DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
ENB��YA SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid2353.ss21.as.saENBİYA.ns73.ny.cs17.syf321.sure.21.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
21. ENBİYA / 1
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Nas için, hesab karib oluyor. Onlar ise, muriz olarak gaflet içindeler.
K:RB NVS HSB G:FL A:RD: .mid2354.ss21.as1.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#nvs-nas#||#hsb-hesab#||#k:rb-karib#||#a:rd:-muriz#||#g:fl-gaflet#x#K:RB#||#NVS#||#HSB#||#G:FL#||#A:RD:#||#nvs-nas#||#hsb-hesab#||#k:rb-karib#||#a:rd:-muriz#||#g:fl-gaflet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
اقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِي غَفْلَةٍ مَّعْرِضُونَ
Ikterebe lin nâsi hisâbuhum ve hum fî gafletin mu’ridûn(mu’ridûne).
Mu'riz
ع ر ضA:RD:
İ'raz eden. Yüz çeviren. Başka tarafa dönen. Ta'riz eden. Dokunaklı konuşan.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
gaflet
غ ف لG:FL
Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesatına tabi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.
Aynı kökten:gafil gaflet Gaful gafle igfal İgfalât mütegafil tagfil Tagfilât tegafül
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
Diyanet Meali:
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
21. ENBİYA / 2
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabblerini zikirden ihdas edilmiş olanlar, sadece, ona istima etmeleri için kendilerine verilir. (Ancak) Onlar ilab ederler.
eTY ZéKR RBB HDSé SMA: LA:B .mid2355.ss21.as2.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#sma:-istima#||#rbb-rabb#||#zékr-zikir#||#hdsé-hadis#||#la:b-ilab#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#ZéKR#||#RBB#||#HDSé#||#SMA:#||#LA:B#||#sma:-istima#||#rbb-rabb#||#zékr-zikir#||#hdsé-hadis#||#la:b-ilab#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مَّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا اسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
Mâ ye’tîhim min zikrin min rabbihim muhdesin illestemeûhu ve hum yel’abûn(yel’abûne).
Hadîs
ح د ثHDSé
Her söylenişinde yeni haber gibi dinlenmeğe lâyık. Peygamberimizin sözü, emri ve hareketi. Sünnet-i Nebeviyye. Hadisten bahseden ilim.
Çğl.Ehadis
Aynı kökten:Haddas hades Hadesat Ahdas Hadîs Ehadis Hâdis Hâdise Hâdisat Havadis hads Hadsen Hadsiyyat Hiddîs hudus ihdas İstihdas Mayuhdes Muhaddes Muhaddis Muhaddisîn Muhadese Muhdes Muhdis Müstahdes Müstahdis Mütehaddis Mütehaddise Tahaddüs Tehaddüs Tahdis Tahdisât Uhduse
İl'ab
ل ع بLA:B
Oynatma, oynatılma
Aynı kökten:İl'ab İltiab La'be Lu'b Laib Lu'bî Ma'leb Meâlib Mel'ab Mel'abe Melaib Mülaib Mütelaib Tel'abe Til'abe Ül'ube
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
İstima'
س م عSMA:
Dinlemek. Kulak vermek. Dinleyip kabul etmek. İşitmek.
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Rab’lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: “Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?”
21. ENBİYA / 3
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Kalbleri lehvdedir! Zalimler aralarında ki şu necvayı sırr ettiler.
"Bu sadece sizin mislinizde bir beşerdir. Şimdi siz basar ederken sihre mi kapılacaksınız?"
LHéV K:LB SRR NCV Z:LM BŞR MSéL eTY SHR BS:R .mid2356.ss21.as3.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#z:lm-zalim#||#k:lb-kalb#||#bşr-beşer#||#msél-misl#||#bs:r-basar#||#ncv-necva#||#srr-sırr#||#shr-sihr#||#lhév-lehv#||#ety-xxoxx#x#LHéV#||#K:LB#||#SRR#||#NCV#||#Z:LM#||#BŞR#||#MSéL#||#eTY#||#SHR#||#BS:R#||#z:lm-zalim#||#k:lb-kalb#||#bşr-beşer#||#msél-misl#||#bs:r-basar#||#ncv-necva#||#srr-sırr#||#shr-sihr#||#lhév-lehv#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّواْ النَّجْوَى الَّذِينَ ظَلَمُواْ هَلْ هَذَا إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ السِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
Lâhiyeten kulûbuhum ve eserrûn necvellezîne zalemû hel hâzâ illâ beşerun mislukum, e fe te’tûnes sihre ve entum tubsırûn(tubsırûne).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Beşer
Beşere
ب ش رBŞR
İnsanın zahiri görünürlüğü. İnsan derisinin dış yüzleri. İnsan. Âdem.
