kökten:Isdar Musaddar Mutasaddır Mutasaddırin müsadere sadaret Sadır Sadr Sudur sadrazam Sadrî Sadriye Sudur Tasaddur
Sadr
ص د رS:DR
Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi. Kalb, göğüs, ön. Bulunulacak yerlerin en iyisi. Rücu. Bir aruz kalıbı. Baş, reis, başkan.
Çğl.Sudur
Aynı kökten:Isdar Musaddar Mutasaddır Mutasaddırin müsadere sadaret Sadır Sadr Sudur sadrazam Sadrî Sadriye Sudur Tasaddur
Sebbih
س ب حSBH
İdrak hali ile açıkça ve net olarak beyan etmek. / Noksansızlığına... Yerli yerindeliğine (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında)… Tam olması gerektiği gibi olduğuna… inanmak ve ikna olmak. Bunların idrakinde olmak ve beyan etmek. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
sail
س ا لSeL
Dilenci. Fakir. Soran. İsteyen. Akan, seyelan eden.
Dşl.SaileÇğl.Seele
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Vezir
و ز رVZR
Yüksek rütbeli paşa. Hükümdar vekili. Muavin. Muin.
Çğl.Vüzera
Aynı kökten:Vâzir Vâzire Vezer Evzar Vezir Vüzera Vezr Vizr Evzar Vüzur
Yesir
ي س رYSR
Az şey, az, kalil. Kumarbaz. Kolay.
Aynı kökten:Eyser Yüsra Meysere Meyâsir Meysir Meyser Meysur Müsteyser müteyessir müyesser teysir Yesar Yesaret Yeser Yesir Yesr yüsr yüsür yüsret
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Şerh
ش ر حŞRH
Açmak. Genişletmek. / Dilimleme. Bir şeyi dilim dilim kesme. / Bir bütünü bölerek çok yapma. Bollaştırma. / Açıklama. Anlaşılanı anlatma. Bir yazı veya konuşmayı kolay anlaşılması için izah etme, tafsil etme. / Bir müşkil ve mübhem makaleyi açıklama, keşif ve izhar etme. / Açıklanmış yazı, risale. // Her nesnenin evveli. / Her sene yeni doğan deve yavruları. / Yiğitlik. / Yarmak.
Çğl.Şüruh
Aynı kökten:İnşirah Meşruh Münşerih Müşerrah Müşerrih Müşerrihîn Şerh Şüruh
şerik
ش ر كŞRK
Ortak. Arkadaş.
Aynı kökten:işrak iştirak müşarik müşrik Müşrikîn Müşterek şerik şirk şirket teşrik
şerik
ش ر كŞRK
Ortak. Arkadaş.
Aynı kökten:işrak iştirak müşarik müşrik Müşrikîn Müşterek şerik şirk şirket teşrik
Diyanet Meali:
Mûsâ, dedi ki: “Rabbim! Gönlüme ferahlık ver.” “İşimi bana kolaylaştır.” “Dilimdeki tutukluğu çöz ki sözümü anlasınlar.” “Bana ailemden birini yardımcı yap,” “Kardeşim Hârûn’u.” “Onunla gücümü artır.” “Onu işime ortak et.” “Seni çok tespih edelim diye”, “Seni çok zikredelim diye.” “Çünkü sen bizi hakkıyla görmektesin.” Allah, şöyle dedi: “İstediğin sana verildi ey Mûsâ!”
20. TAHA / 37-38-39
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 312
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"BİZ sana, başka merrede de, menn etmiştik.
Onu sandığın içine kazf et… ve ardından ummana kazf et! Ardından umman, onu sahile ilka etsin. BANA düşman olan ve ona düşman olan, onu ahz edecektir... vahyimizi, annene vahy etmiştik.
Aynım üzre sanat olman için, sana KENDİMDEN muhabbet ilka etmiştim."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 MNN MRR eH:R VHY eMM VHY K:ZéF K:ZéF YMM LK:Y YMM SHL eH:Zé A:DV A:DV LK:Y HBB S:NA: A:YN .mid2262.ss20.as37.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf312.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x.ss20.as38.ss20.as39.x#vhy-vahy#||#eh:r-uhra#||#a:dv-adüvv#||#mnn-menn#||#mrr-merre#||#emm-ümm#||#lk:y-lika#||#ymm-yemm#||#a:yn-ayn#||#eh:zé-ahz#||#hbb-habbe#||#s:na:-sanat#||#k:zéf-kazf#||#shl-sahil#x#MNN#||#MRR#||#eH:R#||#VHY#||#eMM#||#VHY#||#K:ZéF#||#K:ZéF#||#YMM#||#LK:Y#||#YMM#||#SHL#||#eH:Zé#||#A:DV#||#A:DV#||#LK:Y#||#HBB#||#S:NA:#||#A:YN#||#vhy-vahy#||#eh:r-uhra#||#a:dv-adüvv#||#mnn-menn#||#mrr-merre#||#emm-ümm#||#lk:y-lika#||#ymm-yemm#||#a:yn-ayn#||#eh:zé-ahz#||#hbb-habbe#||#s:na:-sanat#||#k:zéf-kazf#||#shl-sahil#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ مَنَنَّا عَلَيْكَ مَرَّةً أُخْرَى * إِذْ أَوْحَيْنَا إِلَى أُمِّكَ مَا يُوحَى * أَنِ اقْذِفِيهِ فِي التَّابُوتِ فَاقْذِفِيهِ فِي الْيَمِّ فَلْيُلْقِهِ الْيَمُّ بِالسَّاحِلِ يَأْخُذْهُ عَدُوٌّ لِّي وَعَدُوٌّ لَّهُ وَأَلْقَيْتُ عَلَيْكَ مَحَبَّةً مِّنِّي وَلِتُصْنَعَ عَلَى عَيْنِي
Ve lekad menennâ aleyke merreten uhrâ. * İz evhaynâ ilâ ummike mâ yûhâ. * Enıkzifîhi fît tâbûti fakzifîhi fîl yemmi felyulkıhil yemmu bis sâhıli ye’huzhu aduvvun lî ve aduvvun leh(lehu), ve elkaytu aleyke mehabbeten minnî ve li tusnea alâ aynî.
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
Ayn
ع ي نA:YN
Göz. Pınar, kaynak. Çeşme. Tıpkısı, ta kendisi. Zat. Eşyanın hakikatı. Diz. Altın. Nazar değme. Casus. Muayene etmek. Bir yerin ileri gelenleri. Kavmin şereflisi. Meclis azaları. Kaymakam. Muayyen ve müşahhas olan şeyler. Her şeyin en iyisi.
Çğl.A'yanÇğl.A'yunÇğl.Uyûn
Aynı kökten:Ayn A'yan A'yun Uyûn Aynen Ayniyyet În Main Muayin Muayyin Müteayyin Müteayyinân Taayyün Taayyünat
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
ahz
ا خ ذeH:Zé
Ele geçirmek. Elde etmek. Alma. Tutma. Esir alma. Kabul etme. Zorla alma. / İşkence etme. // türetilen-çıkarsanan, kabul edilmiş / bir antlaşmayı kabul etmek / sarsılmış-etkilenmiş / ustalık kazanmak, yok etmek, cezbetmek, büyülemek.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ümm
ümmü
ا م مeMM
Ana, anne, vâlide. Nine. Asıl, esas. Başlıca olan şey.
Çğl.Ümmehat
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
Habb
Habbe
ح ب بHBB
Tane, çekirdek. Tohum. / Yuvarlak olarak hazırlanmış ilaç, hap. / Buğday tanesi veya buna benzer tohum. / Sivilce. / İhtiyaç. Parça. Dirhemin 1/48 kadarı.
Çğl.habbatÇğl.hububÇğl.hububat
Aynı kökten:Ehabb Habb Habbe habbat hubub hububat habib Habibe Ahbab hibab Hubab hubb hubbe hubban hubbe Mahbub Mahbubat Mahabib mahbube Mahbubiyyet muhabbet Muhibb Muhibbe Muhibban Müstehab mütehabb Mütehabbe tahabbüb Tehabb tahab
Kazf
ق ذ فK:ZéF
Atmak. İftira atmak. Namuslu bir kadına zina isnad etmek.
Aynı kökten:Ekzef Akzef Kazef Kazf Kazife Kazzafe Makzuf Mukazefe Takzif
lika
ل ق يLK:Y
Buluşan. Yüz yüze gelen. Görüşen. Kavuşan. Kavuşmak. Rast gelip buluşmak. Görüşmek. Yalnız görüşmek. Yüz, sima, çehre. (Kadını) Boşama.
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Menn
menne
م ن نMNN
Nimet vermek. İyilik etmek, iyilikler. Minnet. Rıza. Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek. Kesmek. Zayıf etmek. Ettiği iyiliği başa kakmak. İki batman ağırlık. Kudret helvası.
Aynı kökten:İmtinan İstimnan Memnun Memnunen Memnuniyyet Menn menne Mennan Mennane Menun Minnet Temenna
Merre
م ر رMRR
Bir hareketin bir defa olduğunu bildiren fiil. Def'a. Kerre.
Çğl.Merrat
Aynı kökten:Emerr İmrar Merr Merre Merrat Mirre Mürur Müruriye Müstemirr Müstemirre Mütemerrin
San'at
ص ن عS:NA:
Ustalık, hüner, mârifet. Sanat. Ustalıkla yapılan iş, fiil. Bilgi ile yardım etme.
Çğl.Sanayi
Aynı kökten:Isna' İstısna' San'at Sanayi Sania Sanai' Sani'iyyet
Sahil
س ح لSHL
Deniz, göl veya akarsu kenarı. Kıyı.
Çğl.Sevahil
Aynı kökten:Sahil Sevahil
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Yemm
ي م مYMM
Kast etmek. Bir şeyi bir şeyin yerine koymak. Bir şeyi, başka bir şeymiş niyetiyle yapmak. / Umman. Deniz. Bahir. Derya. / Güvercin kuşu.
Çğl.Yümum
Aynı kökten:Müteyemmim Müteyemmimen Teyemmüm Teymim Yemame Yemm Yümum
Diyanet Meali:
“Andolsun, biz sana bir kere daha iyilikte bulunmuştuk.” “Hani annene ilham edilmesi gereken şeyleri ilham etmiştik:” “Onu (bebek Mûsâ’yı) sandığın içine koy ve denize (Nil’e) bırak ki, deniz onu kıyıya atsın da kendisini, hem bana düşman, hem de ona düşman olan birisi (Firavun) alsın. Sana da, ey Mûsâ, sevilesin ve gözetimimizde yetiştirilesin diye tarafımızdan bir sevgi bırakmıştım.”
20. TAHA / 40
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Kız kardeşin meşy etmişti... ve ardından onlara,
"ona kefil bir kimseyi size delil edeyim mi?" demişti.
Ardından seni, aynı karar olsun ve hüzünlenmesin diye annene rücu ettik.
Sen bir nefs katl etmiştin... ve ardından seni gammdan necat etmiştik.
Seni fitne ile fitne etmiştik... ve ardından senelerce Medyen ehlinin içinde lebs olmuştun.
Sonra kader üzere BİZ'e geldin ey Musa!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 MŞY eH:V K:VL DLL KFL RCA: eMM K:RR A:YN HZN K:TL NFS NCV G:MM FTN FTN LBSé SNV eHéL MDN CYe K:DR MVS .mid2263.ss20.as40.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:tl-katl#||#eh:v-ahi#||#ehél-ehil#||#nfs-nefs#||#hzn-hüzün#||#g:mm-gamam#||#ncv-necat#||#ftn-fitne#||#lbsé-lebs#||#k:dr-kader#||#mşy-meşy#||#rca:-rücu#||#a:yn-ayn#||#emm-ümm#||#k:rr-karar#||#kfl-kefil#||#mvs-hz. musa#||#mdn-medyen#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#MŞY#||#eH:V#||#K:VL#||#DLL#||#KFL#||#RCA:#||#eMM#||#K:RR#||#A:YN#||#HZN#||#K:TL#||#NFS#||#NCV#||#G:MM#||#FTN#||#FTN#||#LBSé#||#SNV#||#eHéL#||#MDN#||#CYe#||#K:DR#||#MVS#||#k:tl-katl#||#eh:v-ahi#||#ehél-ehil#||#nfs-nefs#||#hzn-hüzün#||#g:mm-gamam#||#ncv-necat#||#ftn-fitne#||#lbsé-lebs#||#k:dr-kader#||#mşy-meşy#||#rca:-rücu#||#a:yn-ayn#||#emm-ümm#||#k:rr-karar#||#kfl-kefil#||#mvs-hz. musa#||#mdn-medyen#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِذْ تَمْشِي أُخْتُكَ فَتَقُولُ هَلْ أَدُلُّكُمْ عَلَى مَن يَكْفُلُهُ فَرَجَعْنَاكَ إِلَى أُمِّكَ كَيْ تَقَرَّ عَيْنُهَا وَلَا تَحْزَنَ وَقَتَلْتَ نَفْسًا فَنَجَّيْنَاكَ مِنَ الْغَمِّ وَفَتَنَّاكَ فُتُونًا فَلَبِثْتَ سِنِينَ فِي أَهْلِ مَدْيَنَ ثُمَّ جِئْتَ عَلَى قَدَرٍ يَا مُوسَى
İz temşî uhtuke fe tekûlu hel edullukum alâ men yekfuluh(yekfuluhu), fe reca’nâke ilâ ummike key takarre aynuhâ ve lâ tahzen(tahzene), ve katelte nefsen fe necceynâke minel gammi ve fetennâke futûnâ(futûnen), fe lebiste sinîne fî ehli medyene summe ci’te alâ kaderin yâ mûsâ.
Ayn
ع ي نA:YN
Göz. Pınar, kaynak. Çeşme. Tıpkısı, ta kendisi. Zat. Eşyanın hakikatı. Diz. Altın. Nazar değme. Casus. Muayene etmek. Bir yerin ileri gelenleri. Kavmin şereflisi. Meclis azaları. Kaymakam. Muayyen ve müşahhas olan şeyler. Her şeyin en iyisi.
Çğl.A'yanÇğl.A'yunÇğl.Uyûn
Aynı kökten:Ayn A'yan A'yun Uyûn Aynen Ayniyyet În Main Muayin Muayyin Müteayyin Müteayyinân Taayyün Taayyünat
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
ümm
ümmü
ا م مeMM
Ana, anne, vâlide. Nine. Asıl, esas. Başlıca olan şey.
Çğl.Ümmehat
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
gamam
gamame
غ م مG:MM
Bulut. Beyaz bulut. Örtmek, örtülü. Gizli. Müstehcen. Gam. Tasa, dert.
Aynı kökten:gamam gamame gamem igame
Hüzn
Hüzün
ح ز نHZN
Gamlı olmak. Keder Sıkıntı.
Çğl.Ahzan
Aynı kökten:Ahzen hazan Hazen Hazîn Huzzân Hüzn Hüzün Ahzan İhzan Mahzun Muhzin Mütehazzin Tahazzün Tahzin
kader
ق د رK:DR
Tayin etmek. Kıymet biçmek. Belirlemek. İtibar vermek. Güç, kuvvet, takat vermek. / Olması gerekeni olması gerektiği şekilde yerine getirmek. / ALLAH'ın muradı, murad ettiği şey. Takdir-i İlâhî. Ezelî kısmet.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
karar
ق ر رK:RR
Değişmez hale gelmek. Sabit ve sakin olmak. Ne az ne çok olan tam ölçü. Ölçülülük. Gitmeyip kalmak. Oturaklı yer. Sakin olacak yer. Anlaşılan ve sabit hale gelen son karar sözü. Mahkemece verilen son söz ve neticeye bağlama. Dolanmak. Ayakları kısa ve çirkin yüzlü bir cins koyun.
Aynı kökten:ikrar istikrar karar karr Karure Kavârir makarr mukarrer mukarrir müstakırr müstekarr mütekarrir takrir
katl
ق ت لK:TL
Öldürmek.
Aynı kökten:İstiktal katil katl katliam Kıtal Maktel maktul Maktulîn mukatele mukatil mukatilun Müstaktil taktil tekatül Takatül
Kefil
ك ف لKFL
Birisinin bir borcu ifâsı lâzım gelirken, ifâ etmediği takdirde, o borcu ifâyı kendi üzerine alan kimse. Kefâlet eden kimse.
Aynı kökten:İkfal İstikfal Kâfil Kefil Kefl Küfale Mekful Mekful-ün Anh Mekful-ün Bih Mükâfele Mütekeffil Mütekeffilîn Tekeffül Tekfil Hz. Zülkifl Kefel Kifl
Lebs
ل ب ثLBSé
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
Medyen
MDN
dyn kökünden geldiği de söylenir.
Aynı kökten:medeni medine Müdn Müdün Medain Medyen Mütemeddin Temeddün
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
meşy
م ش يMŞY
Yürüme.
Aynı kökten:maşi maşiyye müşşat memişhane memşa meşşai meşy meşyen mütemeşşi temeşşi temşiye
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
“Hani kız kardeşin (Firavun ailesine) gidiyor ve “size onun bakımını üstlenecek kimseyi göstereyim mi?” diyordu. Derken, gözü aydın olsun, üzülmesin diye seni annene döndürdük. (Sana baktı, büyüdün) ve (kazara) bir cana kıydın da biz seni kederden kurtardık, seni sıkı bir denemeden geçirdik (ve kaçıp Medyen’e gittin). Medyen halkı içinde yıllarca kaldın, sonra (peygamber olman için) takdir edilmiş bir zamanda (Tûr’a) geldin ey Mûsâ!”
20. TAHA / 41-42
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Seni, BEN'im nefsim için sanat ettim.
Sen ve kardeşin, ayetlerim ile zehab edin. BEN'i zikir etmekte vena olmayın."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 S:NA: NFS ZéHéB eH:V eYY VNY ZéKR .mid2264.ss20.as41.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x.ss20.as42.xxxemirxxyasakxxx#eh:v-ahi#||#eyy-ayet#||#nfs-nefs#||#s:na:-sanat#||#vny-vena#||#zéhéb-zehab#||#zékr-zikir#x#S:NA:#||#NFS#||#ZéHéB#||#eH:V#||#eYY#||#VNY#||#ZéKR#||#eh:v-ahi#||#eyy-ayet#||#nfs-nefs#||#s:na:-sanat#||#vny-vena#||#zéhéb-zehab#||#zékr-zikir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاصْطَنَعْتُكَ لِنَفْسِي * اذْهَبْ أَنتَ وَأَخُوكَ بِآيَاتِي وَلَا تَنِيَا فِي ذِكْرِي
Vastana’tuke li nefsî. * İzheb ente ve ehûke bi âyâtî ve lâ teniyâ fî zikrî.
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
San'at
ص ن عS:NA:
Ustalık, hüner, mârifet. Sanat. Ustalıkla yapılan iş, fiil. Bilgi ile yardım etme.
Çğl.Sanayi
Aynı kökten:Isna' İstısna' San'at Sanayi Sania Sanai' Sani'iyyet
Vena
venye
و ن يVNY
Gevşek. Zayıf. Hâlsiz olmak. / İşi gevşek tutma.
Aynı kökten:Vena venye Veny
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
“Ben seni kendim için seçtim.” “Sen ve kardeşin mucizelerim ile (desteklenmiş olarak) gidin ve beni anmakta gevşeklik göstermeyin.”
20. TAHA / 43
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Firavuna zehab edin.
Muhakkak o tuğyandadır."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 ZéHéB T:G:Y .mid2265.ss20.as43.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#zéhéb-zehab#||#t:g:y-tuğyan#x#ZéHéB#||#T:G:Y#||#zéhéb-zehab#||#t:g:y-tuğyan#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اذْهَبَا إِلَى فِرْعَوْنَ إِنَّهُ طَغَى
İzhebâ ilâ fir’avne innehu tagâ.
tuğyan
tugvan
ط غ يT:G:Y
Taşkınlık. Azgınlık. Haddi aşmak. Hadde tecavüz etmek. Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Taşkın mizaçlılık. Resmi devlet kuvvetlerine karşı durmak. Asi olmak. Su baskını.
Aynı kökten:Itga Tagıye Tagut Tavagi Tagva Tagy Tagi Tagun tuğyan tugvan
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
“Firavun’a gidin. Çünkü o azmıştır.”
20. TAHA / 44
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Ona lin kavil ile kavil edin.
Umulur ki tezekkür eder veya haşy eder."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL K:VL LYN ZéKR H:ŞY .mid2266.ss20.as44.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#lyn-lin#||#zékr-tezekkür#||#h:şy-haşy#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#K:VL#||#LYN#||#ZéKR#||#H:ŞY#||#lyn-lin#||#zékr-tezekkür#||#h:şy-haşy#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَقُولَا لَهُ قَوْلًا لَّيِّنًا لَّعَلَّهُ يَتَذَكَّرُ أَوْ يَخْشَى
Fe kûlâ lehu kavlen leyyinen leallehu yetezekkeru ev yahşâ.
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
Lîn
ل ي نLYN
Yumuşaklık ve mülayim olmak.
Aynı kökten:İstilane Leynet Leyyin Lîn Lîne Lun Elvan Lînet Liynet Mülayim Mülaim
tezekkür
ذ ك رZéKR
Unuttuktan sonra hatıra getirmek. Zikretmek. Bir şeyi ders gibi tekrar ile ezbere almak. Birkaç kişi toplanıp iş üzerine görüşmek.
Çğl.Tezekkürât
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
“Ona yumuşak söz söyleyin. Belki öğüt alır, yahut korkar.”
20. TAHA / 45-46
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbimiz!
Muhakkak, bizim üzerimize ifrat etmenden veya tuğyan etmenden korkuyoruz." dediler.
Dedi ki:
"Korkmayın!
Muhakkak ki BEN, sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17Dua K:VL RBB H:VF FRT: T:G:Y K:VL H:VF SMA: ReY .mid2267.ss20.as45.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xDuax.ss20.as46.x#h:vf-havf#||#rbb-rabb#||#frt:-ifrat#||#t:g:y-tuğyan#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#||#sma:-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#H:VF#||#FRT:#||#T:G:Y#||#K:VL#||#H:VF#||#SMA:#||#ReY#||#h:vf-havf#||#rbb-rabb#||#frt:-ifrat#||#t:g:y-tuğyan#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَا رَبَّنَا إِنَّنَا نَخَافُ أَن يَفْرُطَ عَلَيْنَا أَوْ أَن يَطْغَى * قَالَ لَا تَخَافَا إِنَّنِي مَعَكُمَا أَسْمَعُ وَأَرَى
Kâlâ rabbenâ innenâ nehâfu en yefruta aleynâ ev en yatgâ. * Kâle lâ tehâfâ innenî meakumâ esmau ve erâ.
İfrat
ف ر طFRT:
Haddini geçmek. Mübalağa etmek. Pek ileri gitmek. / Takatinden ziyade iş vermek. / (Tefrit'in zıddı) // Herhangi bir konuda çok ileri gitme, ölçüyü aşma, aşırı davranma, taşkınlık.
Aynı kökten:Farat Fart Fürut Efrât İfrat İfrat Ü Tefrit Mefrat Mufarrit Müferrit Müfrat Müfrit Tefrit
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
tuğyan
tugvan
ط غ يT:G:Y
Taşkınlık. Azgınlık. Haddi aşmak. Hadde tecavüz etmek. Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Taşkın mizaçlılık. Resmi devlet kuvvetlerine karşı durmak. Asi olmak. Su baskını.