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
kalb
ق ل بK:LB
İman merkezi. Gönül. Herşeyin ortası. Bir halden diğer bir hale çevirme. Değiştirme. Bir şeyin içini dışına ve dışını içine çevirmek. Vücudun kan dolaşımı merkezi. Yürek.
Çğl.Kulub
Aynı kökten:İnkılâb İnkılâbât kalb Kulub Kallab kalpazan maklub mukallib Munkaleb Münkaleb Munkalib Münkalib takallüb Tekallüb Taklib Taklibât
lehv
ل ه وLHéV
Oyun. Oyuncak. Çalgı. Eğlence. Günahlı, şehevi, nefsâni meşguliyet. Kadınla yabancı erkeğin oynaması.
Çğl.Lehviyyat
Aynı kökten:lehv Lehviyyat Mütelahi Mütelehhi
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Necv
Necva
ن ج وNCV
İki kişi arasında olan sır. Gizli fısıltı. İki kişi arasında fısıldamak. Ağız koklamak. Karından çıkan necis. Yüzmek.
Çğl.Nicâ
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
21. ENBİYA / 4
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki: "Rabbim arzdaki ve semadaki her kavle alimdir.
O, semidir, alimdir."
Esma-ül Hüsna K:VL RBB A:LM K:VL SMV eRD: SMA: A:LM .mid2357.ss21.as4.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxEsma-ül Hüsnax#sma:-semi#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#A:LM#||#K:VL#||#SMV#||#eRD:#||#SMA:#||#A:LM#||#sma:-semi#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ رَبِّي يَعْلَمُ الْقَوْلَ فِي السَّمَاء وَالأَرْضِ وَهُوَ السَّمِيعُ الْعَلِيمُ
Kâle rabbî ya’lemul kavle fis semâi vel ardı ve huves semîul alîm(alîmu).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
semi'
س م عSMA:
İşitme. İşiten, duyan. Es Semi : İşitme fiili. HERŞEYİ İŞİTEN
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Peygamber, onlara dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.”
21. ENBİYA / 5
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Bilakis! Bunlar dags hulmlerdir.
Bilakis! Kendisi iftira etti.
Bilakis! O bir şairdir.
Önceki irsal edilenler gibi bir ayet (mucize) getirse ya!" dediler.
K:VL D:G:Sé HLM FRY ŞA:R eTY eYY RSL eVL .mid2358.ss21.as5.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#evl-evvel#||#eyy-ayet#||#şa:r-şair#||#rsl-irsal#||#fry-iftira#||#hlm-hulm#||#d:g:sé-dags#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#D:G:Sé#||#HLM#||#FRY#||#ŞA:R#||#eTY#||#eYY#||#RSL#||#eVL#||#evl-evvel#||#eyy-ayet#||#şa:r-şair#||#rsl-irsal#||#fry-iftira#||#hlm-hulm#||#d:g:sé-dags#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ قَالُواْ أَضْغَاثُ أَحْلاَمٍ بَلِ افْتَرَاهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِآيَةٍ كَمَا أُرْسِلَ الأَوَّلُونَ
Bel kâlû adgâsu ahlâmin belifterâhu bel huve şâır(şâırun), fel ye’tinâ bi âyetin kemâ ursilel evvelûn(evvelûne).
Dags
Dıgs
ض غ ثD:G:Sé
Karışık olmak. Karışık söylenti. / Yaş ve kuru karışık bir tutam ot. Deste, demet. / Te'vili sahih olmayan karışık rüya. Rüyâ karışıklığı. Karışık rüya.
Çğl.AdgâsÇğl.Edgas
Aynı kökten:Dags Dıgs Adgâs Edgas
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
İftira
ف ر يFRY
Birinin üzerine suç atmak. İfk. Yalan yere birisini suçlu göstermek. Asılsız isnat.
Çğl.İftiraat
Aynı kökten:Fery Firye İftira İftiraat Müftera-aleyh Müftereyat Müfterî Müfterun
Hulm
Hulüm
ح ل مHLM
(Kötü, olumsuz, açık saçık) Rüya, hülya. / İhtilâm olmak. / Akıl.
Çğl.Ahlam
Aynı kökten:Halîm Halîme Halme Hilm Hilmiyyet Hulm Hulüm Ahlam Mütehallim Tahlim
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
şair
ش ع رŞA:R
Arpa. Kurban devesi. Şiir yazan. Sözünü vezin ve kafiye ile tertib eden.
Çğl.ŞairâtÇğl.şuara
Aynı kökten:Meş'ar Meşâır meş'ur meş'urat müsteş'ar şair Şairât şuara şiar şeair şiare Şeâyir şiir şuur Eş'ar Şa'ar Şa'r Şüur Eşâr Meş'ar-ül Haram Şir'a Şeria Şi'ra
Diyanet Meali:
Onlar, “Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin” dediler.
21. ENBİYA / 6
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlardan önce helak ettiğimiz karyeler iman etmişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
eMN K:BL K:RY HéLK eMN .mid2359.ss21.as6.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxxximanxx#k:bl-kabl#||#emn-iman#||#k:ry-karye#||#hélk-helak#x#eMN#||#K:BL#||#K:RY#||#HéLK#||#eMN#||#k:bl-kabl#||#emn-iman#||#k:ry-karye#||#hélk-helak#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
مَا آمَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ
Mâ âmenet kablehum min karyetin ehleknâhâ, e fe hum yu’minûn(yu’minûne).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
Diyanet Meali:
Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
21. ENBİYA / 7
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Senden önce de kendilerine vahy ettiğimiz erkek kimseler irsal etmemiş miydik?
Eğer alim olmuş değilseniz, zikir ehline sual edin hadi!
RSL K:BL RCL VHY SeL eHéL ZéKR KVN A:LM .mid2360.ss21.as7.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#ehél-ehil#||#a:lm-alim#||#rcl-recül#||#sel-sual#||#rsl-irsal#||#zékr-zikir#||#kvn-xxoxx#x#RSL#||#K:BL#||#RCL#||#VHY#||#SeL#||#eHéL#||#ZéKR#||#KVN#||#A:LM#||#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#ehél-ehil#||#a:lm-alim#||#rcl-recül#||#sel-sual#||#rsl-irsal#||#zékr-zikir#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلاَّ رِجَالاً نُّوحِي إِلَيْهِمْ فَاسْأَلُواْ أَهْلَ الذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لاَ تَعْلَمُونَ
Ve mâ erselnâ kableke illâ ricâlen nûhî ileyhim fes’elû ehlez zikri in kuntum lâ ta’lemûn(ta’lemûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
recül
ر ج لRCL
Erkek, er kişi. Mevki sahibi kimse, devlet adamı. Yaya olan.
Çğl.rical
Aynı kökten:ircal İrtical İrticalen recale recül rical ricalen ricl ercül
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
21. ENBİYA / 8
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, onları taam yemez cesed kılmadık. Onlar ebedi değillerdi.
CA:L CSD eKL T:A:M KVN H:LD .mid2361.ss21.as8.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#ekl-ekl#||#h:ld-halid#||#t:a:m-taam#||#csd-cesed#||#ca:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#CA:L#||#CSD#||#eKL#||#T:A:M#||#KVN#||#H:LD#||#ekl-ekl#||#h:ld-halid#||#t:a:m-taam#||#csd-cesed#||#ca:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا جَعَلْنَاهُمْ جَسَدًا لَّا يَأْكُلُونَ الطَّعَامَ وَمَا كَانُوا خَالِدِينَ
Ve mâ cealnâhum ceseden lâ ye’kulûnet taâme ve mâ kânû hâlidîn(hâlidîne).
Cesed
ceset
ج س دCSD
Ten, gövde, vücut, beden. Cansız gövde. Heykel.
Çğl.Ecsad
Aynı kökten:Cesed ceset Ecsad Micsed Mütecessid Tecessüd
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
taam
ط ع مT:A:M
Yenilen şey. Aş. (hak edilmiş olmak, sahiplik içerir.) Lezzet.
Çğl.tuum
Aynı kökten:it'am mat'um Mat'umat mut'im taam tuum
Diyanet Meali:
Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
21. ENBİYA / 9
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Sonra, vaadimize sadakat göstedik ve onları ve dilediğimiz kimselere necat ettik. Müsrifleri ise helak ettik.