Aynı kökten:Itga Tagıye Tagut Tavagi Tagva Tagy Tagi Tagun tuğyan tugvan
Diyanet Meali:
Mûsâ ve Hârûn, şöyle dediler: “Ey Rabbimiz! Şüphesiz biz, onun bize karşı aşırı davranmasından yahut azmasından korkuyoruz.” Allah, şöyle dedi: “Korkmayın, çünkü ben sizinle beraberim. İşitirim ve görürüm.”
20. TAHA / 47-48
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Varın ona… ve ardınan deyin ki:
"Muhakkak biz senin Rabbinin Rasulleriyiz.
Artık israiloğullarını bizimle beraber irsal et. Onlara azab etme.
Biz, Rabbinden ayet ile sana geldik!
Hüdaya tabi olanlara selam olsun!
Muhakkak bize, azabın
• kizb edenlere
• ve tevella edenlere olduğu vahy olunmuştur."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eTY K:VL RSL RBB RSL BNY SRY A:ZéB CYe eYY RBB SLM TBA: HéDY VHY A:ZéB KZéB VLY .mid2268.ss20.as47.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-170xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x.ss20.as48.x#bny-beni#||#vhy-vahy#||#eyy-ayet#||#tba:-tabi#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#slm-selam#||#rsl-rasul#||#rsl-irsal#||#hédy-huda#||#sry-israiloğulları#||#vly-tevella#||#kzéb-kizb#||#cye-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#eTY#||#K:VL#||#RSL#||#RBB#||#RSL#||#BNY#||#SRY#||#A:ZéB#||#CYe#||#eYY#||#RBB#||#SLM#||#TBA:#||#HéDY#||#VHY#||#A:ZéB#||#KZéB#||#VLY#||#bny-beni#||#vhy-vahy#||#eyy-ayet#||#tba:-tabi#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#slm-selam#||#rsl-rasul#||#rsl-irsal#||#hédy-huda#||#sry-israiloğulları#||#vly-tevella#||#kzéb-kizb#||#cye-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأْتِيَاهُ فَقُولَا إِنَّا رَسُولَا رَبِّكَ فَأَرْسِلْ مَعَنَا بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَا تُعَذِّبْهُمْ قَدْ جِئْنَاكَ بِآيَةٍ مِّن رَّبِّكَ وَالسَّلَامُ عَلَى مَنِ اتَّبَعَ الْهُدَى * إِنَّا قَدْ أُوحِيَ إِلَيْنَا أَنَّ الْعَذَابَ عَلَى مَن كَذَّبَ وَتَوَلَّى
Fe’tiyâhu fe kûlâ innâ resûlâ rabbike fe ersil meanâ benî isrâîle ve lâ tuazzibhum, kad ci’nâke bi âyetin min rabbik(rabbike), ves selâmu alâ menittebeal hudâ. * İnnâ kad ûhıye ileynâ ennel azâbe alâ men kezzebe ve tevellâ.
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Huda
Hüda
ه د يHéDY
Doğruluk. Hidayeti, doğru olanı, yakışanı göstermek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
selam
س ل مSLM
Selamet. Emniyet. Barış. Huzur. Esenlik. Rahatlık. Bütün korktuklarından emin olma. Salim olma. / Gelip geçici olmama. / Aşina, bilindik. / Söz veya işaretle nezaket gösterme, esenlik dileme, merhaba. / Selam Allah'tandır. Es Selam : Herşeyinde bir selam, bir rahatlık, bir esenlik var demektir. Kuddüsüs Selam; takdis edildiği zaman rahatlık temin edilir. Hastalığın arkasından hissedilen rahatlık gibi.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
tevelli
Tevella
و ل يVLY
Birisini dost edinme. Bir işi üzerine alma. Dönme, yönelme, i'raz etme. Ehl-i Beyt'e tam sevgi. Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
Diyanet Meali:
“Ona gidin ve şöyle deyin: ‘Şüphesiz biz Rabbinin elçileriyiz. İsrailoğullarını (serbest bırak ve) bizimle gönder. Onlara işkence etme. Sana Rabbinin katından bir mucize getirdik. Selâm, doğru yola uyanlara olsun.’ ” “Şüphesiz bize, azabın yalanlayan ve yüz çevirenlere olacağı vahyolundu.”
20. TAHA / 49
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
(Firavun) "Sizin Rabbiniz kim, ey Musa?" dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL RBB MVS .mid2269.ss20.as49.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#rbb-rabb#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#MVS#||#rbb-rabb#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ فَمَن رَّبُّكُمَا يَا مُوسَى
Kâle fe men rabbikumâ yâ mûsâ.
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
Firavun, “Sizin Rabbiniz kim, ey Mûsâ?” dedi.
20. TAHA / 50
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Rabbimiz, herşeyin halkıyetini ata eden... sonra da hidayet edendir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL RBB A:T:V KLL ŞYe H:LK: HéDY .mid2270.ss20.as50.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#şye-şey#||#kll-külli#||#rbb-rabb#||#h:lk:-halka#||#hédy-hidayet#||#a:t:v-ata#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#A:T:V#||#KLL#||#ŞYe#||#H:LK:#||#HéDY#||#şye-şey#||#kll-külli#||#rbb-rabb#||#h:lk:-halka#||#hédy-hidayet#||#a:t:v-ata#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ رَبُّنَا الَّذِي أَعْطَى كُلَّ شَيْءٍ خَلْقَهُ ثُمَّ هَدَى
Kâle rabbunellezî a’tâ kulle şey’in halkahu summe hedâ.
Ata
İtyan
ع ط وA:T:V
Delil getirmek. Gelmek. Vermek. Vüsul, vasıl. Vârid olmak. Zikir ve isbat ve takrir eylemek.
Aynı kökten:Ata İtyan
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Mûsâ, “Rabbimiz, her şeye hilkatini (yaratılış özelliklerini) veren, sonra onlara yol gösterendir” dedi.
20. TAHA / 51
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 313
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"İlk (önceki) karinlerin bevlleri nedir?" dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL BVL K:RN eVL .mid2271.ss20.as51.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf313.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#evl-ula#||#bvl-bevl#||#k:rn-karin#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#BVL#||#K:RN#||#eVL#||#evl-ula#||#bvl-bevl#||#k:rn-karin#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ فَمَا بَالُ الْقُرُونِ الْأُولَى
Kâle fe mâ bâlul kurûnil ûlâ.
bevl
ب و لBVL
Sidik, idrar. / Kusur, kabahat.
Aynı kökten:bevl Bevle Bevliye Bevval Mebal Mübevvil Tebevvül
Ula
ا و لeVL
Birinci, ilk, evvel. Eskiden vezirlikten sonra gelen sivil rütbe. Şanlı, şerefli kimse.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
Karn
Karin
ق ر نK:RN
Yakın. Bağlılığı olan. Bir şeyi elde eden, nail olan. Bir şeye ulaştıran iz, bağ. Birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyen. Emsal. Yakınlık. Asır. Devir. Çağ. Zaman, devre. Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. Yüz yıllık zaman. Asır. Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Çğl.AkranÇğl.Kurun
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
Diyanet Meali:
Firavun, “Ya geçmiş nesillerin hâli ne olacak?” dedi.
20. TAHA / 52
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onun ilmi, Rabbimin indinde, kitabtadır. Rabbim, dalalete düşmez ve unutmaz."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL A:LM A:ND RBB KTB D:LL RBB NSY .mid2272.ss20.as52.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxxkitabxxx#ktb-kitab#||#nsy-nisyan#||#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#A:LM#||#A:ND#||#RBB#||#KTB#||#D:LL#||#RBB#||#NSY#||#ktb-kitab#||#nsy-nisyan#||#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ عِلْمُهَا عِندَ رَبِّي فِي كِتَابٍ لَّا يَضِلُّ رَبِّي وَلَا يَنسَى
Kâle ilmuhâ inde rabbî fî kitâb(kitâbin), lâ yadıllu rabbî ve lâ yensâ.
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
Nisyan
ن س يNSY
Unutmak, hatırdan çıkarmak.
Aynı kökten:İnsa Mensî Mensiyye Mensiyat Mensiyet Mensiyy Münasat Nasi Nesi' Nesy Ensa Nesyen Mensiyyen Nisyan Tenasi
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar hakkındaki bilgi Rabbimin katında bir kitapta (Levh-i Mahfuz’da yazılı)dır. Rabbim, yanılmaz ve unutmaz.”
20. TAHA / 53
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rabbim, arzı size mehd yapandır ve onda sebillerden size selk edendir ve semadan su inzal edendir."
Artık BİZ, onunla, şetta nebattan zevcler ihrac ederiz.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17Doğa/Yaşam CA:L eRD: MHéD SLK SBL NZL SMV MVHé H:RC ZVC NBT ŞTT .mid2273.ss20.as53.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xDoğa/Yaşamx#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#ştt-şetta#||#zvc-zevc#||#nzl-inzal#||#mhéd-mehd#||#slk-selk#||#h:rc-ihrac#||#nbt-nebat#||#mvhé-main#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#eRD:#||#MHéD#||#SLK#||#SBL#||#NZL#||#SMV#||#MVHé#||#H:RC#||#ZVC#||#NBT#||#ŞTT#||#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#ştt-şetta#||#zvc-zevc#||#nzl-inzal#||#mhéd-mehd#||#slk-selk#||#h:rc-ihrac#||#nbt-nebat#||#mvhé-main#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَسَلَكَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا وَأَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَأَخْرَجْنَا بِهِ أَزْوَاجًا مِّن نَّبَاتٍ شَتَّى
Ellezî ceale lekumul arda mehden ve seleke lekum fîhâ subulen ve enzele mines semâi mââ(mâen), fe ahrecnâ bihî ezvâcen min nebâtin şettâ.
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Mehd
Mihad
م ه دMHéD
Beşik. Döşeme, döşek. Beslenilecek, büyüyecek yer. Yeryüzü. Yayıp döşemek. Kâr kazanmak. Hazırlanmak.
Çğl.Mühud
Aynı kökten:Mahid Mehd Mihad Mühud Mihadde Mümehhed Mümehhid Mütemehhid Temehhüd Temhid
Main
م و هMVHé
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
Nebat
ن ب تNBT
Topraktan yetişen, biten her çeşit şey. Verimli olan, verimi bol olan. Bitki. Yemen diyarında bir kabile adı.
Çğl.Nebatât
Aynı kökten:İnbat Menbit Münbit Nabit Nebat Nebatât Nebatî Nebt Tenebbüt
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Selk
س ل كSLK
Çekmek veya çekilmek. Gitmek. İthal etmek, içeri sokmak, girdirmek. Bir yerden haber getirmek. Yumurtayı rafadan pişirmek. Bir kimseyi başı üstüne bırakmak. Katı ve sert söylemek. Çağırmak.
Aynı kökten:İnsilak İslak Meslek Mesalik Münselik Sâlik Sâlikûn Selk Silk Süluk
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Zevc
ز و جZVC
Çeşit. Tür. / Sınıf. Cins. / Bir şeyi tamamlayan, bütünleyen, noksanlarını ikmal şeyler. / En az iki şeyden meydana gelen. Bunların her biri. // Karı ve kocanın herbiri.
Dşl.ZevceÇğl.ZevceynÇğl.zevcatÇğl.Ezvac
Aynı kökten:İzdivac Mütezevvic Mütezevvicîn Müzavece Müzevvec Tezevvüc Tezevvücât Tezvic Zevc Zevce Zevceyn zevcat Ezvac
Şetta
ش ت تŞTT
Çeşitli, başka başka, ayrı ayrı. Çok ve müteferrik olan.
Aynı kökten:İnşitat İştat İştitat Mesail-i Şetta Münşett Müteşettit Müteşettite Şemtit Şetat Şetit Şetite Şett Şetta Şette şetât Teşettüt Teştit
Diyanet Meali:
“Rabbim, yeryüzünü size beşik yapan, orada size yollar açan ve size gökten yağmur indirendir.” Böylece onunla sizin için yerden türlü türlü bitkileri çift çift çıkardık.
20. TAHA / 54
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Kendiniz yeyin ve de enamınızı ray edin.
Muhakkak bunda, nehy sahibleri için, elbette ayetler vardır.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eKL RA:Y NA:M eYY eVL NHéY .mid2274.ss20.as54.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#evl-uli#||#eyy-ayet#||#nhéy-nehy#||#ekl-ekl#||#na:m-enam#||#ra:y-ray#x#eKL#||#RA:Y#||#NA:M#||#eYY#||#eVL#||#NHéY#||#evl-uli#||#eyy-ayet#||#nhéy-nehy#||#ekl-ekl#||#na:m-enam#||#ra:y-ray#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كُلُوا وَارْعَوْا أَنْعَامَكُمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى
Kulû ver’av en’âmekum, inne fî zâlike le âyâtin li ulîn nuhâ.
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
Uli
ا و لeVL
Sâhib. Ehil.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
En'am
ن ع مNA:M
Nimet. / At, deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar. / Davar, mal, sahipli hayvanlar. / Bütün mahlukat. (mecaz) / Develere mahsus "neam" isminin çoğulu "en'am" şeklindedir. Bu şekilde adlandırılmasının mantığı, devenin onların yanında en büyük nimet olarak kabul edilmiş olmasındandır. Bununla beraber, bu sözcük deve, sığır ve koyun cinsi karışık olduğunda da söylenebilir. Ama içinde deve yoksa onlara en'am denmez.
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
nehy
ن ه يNHéY
Nehiy. Yasak etmek. Menetmek.
Aynı kökten:münhi Münhiye Münhiyân münteha mütehani nahi nehy nevahi nihai nihayet
Ra'y
ر ع يRA:Y
Teslim olma. Otlatma, gütme. Otlama.
Aynı kökten:İstir'a Mer'a Mer'î Mer'iyye Mer'iyyat Muraî Müraat Ra' Râî Ria raina Raiyyet Reaya Ra'y Riayet
Diyanet Meali:
Yiyin, hayvanlarınızı yayın. Şüphesiz bunda akıl sahipleri için (Allah’ın varlığını ve birliğini gösteren) deliller vardır.
20. TAHA / 55
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
• Ondan sizi halk ettik.
• Sizi oraya ida edeceğiz.
• Sizi, bir kere daha ondan ihrac edeceğiz.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 H:LK: A:VD H:RC TVR eH:R .mid2275.ss20.as55.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxalakxx#eh:r-uhra#||#a:vd-ida#||#h:lk:-halk#||#tvr-Târeten Uhrâ#||#h:rc-ihrac#x#H:LK:#||#A:VD#||#H:RC#||#TVR#||#eH:R#||#eh:r-uhra#||#a:vd-ida#||#h:lk:-halk#||#tvr-Târeten Uhrâ#||#h:rc-ihrac#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مِنْهَا خَلَقْنَاكُمْ وَفِيهَا نُعِيدُكُمْ وَمِنْهَا نُخْرِجُكُمْ تَارَةً أُخْرَى
Minhâ halaknâkum ve fîhâ nuîdukum ve minhâ nuhricukum târeten uhrâ.
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
uhra
ا خ رeH:R
Sair, diğer, başka. Ahir, gayr, son, sonra.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Târeten Uhrâ
ت و رTVR
Bir kere daha, başka bir kere daha.
Aynı kökten:Tareten Târeten Uhrâ Tevr Etvâr tevrat
Diyanet Meali:
(Ey insanlar!) Sizi topraktan yarattık, (ölümünüzle) sizi oraya döndüreceğiz ve sizi bir kere daha oradan çıkaracağız.
20. TAHA / 56
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ ona bütün ayetlerimizi göstermiştik.
Ancak o imtina etti… ve sadece… kizb etti.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 ReY eYY KLL KZéB eBY .mid2276.ss20.as56.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#kll-külli#||#eyy-ayet#||#eby-eby#||#kzéb-kizb#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#eYY#||#KLL#||#KZéB#||#eBY#||#kll-külli#||#eyy-ayet#||#eby-eby#||#kzéb-kizb#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ أَرَيْنَاهُ آيَاتِنَا كُلَّهَا فَكَذَّبَ وَأَبَى
Ve lekad ereynâhu âyâtinâ kullehâ fe kezzebe ve ebâ.
eby
ا ب يeBY
Kaçındı.
Aynı kökten:eby
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
Diyanet Meali:
Andolsun, biz ona (Firavun’a) bütün mucizelerimizi gösterdik de o bunları yalanladı ve reddetti.
20. TAHA / 57
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Sihrinle, bizi, arzımızdan ihrac etmek için mi geldin, ey Musa?" dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL CYe H:RC eRD: SHR MVS .mid2277.ss20.as57.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#erd:-arz#||#h:rc-ihrac#||#shr-sihr#||#mvs-hz. musa#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CYe#||#H:RC#||#eRD:#||#SHR#||#MVS#||#erd:-arz#||#h:rc-ihrac#||#shr-sihr#||#mvs-hz. musa#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ أَجِئْتَنَا لِتُخْرِجَنَا مِنْ أَرْضِنَا بِسِحْرِكَ يَا مُوسَى
Kâle e ci’tenâ li tuhricenâ min ardınâ bi sihrike yâ mûsâ.
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
Şöyle dedi: “Ey Mûsâ! Sihrin ile bizi yurdumuzdan çıkarmak için mi geldin?”
20. TAHA / 58
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Artık elbette biz de sana, mislince sihrimizi vereceğiz. Bizim ve senin aramızda, bizim ve de senin vaadinde hilafa düşmeyeceğimiz, seva mekan belirle.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eTY SHR MSéL CA:L BYN BYN VA:D H:LF KVN SVY .mid2278.ss20.as58.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#kvn-mekan#||#h:lf-hilaf#||#va:d-vaad#||#byn-beyn#||#svy-seva#||#msél-misl#||#shr-sihr#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#SHR#||#MSéL#||#CA:L#||#BYN#||#BYN#||#VA:D#||#H:LF#||#KVN#||#SVY#||#kvn-mekan#||#h:lf-hilaf#||#va:d-vaad#||#byn-beyn#||#svy-seva#||#msél-misl#||#shr-sihr#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَنَأْتِيَنَّكَ بِسِحْرٍ مِّثْلِهِ فَاجْعَلْ بَيْنَنَا وَبَيْنَكَ مَوْعِدًا لَّا نُخْلِفُهُ نَحْنُ وَلَا أَنتَ مَكَانًا سُوًى
Fe le ne’tiyenneke bi sıhrin mislihî fec’al beynenâ ve beyneke mev’ıden lâ nuhlifuhu nahnu ve lâ ente mekânen suvâ(suven).
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
mekan
ك و نKVN
Yer. Mahal. Mesken. Taraf, yan. Amaç, durum, yol, koşul, şart.
Aynı kökten:kain kainat kün yekün kevn Mükevvin Mütekevvin Tekevvün Tekevvünât tekvin mekan Mekânet
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Seva
س و يSVY
Beraber olma. Beraberlik. Denk, müsavi.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
“Biz de mutlaka sana karşı onun gibi bir sihir yapacağız. Bunun için seninle bizim aramızda; uygun bir yerde, senin de, bizim de caymayacağımız bir buluşma vakti belirle.”
20. TAHA / 59
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Vaadimiz, yevm-i ziynet'te (bayram gününde), nasın haşr olacağı, duha vaktidir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL VA:D YVM ZYN HŞR NVS D:HV .mid2279.ss20.as59.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-173xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxyevmxx#nvs-nas#||#hşr-haşr#||#yvm-yevm#||#zyn-zeyn#||#va:d-vaad#||#d:hv-duha#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#VA:D#||#YVM#||#ZYN#||#HŞR#||#NVS#||#D:HV#||#nvs-nas#||#hşr-haşr#||#yvm-yevm#||#zyn-zeyn#||#va:d-vaad#||#d:hv-duha#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ مَوْعِدُكُمْ يَوْمُ الزِّينَةِ وَأَن يُحْشَرَ النَّاسُ ضُحًى
Kâle mev’ıdukum yevmuz zîneti ve en yuhşeren nâsu duhâ(duhan).
Duha
ض ح وD:HV
Kuşluk vakti. Güneş. Güneşin ufukta bir mızrak boyu yükselerek, çıplak gözle bakılamaz olduğu zaman.
Aynı kökten:Adhâ Daha' Dahv Dahve Dahye Duhye Duha Idha' Idhiyan Îd-i Adhâ Tadhiye Udhiye
Haşr
Haşir
ح ش رHŞR
Toplanmak, bir yere birikmek. Toplama, cem'etmek. Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları.
Aynı kökten:Hâşir Haşır Haşr Haşir mahşer Tahşir
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Zeyn
ز ي نZYN
Zinet, süs. Süslemek.
Aynı kökten:Mütezeyyin Müzeyyen Müzeyyenât Müzeyyin Tezeyyün Tezeyyünât Tezyin Tezyinât Zeyn Zinet Ziynet
Diyanet Meali:
Mûsâ, “Buluşma vaktimiz, bayram günü, insanların toplandığı kuşluk vaktidir” dedi.
20. TAHA / 60
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Bunun ardından Firavun tevella etti.
Ardından keydlerini cem etti. Sonra geldi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 VLY CMA: KYD eTY .mid2280.ss20.as60.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#cma:-cem#||#vly-tevella#||#kyd-keyd#||#ety-xxoxx#x#VLY#||#CMA:#||#KYD#||#eTY#||#cma:-cem#||#vly-tevella#||#kyd-keyd#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَتَوَلَّى فِرْعَوْنُ فَجَمَعَ كَيْدَهُ ثُمَّ أَتَى
Fe tevellâ fir’avnu fe cemea keydehu summe etâ.
Cem'
ج م عCMA:
Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Farklı şeyleri bir yere getirmek. Az cemaat. Yığma. Hurmanın iyi olmayanı.
Çğl.Cümu
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
Keyd
ك ي دKYD
Tuzak. Hile. Tuzak kurmak, plan yapmak. Kötülük. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi.
Aynı kökten:Keyd Mükâyede Tekâyüd Tekâyüdât
tevelli
Tevella
و ل يVLY
Birisini dost edinme. Bir işi üzerine alma. Dönme, yönelme, i'raz etme. Ehl-i Beyt'e tam sevgi. Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
Diyanet Meali:
Bunun üzerine Firavun ayrılıp, hilesini kuracak sihirbazlarını topladı, sonra geldi.
20. TAHA / 61
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa, onlara dedi ki:
"Yazık size!
ALLAH'a kizb ederek iftira etmeyin. Artık azab ile size suht eder. İftira edenler habe olmuştur!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL MVS FRY KZéB SHT A:ZéB H:YB FRY .mid2281.ss20.as61.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxxemirxxyasakxxx#a:zéb-azab#||#kzéb-kizb#||#sht-suht#||#h:yb-habe#||#fry-iftira#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#MVS#||#FRY#||#KZéB#||#SHT#||#A:ZéB#||#H:YB#||#FRY#||#a:zéb-azab#||#kzéb-kizb#||#sht-suht#||#h:yb-habe#||#fry-iftira#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ لَهُم مُّوسَى وَيْلَكُمْ لَا تَفْتَرُوا عَلَى اللَّهِ كَذِبًا فَيُسْحِتَكُمْ بِعَذَابٍ وَقَدْ خَابَ مَنِ افْتَرَى
Kâle lehum mûsâ veylekum lâ tefterû alallâhi keziben fe yushıtekum bi azâb(azâbin), ve kad hâbe menifterâ.
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
İftira
ف ر يFRY
Birinin üzerine suç atmak. İfk. Yalan yere birisini suçlu göstermek. Asılsız isnat.
Çğl.İftiraat
Aynı kökten:Fery Firye İftira İftiraat Müftera-aleyh Müftereyat Müfterî Müfterun
Habe
خ ي بH:YB
"Zarara ziyana uğradı" anlamında.
Aynı kökten:Habe Hâib Haibîn Haybet
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Suht
س ح تSHT
Haram mal, her nevi haram. Yok eylemek. Gidermek. Bir şeyin kökünü kazımak.
Aynı kökten:Meshut Suht
Diyanet Meali:
Mûsâ, onlara şöyle dedi: “Yazıklar olsun size! Allah’a karşı yalan uydurmayın, yoksa sizi azap ile yok eder. Allah’a karşı yalan uyduran mutlaka hüsrana uğramıştır.”
20. TAHA / 62
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından aralarında emirleri tenazu ettiler ve sırrlarını necv ettiler.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 NZA: eMR BYN SRR NCV .mid2282.ss20.as62.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#emr-emir#||#byn-beyn#||#srr-sırr#||#nza:-tenazu#||#ncv-necv#x#NZA:#||#eMR#||#BYN#||#SRR#||#NCV#||#emr-emir#||#byn-beyn#||#srr-sırr#||#nza:-tenazu#||#ncv-necv#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَتَنَازَعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ وَأَسَرُّوا النَّجْوَى
Fe tenâzeû emrehum beynehum ve eserrûn necvâ.
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
Necv
Necva
ن ج وNCV
İki kişi arasında olan sır. Gizli fısıltı. İki kişi arasında fısıldamak. Ağız koklamak. Karından çıkan necis. Yüzmek.
Çğl.Nicâ
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Tenazu'
ن ز عNZA:
Kavgalaşmak, çekişmek. Birbirine husumet etmek.
Aynı kökten:Menzu' Münazi' Müntezi' Mütenazi' Nez' Naziat Tenazu'
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
Diyanet Meali:
Sihirbazlar, işlerini kendi aralarında tartıştılar ve gizli gizli konuştular.
20. TAHA / 63
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki: "Muhakkak bu ikisi elbette sihirbazdır.
Onlar, sihirleriyle, arzınızdan sizi ihrac etmeyi ve sizin misal tarıklarınızı zehab etmeyi irade ediyorlar."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL SHR RVD H:RC eRD: SHR ZéHéB T:RK: MSéL .mid2283.ss20.as63.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#rvd-irade#||#erd:-arz#||#msél-misal#||#zéhéb-zehab#||#t:rk:-tarık#||#h:rc-ihrac#||#shr-sahir#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#SHR#||#RVD#||#H:RC#||#eRD:#||#SHR#||#ZéHéB#||#T:RK:#||#MSéL#||#rvd-irade#||#erd:-arz#||#msél-misal#||#zéhéb-zehab#||#t:rk:-tarık#||#h:rc-ihrac#||#shr-sahir#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا إِنْ هَذَانِ لَسَاحِرَانِ يُرِيدَانِ أَن يُخْرِجَاكُم مِّنْ أَرْضِكُم بِسِحْرِهِمَا وَيَذْهَبَا بِطَرِيقَتِكُمُ الْمُثْلَى
Kâlû in hâzâni le sâhirâni yurîdâni en yuhricâkum min ardıkum bi sihrihimâ ve yezhebâ bi tarîkatikumul muslâ.
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
misal
م ث لMSéL
Bir şeyin benzer hali. Benzer. Örnek. Düş. Rüya. Ahlak ve adabla ilgili kıssa ve hikaye. Bir şeyin örneği ve sıfatı. Kısas. Heykel, put. Mat: Kat sayı.
Çğl.MüsülÇğl.Emsal
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Sahir
س ح رSHR
Uykusuz kalan. Uyuyamayan.
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
tarık
ط ر قT:RK:
Şiddetle çarpan, vuran, gece gelen şey. Dövme, çalma, ayaklarını yere vurma, davul çalma. Gece gelen kimse. Zulmette hâsıl olan belâ ve musibetler. Sabah yıldızı. (Zühre). Yol, cadde. Sebep, vesile, vasıta. Maişeti te'min etmek için tutulan meslek, geçinmek için yapılan iş.
Çğl.atrakÇğl.Etrika
Aynı kökten:Itrak Matruk Mıtrak Mıtraka Metârık Mutatarrik Mutreka Mütrık tarık atrak Etrika tark Tarraka Tatarruk Tatrik Türk Etrak Türkân
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
Şöyle dediler: “Şüphesiz bu ikisi, sihirleri ile sizi yurdunuzdan çıkarmak ve en üstün olan dininizi ortadan kaldırmak isteyen birer sihirbazdırlar.”
20. TAHA / 64
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 314
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Artık keydlerinizi cem edin. Sonra da saff haline gelin.
Bu yevmde, isti'la kimse, felaha ulaşmış olacaktır."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 CMA: KYD eTY S:FF FLH YVM A:LV .mid2284.ss20.as64.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf314.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xxyevmxx#yvm-yevm#||#cma:-cem#||#s:ff-saff#||#kyd-keyd#||#a:lv-istila#||#flh-felah#||#ety-xxoxx#x#CMA:#||#KYD#||#eTY#||#S:FF#||#FLH#||#YVM#||#A:LV#||#yvm-yevm#||#cma:-cem#||#s:ff-saff#||#kyd-keyd#||#a:lv-istila#||#flh-felah#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَجْمِعُوا كَيْدَكُمْ ثُمَّ ائْتُوا صَفًّا وَقَدْ أَفْلَحَ الْيَوْمَ مَنِ اسْتَعْلَى
Fe ecmiû keydekum summe’tû saffâ(saffen), ve kad eflehal yevme menista’lâ.
İsti'la
ع ل وA:LV
Yükselmek. Üste çıkmak. Yüce olmak. Terfi' eylemek. Galib olmak. Gr: Bir şeyin bir şey üzerine çıkması. Tecvidde: Harf okunduğu zaman dilin, üst damağa kalkmasına denir.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
Cem'
ج م عCMA:
Toplama. Bir yere getirme, biriktirme. Farklı şeyleri bir yere getirmek. Az cemaat. Yığma. Hurmanın iyi olmayanı.
Çğl.Cümu
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
Felâh
ف ل حFLH
Saadet ve rahata daim olmak (süreklilik içeirir). Selâmet. Kurtuluş. Fevz ve zafer. Necat ve beka. Sahur yemeği. Şakketmek.
Aynı kökten:Eflah Falih Felâh İflah İstiflah Müflih Müflihûn Müflihîn
Keyd
ك ي دKYD
Tuzak. Hile. Tuzak kurmak, plan yapmak. Kötülük. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi.
Aynı kökten:Keyd Mükâyede Tekâyüd Tekâyüdât
saff
ص ف فS:FF
Sıra, dizi, saf. / Saf haline getirmek. Saf halinde düzen vermek, displin etmek. / İlim ve amel olarak tam bir düzen içinde olmak. / Disiplinden meydana gelen intizam. / Saf olanlar. İntizama gelenler.
Çğl.saffatÇğl.Asfaf
Aynı kökten:Mesaff Mesâff Musaffaf saff saffat Asfaf Tasfif Tasfifât
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
“Öyleyse, hilelerinizi toplayın (birbirinize destek olun) sonra sıra hâlinde gelin. Bu gün üstün gelen muhakkak başarıya ulaşmıştır.”
20. TAHA / 65
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki: "Ey Musa!
Ya sen ilka et yahut evvel ilka eden biz olalım."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL MVS LK:Y KVN eVL LK:Y .mid2285.ss20.as65.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#evl-evvel#||#lk:y-ilka#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#MVS#||#LK:Y#||#KVN#||#eVL#||#LK:Y#||#evl-evvel#||#lk:y-ilka#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا يَا مُوسَى إِمَّا أَن تُلْقِيَ وَإِمَّا أَن نَّكُونَ أَوَّلَ مَنْ أَلْقَى
Kâlû yâ mûsâ immâ en tulkıye ve immâ en nekûne evvele men elkâ.
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Diyanet Meali:
Sihirbazlar: “Ey Mûsâ! Ya önce atmayı tercih edersin, ya da ilk atan biz oluruz” dediler.
20. TAHA / 66
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Bilakis! Siz ilka edin." dedi.
Ardından, sihirleri ile, onların ipleri ve asaları, kendisine doğru say ediyor olarak ona hayal oldu.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL LK:Y HBL A:S:V H:YL SHR SA:Y .mid2286.ss20.as66.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#a:s:v-asa#||#lk:y-ilka#||#sa:y-say#||#h:yl-hayal#||#shr-sihr#||#hbl-habl#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#LK:Y#||#HBL#||#A:S:V#||#H:YL#||#SHR#||#SA:Y#||#a:s:v-asa#||#lk:y-ilka#||#sa:y-say#||#h:yl-hayal#||#shr-sihr#||#hbl-habl#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ بَلْ أَلْقُوا فَإِذَا حِبَالُهُمْ وَعِصِيُّهُمْ يُخَيَّلُ إِلَيْهِ مِن سِحْرِهِمْ أَنَّهَا تَسْعَى
Kâle bel elkû, fe izâ hıbâluhum ve ısıyyuhum yuhayyelu ileyhi min sıhrihim ennehâ tes’â.
Asa
ع ص وA:S:V
Değnek. Baston, sopa.
Çğl.A'sa
Aynı kökten:Asa A'sa
Hayal
خ ي لH:YL
Zihnen tasarlanan şey. Hakikatı bilinmeyip akılla tasarlanan veya gölgeli görünen şey. Asıl olmayan ve akıldan geçen fikir.
Çğl.Hayâlât
Aynı kökten:Hayl Huyul Ahyal Hayyal Hayal Hayâlât Hayalet Heyula Hulya Mahile Mahayil Muhayyel Muhayyele Muhayyelat Muhayyil Muhayyile Mütehayyel Mütehayyelât Mütehayyil Mütehayyile Mütemahhil Tahayyül Tahayyülât Tahyil Tahyilât Muhtal
habl
ح ب لHBL
İp. Urgan. Halat.
Çğl.HibalÇğl.Hubul
Aynı kökten:Habbal Habil Habîl habl Hibal Hubul habl-ul verid Hablullah Hibl İhtibal
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Sa'y
س ع يSA:Y
Çalışma, Çalışıp çabalama. Gayret sarfetme. Bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapma. Hızlı yürüme. Cür'et etme. Ziyaret etme. Gammazlık yapma. Ist: Hac veya Umre'de Safâ ile Merve arasında usulüne göre yedi defa gelip gitmektir.
Aynı kökten:Mes'a Mesâi Mesai Sa'y
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
Mûsâ: “Yok, (önce) siz atın” dedi. Bir de ne görsün, onların ipleri ve değnekleri yaptıkları sihirden dolayı kendisine hızla sürünür gibi görünüyor.
20. TAHA / 67
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından Musa, nefsinde korku vecs etti.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 VCS NFS H:VF MVS .mid2287.ss20.as67.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#h:vf-havf#||#nfs-nefs#||#vcs-vecs#||#mvs-hz. musa#x#VCS#||#NFS#||#H:VF#||#MVS#||#h:vf-havf#||#nfs-nefs#||#vcs-vecs#||#mvs-hz. musa#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَوْجَسَ فِي نَفْسِهِ خِيفَةً مُّوسَى
Fe evcese fî nefsihî hîfeten mûsâ.
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
vecs
و ج سVCS
endişe duymak, bir şeyden korkmak. İçine düşmek. İçinde duymak.
Aynı kökten:Ce's Hacise Hevâcis Teveccüs vecs
Diyanet Meali:
Bunun üzerine Mûsâ, içinde bir korku hissetti.
20. TAHA / 68
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ona dedik ki:
"Korkma!
Muhakkak sen… ulvi olan sensin!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL H:VF A:LV .mid2288.ss20.as68.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#h:vf-havf#||#a:lv-ala#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#H:VF#||#A:LV#||#h:vf-havf#||#a:lv-ala#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْنَا لَا تَخَفْ إِنَّكَ أَنتَ الْأَعْلَى
Kulnâ lâ tehaf inneke entel a’lâ.
A'lâ
ع ل وA:LV
Daha iyi. Pek iyi. En yüksek. Ziyâde ve mürtefi olan. Yükseklik. Büyüklük. şeref. şan. İtibarı ve şerefi yüksek zât. İyi. Günahtan sakınan temiz ve sâlih amel sâhibi kimse.
Çğl.Eali
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Diyanet Meali:
Şöyle dedik: “Korkma (ey Mûsâ!). Çünkü, sensin en üstün olan.”
20. TAHA / 69
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Yemininde olanı ilka et… onların sanat ettiği şeyleri lakf etsin. Muhakkak onların sanat ettiği şeyler, sihir keydidir. Sihirbaz, nereye giderse gitsin, felaha ulaşamaz!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 LK:Y YMN LK:F S:NA: S:NA: KYD SHR FLH SHR HYSé eTY .mid2289.ss20.as69.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#hysé-haysü#||#lk:y-ilka#||#kyd-keyd#||#ymn-yemin#||#s:na:-sanat#||#lk:f-lakf#||#shr-sahir#||#flh-felah#||#ety-xxoxx#x#LK:Y#||#YMN#||#LK:F#||#S:NA:#||#S:NA:#||#KYD#||#SHR#||#FLH#||#SHR#||#HYSé#||#eTY#||#hysé-haysü#||#lk:y-ilka#||#kyd-keyd#||#ymn-yemin#||#s:na:-sanat#||#lk:f-lakf#||#shr-sahir#||#flh-felah#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَلْقِ مَا فِي يَمِينِكَ تَلْقَفْ مَا صَنَعُوا إِنَّمَا صَنَعُوا كَيْدُ سَاحِرٍ وَلَا يُفْلِحُ السَّاحِرُ حَيْثُ أَتَى
Ve elkı mâ fî yemînike telkaf mâ sanaû, innemâ sanaû keydu sâhır(sâhırin), ve lâ yuflihus sâhıru haysu etâ.
Felâh
ف ل حFLH
Saadet ve rahata daim olmak (süreklilik içeirir). Selâmet. Kurtuluş. Fevz ve zafer. Necat ve beka. Sahur yemeği. Şakketmek.
Aynı kökten:Eflah Falih Felâh İflah İstiflah Müflih Müflihûn Müflihîn
haysü
ح ي ثHYSé
Hangi? Hangi yer? / Nerde olursa olsun./ Kadar. / Şekilde.
Aynı kökten:haysü
Keyd
ك ي دKYD
Tuzak. Hile. Tuzak kurmak, plan yapmak. Kötülük. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi.
Aynı kökten:Keyd Mükâyede Tekâyüd Tekâyüdât
Lakf
ل ق فLK:F
Yutmak.
Aynı kökten:Lakf Telakkuf
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
San'at
ص ن عS:NA:
Ustalık, hüner, mârifet. Sanat. Ustalıkla yapılan iş, fiil. Bilgi ile yardım etme.
Çğl.Sanayi
Aynı kökten:Isna' İstısna' San'at Sanayi Sania Sanai' Sani'iyyet
Sahir
س ح رSHR
Uykusuz kalan. Uyuyamayan.
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
yemin
ي م نYMN
Kasem. Yemin, and. Mübarek. Sağ, sağ taraf, sağ el. Sözü Allah'ı zikrederek kuvvetlendirmek. El tutuşarak, Allah'a bağlılıklarını bildirerek, Allah'a ve birbirlerine söz vererek ahitleşmek. Fık: Zevcesi ölmüş er.
Çğl.EymanÇğl.Eymün
Aynı kökten:Eymen Eyamin Meymene Müsteymin Müteyemmen yemen yemin Eyman Eymün Yümn Yümün Yümna Yümnî
Diyanet Meali:
“Sağ elindekini (değneğini) at ki, onların yaptıklarını yutsun. Şüphesiz yaptıkları bir sihirbaz hilesidir. Sihirbaz ise nereye varsa kurtuluşa eremez.”
20. TAHA / 70
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından sihirbazlar, sacidler olarak ilka ettiler!
"Harun'un ve Musa'nın Rabbine iman ettik." dediler.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 LK:Y SHR SCD K:VL eMN RBB HRN MVS .mid2290.ss20.as70.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xximanxx#emn-iman#||#rbb-rabb#||#lk:y-ilka#||#scd-sacid#||#shr-sahir#||#mvs-hz. musa#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#x#LK:Y#||#SHR#||#SCD#||#K:VL#||#eMN#||#RBB#||#HRN#||#MVS#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#lk:y-ilka#||#scd-sacid#||#shr-sahir#||#mvs-hz. musa#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأُلْقِيَ السَّحَرَةُ سُجَّدًا قَالُوا آمَنَّا بِرَبِّ هَارُونَ وَمُوسَى
Fe ulkıyes seharatu succeden kâlû âmennâ bi rabbi hârûne ve mûsâ.
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Hz. Harun
HRN
İlerlemeyi reddeden, geri geri giden, / itaatten beri duran.
Aynı kökten:Harun Harunî Hiran Hz. Harun
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sacid
س ج دSCD
Secde eden.
Çğl.SecedeÇğl.SüccadÇğl.Sücud
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
Sahir
س ح رSHR
Uykusuz kalan. Uyuyamayan.
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
(Mûsâ’nın değneği, sihirbazların ipleriyle değneklerini yutunca) sihirbazlar hemen secdeye kapandılar ve, “Hârûn ve Mûsâ’nın Rabbine inandık” dediler.
20. TAHA / 71
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Ben size izin vermeden önce ona iman mı ettiniz?
Sihre sizi alim eden elbette sizden kebirdir.
Artık elbette ben sizin ellerinizi ve ayaklarınızı, hilafen (çapraz olarak) kata edeceğim. Elbette sizi, hurma cizlerinde salb edeceğim.
Elbette siz, hangimizin azabının daha şedid ve baki olduğuna alim olacaksınız."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL eMN K:BL eZéN KBR A:LM SHR K:T:A: YDY RCL H:LF S:LB CZéA: NH:L A:LM ŞDD A:ZéB BK:Y .mid2291.ss20.as71.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xximanxx#k:bl-kabl#||#h:lf-hilafen#||#şdd-şedid#||#emn-iman#||#a:lm-alim#||#rcl-ricl#||#a:zéb-azab#||#ydy-yed#||#s:lb-salb#||#kbr-kebir#||#k:t:a:-kata#||#bk:y-baki#||#kbr-kebir#||#ezén-izin#||#nh:l-nahl#||#shr-sihr#||#czéa:-ciz#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eMN#||#K:BL#||#eZéN#||#KBR#||#A:LM#||#SHR#||#K:T:A:#||#YDY#||#RCL#||#H:LF#||#S:LB#||#CZéA:#||#NH:L#||#A:LM#||#ŞDD#||#A:ZéB#||#BK:Y#||#k:bl-kabl#||#h:lf-hilafen#||#şdd-şedid#||#emn-iman#||#a:lm-alim#||#rcl-ricl#||#a:zéb-azab#||#ydy-yed#||#s:lb-salb#||#kbr-kebir#||#k:t:a:-kata#||#bk:y-baki#||#kbr-kebir#||#ezén-izin#||#nh:l-nahl#||#shr-sihr#||#czéa:-ciz#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ آمَنتُمْ لَهُ قَبْلَ أَنْ آذَنَ لَكُمْ إِنَّهُ لَكَبِيرُكُمُ الَّذِي عَلَّمَكُمُ السِّحْرَ فَلَأُقَطِّعَنَّ أَيْدِيَكُمْ وَأَرْجُلَكُم مِّنْ خِلَافٍ وَلَأُصَلِّبَنَّكُمْ فِي جُذُوعِ النَّخْلِ وَلَتَعْلَمُنَّ أَيُّنَا أَشَدُّ عَذَابًا وَأَبْقَى
Kâle âmentum lehu kable en âzene lekum, innehu le kebîrukumullezî allemekumus sihr(sihra), fe le ukattıanne eydiyekum ve erculekum min hilâfin ve le usallibennekum fî cuzûın nahli ve le ta’lemunne eyyunâ eşeddu azâben ve ebkâ.
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Baki
ب ق يBK:Y
Ebedi, daimi. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Artan. Geri kalan. Bundan başka. El Baki : ALLAH'ın bekaya (geleceğe) intikal eden fiili.
Çğl.BâkiyâtÇğl.Bevaki
Aynı kökten:Baki Bâkiyât Bevaki bakiye Bakiyye Bevaki beka İbka İstibka Mabaki mütebaki
Ciz'
ج ذ عCZéA:
Ağaç kütüğü. Ağaç kökü. Kuru direk. Hurma ağacının kökü. Hurma ağacı. Çatı örtüsünde kullanılan ağaçlar. Derenin dar ve kısık yeri.
Aynı kökten:Ciz'
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
Hilafen
خ ل فH:LF
Zıd olarak. Hilaf olarak.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
kat'a
ق ط عK:T:A:
Kesmek, bölmek, ayırmak. Devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek. Parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım. Nehir geçme. Yol alma
Aynı kökten:Ikta' İnkıta' kat'a Kat'an Kat'î Kat'iyyen Kat'iyyet Kıt'a Kıtat Kıtaat Maktu' Maktua Makati' Maktuan
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
nahl
nahil
ن خ لNH:L
Sövmek, iftira etmek. / Bedelsiz bir şey vermek veya bedelsiz verilen şey. / Gelin ya da sünnet alayının önünde taşınan, üzeri çeşitli süslerle bezeli balmumundan yapılmış ağaç. / Un elemek. / Hurma ağacı. / Bal arısı.
Çğl.Nahliye
Aynı kökten:nahl nahil Nahliye Nahle
ricl
ر ج لRCL
Ayak, kadem.
Çğl.ercül
Aynı kökten:ircal İrtical İrticalen recale recül rical ricalen ricl ercül
Salb
ص ل بS:LB
Asmak. Darağacına çekmek. Çarmıha germek. Kemikten yağ çıkarmak.
Aynı kökten:Musalleb Mutasallib Sulb Aslâb Sulbî Sulbiye Sulbiyet Tasallub Taslib Mütesalib Mütesalibe Salb Salben Taslib
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Firavun, “Demek, ben size izin vermeden önce ona (Mûsâ’ya) inandınız ha! Şüphe yok, o size sihiri öğreten büyüğünüzdür. Şimdi andolsun, sizin ellerinizi ve ayaklarınızı çaprazlama keseceğim ve mutlaka sizi hurma dallarına asacağım. Hangimizin azabı daha şiddetli ve daha kalıcıymış, mutlaka göreceksiniz.”