S:DK: VA:D NCV ŞYe HéLK SRF .mid2362.ss21.as9.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxx#şye-şae#||#va:d-vaad#||#ncv-necat#||#hélk-helak#||#s:dk:-sadakat#||#srf-müsrif#x#S:DK:#||#VA:D#||#NCV#||#ŞYe#||#HéLK#||#SRF#||#şye-şae#||#va:d-vaad#||#ncv-necat#||#hélk-helak#||#s:dk:-sadakat#||#srf-müsrif#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ثُمَّ صَدَقْنَاهُمُ الْوَعْدَ فَأَنجَيْنَاهُمْ وَمَن نَّشَاء وَأَهْلَكْنَا الْمُسْرِفِينَ
Summe sadaknâhumul va’de fe enceynâhum ve men neşâu ve ehleknel musrifîn(musrifîne).
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
sadaka
ص د قS:DK:
Dostluk. Doğruluk. Bir kimseye kalbden bağlılık. Dostlukta sebat, vefadarlık. Allah için, elde olandan ihtiyacı olana dostluk etmek. Herkese karşı doğru olmak.
Çğl.Sadakat
Aynı kökten:Esdak Masadak Masduk Mısdak Musadakat Musaddak musaddık Mutasaddık Mutasaddıkîn sadaka Sadakat sadık sadıka Asdika Saduk Saduka Sadukat sıddık sıdk Asdak Tasadduk tasdik Tasdikat
müsrif
س ر فSRF
Boş yere malını harcayan, tutumsuz. Allah'ın razı olmayacağı şeylere parasını, malını ve zamanını harcayan.
Aynı kökten:israf İsrafat israfil müsrif
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helâk ettik.
21. ENBİYA / 10
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 321
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Size, içinde zikriniz bulunan kitab inzal etmiştik! Artık akıl etmez misiniz!
NZL KTB ZéKR A:K:L .mid2363.ss21.as10.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf321.sure.21.xxxxxxkitabxxx#ktb-kitab#||#a:k:l-akıl#||#nzl-inzal#||#zékr-zikir#x#NZL#||#KTB#||#ZéKR#||#A:K:L#||#ktb-kitab#||#a:k:l-akıl#||#nzl-inzal#||#zékr-zikir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَقَدْ أَنزَلْنَا إِلَيْكُمْ كِتَابًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Lekad enzelnâ ileykum kitâben fîhi zikrukum, e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
akıl
ع ق لA:K:L
İmsak ve imtisak. Men'etmek. Sığınacak yer. Diyet. Düşünme ve anlama kabiliyeti. İlim, zihinde hâsıl olan sûret. İnsan zihninin sıfatı. Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur. Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir. Kırmızı mihfe örtüsü.
Çğl.UkulÇğl.Ukala
Aynı kökten:akıl Ukul Ukala Aklî Lâyu'kal makul Ma'kulat taakkul ukala
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
21. ENBİYA / 11
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Biz, zalim olmuş karyelerden nicesini kasm ettik. Onlardan sonra da başka kavimler inşa ettik.
K:S:M K:RY KVN Z:LM NŞe BA:D K:VM eH:R .mid2364.ss21.as11.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#k:vm-kavim#||#kvn-kane#||#ba:d-bad#||#eh:r-ahar#||#z:lm-zalim#||#k:ry-karye#||#nşe-inşa#||#k:s:m-kasm#x#K:S:M#||#K:RY#||#KVN#||#Z:LM#||#NŞe#||#BA:D#||#K:VM#||#eH:R#||#k:vm-kavim#||#kvn-kane#||#ba:d-bad#||#eh:r-ahar#||#z:lm-zalim#||#k:ry-karye#||#nşe-inşa#||#k:s:m-kasm#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا آخَرِينَ
Ve kem kasamnâ min karyetin kânet zâlimeten ve enşe’nâ ba’dehâ kavmen âharîn(âharîne).
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Ahar
Aher
ا خ رeH:R
Gayrı, başkası. Diğeri.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
Kasm
ق ص مK:S:M
Bölmek. Ayırmak. / Kesmek. / Bahsetmek. / Kapa kapa yemek, bütün bütün yutmak. / Cem'etmek, toplamak. / İ'tâ etmek, vermek. / Kökünü kurutmak.
Aynı kökten:Kasm
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
kontrol-giriş
Aynı kökten:
İnşa
ن ش اNŞe
Yapma. Vücuda getirme. Terkib etme. Bir şey peyda etmek.
Aynı kökten:İnşa İnşaat İnşat İntişa' Menşe' Münşi Naşi Naşie Neş'et
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
21. ENBİYA / 12
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Oradan rükuz ettiklerinde, beisimizi hissetmişlerdi.