20. TAHA / 72
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Beyyinelerden bize gelen şeylere ve bizi fatr edene, seni eser etmeyiz. Artık, kaza edeceğin şeye kaza et!… muhakkak sen, ancak, bu dünya hayatında kaza edebilirsin."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL eSéR CYe BYN FT:R K:D:Y K:D:Y K:D:Y HYY DNV .mid2292.ss20.as72.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#dnv-dünya#||#byn-beyyine#||#ft:r-fatr#||#k:d:y-kaza#||#hyy-hayat#||#esér-eser#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eSéR#||#CYe#||#BYN#||#FT:R#||#K:D:Y#||#K:D:Y#||#K:D:Y#||#HYY#||#DNV#||#dnv-dünya#||#byn-beyyine#||#ft:r-fatr#||#k:d:y-kaza#||#hyy-hayat#||#esér-eser#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا لَن نُّؤْثِرَكَ عَلَى مَا جَاءنَا مِنَ الْبَيِّنَاتِ وَالَّذِي فَطَرَنَا فَاقْضِ مَا أَنتَ قَاضٍ إِنَّمَا تَقْضِي هَذِهِ الْحَيَاةَ الدُّنْيَا
Kâlû len nu’sireke alâ mâ câenâ minel beyyinâti vellezî fataranâ fakdi mâ ente kâd(kâdin), innemâ takdî hâzihil hayâted dunyâ.
beyyine
ب ي نBYN
Aşikar. Açıklanmış. Gün gibi vazih delil. Müteaddit noktaları beyan eden ve açıklayan. Şahid. İsbat vasıtası. Kavi bürhan.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
eser
ا ث رeSéR
Ayak izi. İşaret. İz. Nişan. Abide. Yapı. Birinin meydana getirdiği şey. Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir. Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi. Öç alma, intikam. Âdet.
Çğl.Âsâr
Aynı kökten:eser Âsâr İsr Me'sere Meâsir Müessir Müessire Müteessir Teessür Teessürât Te'sir
Fatr
ف ط رFT:R
Bir şeye başlamak. / İcab eylemek. / Yarık, çatlak. Yarmak. / Yaratmak. / Oruç tutanın orucunu açması.
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
Diyanet Meali:
Sihirbazlar şöyle dediler: “Bize gelen apaçık delillere ve bizi yaratana seni asla tercih etmeyeceğiz. Artık sen vereceğin hükmü ver. Sen ancak bu dünya hayatında hüküm verirsin.”
20. TAHA / 73
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Muhakkak biz; hatalarımıza ve sihirden bizi kerh ettiğin şeylere gafur olması için Rabbimize iman ettik.
ALLAH hayrlıdır ve bakidir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eMN RBB G:FR H:T:e KRHé SHR H:YR BK:Y .mid2293.ss20.as73.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xxxxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xximanxx#h:t:e-hata#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#h:yr-hayr#||#krhé-kerh#||#g:fr-gafur#||#bk:y-baki#||#shr-sihr#x#eMN#||#RBB#||#G:FR#||#H:T:e#||#KRHé#||#SHR#||#H:YR#||#BK:Y#||#h:t:e-hata#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#h:yr-hayr#||#krhé-kerh#||#g:fr-gafur#||#bk:y-baki#||#shr-sihr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّا آمَنَّا بِرَبِّنَا لِيَغْفِرَ لَنَا خَطَايَانَا وَمَا أَكْرَهْتَنَا عَلَيْهِ مِنَ السِّحْرِ وَاللَّهُ خَيْرٌ وَأَبْقَى
İnnâ âmennâ bi rabbinâ li yagfire lenâ hatâyânâ ve mâ ekrehtenâ aleyhi mines sihr(sihri), vallâhu hayrun ve ebkâ.
Baki
ب ق يBK:Y
Ebedi, daimi. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Artan. Geri kalan. Bundan başka. El Baki : ALLAH'ın bekaya (geleceğe) intikal eden fiili.
Çğl.BâkiyâtÇğl.Bevaki
Aynı kökten:Baki Bâkiyât Bevaki bakiye Bakiyye Bevaki beka İbka İstibka Mabaki mütebaki
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
Hata
Hatîe
خ ط اH:T:e
Yanlışlık. Yanılma. Suç. Günah.
Çğl.HataiyyatÇğl.Hataya
Aynı kökten:Hata Hatîe Hataiyyat Hataya Hatîe Ihta' Muhtî Mütehatti Tahtie Tehatu'
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Kerh
ك ر هKRHé
İğrenme, hoşlanmayıp tiksinme. Zorlama. Bir şey sonradan kerih olmak.
Aynı kökten:Ekreh İkrah İkrahen İstikrah Kerahe Kerâhiye Kerâhet Keraheten Kerahiyyet Kerh Kerih Kerihe Kerâih Kerihet Mekruh Mekruhat Mekruha Mekruhiyet Mükrih Müstekrih Mütekerrih Tekerrüh
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
“Şüphesiz ki biz; günahlarımızı ve bize zorla yaptırdığın sihri affetmesi için, Rabbimize inandık. Allah’ın vereceği mükâfat daha hayırlı ve daha kalıcıdır.”
20. TAHA / 74
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak, Rabbine kendisini mücrim olarak ulaştıran kimse… artık muhakkak ona, cehennem vardır. Orada mevt olmaz ve de orada hayy olmaz!
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17Ahiret eTY RBB CRM MVT HYY .mid2294.ss20.as74.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xx*1xxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xAhiretxxcehennemxx#rbb-rabb#||#chm-cehennem#||#crm-mücrim#||#hyy-hayy#||#mvt-mevt#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#RBB#||#CRM#||#MVT#||#HYY#||#rbb-rabb#||#chm-cehennem#||#crm-mücrim#||#hyy-hayy#||#mvt-mevt#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّهُ مَن يَأْتِ رَبَّهُ مُجْرِمًا فَإِنَّ لَهُ جَهَنَّمَ لَا يَمُوتُ فِيهَا وَلَا يَحْيى
İnnehu men ye’ti rabbehu mucrimen fe inne lehu cehennem(cehenneme), lâ yemûtu fîhâ ve lâ yahyâ.
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Mücrim
ج ر مCRM
Cürüm ve kabahat işlemiş olan. Suçlu.
Çğl.Mücrimîn
Aynı kökten:Carim Ceram Cerim Cirâm Cerame Cerem Cerim Ceraim Cerime Cereme Cerm Cürüm Cirm Ecram Cirman Cürm Cürüm İcram İctiram Lacerem Lacereme Mücrim Mücrimîn Tecrim
hayy
ح ي يHYY
Nefes alıp vermeler, hareketler, dirilikler. Diri, canlı, sağ. Bir şeyi cem' ve ihraz eylemek. El Hayy : Hayatın umumiyeti, hayat fiili.
Çğl.Ahyâ
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
mevt
م و تMVT
Dünya yaşantısının yüklediği görevlerden paydos olma hali.
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
Şüphesiz, kim Rabbine günahkâr olarak varırsa, kesinlikle ona cehennem vardır. Orada ne ölür, ne de (güzel bir hayat) yaşar.
20. TAHA / 75-76
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 315
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Salih ameller işlemiş olarak, kendisini mü'min eden kimse... artık işte onlar...
• ulvi dereceler,
• içinde ebedi olacakları, altından nehirler cereyan eden Adn cennetleri onlar içindir.
Tezkiye olanların cezası budur.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17Ahiret eTY eMN A:ML S:LH DRC A:LV CNN CRY THT NHéR H:LD CZY ZKV .mid2295.ss20.as75.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf315.sure.20.xx*3xxxkissa-musa-176xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xAhiretxximanxxxcennetxadnxx.ss20.as76.x#czy-ceza#||#nhér-nehir#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#s:lh-salih amel#||#tht-taht#||#drc-derece#||#h:ld-halid#||#cnn-cennet#||#a:lv-ula#||#zkv-tezkiye#||#cry-cereyan#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#eMN#||#A:ML#||#S:LH#||#DRC#||#A:LV#||#CNN#||#CRY#||#THT#||#NHéR#||#H:LD#||#CZY#||#ZKV#||#czy-ceza#||#nhér-nehir#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#s:lh-salih amel#||#tht-taht#||#drc-derece#||#h:ld-halid#||#cnn-cennet#||#a:lv-ula#||#zkv-tezkiye#||#cry-cereyan#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَنْ يَأْتِهِ مُؤْمِنًا قَدْ عَمِلَ الصَّالِحَاتِ فَأُوْلَئِكَ لَهُمُ الدَّرَجَاتُ الْعُلَى * جَنَّاتُ عَدْنٍ تَجْرِي مِن تَحْتِهَا الْأَنْهَارُ خَالِدِينَ فِيهَا وَذَلِكَ جَزَاء مَن تَزَكَّى
Ve men ye’tihî mu’minen kad amiles sâlihâti fe ulâike lehumud derecâtul ulâ. * Cennâtu adnin tecrî min tahtihel enhâru hâlidîne fîhâ ve zâlike cezâu men tezekkâ.
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
Cereyan
ج ر يCRY
Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürur. Vuku, vaki olma. Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket.
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
Derece
د ر جDRC
Yukarıya çıkacak basamak. Tam bir dairenin bölündüğü 360 kısmın her biri. Termometrenin bölündüğü kısımların her biri. Mertebe, paye. Miktar, rütbe.
Çğl.Derecât
Aynı kökten:Derc Derece Derecât İstidrac Müdrec Münderic Mütederric Tederrüc Tedric Tedricen Tedricî Tedriciyye
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Nehr
nehir
ن ه رNHéR
Nehir. Irmak, çay. Akarsu. Vüs'at, bolluk. Genişlik. Neher.
Çğl.EnharÇğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
salih amel
ص ل حS:LH
Allah'ın emrini bizatihi duyarak, ve itaat ederek, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker esası ile yapılan ameller.
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Taht
Tahte
ت ح تTHT
Alt. Aşağı. Altı. Aşağısı. Gr: Gelecek olan zamir.
Aynı kökten:Taht Tahte
Tezkiye
ز ك وZKV
Bir amaca bir davaya adanmışlıkla bahş olunan, hayr ve şerr olanı ayırd mertebesi, bu mertebeye gelmek. / Ref'etmek, yükselmek. / (Kendini yada başka bir şeyi amacından gayrı tüm zihni unsurlardan) Paklamak, temizlemek. Tamamlamak. / Övmek, medhetmek. / Ateşin alevlenmesi. / Bir kimsenin güvenilirliğini soruşturmak. Bir kimsenin şahadetinin doğruluğuna kefil olmak. / Ölmek üzere olan hayvanı, murdar olmaması için ölmeden önce boğazlamak. / Zekat vermek, almak.
Aynı kökten:Ezka Mütezekki Müzekka Müzekki Tezekki Tezkiye Zekâ Zekât Zekevat Zekâvet Zeki Zekiyy Zekiye Ezkiya
Diyanet Meali:
Her kim de O’na salih ameller işlemiş bir mü’min olarak varırsa, işte onlar için en yüksek dereceler, içinden ırmaklar akan, içinde ebediyyen kalacakları Adn cennetleri vardır. İşte bu, günahlardan temizlenenlerin mükâfatıdır.
20. TAHA / 77
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa'ya,
"BANA abd olanlara isra etmesini ve ardından onları, yebs olmuş bahr içinde tarık olarak darb etmesini… idrak ederek havf etmemesini ve de haşy etmemesini" vahy etmiştik.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 VHY MVS SRY A:BD D:RB T:RK: BHR YBS H:VF DRK H:ŞY .mid2296.ss20.as77.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-172xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#h:vf-havf#||#vhy-vahy#||#a:bd-abd#||#sry-isra#||#t:rk:-tarık#||#ybs-yebs#||#drk-idrak#||#d:rb-darb#||#h:şy-haşy#||#bhr-bahr#||#mvs-hz. musa#x#VHY#||#MVS#||#SRY#||#A:BD#||#D:RB#||#T:RK:#||#BHR#||#YBS#||#H:VF#||#DRK#||#H:ŞY#||#h:vf-havf#||#vhy-vahy#||#a:bd-abd#||#sry-isra#||#t:rk:-tarık#||#ybs-yebs#||#drk-idrak#||#d:rb-darb#||#h:şy-haşy#||#bhr-bahr#||#mvs-hz. musa#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ أَوْحَيْنَا إِلَى مُوسَى أَنْ أَسْرِ بِعِبَادِي فَاضْرِبْ لَهُمْ طَرِيقًا فِي الْبَحْرِ يَبَسًا لَّا تَخَافُ دَرَكًا وَلَا تَخْشَى
Ve lekad evhaynâ ilâ mûsâ en esri bi ibâdî fadrib lehum tarîkan fîl bahri yebesâ(yebesen), lâ tehâfu dereken ve lâ tahşâ.
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
bahr
bahir
ب ح رBHR
Deniz. Büyük göl veya nehir. Yarmak, yırtmak. Çok yürüyen at. İyi kimse. Deve hastalığı.
Çğl.BihârÇğl.EbhârÇğl.Buhur
Aynı kökten:Bâhire bahr bahir Bihâr Ebhâr Buhur bahri bahriye Bahriyyun ibhar İstibhar müstebhir Mütebahhir Mütebahhirîn tebahhur
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
İdrak
د ر كDRK
Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek.
Çğl.İdrakat
Aynı kökten:Derk Dereke Derketmek Derrak İddirak İdrak İdrakat İstidrak Lâmüdrik Medruk Müdrik Müdrikat Müdrike Müstedrek Müstedrik Mütedarik Tedarik
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
İsrâ
س ر يSRY
Yürütmek. Göndermek. Gece yürüyüşü. (sürat ve serilik içerir.)
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
tarık
ط ر قT:RK:
Şiddetle çarpan, vuran, gece gelen şey. Dövme, çalma, ayaklarını yere vurma, davul çalma. Gece gelen kimse. Zulmette hâsıl olan belâ ve musibetler. Sabah yıldızı. (Zühre). Yol, cadde. Sebep, vesile, vasıta. Maişeti te'min etmek için tutulan meslek, geçinmek için yapılan iş.
Çğl.atrakÇğl.Etrika
Aynı kökten:Itrak Matruk Mıtrak Mıtraka Metârık Mutatarrik Mutreka Mütrık tarık atrak Etrika tark Tarraka Tatarruk Tatrik Türk Etrak Türkân
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Yebs
ي ب سYBS
Islak şeyin kuruması.
Aynı kökten:Yabis Yebes Yebs
Diyanet Meali:
(Firavun’un imana yanaşmaması üzerine) Mûsâ’ya, “Kullarımı (İsrailoğullarını) geceleyin (Mısır’dan) yürütüp çıkar. Yakalanmaktan korkmaksızın, endişe etmeksizin onlara denizde kuru bir yol aç” diye vahyettik.
20. TAHA / 78
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Firavun, ordusuyla onlara tâbi oldu. Ardından ummandan onları gışa eden şey, onları gışa etti.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 TBA: CND G:ŞV YMM G:ŞV .mid2297.ss20.as78.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-172xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#tba:-tabi#||#cnd-cünd#||#g:şv-gışa#||#ymm-yemm#x#TBA:#||#CND#||#G:ŞV#||#YMM#||#G:ŞV#||#tba:-tabi#||#cnd-cünd#||#g:şv-gışa#||#ymm-yemm#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَتْبَعَهُمْ فِرْعَوْنُ بِجُنُودِهِ فَغَشِيَهُم مِّنَ الْيَمِّ مَا غَشِيَهُمْ
Fe etbeahum fir’avnu bi cunûdihî fe gaşiyehum minel yemmi mâ gaşiyehum.
Cünd
ج ن دCND
Er, asker. Ordu. Bir kimsenin yardımcıları. Şehir. Rasullere karşı toplanan gruplar.
Çğl.CünudÇğl.Ecnad
Aynı kökten:Cünd Cünud Ecnad Cündî
Gışa
غ ش وG:ŞV
Örtü, perde. Zar. Deri. Kabuk. Üst tabaka. Zarf. Mahfaza.
Çğl.Agşiye
Aynı kökten:Gaşiye Gavaş Gaşve Gışâve Gaşy Gaşyet Gaşyet-i Mevt Gışa Agşiye Gışavet Magşi Mugaşşî Mugşa Mütegaşşi Tagaşşi Tegaşşi Tagşiye
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Yemm
ي م مYMM
Kast etmek. Bir şeyi bir şeyin yerine koymak. Bir şeyi, başka bir şeymiş niyetiyle yapmak. / Umman. Deniz. Bahir. Derya. / Güvercin kuşu.
Çğl.Yümum
Aynı kökten:Müteyemmim Müteyemmimen Teyemmüm Teymim Yemame Yemm Yümum
Diyanet Meali:
Bunun üzerine Firavun askerleriyle birlikte onların peşine düştü de, deniz onları görülmedik bir şekilde kuşatıp yuttu.
20. TAHA / 79
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Firavun, kavmini daha da dall etti. Onları hidayete erdiremedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 D:LL K:VM HéDY .mid2298.ss20.as79.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-172xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#d:ll-dalalet#||#hédy-hidayet#x#D:LL#||#K:VM#||#HéDY#||#k:vm-kavim#||#d:ll-dalalet#||#hédy-hidayet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَضَلَّ فِرْعَوْنُ قَوْمَهُ وَمَا هَدَى
Ve edalle fir’avnu kavmehu ve mâ hedâ.
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Diyanet Meali:
Firavun, halkını saptırdı, onlara doğru yolu göstermedi.
20. TAHA / 80
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ey israiloğulları!
Sizi düşmanınızdan necat etmiştik. Tur'un eymen cenbinde size vaad etmiştik. Size menne ve selva inzal etmiştik.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 BNY SRY NCV A:DV VA:D CNB T:VR YMN NZL MNN SLV .mid2299.ss20.as80.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-175xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#bny-beni#||#a:dv-adüvv#||#va:d-vaad#||#cnb-cenb#||#mnn-menne#||#ymn-eymen#||#nzl-inzal#||#ncv-necat#||#slv-selva#||#t:vr-tur#||#sry-israiloğulları#||#snv-tur-u sina#x#BNY#||#SRY#||#NCV#||#A:DV#||#VA:D#||#CNB#||#T:VR#||#YMN#||#NZL#||#MNN#||#SLV#||#bny-beni#||#a:dv-adüvv#||#va:d-vaad#||#cnb-cenb#||#mnn-menne#||#ymn-eymen#||#nzl-inzal#||#ncv-necat#||#slv-selva#||#t:vr-tur#||#sry-israiloğulları#||#snv-tur-u sina#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَا بَنِي إِسْرَائِيلَ قَدْ أَنجَيْنَاكُم مِّنْ عَدُوِّكُمْ وَوَاعَدْنَاكُمْ جَانِبَ الطُّورِ الْأَيْمَنَ وَنَزَّلْنَا عَلَيْكُمُ الْمَنَّ وَالسَّلْوَى
Yâ benî isrâîle kad enceynâkum min aduvvikum ve vâadnâkum cânibet tûril eymene ve nezzelnâ aleykumul menne ves selvâ.
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
cenb
ج ن بCNB
Yan taraf. Koltuk altının aşağısı. Def'etmek, kovmak, uzaklaştırmak Müştak olmak. Bir yere gitmek için bir yere inmek. Birisinin sevdiğinden dolayı kararsız ve muztarib bulunmak. Büyük ve çok olan. Engin taraf. Şetmetmek, söğmek.
Çğl.ecnab
Aynı kökten:Canib cenab cenabet cenb ecnab cenub Cünnab cünüb ictinab mütecanib
Menn
menne
م ن نMNN
Nimet vermek. İyilik etmek, iyilikler. Minnet. Rıza. Esiri fidye almadan, ücretsiz salıvermek. Kesmek. Zayıf etmek. Ettiği iyiliği başa kakmak. İki batman ağırlık. Kudret helvası.
Aynı kökten:İmtinan İstimnan Memnun Memnunen Memnuniyyet Menn menne Mennan Mennane Menun Minnet Temenna
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
Selva
س ل وSLV
Bal, asel. Bıldırcının büyüğü. Kalb ferahlığı içeren kanaat ve sevgi hali.
Aynı kökten:Selv Selva Selvet Silv
Tur-u Sina
Sinin
س ن وSNV
Sina Dağı. / Sinenin tavrı, sureti. / İnsanda, düşünce ve benlik kısımlarını da içeren sine varlığına teşbih edilir.
Aynı kökten:Sena sene Sünun Sinin Senevat seneteyn Sina Tur-u Sina Sinin
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Tur
ط و رT:VR
Dağ. / Had ve mikdar.
Aynı kökten:Tavır tavr Etvar Tur
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Eymen
ي م نYMN
En meymenetli. En uğurlu. Sağ taraf.
Çğl.Eyamin
Aynı kökten:Eymen Eyamin Meymene Müsteymin Müteyemmen yemen yemin Eyman Eymün Yümn Yümün Yümna Yümnî
Diyanet Meali:
(Allah, şöyle dedi:) “Ey İsrailoğulları! Sizi düşmanınızdan kurtardık, size Tûr’un sağ yanını va’dettik ve size kudret helvası ile bıldırcın indirdik.”
20. TAHA / 81
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Sizi rızıklandırdığımız şeylerin tayyib olanlarından yeyin. Bunun hakkında tuğyan etmeyin. Yoksa üzerinize gazabım hal olur.
Gazabımın hall olduğu kimse… artık o, heva olmuştur.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 eKL T:YB RZK: T:G:Y HLL G:D:B HLL G:D:B HéVY .mid2300.ss20.as81.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-175xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#g:d:b-gazab#||#ekl-ekl#||#rzk:-rızk#||#t:g:y-tuğyan#||#hévy-heva#||#hll-hall#||#t:yb-tayyib#x#eKL#||#T:YB#||#RZK:#||#T:G:Y#||#HLL#||#G:D:B#||#HLL#||#G:D:B#||#HéVY#||#g:d:b-gazab#||#ekl-ekl#||#rzk:-rızk#||#t:g:y-tuğyan#||#hévy-heva#||#hll-hall#||#t:yb-tayyib#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كُلُوا مِن طَيِّبَاتِ مَا رَزَقْنَاكُمْ وَلَا تَطْغَوْا فِيهِ فَيَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبِي وَمَن يَحْلِلْ عَلَيْهِ غَضَبِي فَقَدْ هَوَى
Kulû min tayyibâti mâ rezaknâkum ve lâ tatgav fîhi fe yahılle aleykum gadabî ve men yahlil aleyhi gadabî fe kad hevâ.
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
Gazab
Gadab
غ ض بG:D:B
Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
Aynı kökten:Gazab Gadab Gazban Gadbân Gazub Guzbe İgzab Magzab Mugazebe Mugzib Mütegazzib Tegazzüb
Hâll
ح ل لHLL
Çözme, bağlı olan bir şeyi açma. Çözülme. Çözüm. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma. Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek. Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. Cezbe. Dert, keder, elem. Mecâl. Kuvvet. Susam yağı. Ezmek. Açmak. Dühul etmek, girmek. Giren, dâhil olan. İnen.
Aynı kökten:Helal Hill Hıll İhlal İstihlal Müstahill Müstehil Hal' Halel Ihtilal İhtilal İhlal Muhill Muhtell Tahallül Hâll Hulul Hulule İnhilal Münhal Münhallât Tahlil Mahall Mahâll Mahalle Mahallât
Hava
Hevâ
ه و يHéVY
Dünyayı çeviren atmosfer. Yer ile gök arası. Hafif yel. Bir binanın üzerine kat çıkma hakkı. Bir yerin hâli ve sıhhat bakımından durumu. Müzikte ezgili ses, sadâ.
Aynı kökten:Ehva Hava Hevâ Havaî Havâiyât Haviye Heva Ehviye Ehva Hevahî Hüvve Hevvât İstihva Tehviye
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
tuğyan
tugvan
ط غ يT:G:Y
Taşkınlık. Azgınlık. Haddi aşmak. Hadde tecavüz etmek. Zulüm ve küfürde çok ileri gitmek. Taşkın mizaçlılık. Resmi devlet kuvvetlerine karşı durmak. Asi olmak. Su baskını.