HSS BeS RKD: .mid2365.ss21.as12.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#bes-beis#||#rkd:-rükuz#||#hss-hiss#x#HSS#||#BeS#||#RKD:#||#bes-beis#||#rkd:-rükuz#||#hss-hiss#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا أَحَسُّوا بَأْسَنَا إِذَا هُم مِّنْهَا يَرْكُضُونَ
Fe lemmâ ehassû be’senâ izâ hum minhâ yerkudûn(yerkudûne).
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
Hiss
ح س سHSS
Duymak. Farkına varmak. Duygu. Bir kimsenin haline acıyıp rikkat ve şefkat eylemek. Bir şeyi idrak edip şuur hâsıl eylemek. Bedendeki his uzuvlarından birisini müteessir eden bir şeyin mevcudiyetini idrak eylemek.
Çğl.Ehsâs Çğl.Hissiyat
Aynı kökten:Ehass Hass Hassas Hassase his Hassasiyet Hâsse Hiss Ehsâs Hissiyat Hissen Hissî Hissiyet İhsas İhsasî Mahsus Muhiss Mütehassis Tahassüs Tehassüs Zî-hasse Hasis Hass Hess Hess Hess Huss Tehessüm Ehass Hasas Hasâs Hasasa Hasaset Hassa Huss Husas Huss
Rükuz
ر ك ضRKD:
Seğirtmek, koşmak. Kaçmak.
Aynı kökten:Merkuz Rekz Rükuz
Diyanet Meali:
Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
21. ENBİYA / 13
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Rükuz etmeyin!...
Orada turfe ettiğiniz şeyler üzre ve meskenlerinize rücu edin!
Umulur ki sual edileceksiniz.
RKD: RCA: TRF SKN SeL .mid2366.ss21.as13.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#sel-sual#||#rca:-rücu#||#skn-mesken#||#rkd:-rükuz#||#trf-turfe#x#RKD:#||#RCA:#||#TRF#||#SKN#||#SeL#||#sel-sual#||#rca:-rücu#||#skn-mesken#||#rkd:-rükuz#||#trf-turfe#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا تَرْكُضُوا وَارْجِعُوا إِلَى مَا أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَاكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْأَلُونَ
Lâ terkudû verciû ilâ mâ utriftum fîhi ve mesâkinikum leallekum tus’elûn(tus’elûne).
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Rükuz
ر ك ضRKD:
Seğirtmek, koşmak. Kaçmak.
Aynı kökten:Merkuz Rekz Rükuz
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
mesken
س ك نSKN
Oturacak yer. Sâkin olunacak yer. Ev. Hâne.
Çğl.Mesakin
Aynı kökten:iskan mesken Mesakin meskenet Meskeniyet meskun miskin Mesakîn Müsekkin Mütemeskin sakin Sakinan Sevakin Sükkân Sekene Sekine Sekinet Sekn Sikkîn Sükûn Tesekkün teskin
Turfe
Türfe
ت ر فTRF
Şaşılacak kadar bolluk içinde yaşamak. Yumuşak, kolay, hassas bir hayat sürmek. Hayatın güzel şeylerinin tadını çıkarmak. Lezzetli ve güzel yemek. Nâziklik, yumuşaklık. Nazik ve zarif. Nimet. Görülmemiş, tuhaf, yeni şey. Şaşılacak şey.
Çğl.EtrâfÇğl.Utrufe
Aynı kökten:İstitraf Müstatraf Turfe Türfe Etrâf Utrufe
Diyanet Meali:
Onlara, “Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız” denildi.
21. ENBİYA / 14
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Eyvah bizlere! Muhakkak biz zalimlerden olduk" dediler.
K:VL KVN Z:LM .mid2367.ss21.as14.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#z:lm-zalim#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#Z:LM#||#z:lm-zalim#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
Kâlû yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
“Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik” dediler.
21. ENBİYA / 15
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ onları, hasid, hamid kılıncaya kadar bu davaları zeyl olmadı.
ZYL DA:V CA:L HS:D H:MD .mid2368.ss21.as15.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#da:v-dava#||#h:md-hamid#||#zyl-zeyl#||#hs:d-hasid#||#ca:l-xxoxx#x#ZYL#||#DA:V#||#CA:L#||#HS:D#||#H:MD#||#da:v-dava#||#h:md-hamid#||#zyl-zeyl#||#hs:d-hasid#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَمَا زَالَت تِّلْكَ دَعْوَاهُمْ حَتَّى جَعَلْنَاهُمْ حَصِيدًا خَامِدِينَ
Fe mâ zâlet tilke da’vâhum hattâ cealnâhum hasîden hâmidîn(hâmidîne).
Da'vâ
د ع وDA:V
Takib edilen fikir, iddia. / Bir kimsenin hakkını aramak üzere mahkemeye müracaat etmesi. / Hakkı olanın iddia etmesi. Kendini haklı görüp veya zannedip üstün fikirlilik iddia etmek. / Mes'ele. / İnat. Ayak diremek. / Bir kimseyi bir şeye sevketmek. / Birisinin hâkimin huzurunda başka birisinden hak istemesi.
Çğl.Deavi
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
hamid
خ م دH:MD
Alevi sönen ateş. / Ölü, ölmüş. / Sönmüş. / İdraksiz. / Sakit ve sessiz. / Ölü gibi halsiz olan.
Aynı kökten:hamid Ihmad İhmad Muhmid
Hasîd
ح ص دHS:D
Tarlada kalan ekin.
Çğl.Hasâyıd
Aynı kökten:Hasad Hasıd Hasîd Hasâyıd İhsad İhtisad İstihsad Muhtasıd
Zeyl
ز ي لZYL
Ek, ilâve, bir şeyin altı, devamı. Etek. (ma, la veya lam olumsuz ön ekleri ile) hala devam etmek, durmadan devam etmek
Çğl.EzyalÇğl.Züyul
Aynı kökten:Müzal Müzeyyel Tezyil Zayil Zâyile Zeyl Ezyal Züyul Zeylen Zeyliyât
Diyanet Meali:
Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
21. ENBİYA / 16
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, semayı ve arzı ve bunların arasındakileri laib için halk etmedik!
Doğa/Yaşam H:LK: SMV eRD: BYN LA:B .mid2369.ss21.as16.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxDoğa/Yaşamx#erd:-arz#||#smv-sema#||#h:lk:-halk#||#byn-beyn#||#la:b-laib#x#H:LK:#||#SMV#||#eRD:#||#BYN#||#LA:B#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#h:lk:-halk#||#byn-beyn#||#la:b-laib#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا خَلَقْنَا السَّمَاء وَالْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا لَاعِبِينَ
Ve mâ halaknes semâe vel arda ve mâ beynehumâ lâıbîn(lâıbîne).
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Lu'b
Laib
ل ع بLA:B
Oyun. Eğlence.
Aynı kökten:İl'ab İltiab La'be Lu'b Laib Lu'bî Ma'leb Meâlib Mel'ab Mel'abe Melaib Mülaib Mütelaib Tel'abe Til'abe Ül'ube
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Biz yeri, göğü ve arasındakileri oyun olsun diye yaratmadık.
21. ENBİYA / 17
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer bir lehv ittihaz etmek irade etseydik... eğer buna fail olacak olsaydık... onu BİZ'im VARLIĞIMIZDAN ittihaz edinirdik!
RVD eH:Zé LHéV eH:Zé LDN KVN FA:L .mid2370.ss21.as17.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#rvd-irade#||#ldn-ledun#||#eh:zé-ittihaz#||#lhév-lehv#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#RVD#||#eH:Zé#||#LHéV#||#eH:Zé#||#LDN#||#KVN#||#FA:L#||#rvd-irade#||#ldn-ledun#||#eh:zé-ittihaz#||#lhév-lehv#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَوْ أَرَدْنَا أَن نَّتَّخِذَ لَهْوًا لَّاتَّخَذْنَاهُ مِن لَّدُنَّا إِن كُنَّا فَاعِلِينَ
Lev erednâ en nettehıze lehven lettehaznâhu min ledunnâ in kunnâ fâ’ılîn(fâ’ılîne).
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
leda
ledun
ل د نLDN
Vücud. Varlık. Zata ilişkin olan.
Aynı kökten:leda ledun
lehv
ل ه وLHéV
Oyun. Oyuncak. Çalgı. Eğlence. Günahlı, şehevi, nefsâni meşguliyet. Kadınla yabancı erkeğin oynaması.
Çğl.Lehviyyat
Aynı kökten:lehv Lehviyyat Mütelahi Mütelehhi
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Diyanet Meali:
Eğer bir eğlence edinmek isteseydik, onu kendi katımızdan edinirdik. Yapacak olsaydık böyle yapardık.
21. ENBİYA / 18
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Bilakis!
BİZ, hakkı batıl üzre kazf ederiz... ve ardından demg olur. Artık o zaman o, zehk olur.
Vasf ettiğiniz şeylerden yazıklar olsun size!