Aynı kökten:Itga Tagıye Tagut Tavagi Tagva Tagy Tagi Tagun tuğyan tugvan
tayyib
ط ي بT:YB
Bütün kainat yüzünde cemalleri görünen Esma-i Hüsna'nın cilveleri. / Hoş, temiz. / Bütün güzel sözler, güzel mânalar, harika güzel cemaller. / Helâlin her türlü şüphelerden uzak, saf ve temiz kısmı.
Dşl.TayyibeÇğl.tayyibat
Aynı kökten:mutayyeb mütetayyib tabe tayyib Tayyibe tayyibat Tıybe Tuba
Diyanet Meali:
“Size rızık olarak verdiğimiz şeylerin temiz ve helâl olanlarından yiyin. Bu konuda aşırı da gitmeyin, yoksa üzerinize gazabım iner. Gazabım da kimin üzerine inerse, o muhakkak helâk olmuş demektir.”
20. TAHA / 82
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak ki BEN,
• tevbe eden
• ve iman eden
• ve salih ameller işleyen kimse için elbette gaffarım.
Sonra o, ihtida olur.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 G:FR TVB eMN A:ML S:LH HéDY .mid2301.ss20.as82.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-175xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17xximanxxxxvaadxxhaberxxx#emn-iman#||#s:lh-salih amel#||#tvb-tevbe#||#g:fr-gaffar#||#hédy-ihtida#x#G:FR#||#TVB#||#eMN#||#A:ML#||#S:LH#||#HéDY#||#emn-iman#||#s:lh-salih amel#||#tvb-tevbe#||#g:fr-gaffar#||#hédy-ihtida#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنِّي لَغَفَّارٌ لِّمَن تَابَ وَآمَنَ وَعَمِلَ صَالِحًا ثُمَّ اهْتَدَى
Ve innî le gaffârun li men tâbe ve âmene ve amile sâlihan summehtedâ.
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
gaffar
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. Gafur. El Gaffar : Derde derman olmak, amana yardım etmek. Dayanılacak, ferahlık verici hali. Güvenmeyi temin edici feyli ilahi.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
İhtida
ه د يHéDY
Hidayet edilmek. Doğru yola erdirilmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
salih amel
ص ل حS:LH
Allah'ın emrini bizatihi duyarak, ve itaat ederek, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker esası ile yapılan ameller.
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
tevbe
Tövbe
ت و بTVB
Bir halden yada durumdan vaz geçmek veya geçirmek. / Caymak, vazgeçmek. Dönüş yapmak.
Aynı kökten:İstitabe Metab Taib Tetvibe tevbe Tövbe tevvab
Diyanet Meali:
“Şüphe yok ki ben, tövbe edip inanan ve salih ameller işleyen, sonra da doğru yol üzere devam eden kimse için son derece affediciyim.”
20. TAHA / 83
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Seni, kavminden daha acele ettiren şey nedir, ey Musa?"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 A:CL K:VM MVS .mid2302.ss20.as83.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#a:cl-acele#||#mvs-hz. musa#x#A:CL#||#K:VM#||#MVS#||#k:vm-kavim#||#a:cl-acele#||#mvs-hz. musa#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا أَعْجَلَكَ عَن قَوْمِكَ يَا مُوسَى
Ve mâ a’celeke an kavmike yâ mûsâ.
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Diyanet Meali:
(Mûsâ, Tûr’a varınca): “Seni, acele ile kavminden uzaklaştıran nedir, ey Mûsâ?” (dedik.)
20. TAHA / 84
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onlar, işte... eserimdeler.
Ben, razı olman için, SANA acele ettim Rabbim!" dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL eSéR A:CL RBB RD:V .mid2303.ss20.as84.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#a:cl-acele#||#rbb-rabb#||#esér-eser#||#rd:v-rıza#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eSéR#||#A:CL#||#RBB#||#RD:V#||#a:cl-acele#||#rbb-rabb#||#esér-eser#||#rd:v-rıza#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ هُمْ أُولَاء عَلَى أَثَرِي وَعَجِلْتُ إِلَيْكَ رَبِّ لِتَرْضَى
Kâle hum ulâi alâ eserî ve aciltu ileyke rabbi li terdâ.
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
eser
ا ث رeSéR
Ayak izi. İşaret. İz. Nişan. Abide. Yapı. Birinin meydana getirdiği şey. Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir. Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi. Öç alma, intikam. Âdet.
Çğl.Âsâr
Aynı kökten:eser Âsâr İsr Me'sere Meâsir Müessir Müessire Müteessir Teessür Teessürât Te'sir
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rıza
ر ض وRD:V
Memnunluk, hoşluk, razı olmak. İstek, arzu. Kendi isteği.
Aynı kökten:İrtiza' İrza İraza Marzî Marziyat Marziye Merzat marzat Müraza Mürazat Müterazi radi Râdiye Radiyen Rızaen razı rıdvan Rızvan rıza Tardiye Tarziye terazi
Diyanet Meali:
Mûsâ, şöyle dedi: “Onlar, işte onlar hemen arkamdalar. Rabbim! Sen hoşnut olasın diye, acele ederek sana geldim.”
20. TAHA / 85
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"BİZ, senin ardından kavmine fitne vermiştik. Samiri onları dalalete düşürdü."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL FTN K:VM BA:D D:LL SMR .mid2304.ss20.as85.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#ba:d-bad#||#d:ll-dalalet#||#ftn-fitne#||#smr-samiri#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#FTN#||#K:VM#||#BA:D#||#D:LL#||#SMR#||#k:vm-kavim#||#ba:d-bad#||#d:ll-dalalet#||#ftn-fitne#||#smr-samiri#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ فَإِنَّا قَدْ فَتَنَّا قَوْمَكَ مِن بَعْدِكَ وَأَضَلَّهُمُ السَّامِرِيُّ
Kâle fe innâ kad fetennâ kavmeke min ba’dike ve edallehumus sâmiriyy(sâmiriyyu).
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Samirî
س م رSMR
Hz. Musa zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi.
Aynı kökten:Samir Samirî Semir Sümr Sümre Sümret Semra
Diyanet Meali:
Allah, “Şüphesiz, biz senden sonra halkını sınadık; Sâmirî onları saptırdı” dedi.
20. TAHA / 86
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa, gazban ve esif olarak kavmine rücu etti. Dedi ki:
"Ey kavmim!
Rabbiniz, size hasene vaad ile vaad etmemiş miydi?
Ahd size tavl mı geldi?
Yoksa, Rabbinizden gazabın üzerinize hall olmasını mı irade ettiniz?
Artık bana olan vaadinizden, siz hilaf ettiniz!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 RCA: MVS K:VM G:D:B eSF K:VL K:VM VA:D RBB VA:D HSN T:VL A:HéD RVD HLL G:D:B RBB H:LF VA:D .mid2305.ss20.as86.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#rvd-irade#||#g:d:b-gazab#||#h:lf-hilaf#||#a:héd-ahd#||#rbb-rabb#||#va:d-vaad#||#t:vl-tavl#||#hll-hall#||#hsn-hasene#||#rca:-rücu#||#esf-esif#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#RCA:#||#MVS#||#K:VM#||#G:D:B#||#eSF#||#K:VL#||#K:VM#||#VA:D#||#RBB#||#VA:D#||#HSN#||#T:VL#||#A:HéD#||#RVD#||#HLL#||#G:D:B#||#RBB#||#H:LF#||#VA:D#||#k:vm-kavim#||#rvd-irade#||#g:d:b-gazab#||#h:lf-hilaf#||#a:héd-ahd#||#rbb-rabb#||#va:d-vaad#||#t:vl-tavl#||#hll-hall#||#hsn-hasene#||#rca:-rücu#||#esf-esif#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَرَجَعَ مُوسَى إِلَى قَوْمِهِ غَضْبَانَ أَسِفًا قَالَ يَا قَوْمِ أَلَمْ يَعِدْكُمْ رَبُّكُمْ وَعْدًا حَسَنًا أَفَطَالَ عَلَيْكُمُ الْعَهْدُ أَمْ أَرَدتُّمْ أَن يَحِلَّ عَلَيْكُمْ غَضَبٌ مِّن رَّبِّكُمْ فَأَخْلَفْتُم مَّوْعِدِي
Fe recea mûsâ ilâ kavmihî gadbâne esifâ(esifen), kâle yâ kavmi e lem yaıdkum rabbukum va’den hasenâ(hasenen), e fe tâle aleykumul ahdu em eredtum en yahılle aleykum gadabun min rabbikum fe ahleftum mev’ıdî.
ahd
ahid
ع ه دA:HéD
Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. Vasiyet.
Çğl.Uhud
Aynı kökten:ahd ahid Uhud Ahid Ma'hed Maahid Ma'hudiyyet Muahid müteahhid Müteahhidîn Taahhüd
Esif
ا س فeSF
Kederli, esefli, tasalı, gamlı.
Aynı kökten:Esef Esefa Esif Hz. Yusuf İsaf Maalesef Maa-t-teessüf Müessif Müessife Müteessif Teessüf Va Esefa
Gazab
Gadab
غ ض بG:D:B
Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
Aynı kökten:Gazab Gadab Gazban Gadbân Gazub Guzbe İgzab Magzab Mugazebe Mugzib Mütegazzib Tegazzüb
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Hâll
ح ل لHLL
Çözme, bağlı olan bir şeyi açma. Çözülme. Çözüm. Karışık bir mes'elenin içinden çıkma. Anlayıp karar vermek. Neticelendirmek. Durum, vaziyet. Görünüş. Tavır. Suret. Keyfiyet. Cezbe. Dert, keder, elem. Mecâl. Kuvvet. Susam yağı. Ezmek. Açmak. Dühul etmek, girmek. Giren, dâhil olan. İnen.
Aynı kökten:Helal Hill Hıll İhlal İstihlal Müstahill Müstehil Hal' Halel Ihtilal İhtilal İhlal Muhill Muhtell Tahallül Hâll Hulul Hulule İnhilal Münhal Münhallât Tahlil Mahall Mahâll Mahalle Mahallât
Hasen
hasene
ح س نHSN
İyi. Güzel. Hüsünlü. Güzellik. Güzel olmak. Güzel amel.
Çğl.Hasenat
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
tul
Tavl
ط و لT:VL
Boy. Uzunluk. Ömür ve hayat. Uzamak. Zaman çokluğu. Çokluk, bolluk.
Aynı kökten:atvel istitale Mattal Mattâle Mıtla Metâli mustatil mutavele tavil tetavül tul Tavl tula
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
Bunun üzerine Mûsâ, öfke dolu ve üzgün bir hâlde halkına döndü. “Ey kavmim! Rabbiniz, size güzel bir vaadde bulunmadı mı? (Ayrılışımdan sonra) çok zaman mı geçti, yoksa üzerinize Rabbinizden bir gazap inmesini mi istediniz de bana verdiğiniz söze uymadınız (ve buzağıya taptınız)?” dedi.
20. TAHA / 87
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 316
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki: "Sana vaadimizden, kendi melkimizle hilaf etmedik.
Fakat bize, kavmin ziynetinden vizrler hamil ettirilmişti. Artık kazf ettik. Ardından, Samiri de böyle ilka etti."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL H:LF VA:D MLK HML VZR ZYN K:VM K:ZéF LK:Y SMR .mid2306.ss20.as87.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf316.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#h:lf-hilaf#||#hml-haml#||#zyn-zeyn#||#va:d-vaad#||#k:zéf-kazf#||#lk:y-ilka#||#smr-samiri#||#mlk-melk#||#vzr-vizr#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#H:LF#||#VA:D#||#MLK#||#HML#||#VZR#||#ZYN#||#K:VM#||#K:ZéF#||#LK:Y#||#SMR#||#k:vm-kavim#||#h:lf-hilaf#||#hml-haml#||#zyn-zeyn#||#va:d-vaad#||#k:zéf-kazf#||#lk:y-ilka#||#smr-samiri#||#mlk-melk#||#vzr-vizr#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا مَا أَخْلَفْنَا مَوْعِدَكَ بِمَلْكِنَا وَلَكِنَّا حُمِّلْنَا أَوْزَارًا مِّن زِينَةِ الْقَوْمِ فَقَذَفْنَاهَا فَكَذَلِكَ أَلْقَى السَّامِرِيُّ
Kâlû mâ ahlefnâ mev’ıdeke bi melkinâ ve lâkinnâ hummilnâ evzâren min zînetil kavmi fe kazefnâhâ fe kezâlike elkâs sâmiriyy(sâmiriyyu).
Hilaf
خ ل فH:LF
Ters, karşı, zıd. Karşı koymak. Muhalefet etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Kazf
ق ذ فK:ZéF
Atmak. İftira atmak. Namuslu bir kadına zina isnad etmek.
Aynı kökten:Ekzef Akzef Kazef Kazf Kazife Kazzafe Makzuf Mukazefe Takzif
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Melk
م ل كMLK
Kudret, kuvvet. Şiddet. Mübalağa.
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Samirî
س م رSMR
Hz. Musa zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi.
Aynı kökten:Samir Samirî Semir Sümr Sümre Sümret Semra
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Vizr
و ز رVZR
Günah. Yük. Ağırlık. Silâh. Sırta vurulan ağır yük. Yük götürmek. Yük taşımak.
Çğl.Evzar
Aynı kökten:Vâzir Vâzire Vezer Evzar Vezir Vüzera Vezr Vizr Evzar Vüzur
Zeyn
ز ي نZYN
Zinet, süs. Süslemek.
Aynı kökten:Mütezeyyin Müzeyyen Müzeyyenât Müzeyyin Tezeyyün Tezeyyünât Tezyin Tezyinât Zeyn Zinet Ziynet
Diyanet Meali:
Şöyle dediler: “Sana verdiğimiz sözden kendi isteğimizle caymış değiliz. Fakat biz Mısır halkının mücevheratından yüklü miktarlarda takınmıştık. İşte onları ateşe attık. Sâmirî de aynı şekilde attı.”
20. TAHA / 88
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından onlar için, havrı olan dişi buzağı cesedi ihrac etti.
Ardından dediler ki:
"Bu sizin ilahınızdır ve de Musa'nın ilahıdır... ancak o, unuttu."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 H:RC A:CL CSD H:VR K:VL eLHé eLHé MVS NSY .mid2307.ss20.as88.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#elhé-ilah#||#a:cl-icle#||#nsy-nisyan#||#h:vr-havr#||#csd-cesed#||#h:rc-ihrac#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#H:RC#||#A:CL#||#CSD#||#H:VR#||#K:VL#||#eLHé#||#eLHé#||#MVS#||#NSY#||#elhé-ilah#||#a:cl-icle#||#nsy-nisyan#||#h:vr-havr#||#csd-cesed#||#h:rc-ihrac#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَخْرَجَ لَهُمْ عِجْلًا جَسَدًا لَهُ خُوَارٌ فَقَالُوا هَذَا إِلَهُكُمْ وَإِلَهُ مُوسَى فَنَسِيَ
Fe ahrece lehum ıclen ceseden lehu huvârun fe kâlû hâzâ ilâhukum ve ilâhu mûsâ fe nesiy(nesiye).
icle
İclet
ع ج لA:CL
Düve. Dişi buzağı. Bir cins ot. Kırba.
Çğl.Ucul
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
Cesed
ceset
ج س دCSD
Ten, gövde, vücut, beden. Cansız gövde. Heykel.
Çğl.Ecsad
Aynı kökten:Cesed ceset Ecsad Micsed Mütecessid Tecessüd
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Havr
خ و رH:VR
Gürültü etmek.
Aynı kökten:Havr Havra Huvar
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
Nisyan
ن س يNSY
Unutmak, hatırdan çıkarmak.
Aynı kökten:İnsa Mensî Mensiyye Mensiyat Mensiyet Mensiyy Münasat Nasi Nesi' Nesy Ensa Nesyen Mensiyyen Nisyan Tenasi
Diyanet Meali:
Böylece (Sâmirî) onlar için böğürmesi olan bir buzağı heykeli ortaya çıkardı. (Sâmirî ve adamları) “Bu sizin de ilâhınızdır, Mûsâ’nın da ilâhıdır. Öyle iken Mûsâ, (ilâhını burada) unuttu (da onu Tûr’da aramaya gitti)” dediler.
20. TAHA / 89
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar, onun, kavil ederek kendilerine rücu edemediğini ve kendilerine darr ve de menfaat vermeye malik olmadığını görmüyorlar mıydı?
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 ReY RCA: K:VL MLK D:RR NFA: .mid2308.ss20.as89.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#d:rr-darr#||#nfa:-nafia#||#mlk-malik#||#rca:-rücu#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#RCA:#||#K:VL#||#MLK#||#D:RR#||#NFA:#||#d:rr-darr#||#nfa:-nafia#||#mlk-malik#||#rca:-rücu#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَلَا يَرَوْنَ أَلَّا يَرْجِعُ إِلَيْهِمْ قَوْلًا وَلَا يَمْلِكُ لَهُمْ ضَرًّا وَلَا نَفْعًا
E fe lâ yerevne ellâ yerciu ileyhim kavlen ve lâ yemliku lehum darren ve lâ nef’â(nef’an).
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
malik
م ل كMLK
Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan. Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
nafia
ن ف عNFA:
Faydalı işler. Menfaatli olanlar. İnşaat işleri.
Aynı kökten:enfa' menfaat Menafi' nafi nafia Nef'î Nifa'
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
Onlar bu heykelin, sözlerine karşılık vermediğini, kendilerinden hiçbir zararı uzaklaştıramayacağını ve onlara hiçbir fayda sağlayamayacağını görmezler mi?
20. TAHA / 90
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Önceden Harun onlara demişti ki:
"Ey kavmim!
Muhakkak bununla, ancak, fitneye düştünüz.
Muhakkak ki Rabbiniz rahmandır. Artık bana tabi olun ve emrime itaat edin."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL HRN K:BL K:VM FTN RBB RHM TBA: T:VA: eMR .mid2309.ss20.as90.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#k:vm-kavim#||#k:bl-kabl#||#t:va:-itaat#||#tba:-tabi#||#emr-umur#||#emr-emir#||#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#ftn-fitne#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#HRN#||#K:BL#||#K:VM#||#FTN#||#RBB#||#RHM#||#TBA:#||#T:VA:#||#eMR#||#k:vm-kavim#||#k:bl-kabl#||#t:va:-itaat#||#tba:-tabi#||#emr-umur#||#emr-emir#||#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#ftn-fitne#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ قَالَ لَهُمْ هَارُونُ مِن قَبْلُ يَا قَوْمِ إِنَّمَا فُتِنتُم بِهِ وَإِنَّ رَبَّكُمُ الرَّحْمَنُ فَاتَّبِعُونِي وَأَطِيعُوا أَمْرِي
Ve lekad kâle lehum hârûnu min kablu yâ kavmi innemâ futintum bih(bihî) ve inne rabbekumur rahmânu fettebiûnî ve etîû emrî.
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
emr
emir
ا م رeMR
İş buyurma. Buyurulan şey. Madde, husus, hadise.
Çğl.EvamirÇğl.Umur
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
Hz. Harun
HRN
İlerlemeyi reddeden, geri geri giden, / itaatten beri duran.
Aynı kökten:Harun Harunî Hiran Hz. Harun
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
itaat
ط و عT:VA:
Alınan emre uymak. Söz dinlemek. / Boyun eğmek. / Amirin meşru emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek. / (meşruiyet ve isteklilik içerir)
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Diyanet Meali:
Andolsun, Hârûn onlara daha önce şöyle demişti: “Ey kavmim! Siz bununla yalnızca imtihan edildiniz. Doğrusu sizin Rabbiniz ancak Rahmân’dır. Öyleyse bana uyun ve emrime itaat edin.”
20. TAHA / 91
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Musa bize rücu edinceye kadar buna akif olmaya berh etmeyeceğiz."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL BRH A:KF RCA: MVS .mid2310.ss20.as91.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#rca:-rücu#||#a:kf-akif#||#brh-berh#||#a:kf-akif#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#BRH#||#A:KF#||#RCA:#||#MVS#||#rca:-rücu#||#a:kf-akif#||#brh-berh#||#a:kf-akif#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا لَن نَّبْرَحَ عَلَيْهِ عَاكِفِينَ حَتَّى يَرْجِعَ إِلَيْنَا مُوسَى
Kâlû len nebreha aleyhi âkifîne hattâ yercia ileynâ mûsâ.
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
Berh
Berah
ب ر حBRH
Şiddet, eziyet, meşakkat, zorluk, zahmet. / Gitmek, terketmek.
Aynı kökten:Berh Berah Bürhe Bürhin Ebrah Tebrih Tebârih Berah Berrah
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
Onlar da, “Mûsâ bize dönünceye kadar buzağıya ibadet etmeye devam edeceğiz” dediler.
20. TAHA / 92
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki: "Ey Harun!
Dalalete düştüklerini gördüğünde sana mani olan eden neydi?"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL HRN MNA: ReY D:LL .mid2311.ss20.as92.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#mna:-mani#||#d:ll-dalalet#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#K:VL#||#HRN#||#MNA:#||#ReY#||#D:LL#||#mna:-mani#||#d:ll-dalalet#||#hrn-hz. harun#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ يَا هَارُونُ مَا مَنَعَكَ إِذْ رَأَيْتَهُمْ ضَلُّوا
Kâle yâ hârûnu mâ meneake iz reeytehum dallû.
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
Hz. Harun
HRN
İlerlemeyi reddeden, geri geri giden, / itaatten beri duran.
Aynı kökten:Harun Harunî Hiran Hz. Harun
Mâni'
Mania
م ن عMNA:
Men'eden. Geri bırakan. Esirgeyen. Koruyan. Engel. Özür. Zorluk. El Mani : Herşeyde bir mani, engel olma tecellisi vardır.
Aynı kökten:Mâni' Mania Memnu' Memnua Memnuat Men' Men'â Menaî Mennâ' Menun Temni'
Diyanet Meali:
Mûsâ, (Tûr’dan dönünce) şöyle dedi: “Ey Hârûn! Saptıklarını gördüğün zaman bana uymana ne engel oldu? Yoksa emrime karşı mı geldin?”
20. TAHA / 93
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Bana tâbi olmadın! Artık emrime asi mi oluyorsun?"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 TBA: A:S:Y eMR .mid2312.ss20.as93.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#tba:-tabi#||#a:s:y-asi#||#emr-emir#x#TBA:#||#A:S:Y#||#eMR#||#tba:-tabi#||#a:s:y-asi#||#emr-emir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَّا تَتَّبِعَنِ أَفَعَصَيْتَ أَمْرِي
Ellâ tettebian(tettebiani), e fe asayte emrî.
Asi
ع ص يA:S:Y
Çok isyan eden, çok isyancı.
Aynı kökten:Asi Âsi Âsûn Usat Asy İsti'sa' isyan Ma'siyyet Muasat Muasî
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
20. TAHA / 94
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Ey anam oğlu!
Sakalımı ve de reisimi ahz etme.