K:ZéF HK:K: BT:L DMG: ZHéK: VS:F .mid2371.ss21.as18.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#hk:k:-hakk#||#zhék:-zehk#||#k:zéf-kazf#||#bt:l-batıl#||#dmg:-demg#||#vs:f-vasf#x#K:ZéF#||#HK:K:#||#BT:L#||#DMG:#||#ZHéK:#||#VS:F#||#hk:k:-hakk#||#zhék:-zehk#||#k:zéf-kazf#||#bt:l-batıl#||#dmg:-demg#||#vs:f-vasf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ نَقْذِفُ بِالْحَقِّ عَلَى الْبَاطِلِ فَيَدْمَغُهُ فَإِذَا هُوَ زَاهِقٌ وَلَكُمُ الْوَيْلُ مِمَّا تَصِفُونَ
Bel nakzifu bil hakkı alel bâtıli fe yedmeguhu fe izâ huve zâhik(zâhikun), ve lekumul veylu mimmâ tasıfûn(tasıfûne).
batıl
ب ط لBT:L
Hakikatsız, hurafe. Hak ve doğru olmayan, yalan.
Aynı kökten:batıl battal butlan bütul ibtal iptal mubtil
Demg
د م غDMG:
Başı, dimağa erişinceye kadar yarmak. Dimağa vurmak. Güneşin sıcaklığı dimağa tesir etmek.
Aynı kökten:Demg
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Kazf
ق ذ فK:ZéF
Atmak. İftira atmak. Namuslu bir kadına zina isnad etmek.
Aynı kökten:Ekzef Akzef Kazef Kazf Kazife Kazzafe Makzuf Mukazefe Takzif
Vasf
و ص فVS:F
Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Tarif etmek, vasıflandırmak, atfetmek.
Çğl.Evsâf
Aynı kökten:Vasf Evsâf Vasıf Vassaf
Zehk
ز ه قZHéK:
Helâk olmak, mahvolmak. Bâtıl olmak. Okun nişanı aşıp geçmesi. Çıkmak, huruç. Derin kuyu. Çıkmak, gitmek, yok olmak.
Aynı kökten:İzhak Zahik Zehk Zehuk Zehak
Diyanet Meali:
Hayır, biz hakkı batılın üzerine atarız da beynini parçalar. Bir de bakarsın yok olup gitmiş. Allah’a karşı yakıştırdığınız nitelemelerden ötürü yazıklar olsun size!
21. ENBİYA / 19
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Semalarda ve arzda olan kimseler... O'nun indinde ki kimseler O'na abdler olmaktan istikbar etmezler ve istihsar etmezler.
SMV eRD: A:ND KBR A:BD HSR .mid2372.ss21.as19.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:nd-ind#||#a:bd-abd#||#kbr-istikbar#||#hsr-istihsar#x#SMV#||#eRD:#||#A:ND#||#KBR#||#A:BD#||#HSR#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:nd-ind#||#a:bd-abd#||#kbr-istikbar#||#hsr-istihsar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَهُ مَن فِي السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَنْ عِندَهُ لَا يَسْتَكْبِرُونَ عَنْ عِبَادَتِهِ وَلَا يَسْتَحْسِرُونَ
Ve lehu men fîs semâvâti vel ard(ardı), ve men indehu lâ yestekbirûne an ıbâdetihî ve lâ yestahsirûn(yestahsirûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
İstihsar
ح س رHSR
Usanmak, fütur getirmek, bıkmak.
Aynı kökten:Hasîr hasr hasret Haserat İstihsar Mahsur Muhasser mütehassir tahassür Tahassürât tahsir
istikbar
ك ب رKBR
Önemseme, ehemmiyet verme. Kibir, gurur, enaniyet. Kendini büyük görme, mağrurluk.
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Göklerde ve yerde kim varsa hep O’nundur. O’nun katındakiler, ne O’na ibadetten çekinir (ve büyüklenir) ne de yorgunluk (ve bıkkınlık) duyarlar.
21. ENBİYA / 20
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Meftur olmadan, gece gündüz sebbih ederler.
SBH LYL NHéR FTR .mid2373.ss21.as20.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#lyl-leyl#||#nhér-nehar#||#sbh-sebbih#||#ftr-meftur#x#SBH#||#LYL#||#NHéR#||#FTR#||#lyl-leyl#||#nhér-nehar#||#sbh-sebbih#||#ftr-meftur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يُسَبِّحُونَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ لَا يَفْتُرُونَ
Yusebbihûnel leyle ven nehâre lâ yefturûn(yefturûne).