Muhakkak ben, İsrailoğulları arasında fark gözettin ve kavlime rakib oldun demenden haşy ettim" dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL eMM eH:Zé LHY ReS H:ŞY K:VL FRK: BYN BNY SRY RK:B K:VL .mid2313.ss20.as94.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#bny-beni#||#byn-beyn#||#rk:b-rakib#||#eh:zé-ahz#||#h:şy-haşy#||#frk:-fark#||#emm-ümm#||#res-reis#||#lhy-lihye#||#sry-israiloğulları#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eMM#||#eH:Zé#||#LHY#||#ReS#||#H:ŞY#||#K:VL#||#FRK:#||#BYN#||#BNY#||#SRY#||#RK:B#||#K:VL#||#bny-beni#||#byn-beyn#||#rk:b-rakib#||#eh:zé-ahz#||#h:şy-haşy#||#frk:-fark#||#emm-ümm#||#res-reis#||#lhy-lihye#||#sry-israiloğulları#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ يَا ابْنَ أُمَّ لَا تَأْخُذْ بِلِحْيَتِي وَلَا بِرَأْسِي إِنِّي خَشِيتُ أَن تَقُولَ فَرَّقْتَ بَيْنَ بَنِي إِسْرَائِيلَ وَلَمْ تَرْقُبْ قَوْلِي
Kâle yebneumme lâ te’huz bi lıhyetî ve lâ bi re’sî, innî haşîtu en tekûle ferrakte beyne benî isrâîle ve lem terkub kavlî.
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
ahz
ا خ ذeH:Zé
Ele geçirmek. Elde etmek. Alma. Tutma. Esir alma. Kabul etme. Zorla alma. / İşkence etme. // türetilen-çıkarsanan, kabul edilmiş / bir antlaşmayı kabul etmek / sarsılmış-etkilenmiş / ustalık kazanmak, yok etmek, cezbetmek, büyülemek.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ümm
ümmü
ا م مeMM
Ana, anne, vâlide. Nine. Asıl, esas. Başlıca olan şey.
Çğl.Ümmehat
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
fark
ف ر قFRK:
Ayrılık, başkalık. Ayırma, ayrılma, seçilme. Ayırma vasfı, alameti. Bölüm. / Başın tepesi, baştaki saçın ikiye ayrıldığı yer.
Çğl.füruk
Aynı kökten:Alamet-i Farika Hassa-i Farika Efrak Fârık Fârika Farıkat fark füruk faruk Ferîk fırka Firk Firkat Fürkat Furkan Fürkat Firâk İftirak İnfirak İstifrak Mefrak Mefrik Mefarik Mefruk Müfarık Müferrak Müferrik Müfterik Münferik Mütefarik Müteferrik Tefarik Tefarik-ul Asa Teferruk Tefrik Tefrika
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
Lihye
ل ح يLHY
Sakal.
Çğl.Liha
Aynı kökten:İltiha' Lahy Lihye Liha Mültehî
Re's
Reis
ر ا سReS
Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis. Başkan. Sermaye.
Çğl.Rüesa
Aynı kökten:Re's Reis Rüesa
Rakib
Rakıb
ر ق بRK:B
Daima görüp kontrol eden, gözeten. Bekçi. Herhangi bir işte birbirinden üstün olmaya çalışanlardan her biri, Rakib. Rekabet eden. Gözeten, bekleyen. Er Rakib : ALLAH'ın her zuhuratı birbirine rakib olmak ile, sevginin tatlılaşmasını temin etmiş oluyor.
Çğl.RakibanÇğl.Rukaba'
Aynı kökten:İrtikab İstirkab Merkab Murakabe Murakıb Mürtekıb Müterakkıb Rakabe Rikab Rakabat Rakb Rakib Rakıb Rakiban Rukaba' Rekabet Rekub Rukba Terakkub Terakkubât
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Diyanet Meali:
Hârûn: “Ey anam oğlu! Saçımı sakalımı çekme. Şüphesiz ben, İsrailoğullarının arasını açtın, sözüme uymadın demenden korktum” dedi.
20. TAHA / 95
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki: "Ya senin hatbın neydi, ey Samiri?"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL H:T:B SMR .mid2314.ss20.as95.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#h:t:b-hatb#||#smr-samiri#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#H:T:B#||#SMR#||#h:t:b-hatb#||#smr-samiri#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ فَمَا خَطْبُكَ يَا سَامِرِيُّ
Kâle fe mâ hatbuke yâ sâmiriyy(sâmiriyyu).
hatb
خ ط بH:T:B
Mühim iş. İstemek. Konuşmak. Nida.
Çğl.hatub
Aynı kökten:hatb hatub hatib hıtbe hitab hutbe muhatab
Samirî
س م رSMR
Hz. Musa zamanında Yahudileri şirke sevk eden. Hz. Musa'nın bulunmadığı yerde kavmini yaptığı buzağı heykeline taptırmağa çalışan bir yahudi.
Aynı kökten:Samir Samirî Semir Sümr Sümre Sümret Semra
Diyanet Meali:
Mûsâ, “Ya senin derdin neydi ey Sâmirî?” dedi.
20. TAHA / 96
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onların, onda basar olmadıkları şeye basar oldum.
Ardından Rasulün eserinden kabz ile kabz ettim ve ardından onu nebz ettim.
Nefsim beni böyle tesvil etti." dedi.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL BS:R BS:R K:BD: K:BD: eSéR RSL NBZé SVL NFS .mid2315.ss20.as96.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#nfs-nefs#||#nbzé-nebz#||#esér-eser#||#svl-tesvil#||#rsl-rasul#||#k:bd:-kabz#||#bs:r-basar#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#BS:R#||#BS:R#||#K:BD:#||#K:BD:#||#eSéR#||#RSL#||#NBZé#||#SVL#||#NFS#||#nfs-nefs#||#nbzé-nebz#||#esér-eser#||#svl-tesvil#||#rsl-rasul#||#k:bd:-kabz#||#bs:r-basar#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ بَصُرْتُ بِمَا لَمْ يَبْصُرُوا بِهِ فَقَبَضْتُ قَبْضَةً مِّنْ أَثَرِ الرَّسُولِ فَنَبَذْتُهَا وَكَذَلِكَ سَوَّلَتْ لِي نَفْسِي
Kâle basurtu bi mâ lem yabsurû bihî fe kabadtu kabdaten min eserir resûli fe nebeztuhâ ve kezâlike sevvelet lî nefsî.
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
eser
ا ث رeSéR
Ayak izi. İşaret. İz. Nişan. Abide. Yapı. Birinin meydana getirdiği şey. Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir. Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi. Öç alma, intikam. Âdet.
Çğl.Âsâr
Aynı kökten:eser Âsâr İsr Me'sere Meâsir Müessir Müessire Müteessir Teessür Teessürât Te'sir
Kabz
ق ب ضK:BD:
Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak. Tahsil etmek. Teslim almak. Amelde zorluk çekmek. Kuşun süratle uçması. Mülk.
Aynı kökten:Kabız Kabz Kabza Kabzımal kabz-ı mal Kubza kabza Kubzât Makbız Makbuz Makbuzat Mukabbız Munkabız Münkabız Mütekabbız Takabbuz Takabbuzât Takabuz Takbiz
Nebz
ن ب ذNBZé
Bırakmak. Atmak. Antlaşmayı feshetmek, tek taraflı çekilmek. Yürürlükten kaldırmak. Az miktar, cüz'i.
Aynı kökten:Müntebiz Nebz Nebze
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Tesvil
س و لSVL
Kötü bir şeyi güzel göstererek aldatma. Tezyin etmek, süslemek.
Çğl.Tesvilât
Aynı kökten:Tesvil Tesvilât xoxox
Diyanet Meali:
Sâmirî, şöyle dedi: “Ben onların görmediği şeyi gördüm. Elçinin izinden bir avuç avuçladım da onu attım. Böyle yapmayı bana nefsim güzel gösterdi.”
20. TAHA / 97
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Artık zehab oldun!
Artık muhakkak, senin için hayat boyunca, 'Bana misas etmeyin!' demek vardır!
Muhakkak senin için vaad edilen... ondan ihlaf edemeyeceksin!
Ona zıll et!... akif olup durduğun ilahına!
BİZ onu elbette hark edeceğiz... sonra da nesf ederek ummanda nesf edeceğiz!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17 K:VL ZéHéB HYY K:VL MSS VA:D H:LF NZ:R eLHé Z:LL A:KF HRK: NSF YMM NSF .mid2316.ss20.as97.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxxxkissa-musa-171xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -17x#elhé-ilah#||#h:lf-ihlaf#||#mss-misas#||#va:d-vaad#||#z:ll-zıll#||#a:kf-akif#||#hrk:-hark#||#nsf-nesf#||#nz:r-nazar#||#zéhéb-zehab#||#hyy-hayat#||#a:kf-akif#||#ymm-yemm#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#ZéHéB#||#HYY#||#K:VL#||#MSS#||#VA:D#||#H:LF#||#NZ:R#||#eLHé#||#Z:LL#||#A:KF#||#HRK:#||#NSF#||#YMM#||#NSF#||#elhé-ilah#||#h:lf-ihlaf#||#mss-misas#||#va:d-vaad#||#z:ll-zıll#||#a:kf-akif#||#hrk:-hark#||#nsf-nesf#||#nz:r-nazar#||#zéhéb-zehab#||#hyy-hayat#||#a:kf-akif#||#ymm-yemm#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ فَاذْهَبْ فَإِنَّ لَكَ فِي الْحَيَاةِ أَن تَقُولَ لَا مِسَاسَ وَإِنَّ لَكَ مَوْعِدًا لَّنْ تُخْلَفَهُ وَانظُرْ إِلَى إِلَهِكَ الَّذِي ظَلْتَ عَلَيْهِ عَاكِفًا لَّنُحَرِّقَنَّهُ ثُمَّ لَنَنسِفَنَّهُ فِي الْيَمِّ نَسْفًا
Kâle fezheb fe inne leke fîl hayâti en tekûle lâ misâse ve inne leke mev’ıden len tuhlefeh(tuhlefehu), vanzur ilâ ilâhikellezî zalte aleyhi âkifâ(âkifen), le nuharrikannehu summe le nensifennehu fîl yemmi nesfâ(nesfen).
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
İhlaf
خ ل فH:LF
Yemin vermek. Yemin etmek. Yok etmek. Telef etmek.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Hark
ح ر قHRK:
Yakmak. Yanmak. Yangın.
Aynı kökten:Harık Hark Harraka Hırkat Hurka Hurkat Mahruk Muharrak Muharrik
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Misas
م س سMSS
El sürme, değme, dokunma. Cima etmek. Almak.
Aynı kökten:Emess Mass mess Misas Mümas Mümasse mütemass Temass temas
Nesf
ن س فNSF
Bir yapıyı temelinden yıkma. / ufalamak, savurmak
Aynı kökten:İnsaf Minsef Menâsif Nesf Nesfe
nazar
ن ظ رNZ:R
Göz atmak. Beklemek, izlemek. Ertelemek. Düşünmek, ibret almak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek. Gözdeğmesi. İltifat. İtibar.
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Yemm
ي م مYMM
Kast etmek. Bir şeyi bir şeyin yerine koymak. Bir şeyi, başka bir şeymiş niyetiyle yapmak. / Umman. Deniz. Bahir. Derya. / Güvercin kuşu.
Çğl.Yümum
Aynı kökten:Müteyemmim Müteyemmimen Teyemmüm Teymim Yemame Yemm Yümum
Zıll
ظ ل لZ:LL
Gölge. Perde. Mc: Sahip çıkma, koruma, himaye etme.
Çğl.AzlalÇğl.ZululÇğl.Zılal
Aynı kökten:İstizlal İzlal Mazalle Mazâil Mustazill Mutazallil Muzallel Müstazıll Tazallül Tazlil Zalil Zıll Azlal Zulul Zılal Zılliyet Zulle Zulel
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
Mûsâ, “Çekil git! Artık sen hayatın boyunca (hastalanıp) “Bana dokunmak yok!” diyeceksin. Senin için, asla kaçamayacağın bir ceza daha var. Hele şu ibadet edip durduğun ilâhına bak! Biz onu elbette yakacağız ve onu muhakkak denize savuracağız.
20. TAHA / 98
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 317
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
İlahınız ancak, O'ndan başka ilah olmayan ALLAH'tır. O, ilim olarak herşeye tevessü etmiştir.
eLHé eLHé VSA: KLL ŞYe A:LM .mid2317.ss20.as98.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf317.sure.20.xxxx#şye-şey#||#kll-külli#||#elhé-ilah#||#a:lm-ilim#||#vsa:-tevessü#x#eLHé#||#eLHé#||#VSA:#||#KLL#||#ŞYe#||#A:LM#||#şye-şey#||#kll-külli#||#elhé-ilah#||#a:lm-ilim#||#vsa:-tevessü#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّمَا إِلَهُكُمُ اللَّهُ الَّذِي لَا إِلَهَ إِلَّا هُوَ وَسِعَ كُلَّ شَيْءٍ عِلْمًا
İnnemâ ilâhukumullâhullezî lâ ilâhe illâ hûv(huve), vesia kulle şey’in ilmâ(ilmen).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Tevessü'
و س عVSA:
Genişleme, yayılma. Vüs'at bulma. Zahmetsiz herkese yer bulunma.
Çğl.Tevessüât
Aynı kökten:Hz. Elyasa Musi' Müttesi' Tevessü' Tevessüât Vâsi' Vasia Vesi' Vesia vesia Vüs' Vüs'at
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Sizin ilâhınız ancak kendisinden başka hiçbir ilâh bulunmayan Allah’tır. O, ilmiyle her şeyi kuşatmıştır.
20. TAHA / 99
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Böyledir!...
Sabık olmuşların haberlerinden sana kıssa ediyoruz.
Sana BİZ'im VARLIĞIMIZDAN zikir vermiş olduk!
K:S:S: NBe SBK: eTY LDN ZéKR .mid2318.ss20.as99.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxx#ldn-ledun#||#nbe-nebe#||#k:s:s:-kıssa#||#zékr-zikir#||#sbk:-sabık#||#ety-xxoxx#x#K:S:S:#||#NBe#||#SBK:#||#eTY#||#LDN#||#ZéKR#||#ldn-ledun#||#nbe-nebe#||#k:s:s:-kıssa#||#zékr-zikir#||#sbk:-sabık#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كَذَلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنبَاء مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ آتَيْنَاكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا
Kezâlike nakussu aleyke min enbâi mâ kad sebak(sebaka), ve kad âteynâke min ledunnâ zikrâ(zikren).
kıssa
ق ص صK:S:S:
Kıssa, hikaye. Kısa anlatım.
Çğl.kısas
Aynı kökten:iktisas kasas kısas kıssa kısas mukassa takas
leda
ledun
ل د نLDN
Vücud. Varlık. Zata ilişkin olan.
Aynı kökten:leda ledun
nebe'
ن ب اNBe
Yeni haber. / Haber ile Nebe nin farkı: Haber; olan olmuştur, haberi ardından yapılır. Nebe; olan henüz olmamıştır, haberi gelmekle beraber olur.
Aynı kökten:nebe' nebevi nebi enbiya nübüvvet
Sabık
sabıka
س ب قSBK:
Geçmiş. Önceki. / Zamanca veya rütbece ileride olan. / Eskiden işlenmiş suç.
Çğl.SâbıkûnÇğl.Sevabık
Aynı kökten:İstibak Masebak Mesbuk Münsebik Müsabaka Müsabakat Müsabık Müstebık Mütesabık Mütesabıka Sabık sabıka Sâbıkûn Sevabık Sâbıkan Sebak Esbâk Sebbak Sebike sebk Sebkat Sibak Tesabuk Tesbik Tesbikat
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur’an) verdik.
20. TAHA / 100
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ondan iraz olan kimse… muhakkak o, kıyamet yevminde, vizre hamil olacaktır.
A:RD: HML YVM K:VM VZR .mid2319.ss20.as100.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#k:vm-kıyamet#||#hml-haml#||#yvm-yevm#||#a:rd:-iraz#||#vzr-vizr#x#A:RD:#||#HML#||#YVM#||#K:VM#||#VZR#||#k:vm-kıyamet#||#hml-haml#||#yvm-yevm#||#a:rd:-iraz#||#vzr-vizr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُ يَحْمِلُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ وِزْرًا
Men a’rada anhu fe innehu yahmilu yevmel kıyâmeti vizrâ(vizren).
İ'raz
ع ر ضA:RD:
Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Vizr
و ز رVZR
Günah. Yük. Ağırlık. Silâh. Sırta vurulan ağır yük. Yük götürmek. Yük taşımak.
Çğl.Evzar
Aynı kökten:Vâzir Vâzire Vezer Evzar Vezir Vüzera Vezr Vizr Evzar Vüzur
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.
20. TAHA / 101
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar orada ebedi olacaklardır.
Kıyamet yevminde, onlara ne de sui hamldır!
H:LD SVe YVM K:VM HML .mid2320.ss20.as101.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#k:vm-kıyamet#||#sve-sui#||#hml-haml#||#yvm-yevm#||#h:ld-halid#x#H:LD#||#SVe#||#YVM#||#K:VM#||#HML#||#k:vm-kıyamet#||#sve-sui#||#hml-haml#||#yvm-yevm#||#h:ld-halid#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
خَالِدِينَ فِيهِ وَسَاء لَهُمْ يَوْمَ الْقِيَامَةِ حِمْلًا
Hâlidîne fîh(fîhi), ve sâe lehum yevmel kıyâmeti hımlâ(hımlen).
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sûra üfürüleceği gün, bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!
20. TAHA / 102
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Sura nefh edilen yevmde... izin yevminde, mücrimleri, yüzü-gözü gömgök olmuş şekilde haşr ederiz.
YVM NFH: S:VR HŞR CRM ZRK: .mid2321.ss20.as102.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#hşr-haşr#||#yvm-yevm#||#nfh:-nefh#||#crm-mücrim#||#s:vr-sur#||#zrk:-zürkum#x#YVM#||#NFH:#||#S:VR#||#HŞR#||#CRM#||#ZRK:#||#hşr-haşr#||#yvm-yevm#||#nfh:-nefh#||#crm-mücrim#||#s:vr-sur#||#zrk:-zürkum#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَ يُنفَخُ فِي الصُّورِ وَنَحْشُرُ الْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا
Yevme yunfehu fîs sûri ve nahşurul mucrimîne yevme izin zurkâ(zurkan).
Mücrim
ج ر مCRM
Cürüm ve kabahat işlemiş olan. Suçlu.
Çğl.Mücrimîn
Aynı kökten:Carim Ceram Cerim Cirâm Cerame Cerem Cerim Ceraim Cerime Cereme Cerm Cürüm Cirm Ecram Cirman Cürm Cürüm İcram İctiram Lacerem Lacereme Mücrim Mücrimîn Tecrim
Haşr
Haşir
ح ش رHŞR
Toplanmak, bir yere birikmek. Toplama, cem'etmek. Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları.
Aynı kökten:Hâşir Haşır Haşr Haşir mahşer Tahşir
Nefh
ن ف خNFH:
Üflemek, şişmek, üfürük. Kaba kuşluk vaktine varmak.
Aynı kökten:Müntefih Nafih Nefh Nefha Teneffuh Tenfih Tenfihât
Suret
ص و رS:VR
Biçim, görünüş. Kılık. Tarz. Yol. Gidiş. Hal. Tasvir. Dıştan görünen şekil. Çare. Kıyamet günü İsrafil Aleyhisselâm'ın çalacağı boru. Boynuzdan yapılan av düdüğü.
Çğl.SurÇğl.Suver
Aynı kökten:Musavver Musavvir Musavvire Mutasavver Mutasavvir Suret Sur Suver Surî Tasavvur Tasavvurat Tasvir Tasvirat Tesavir
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Zürkum
ز ر قZRK:
Gözü, çehresi gömgök kimse.
Aynı kökten:Ezrak Zerk Zerrak Zürka Zürkat Zürkum
Diyanet Meali:
O gün günahkârları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.
20. TAHA / 103
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Aşr dışında lebs olmadınız." diye, aralarında haft ettiler.
H:FT BYN LBSé A:ŞR .mid2322.ss20.as103.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxx#byn-beyn#||#a:şr-aşr#||#lbsé-lebs#||#h:ft-haft#x#H:FT#||#BYN#||#LBSé#||#A:ŞR#||#byn-beyn#||#a:şr-aşr#||#lbsé-lebs#||#h:ft-haft#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَتَخَافَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا
Yetehâfetûne beynehum in lebistum illâ aşrâ(aşren).
aşr
Aşir
ع ش رA:ŞR
On. On adetten birisini almak. On etmek. Onluk, on tanelik bölüm. Onda bir. On kısma taksim edilen bir şeyin herbir parçası. Kur'an-ı Kerimin on cüz'ünden herbiri veya on ayetlik bir parçası. Refakatçi. Çokluk. Şirket. Dost, yardımcı, yardak. Koca. Kabile. Kötülükte yardımcılık eden. Sahip. Toz.
Aynı kökten:Aşir Aşiret aşr Aşir İşrin Mi'şar Muaşşer Muaşşir Öşür A'şar
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Haft
خ ف تH:FT
Sâkin olmak. / Sözü gizlice söylemek.
Aynı kökten:Haft
Lebs
ل ب ثLBSé
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
Diyanet Meali:
Aralarında birbirlerine “(Dünya’da) sadece on (gün) kaldınız” diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, “Siz sadece bir gün kaldınız” diyecektir.
20. TAHA / 104
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Onların kavil ettikleri şeylere BİZ alimiz!
Tarık olarak emsal olanları der ki: "Siz, sadece, bir yevm lebs oldunuz!"
A:LM K:VL K:VL MSéL T:RK: LBSé YVM .mid2323.ss20.as104.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#yvm-yevm#||#a:lm-alim#||#msél-misal#||#lbsé-lebs#||#t:rk:-tarık#||#k:vl-xxoxx#x#A:LM#||#K:VL#||#K:VL#||#MSéL#||#T:RK:#||#LBSé#||#YVM#||#yvm-yevm#||#a:lm-alim#||#msél-misal#||#lbsé-lebs#||#t:rk:-tarık#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
نَحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا
Nahnu a’lemu bimâ yekûlûne iz yekûlu emseluhum tarîkaten in lebistum illâ yevmâ(yevmen).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Lebs
ل ب ثLBSé
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
misal
م ث لMSéL
Bir şeyin benzer hali. Benzer. Örnek. Düş. Rüya. Ahlak ve adabla ilgili kıssa ve hikaye. Bir şeyin örneği ve sıfatı. Kısas. Heykel, put. Mat: Kat sayı.
Çğl.MüsülÇğl.Emsal
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
tarık
ط ر قT:RK:
Şiddetle çarpan, vuran, gece gelen şey. Dövme, çalma, ayaklarını yere vurma, davul çalma. Gece gelen kimse. Zulmette hâsıl olan belâ ve musibetler. Sabah yıldızı. (Zühre). Yol, cadde. Sebep, vesile, vasıta. Maişeti te'min etmek için tutulan meslek, geçinmek için yapılan iş.
Çğl.atrakÇğl.Etrika
Aynı kökten:Itrak Matruk Mıtrak Mıtraka Metârık Mutatarrik Mutreka Mütrık tarık atrak Etrika tark Tarraka Tatarruk Tatrik Türk Etrak Türkân
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
20. TAHA / 105
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Sana dağlardan sual ederler.
De ki:
"Rabbim onları nesf edip, nesf edecek!"
SeL CBL K:VL NSF RBB NSF .mid2324.ss20.as105.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxx#cbl-cebel#||#rbb-rabb#||#sel-sual#||#nsf-nesf#||#k:vl-xxoxx#x#SeL#||#CBL#||#K:VL#||#NSF#||#RBB#||#NSF#||#cbl-cebel#||#rbb-rabb#||#sel-sual#||#nsf-nesf#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَيَسْأَلُونَكَ عَنِ الْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّي نَسْفًا
Ve yes’elûneke anil cibâli fe kul yensifuhâ rabbî nesfâ(nesfen).
cebel
ج ب لCBL
Dağ.
Çğl.Cibal
Aynı kökten:cebel Cibal Cebl Cibill Cibillât Cibillet Cibillî Ciblet Cüble
Nesf
ن س فNSF
Bir yapıyı temelinden yıkma. / ufalamak, savurmak
Aynı kökten:İnsaf Minsef Menâsif Nesf Nesfe
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) hâlini soruyorlar. De ki: “Rabbim onları toz edip savuracak.”
20. TAHA / 106
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onları safsafe halinde kaa olarak vezr edecek."
VZéR K:VA: S:FS:F .mid2325.ss20.as106.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxx#vzér-vezr#||#k:va:-kaa#||#s:fs:f-safsafe#x#VZéR#||#K:VA:#||#S:FS:F#||#vzér-vezr#||#k:va:-kaa#||#s:fs:f-safsafe#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا
Fe yezeruhâ kâan safsafâ(safsafen).
Kaa
ق و عK:VA:
Ev avlusu.
Aynı kökten:Ka' Akva Kaa Kava'
Safsaf
ص ف ص فS:FS:F
Her nesnenin kemi, kötüsü, hor ve hakiri. Döğülmüş yumuşak toprak. Mâkul olmayan kelimeler. Mânâsız şiir. Yaramaz ve kötü işler.
Çğl.Safsâfe
Aynı kökten:Safsaf Safsâfe Safsaf Safsaf Safâsıf Safsafa
vezr
و ذ رVZéR
Bırakmak. Geriye bırakmak. Ortaya bırakmak. Terk etmek. Vazgeçmek.
Aynı kökten:vezr
Diyanet Meali:
“Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan hâlinde bırakacaktır.”
20. TAHA / 107
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
"Orada ivec ve de tümsek görmeyeceksin."
ReY A:VC eMT .mid2326.ss20.as107.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxx#a:vc-ivec#||#emt-emt#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#A:VC#||#eMT#||#a:vc-ivec#||#emt-emt#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا تَرَى فِيهَا عِوَجًا وَلَا أَمْتًا
Lâ terâ fîhâ ivecen ve lâ emtâ(emten).
İvec
ıvec
ع و جA:VC
Eğrilik, çarpıklık, yanlışlık. Şaşı. Yay.
Dşl.Avca
Aynı kökten:A'vec İvec ıvec Avca Muavvec Müteavvic Taavvüc Taavvücât
Emt
ا م تeMT
Yüksek yer. Küçücük tepecikler. Doldurma. Doldurulmuş tümsek.
Aynı kökten:Emt
Diyanet Meali:
“Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin.”
20. TAHA / 108
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
İzin yevminde, kendisinde ivec olmayan dava adamına tâbi olurlar. Sesler Rahmana huşu eder… artık hems dışında işitemezsin.
TBA: DA:V A:VC H:ŞA: S:VT RHM SMA: HéMS .mid2327.ss20.as108.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#da:v-dai#||#tba:-tabi#||#rhm-rahman#||#h:şa:-huşu#||#a:vc-ivec#||#s:vt-savt#||#héms-hems#||#sma:-xxoxx#x#TBA:#||#DA:V#||#A:VC#||#H:ŞA:#||#S:VT#||#RHM#||#SMA:#||#HéMS#||#da:v-dai#||#tba:-tabi#||#rhm-rahman#||#h:şa:-huşu#||#a:vc-ivec#||#s:vt-savt#||#héms-hems#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ الدَّاعِيَ لَا عِوَجَ لَهُ وَخَشَعَت الْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا
Yevme izin yettebiûned dâıye lâ ivece leh(lehu), ve haşeatil asvâtu lir rahmâni fe lâ tesmeu illâ hemsâ(hemsen).
İvec
ıvec
ع و جA:VC
Eğrilik, çarpıklık, yanlışlık. Şaşı. Yay.
Dşl.Avca
Aynı kökten:A'vec İvec ıvec Avca Muavvec Müteavvic Taavvüc Taavvücât
dai
د ع وDA:V
Davet eden. / Dava Sahibi. Dava adamı. / Sebeb.
Çğl.Duat
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Huşu'
خ ش عH:ŞA:
Huşu. Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
Aynı kökten:Hâşâ Haşi' Huşşa' Haşiîn Huşu' Mütehaşi' Mütehaşşi' Tahaşşu'
Hems
ه م سHéMS
Gizli ses. Çok gizli. Sesi gizlemek. Ağzı açmadan lokma çiğnemek. Fütursuz olarak geceleyin yola gitmek. Peçe. Sıkmak. Kırmak.
Aynı kökten:Hems
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Savt
ص و تS:VT
Ses. Bağırmak.
Çğl.AsvatÇğl.Esvat
Aynı kökten:Musavvit Sait Savt Asvat Esvat Tasvit
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Diyanet Meali:
O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrâfil’e) uyarlar. Sesler, Rahmân’ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.
20. TAHA / 109
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
İzin yevminde, şefaat menfaati yoktur... Rahmanın izin verdiği ve kavlinden razı olduğu kimse müstesna.
NFA: ŞFA: eZéN RHM RD:V K:VL .mid2328.ss20.as109.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxyevmxx#rhm-rahman#||#şfa:-şefaat#||#nfa:-nafia#||#ezén-izin#||#rd:v-rıza#||#k:vl-xxoxx#x#NFA:#||#ŞFA:#||#eZéN#||#RHM#||#RD:V#||#K:VL#||#rhm-rahman#||#şfa:-şefaat#||#nfa:-nafia#||#ezén-izin#||#rd:v-rıza#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ الشَّفَاعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ الرَّحْمَنُ وَرَضِيَ لَهُ قَوْلًا
Yevme izin lâ tenfauş şefâatu illâ men ezine lehur rahmânu ve radıye lehu kavlâ(kavlen).
izn
izin
ا ذ نeZéN
Yasağı kaldırmak. Bir şeye ruhsat vermek. Yol vermek. Hizmetten çıkarmak.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
nafia
ن ف عNFA:
Faydalı işler. Menfaatli olanlar. İnşaat işleri.
Aynı kökten:enfa' menfaat Menafi' nafi nafia Nef'î Nifa'
rıza
ر ض وRD:V
Memnunluk, hoşluk, razı olmak. İstek, arzu. Kendi isteği.
Aynı kökten:İrtiza' İrza İraza Marzî Marziyat Marziye Merzat marzat Müraza Mürazat Müterazi radi Râdiye Radiyen Rızaen razı rıdvan Rızvan rıza Tardiye Tarziye terazi
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Şefaat
ش ف عŞFA:
Birinin bağışlanmasına aracılık etmek. Af için vesile olmak.
Aynı kökten:Eşfa' şafi Şefi' Şef' Şefa Şefaat
Diyanet Meali:
O gün, Rahmân’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.
20. TAHA / 110
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
O, ellerinin arasında olana ve halflerinde olana alimdir.
Onlar, ilim olarak O'nu ihata edemezler.
Ahiret A:LM BYN YDY H:LF HVT: A:LM .mid2329.ss20.as110.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxAhiretx#h:lf-half#||#a:lm-alim#||#ydy-yed#||#byn-beyn#||#hvt:-ihata#x#A:LM#||#BYN#||#YDY#||#H:LF#||#HVT:#||#A:LM#||#h:lf-half#||#a:lm-alim#||#ydy-yed#||#byn-beyn#||#hvt:-ihata#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِ عِلْمًا
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yuhîtûne bihî ılmâ(ılmen).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
half
خ ل فH:LF
Ard. Arka. Ardıl. Kendinden sonra gelen. Arka taraf.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
İhata
ح و طHVT:
Kuşatmak. Sarmak. Etrafından çevirmek, kuşatmak, içine almak. Kuşatılmak, sarılmak. Geniş bilgi ile anlamak, tam kavramak.
Aynı kökten:İhata Muhat Muhit Muhitat
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
Diyanet Meali:
O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahmân’ı kuşatamaz.
20. TAHA / 111
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Vechler, hayy-ul kayyum olan için anve olur. Zulüm hamili olan kimse habe olmuştur.
Esma-ül Hüsna A:NV VCHé HYY K:VM H:YB HML Z:LM .mid2330.ss20.as111.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxEsma-ül Hüsnax#k:vm-kayyum#||#z:lm-zulüm#||#hml-haml#||#a:nv-anve#||#vché-vücuh#||#hyy-hayy#||#h:yb-habe#x#A:NV#||#VCHé#||#HYY#||#K:VM#||#H:YB#||#HML#||#Z:LM#||#k:vm-kayyum#||#z:lm-zulüm#||#hml-haml#||#a:nv-anve#||#vché-vücuh#||#hyy-hayy#||#h:yb-habe#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَعَنَتِ الْوُجُوهُ لِلْحَيِّ الْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا
Ve anetil vucûhu lil hayyil kayyûm(kayyûmi), ve kad hâbe men hamele zulmâ(zulmen).
Anve
ع ن وA:NV
?boyun eğmek. Kuvvet, cebr, zorakilik, zorlama, zor.
Aynı kökten:Anve
Habe
خ ي بH:YB
"Zarara ziyana uğradı" anlamında.
Aynı kökten:Habe Hâib Haibîn Haybet
Haml
ح م لHML
Yük. Sırtına yük alıp getirmek. Ağır şey. Eşya, ağırlık. Kadının karnındaki çocuk. İsnad. Yüklenme.
Çğl.AhmalÇğl.Humul
Aynı kökten:Hâmil Hâmile Haml Ahmal Humul Hamle Hammal Hamul İhtimal Mahamil Muhtemel Müstahmil tahmil Tahmilât
hayy
ح ي يHYY
Nefes alıp vermeler, hareketler, dirilikler. Diri, canlı, sağ. Bir şeyi cem' ve ihraz eylemek. El Hayy : Hayatın umumiyeti, hayat fiili.
Çğl.Ahyâ
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
kayyum
ق و مK:VM
Her şeyin varlığı kendisine bağlı olan. (Mübalağalı sıfat) El Kayyum : Kıyamı, durumu, duruşu. Başlangıç, nihayet ve yeniden oluş gibi hallerden münezzeh ve ezelden ebede kaim, daim ve var olan. Bütün eşyanın ancak kendisi ile kaim olduğu.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
zulüm
ظ ل مZ:LM
Haksızlık. Eziyet, işkence. Bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak.
Dşl.Zulm
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hâkim ve onları koruyup gözeten Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.
20. TAHA / 112
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Salih olanlardan amel eden ve iman eden kimseler… artık onlar zulümden ve hezmden korkmaz.
A:ML S:LH eMN H:VF Z:LM HéD:M .mid2331.ss20.as112.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxximanxxximan-duruxxxxibadetxxx#h:vf-havf#||#z:lm-zulüm#||#emn-mümin#||#a:ml-amel#||#s:lh-salih#||#héd:m-hezm#x#A:ML#||#S:LH#||#eMN#||#H:VF#||#Z:LM#||#HéD:M#||#h:vf-havf#||#z:lm-zulüm#||#emn-mümin#||#a:ml-amel#||#s:lh-salih#||#héd:m-hezm#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا
Ve men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ yehâfu zulmen ve lâ hadmâ(hadmen).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Hezm
ه ض مHéD:M
Bozma, mağlub etme, hezimete uğratma. Sıkıştırma, sıkma, bir şeyi sıkıp ezme. / aidat ödemek, / ezmek, / yanlış yapmak, birbirine düşmek, / iftira etmek, hakkın çiğnenmesi, / yumuşak
Aynı kökten:Hezm Hezm Hezm Hezme Hezmele xoxox
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
zulüm
ظ ل مZ:LM
Haksızlık. Eziyet, işkence. Bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak.
Dşl.Zulm
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.
20. TAHA / 113
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 318
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Böyledir!
BİZ onu arabiyye Kur'an olarak inzal ettik… ve onda vaadlerimizden sarf ettik.
Umulur ki ittika ederler veya onlara zikir ihdas olur.
NZL K:Re A:RB S:RF VA:D VK:Y HDSé ZéKR .mid2332.ss20.as113.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf318.sure.20.xxxxxkuranxxxxkitabxxx#a:rb-arabiyye#||#va:d-vaad#||#k:re-kuran#||#s:rf-sarf#||#hdsé-ihdas#||#nzl-inzal#||#zékr-zikir#x#NZL#||#K:Re#||#A:RB#||#S:RF#||#VA:D#||#VK:Y#||#HDSé#||#ZéKR#||#a:rb-arabiyye#||#va:d-vaad#||#k:re-kuran#||#s:rf-sarf#||#hdsé-ihdas#||#nzl-inzal#||#zékr-zikir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَذَلِكَ أَنزَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ الْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا
Ve kezâlike enzelnâhu kur’ânen arabîyyen ve sarrafnâ fîhi minel vaîdi leallehum yettekûne ev yuhdisu lehum zikrâ(zikren).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
ihdas
ح د ثHDSé
Yeniden bir şey yapmak. Ortaya koymak. Meydana koymak.
Aynı kökten:Haddas hades Hadesat Ahdas Hadîs Ehadis Hâdis Hâdise Hâdisat Havadis hads Hadsen Hadsiyyat Hiddîs hudus ihdas İstihdas Mayuhdes Muhaddes Muhaddis Muhaddisîn Muhadese Muhdes Muhdis Müstahdes Müstahdis Mütehaddis Mütehaddise Tahaddüs Tehaddüs Tahdis Tahdisât Uhduse
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
sarf
ص ر فS:RF
Harcama, masraf, gider. Fazl. Hile. Men etme. Bir kimseyi yolundan ve işinden ayırıp başka tarafa yöneltme. Gr: Bir lisanı meydana getiren kelimelerin değişmesinden, birbirinden türemesinden bahseden ilim şubesi. Kelime bilgisi. Kelime şekli bilgisi. Morfoloji. Tasrif çeşitlerini, isim ve fiil nevilerini öğreten ilim. Para bozma.
Çğl.AsrafÇğl.SürufÇğl.Sarfiyyat
Aynı kökten:masraf masarif Masrif Masruf Munsarif Mutasarrıf sarf Asraf Süruf Sarfiyyat sarf-ı nazar sarfiye Sarif Sarraf tasarruf Tasarrufât tasrif
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
İşte böylece biz onu Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve Allah’a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.
20. TAHA / 114
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Melik, hakk ALLAH tealidir.
Sana vahy edilmeden önce kaza olması için Kur'an'a acele etme.
De ki:
"Rabbim!
İlmimi ziyade et."
Dua A:LV MLK HK:K: A:CL K:Re K:BL K:D:Y VHY K:VL RBB ZYD A:LM .mid2333.ss20.as114.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxDuaxxkuranxxxxemirxxyasakxxxxkitabxxx#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#zyd-ziyade#||#a:cl-acele#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#hk:k:-hakk#||#k:re-kuran#||#mlk-melik#||#a:lv-teali#||#k:d:y-kaza#||#k:vl-xxoxx#x#A:LV#||#MLK#||#HK:K:#||#A:CL#||#K:Re#||#K:BL#||#K:D:Y#||#VHY#||#K:VL#||#RBB#||#ZYD#||#A:LM#||#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#zyd-ziyade#||#a:cl-acele#||#a:lm-ilim#||#rbb-rabb#||#hk:k:-hakk#||#k:re-kuran#||#mlk-melik#||#a:lv-teali#||#k:d:y-kaza#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَتَعَالَى اللَّهُ الْمَلِكُ الْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِالْقُرْآنِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَى إِلَيْكَ وَحْيُهُ وَقُل رَّبِّ زِدْنِي عِلْمًا
Fe teâlallâhul melikul hak(hakku), ve lâ ta’cel bil kur’âni min kabli en yukdâ ileyke vahyuhu ve kul rabbi zidnî ılmâ(ılmen).
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Teali
ع ل وA:LV
Yükselme. Yüceltme. Çok yüce olma.
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
melik
م ل كMLK
Mülk ve melekut sâhibi. Padişah. Mutasarrıf. El Melik : ALLAH'ın bütün varlığı, melekiyetiyle birlikte.
Dşl.melikeÇğl.Mülûk
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
ziyade
ز ي دZYD
Artan, fazla kalan. Çok bol. Fazladan. Artma, çoğalma.
Aynı kökten:Ezyed İstizade Mezîd Müstezad Müzad müzayede Tezayüd Zad Zade Zaid Zide Zidet ziyade
Diyanet Meali:
Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme. “Rabbim! İlmimi arttır” de.
20. TAHA / 115
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Önceden Adem'e elbette ahd etmiştik... ancak o unutmuştu.
Onun azim etmesine vecd olmadık!
Hz. Adem Kıssası -7- A:HéD eDM K:BL NSY VCD A:ZM .mid2334.ss20.as115.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-x#k:bl-kabl#||#a:héd-ahd#||#nsy-nisyan#||#vcd-vecd#||#a:zm-azim#||#edm-hz. adem#x#A:HéD#||#eDM#||#K:BL#||#NSY#||#VCD#||#A:ZM#||#k:bl-kabl#||#a:héd-ahd#||#nsy-nisyan#||#vcd-vecd#||#a:zm-azim#||#edm-hz. adem#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ عَهِدْنَا إِلَى آدَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِيَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُ عَزْمًا
Ve lekad ahidnâ ilâ âdeme min kablu fe nesîye ve lem necid lehu azmâ(azmen).
ahd
ahid
ع ه دA:HéD
Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. Vasiyet.
Çğl.Uhud
Aynı kökten:ahd ahid Uhud Ahid Ma'hed Maahid Ma'hudiyyet Muahid müteahhid Müteahhidîn Taahhüd
Âzim
azm
ع ز مA:ZM
Kasd, niyet. Sağlam ve kat'i karar. Bir iş hakkında kat'i karar ve niyet sahibi. Sebat.
Aynı kökten:Âzim azm Azimet İ'tizam
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Nisyan
ن س يNSY
Unutmak, hatırdan çıkarmak.
Aynı kökten:İnsa Mensî Mensiyye Mensiyat Mensiyet Mensiyy Münasat Nasi Nesi' Nesy Ensa Nesyen Mensiyyen Nisyan Tenasi
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
Andolsun, bundan önce biz Âdem’e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.
20. TAHA / 116
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Meleklere, "Adem'e secde edin" dediğimizde... hemen secde etmişlerdi.
İblis müstesna… o imtina etmişti.
Hz. Adem Kıssası -7-İblis K:VL MLK SCD eDM SCD BLS eBY .mid2335.ss20.as116.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-xİblisxxİblisxx#eby-eby#||#mlk-melek#||#scd-secde#||#edm-hz. adem#||#bls-iblis#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#MLK#||#SCD#||#eDM#||#SCD#||#BLS#||#eBY#||#eby-eby#||#mlk-melek#||#scd-secde#||#edm-hz. adem#||#bls-iblis#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَائِكَةِ اسْجُدُوا لِآدَمَ فَسَجَدُوا إِلَّا إِبْلِيسَ أَبَى
Ve iz kulnâ lil melâiketiscudû li âdeme fe secedû illâ iblîs(iblîse), ebâ.
İblis
ب ل سBLS
İnsanları Allah yolundan çıkarmağa çalışan. Şeytan.
Çğl.Ebalis
Aynı kökten:İblas İblis Ebalis Müblis
eby
ا ب يeBY
Kaçındı.
Aynı kökten:eby
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
secde
Sücud
س ج دSCD
Tasarrufuna ve kontrolü altına girmek. Gücü ve kudreti yeter duruma gelmek. / Namazın rükunlarından, kainatın cemadatının ve sular aleminin vahid İnsan tarafından düzene konulduğu kısmı. / Allah'ın ulviyetinin sübhan olduğunun beyan ve ikrarı.
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
Diyanet Meali:
Hani meleklere, “Âdem için saygı ile eğilin” demiştik de, İblis’ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.
20. TAHA / 117-118-119
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından dedik ki:
"Ey Adem!
Muhakkak bu, sana ve zevcene düşmandır. Sakın siz ikinizi cennetten ihrac etmesin… yoksa şaki olursun.
• Muhakkak sana orada acıkman yoktur...
• ve ara olman da yoktur.
• Muhakkak orada zeme olman yoktur...
• ve dahv olman da yoktur."
Hz. Adem Kıssası -7-İblis K:VL eDM A:DV ZVC H:RC CNN ŞK:V CVA: A:RY Z:Me D:HV .mid2336.ss20.as117.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-xİblisxxİblisxx.ss20.as118.ss20.as119.x#a:dv-adüvv#||#cnn-cennet#||#h:rc-ihrac#||#şk:v-şaki#||#zvc-zevc#||#cva:-cu#||#a:ry-ara#||#d:hv-dahv#||#z:me-zeme#||#edm-hz. adem#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eDM#||#A:DV#||#ZVC#||#H:RC#||#CNN#||#ŞK:V#||#CVA:#||#A:RY#||#Z:Me#||#D:HV#||#a:dv-adüvv#||#cnn-cennet#||#h:rc-ihrac#||#şk:v-şaki#||#zvc-zevc#||#cva:-cu#||#a:ry-ara#||#d:hv-dahv#||#z:me-zeme#||#edm-hz. adem#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَقُلْنَا يَا آدَمُ إِنَّ هَذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ الْجَنَّةِ فَتَشْقَى * إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَى * وَأَنَّكَ لَا تَظْمَأُ فِيهَا وَلَا تَضْحَى
Fe kulnâ yâ âdemu inne hâzâ aduvvun leke ve li zevcike fe lâ yuhricennekumâ minel cenneti fe teşkâ. * İnne leke ellâ tecûa fîhâ ve lâ ta’râ. * Ve enneke lâ tazmeu fîhâ ve lâ tadhâ.
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
Arâ
ع ر يA:RY
Mıntıka, bölge. / Komşuluk. / Avlu. / Çıplaklık. / Geniş, çıplak arazi.
Aynı kökten:Arâ Ârî İ'ra Maarî Ma'ra Muarra Mütearri Taarr Tearri Uryan Urye
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
cu'
cui
ج و عCVA:
Açlık. Acıkmak.
Aynı kökten:Cev'a cu' cui Cu'an Meca' Mecae Mecâet Mücaa Tecevvu'
Dahv
ض ح وD:HV
Zâhir olmak, görünmek.
Aynı kökten:Adhâ Daha' Dahv Dahve Dahye Duhye Duha Idha' Idhiyan Îd-i Adhâ Tadhiye Udhiye
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
Zeme
ظ م اZ:Me
Susuzluk. / Suyu az olan kuyu. / Tenbellik.
Çğl.Zemmâm
Aynı kökten:Zama' Zeme Zemmâm
Zevc
ز و جZVC
Çeşit. Tür. / Sınıf. Cins. / Bir şeyi tamamlayan, bütünleyen, noksanlarını ikmal şeyler. / En az iki şeyden meydana gelen. Bunların her biri. // Karı ve kocanın herbiri.
Dşl.ZevceÇğl.ZevceynÇğl.zevcatÇğl.Ezvac
Aynı kökten:İzdivac Mütezevvic Mütezevvicîn Müzavece Müzevvec Tezevvüc Tezevvücât Tezvic Zevc Zevce Zevceyn zevcat Ezvac
Şaki
ش ق وŞK:V
Sıkıntı çekmek. Memnuniyetsiz olmak. Başkaldırmak. Yol kesen. Asi. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapan. Haydut, anarşist. Hak ve kanunlara baş kaldıran.
Çğl.Eşkıya
Aynı kökten:Eşka Şaki Eşkıya Şeka' Şekaya Şekavet Şıkve şekâve
Diyanet Meali:
Biz de şöyle dedik: “Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun.” “Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur.” “Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın.”
20. TAHA / 120
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından, şeytan ona vesvese vererek dedi ki:
"Ey Adem!
Ebedilik şeceresine ve bela olmayacak mülke, sana delil vereyim mi?"
Hz. Adem Kıssası -7-Şeytan VSVS ŞT:N K:VL eDM DLL ŞCR H:LD MLK BLV .mid2337.ss20.as120.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-xŞeytanxxŞeytanxx#h:ld-huld#||#dll-delil#||#şcr-şecere#||#mlk-mülk#||#blv-bela#||#vsvs-vesvese#||#edm-hz. adem#||#k:vl-xxoxx#x#VSVS#||#ŞT:N#||#K:VL#||#eDM#||#DLL#||#ŞCR#||#H:LD#||#MLK#||#BLV#||#h:ld-huld#||#dll-delil#||#şcr-şecere#||#mlk-mülk#||#blv-bela#||#vsvs-vesvese#||#edm-hz. adem#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ الشَّيْطَانُ قَالَ يَا آدَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَى شَجَرَةِ الْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَى
Fe vesvese ileyhiş şeytânu kâle yâ âdemu hel edulluke alâ şeceretil huldi ve mulkin lâ yeblâ.
Belâ
ب ل وBLV
Afet. Sıkıntı. Tasa, kaygı. Dert. Musibet. Mücazat. İmtihan. Dâhiye. Yaramaz nesne.
Çğl.Belâyâ
Aynı kökten:Belâ Belâyâ Belv Belva Belve Bilv Mübtelâ
Delil
د ل لDLL
Kılavuz. Doğru yolu gösteren. Meçhûlü keşfetmekte ve malumun sıhhatını isbat etmekte vasıta, husus. Beyyine. Bürhan.
Çğl.DelailÇğl.Edille
Aynı kökten:Dall Dalliyet Delalet Delalat Delil Delail Edille Dellal Tellal İdla' İstidlal Medlul Medluliyyet Müdellel Müdellelen Müdlî Müstedell Müstedill Tedliye
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
Huld
خ ل دH:LD
Ebedilik. Sonu olmayan. Sonu olmamak.
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
mülk
milk
م ل كMLK
Mal. Yer. Bina. Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu. İzzet, azamet, şevket. Bir şeyin dış yüzü. İnsanın sahip ve malik olduğu şey. Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
Çğl.Emlak
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
vesvese
و س و سVSVS
Anlamı olmayan, anlamsız olan. İkincil gizli ses. Şübhe. Tereddüt. Kuruntu. Aslı olmayan ihtimaller.
Çğl.Vesavis
Aynı kökten:müvesvis vesvese Vesavis
Şecer
Şecere
ش ج رŞCR
Ağaç. Kütük. Saplı nebat. Soy. Sülale. Bir soyun bütün fertlerini gösterir cetvel. Dallı budaklı şey. Çetrefilli işler.
Çğl.ŞecerâtÇğl.Eşcar
Aynı kökten:İşcar Meşcer Meşcere Müşeccer Şecer Şecere Şecerât Eşcar Şecir Şecr Şücur Teşacür teşcir teşeccür
Diyanet Meali:
Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: “Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?”
20. TAHA / 121
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından, ondan yediler ve ardından kendi sui olanları kendilerine ibda oldu. Cennet varağından kendilerine hasf etmeye tafk ettiler.
Adem, Rabbine asi oldu ve ardından gavi oldu.
Hz. Adem Kıssası -7- eKL BDV SVe T:FK: H:S:F VRK: CNN A:S:Y eDM RBB G:VY .mid2338.ss20.as121.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-xxcennetxx#sve-sui#||#a:s:y-asi#||#rbb-rabb#||#ekl-ekl#||#cnn-cennet#||#bdv-ibda#||#g:vy-gavi#||#vrk:-varak#||#t:fk:-tafk#||#h:s:f-hasf#||#edm-hz. adem#x#eKL#||#BDV#||#SVe#||#T:FK:#||#H:S:F#||#VRK:#||#CNN#||#A:S:Y#||#eDM#||#RBB#||#G:VY#||#sve-sui#||#a:s:y-asi#||#rbb-rabb#||#ekl-ekl#||#cnn-cennet#||#bdv-ibda#||#g:vy-gavi#||#vrk:-varak#||#t:fk:-tafk#||#h:s:f-hasf#||#edm-hz. adem#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْآتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ الْجَنَّةِ وَعَصَى آدَمُ رَبَّهُ فَغَوَى
Fe ekelâ minhâ fe bedet lehumâ sev’âtuhumâ ve tafıkâ yahsıfâni aleyhimâ min varakıl cenneti ve asâ âdemu rabbehu fe gavâ.
Asi
ع ص يA:S:Y
Çok isyan eden, çok isyancı.
Aynı kökten:Asi Âsi Âsûn Usat Asy İsti'sa' isyan Ma'siyyet Muasat Muasî
İbda'
ب د وBDV
İzhar etmek. Bir yerden diğer bir yere çıkmak.
Aynı kökten:Bedâd Bedave Bedavet Bede' Bedevî Bediy Bediy Bedv İbda'
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
Hz. Adem
ا د مeDM
• İbranice "toz-kızıl toprak”, • Süryanice “sessiz-sakin”, • Asurca “döllenmek, üretmek, ekilebilir arazi” manalarına gelmektedir. Arapçada; • yokluk, bedeni veya bedeni varlığı yok etmek; • karışarak birleşmek; • tecrübeli olmak; • model olmak, taklit edilmeye değer bir örnek olmak; • satıh, yüzey; • ıslah edilmiş, terbiye edilmiş, uygun hale getirilmiş, bozulması engellenmiş, (mesele deri için tabaklanmış); • ünsiyet tutan, insal olan anlamlarına gelir. Ayrıca, bu kelimenin, devam kökünden, idame eden, daim olan, devam eden anlamlarına gelme ihtimali de vardır.
Aynı kökten:Adam Adem Âdemiyât Ademoğulları Benî Âdem Adîm Edim Edm Hz. Adem İdam İ'dam Mu'dim Mün'adim Ma'dum xoxox
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
Gavî
غ و يG:VY
Çok azgın. Çok sapkın. Yoldan şaşıp azıtan zâlim.
Çğl.GavunÇğl.Guvat
Aynı kökten:Gavayet Gavî Gavun Guvat Gaviyy Gaviyye Gavaya Gayy Gayya
Hasf
خ ص فH:S:F
Birbirine yapıştırmak. / Örtmek. / Yamamak / Ayakkabı dikmek. / Tasmalı nâlin. / Ağacın yaprağının dökülmesi.
Aynı kökten:Hasf Mihsaf Mehâsıf Tahsif Ahsef Hasafe Hasif Hasıf Hasîf Hasîf Hasîf Husef Hasîfe Husaf Husafe Husf
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Tafk
Tafak
ط ف قT:FK:
Bir işe başlamak, mülâzemet etmek, başlayıp devamda sebat etmek.
Aynı kökten:Tafk Tafak
Varak
و ر قVRK:
Yaprak.
Çğl.VırakÇğl.Evrak
Aynı kökten:Müteverrık Teverruk Teverrukat Tevrik Varak Vırak Evrak Varaka Varakî Varik Vürük Verik Verrak
Diyanet Meali:
Bunun üzerine onlar (Âdem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.
20. TAHA / 122
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Sonra Rabbi onu ictiba etti... ve ardından kendisine tevbe etti ve o, hidayete ulaştı.
Hz. Adem Kıssası -7- CBY RBB TVB HéDY .mid2339.ss20.as122.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-x#rbb-rabb#||#tvb-tevbe#||#hédy-hidayet#||#cby-ictiba#x#CBY#||#RBB#||#TVB#||#HéDY#||#rbb-rabb#||#tvb-tevbe#||#hédy-hidayet#||#cby-ictiba#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ثُمَّ اجْتَبَاهُ رَبُّهُ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَى
Summectebâhu rabbuhu fe tâbe aleyhi ve hedâ.
İctiba
ج ب يCBY
Seçmek. İhtiyar ve intihâb etmek. Seçkin bir şeyi almak. Tahsildarın para ve vergi toplaması.
Aynı kökten:Cabiye Cevâbi İctiba Mücteba xoxox
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
tevbe
Tövbe
ت و بTVB
Bir halden yada durumdan vaz geçmek veya geçirmek. / Caymak, vazgeçmek. Dönüş yapmak.
Aynı kökten:İstitabe Metab Taib Tetvibe tevbe Tövbe tevvab
Diyanet Meali:
Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.
20. TAHA / 123
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Oradan cemian hebt olun! Bazınız bazınız (birbiriniz) için düşmansınız.
Size BEN'den hüda verildiğinde... ve ardından hüdaya tabi olan kimse... artık o, dall olmaz ve şaki olmaz."
Hz. Adem Kıssası -7- K:VL HéBT: CMA: BA:D: BA:D: A:DV eTY HéDY TBA: HéDY D:LL ŞK:V .mid2340.ss20.as123.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxxxkissa-adem-07xHz. Adem Kıssası -7-xxyevmxx#tba:-tabi#||#ba:d:-bazı#||#a:dv-adüvv#||#cma:-cemian#||#d:ll-dall#||#hédy-huda#||#şk:v-şaki#||#hébt:-hebt#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#HéBT:#||#CMA:#||#BA:D:#||#BA:D:#||#A:DV#||#eTY#||#HéDY#||#TBA:#||#HéDY#||#D:LL#||#ŞK:V#||#tba:-tabi#||#ba:d:-bazı#||#a:dv-adüvv#||#cma:-cemian#||#d:ll-dall#||#hédy-huda#||#şk:v-şaki#||#hébt:-hebt#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ اهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّي هُدًى فَمَنِ اتَّبَعَ هُدَايَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَى
Kâlehbitâ minhâ cemîan ba’dukum li ba’dın aduvv(aduvvun), fe immâ ye’tiyennekum minnî huden fe menittebea hudâye fe lâ yadıllu ve lâ yeşkâ.
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
cemian
ج م عCMA:
Topluca. Hep beraber.
Aynı kökten:cami Cevâmi' Camia Cem' Cümu cemaat Cemi' cemian cem'iyyet Cemiyet cem'iyyat Cum'a Cum'at Cumhur Cemahir Ecamire İcma' İctima' İctimaat Mecmua mecmuat Mecami'
Dall
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolan. Kur'ân ve imân yolundan sapan. Sapkın. Şaşkın. Azan. Azıcı, azdırıcı. Dalalette olan.
Çğl.DallînÇğl.Dâllûn
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
Hebt
Hübut
ه ب طHéBT:
İniş. Aşağı inme. Aşağı indirme. İnmek. (Suudun zıddı). Bir yere inip konmak. Nüzul, illet, maraz. Zayıflama. Eksiltmek. Kötü bir hale uğratmak. Birbiri ardınca vurmak. Uyuşma. Bir memlekete birisini dâhil ettirmek.
Aynı kökten:Habıt Hebt Hübut Mehbit Mehbit-i Vahy Mühbit Münhebit
Huda
Hüda
ه د يHéDY
Doğruluk. Hidayeti, doğru olanı, yakışanı göstermek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Şaki
ش ق وŞK:V
Sıkıntı çekmek. Memnuniyetsiz olmak. Başkaldırmak. Yol kesen. Asi. Allah'a veya kanunlara isyan edip kötülük yapan. Haydut, anarşist. Hak ve kanunlara baş kaldıran.
Çğl.Eşkıya
Aynı kökten:Eşka Şaki Eşkıya Şeka' Şekaya Şekavet Şıkve şekâve
Diyanet Meali:
Allah, şöyle dedi: “Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker.”
20. TAHA / 124
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
BEN'i zikir etmekten iraz olan kimse… artık muhakkak zank maişet onadır. Onu, kıyamet yevminde kör olarak haşr ederiz.
Ahiret A:RD: ZéKR A:YŞ D:NK HŞR YVM K:VM A:MY .mid2341.ss20.as124.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xx**xAhiretxxyevmxx#k:vm-kıyamet#||#hşr-haşr#||#a:my-ama#||#yvm-yevm#||#a:rd:-iraz#||#zékr-zikir#||#a:yş-ayş#||#d:nk-zank#x#A:RD:#||#ZéKR#||#A:YŞ#||#D:NK#||#HŞR#||#YVM#||#K:VM#||#A:MY#||#k:vm-kıyamet#||#hşr-haşr#||#a:my-ama#||#yvm-yevm#||#a:rd:-iraz#||#zékr-zikir#||#a:yş-ayş#||#d:nk-zank#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِي فَإِنَّ لَهُ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُ يَوْمَ الْقِيَامَةِ أَعْمَى
Ve men a’rada an zikrî fe inne lehu maîşeten danken ve nahşuruhu yevmel kıyâmeti a’mâ.
A'ma
ع م يA:MY
Kör. Gözü görmeyen. Manevi körlük, cahillik, bilgisizlik. Yağmur bulutları.
Dşl.AmyâÇğl.Umyan
Aynı kökten:A'ma Amyâ Umyan Imya ımiyyâ İ'ma Müteamî Müteammi Ta'miye
İ'raz
ع ر ضA:RD:
Yüz çevirmek. Başka tarafa dönmek. İctinab, çekinmek.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
ayş
ayşe
ع ي شA:YŞ
Yaşayış, yaşama. Yiyip içme. Zevk u safa. Dirilik. Hayat. Ömür. Yaşamaya lüzumlu bulunan madde.
Çğl.maişeÇğl.maişet
Aynı kökten:ayş ayşe maişe maişet ayyaş İaşe müteayyiş taayyüş
Zank
ض ن كD:NK
Dar yer. Dar şey. Darlık, sıkıntı.
Aynı kökten:Dank Dunuk Danka' Zankâ' Zank
Haşr
Haşir
ح ش رHŞR
Toplanmak, bir yere birikmek. Toplama, cem'etmek. Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları.
Aynı kökten:Hâşir Haşır Haşr Haşir mahşer Tahşir
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
“Her kim de benim zikrimden (Kur’an’dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz.”
20. TAHA / 125
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 319
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Der ki:
"Rabbim!
Neden beni kör olarak haşr ettin? Ben basir olandım."
Ahiret K:VL RBB HŞR A:MY KVN BS:R .mid2342.ss20.as125.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf319.sure.20.xxxAhiretx#hşr-haşr#||#a:my-ama#||#rbb-rabb#||#bs:r-basir#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#HŞR#||#A:MY#||#KVN#||#BS:R#||#hşr-haşr#||#a:my-ama#||#rbb-rabb#||#bs:r-basir#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِي أَعْمَى وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا
Kâle rabbi lime haşertenî a’mâ ve kad kuntu basîrâ(basîran).
A'ma
ع م يA:MY
Kör. Gözü görmeyen. Manevi körlük, cahillik, bilgisizlik. Yağmur bulutları.
Dşl.AmyâÇğl.Umyan
Aynı kökten:A'ma Amyâ Umyan Imya ımiyyâ İ'ma Müteamî Müteammi Ta'miye
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Haşr
Haşir
ح ش رHŞR
Toplanmak, bir yere birikmek. Toplama, cem'etmek. Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları.
Aynı kökten:Hâşir Haşır Haşr Haşir mahşer Tahşir
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
O da şöyle der: “Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum hâlde, niçin beni kör olarak haşrettin?”
20. TAHA / 126
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 320
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Der ki:
"Bu böyledir!
Ayetlerimiz sana verildiğinde… sen onları unuttun.
Bu yevmde de sen, böyle unutuluyorsun."
Ahiret K:VL eTY eYY NSY YVM NSY .mid2343.ss20.as126.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf320.sure.20.xxxAhiretxxyevmxx#eyy-ayet#||#nsy-nisyan#||#yvm-yevm#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eTY#||#eYY#||#NSY#||#YVM#||#NSY#||#eyy-ayet#||#nsy-nisyan#||#yvm-yevm#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ كَذَلِكَ أَتَتْكَ آيَاتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَلِكَ الْيَوْمَ تُنسَى
Kâle kezâlike etetke âyâtunâ fe nesîtehâ, ve kezâlikel yevme tunsâ.
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Nisyan
ن س يNSY
Unutmak, hatırdan çıkarmak.
Aynı kökten:İnsa Mensî Mensiyye Mensiyat Mensiyet Mensiyy Münasat Nasi Nesi' Nesy Ensa Nesyen Mensiyyen Nisyan Tenasi
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Allah, “Evet, öyle. Âyetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun” der.
20. TAHA / 127
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 320
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu böyledir!
İsraf edenleri ve Rabbinin ayetlerine iman etmeyenleri, cezalandırırız.
Elbette ahiret azabı daha şedid ve bakidir.
Ahiret CZY SRF eMN eYY RBB A:ZéB eH:R ŞDD BK:Y .mid2344.ss20.as127.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf320.sure.20.xxxAhiretxximanxx#eyy-ayet#||#czy-ceza#||#eh:r-ahiret#||#şdd-şedid#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#bk:y-baki#||#srf-israf#x#CZY#||#SRF#||#eMN#||#eYY#||#RBB#||#A:ZéB#||#eH:R#||#ŞDD#||#BK:Y#||#eyy-ayet#||#czy-ceza#||#eh:r-ahiret#||#şdd-şedid#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#bk:y-baki#||#srf-israf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَذَلِكَ نَجْزِي مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِن بِآيَاتِ رَبِّهِ وَلَعَذَابُ الْآخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَى
Ve kezâlike neczî men esrefe ve lem yu’min bi âyâti rabbih(rabbihî), ve le azâbul âhıreti eşeddu ve ebkâ.
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Baki
ب ق يBK:Y
Ebedi, daimi. Sonu gelmez. Ölmez. Sonsuz. Artan. Geri kalan. Bundan başka. El Baki : ALLAH'ın bekaya (geleceğe) intikal eden fiili.
Çğl.BâkiyâtÇğl.Bevaki
Aynı kökten:Baki Bâkiyât Bevaki bakiye Bakiyye Bevaki beka İbka İstibka Mabaki mütebaki
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
israf
س ر فSRF
Lüzumsuz yere harcamak. Malı ve parayı lüzumsuz yere sarf etmek. İhtiyacından fazla harcamak.
Çğl.İsrafat
Aynı kökten:israf İsrafat israfil müsrif
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Haddi aşan ve Rabbi’nin âyetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.
20. TAHA / 128
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 320
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Kendilerinden önce, meskenlerinde meşy eden karinlerden helak ettiğimiz niceleri, onlara ihda etmedi mi?
Muhakkak bunda, nehy sahibleri için elbette ayetler vardır.
HéDY HéLK K:BL K:RN MŞY SKN eYY eVL NHéY .mid2345.ss20.as128.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf320.sure.20.xxxx#k:bl-kabl#||#evl-uli#||#eyy-ayet#||#nhéy-nehy#||#k:rn-karin#||#hédy-ihda#||#hélk-helak#||#mşy-meşy#||#skn-mesken#x#HéDY#||#HéLK#||#K:BL#||#K:RN#||#MŞY#||#SKN#||#eYY#||#eVL#||#NHéY#||#k:bl-kabl#||#evl-uli#||#eyy-ayet#||#nhéy-nehy#||#k:rn-karin#||#hédy-ihda#||#hélk-helak#||#mşy-meşy#||#skn-mesken#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَلَمْ يَهْدِ لَهُمْ كَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّنَ الْقُرُونِ يَمْشُونَ فِي مَسَاكِنِهِمْ إِنَّ فِي ذَلِكَ لَآيَاتٍ لِّأُوْلِي النُّهَى
E fe lem yehdi lehum kem ehleknâ kablehum minel kurûni yemşûne fî mesâkinihim, inne fî zâlike le âyâtin li ulîn nuhâ.
Uli
ا و لeVL
Sâhib. Ehil.
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Karn
Karin
ق ر نK:RN
Yakın. Bağlılığı olan. Bir şeyi elde eden, nail olan. Bir şeye ulaştıran iz, bağ. Birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyen. Emsal. Yakınlık. Asır. Devir. Çağ. Zaman, devre. Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. Yüz yıllık zaman. Asır. Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Çğl.AkranÇğl.Kurun
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
meşy
م ش يMŞY
Yürüme.
Aynı kökten:maşi maşiyye müşşat memişhane memşa meşşai meşy meşyen mütemeşşi temeşşi temşiye
nehy
ن ه يNHéY
Nehiy. Yasak etmek. Menetmek.
Aynı kökten:münhi Münhiye Münhiyân münteha mütehani nahi nehy nevahi nihai nihayet
mesken
س ك نSKN
Oturacak yer. Sâkin olunacak yer. Ev. Hâne.
Çğl.Mesakin
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
Diyanet Meali:
Yurtlarında dolaşıp durdukları, kendilerinden önceki nice nesilleri helâk etmiş olmamız, onları doğru yola iletmedi mi? Şüphesiz bunda akıl sahipleri için ibretler vardır.
20. TAHA / 129
Surede Toplam Ayet: 135
Kitap Sırası: 20
Nüzul Sırası: 45
Sayfa: 320
Cüz: 16
Nüzul Yeri: MEKKE
Şayet Rabbinden sebak kelime olmasaydı, lüzum eden elbette olurdu… ama müsemma ecel vardır.
KLM SBK: RBB KVN LZM eCL SMV .mid2346.ss20.as129.saTAHA.ns45.nyMEKKE.cs16.syf320.sure.20.xxxx#kvn-kane#||#smv-müsemma#||#rbb-rabb#||#ecl-ecel#||#sbk:-sebak#||#klm-kelime#||#lzm-lüzum#x#KLM#||#SBK:#||#RBB#||#KVN#||#LZM#||#eCL#||#SMV#||#kvn-kane#||#smv-müsemma#||#rbb-rabb#||#ecl-ecel#||#sbk:-sebak#||#klm-kelime#||#lzm-lüzum#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ لَكَانَ لِزَامًا وَأَجَلٌ مُسَمًّى
Ve lev lâ kelimetun sebekat min rabbike le kâne lizâmen ve ecelun musemmâ(musemmen).
Ecel
ا ج لeCL
Her mahlukun ve canlının Allah tarafından takdir edilen ölüm vakti. İleride olacağı şüphesiz olan.
Çğl.Acal
Aynı kökten:Ecel Acal Eceliyyet Ecl Müeccel Müste'cel Te'cil
kelime
ك ل مKLM
Hal, durum, yaşayış.
Çğl.KilemÇğl.Kelimat
Aynı kökten:Kalli Kelâm Kelim kelime Kilem Kelimat makale Mükâleme Mükâlemat Mütekellim Mütekellimîn Tekellüm Tekellümât Teklim
kontrol-giriş
Aynı kökten:
lüzum
ل ز مLZM
Lazım olmak. Bir şey bir şeyden asla ayrı olmayıp onunla sabit ve daim olmak. Gereklilik.
Aynı kökten:elzem İltizam İltizamiye İlzam İstilzam lazım Lezam Lizam Lezm lüzum Malezim Malzeme Mâlezime melzum mülazım Mülzem Mülzim Mülzime müstelzim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sebak
س ب قSBK:
Ders. Yarış. Koşu yapanların aralarında koydukları ödül.
Çğl.Esbâk
Aynı kökten:İstibak Masebak Mesbuk Münsebik Müsabaka Müsabakat Müsabık </