Meftur
ف ت رFTR
Kederli, üzgün, bezgin. / Ara verilmiş. Hafifletilmiş. Azaltılmış. / Uyuşuk.
Aynı kökten:Fatir Fetret Fitret Fitre Fütur Meftur Mefturiyet Teftir Teftirat
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
nehar
ن ه رNHéR
Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Gündüz. Toy kuşunun yavrusu.
Çğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
Sebbih
س ب حSBH
İdrak hali ile açıkça ve net olarak beyan etmek. / Noksansızlığına... Yerli yerindeliğine (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında)… Tam olması gerektiği gibi olduğuna… inanmak ve ikna olmak. Bunların idrakinde olmak ve beyan etmek. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
Diyanet Meali:
Hiç ara vermeksizin gece gündüz tespih ederler.
21. ENBİYA / 21
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa arzdan kendilerini neşr edecek ilahlar mı ittihaz ettiler?
eH:Zé eLHé eRD: NŞR .mid2374.ss21.as21.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#elhé-ilah#||#erd:-arz#||#nşr-neşr#||#eh:zé-ittihaz#x#eH:Zé#||#eLHé#||#eRD:#||#NŞR#||#elhé-ilah#||#erd:-arz#||#nşr-neşr#||#eh:zé-ittihaz#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمِ اتَّخَذُوا آلِهَةً مِّنَ الْأَرْضِ هُمْ يُنشِرُونَ
Emittehazu âliheten minel ardı hum yunşirûn(yunşirûne).
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Neşr
ن ش رNŞR
Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak. Başıboş cemaat. Bir yerden ayrılarak dağılmak. Bulutlu günde yel esmek. İzhar etmek. Katetmek. Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.
Çğl.Nüşur
Aynı kökten:İnşar İntişar Menşar Menşer Menşur Menşure Münteşir Müteneşşir Naşir Naşire Nevâşir Neşer Neşir Neşr Nüşur Neşren Neşrî Neşriyât Neşur Nüşre Tenaşür Tenşir
Diyanet Meali:
Yoksa yerden, ölüleri diriltebilecek birtakım ilâhlar mı edindiler?
21. ENBİYA / 22
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer o ikisinde ALLAH'tan başka ilahlar olmuş olsaydı, fesada uğrarlardı. Arş'ın Rabbi ALLAH, onların vasf ettikleri şeylerden subhandır.
Esma-ül Hüsna KVN eLHé FSD SBH RBB A:RŞ VS:F .mid2375.ss21.as22.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxEsma-ül Hüsnax#kvn-kane#||#elhé-ilah#||#rbb-rabb#||#fsd-fesad#||#sbh-subhan#||#a:rş-arş#||#vs:f-vasf#x#KVN#||#eLHé#||#FSD#||#SBH#||#RBB#||#A:RŞ#||#VS:F#||#kvn-kane#||#elhé-ilah#||#rbb-rabb#||#fsd-fesad#||#sbh-subhan#||#a:rş-arş#||#vs:f-vasf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَوْ كَانَ فِيهِمَا آلِهَةٌ إِلَّا اللَّهُ لَفَسَدَتَا فَسُبْحَانَ اللَّهِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Lev kâne fîhimâ âlihetun illâllâhu le fesedetâ, fe subhânallâhi rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
Arş
ع ر شA:RŞ
Bağ çardağı. Gölgelik. Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Fevkiyyet, ulviyyet.
Çğl.A'raşÇğl.Uruş
Aynı kökten:Arş A'raş Uruş
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
fesad
ف س دFSD
Bozuk ve fenalık. Karışıklık. Haddi tecavüz edip zulmetmek.
Çğl.Fesadat
Aynı kökten:fesad Fesadat ifsad İfsadat İnfisad İstifsad Mifsad müfsid Müfsidîn
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
Vasf
و ص فVS:F
Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Tarif etmek, vasıflandırmak, atfetmek.
Çğl.Evsâf
Aynı kökten:Vasf Evsâf Vasıf Vassaf
Diyanet Meali:
Eğer yerde ve gökte Allah’tan başka ilâhlar olsaydı, kesinlikle ikisinin de düzeni bozulurdu. Demek ki, Arş’ın Rabbi Allah, onların nitelemelerinden uzaktır, yücedir.
21. ENBİYA / 23
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
O, fail olduğu şeylerden sual edilmez.
Onlara ise sual edilir!
SeL FA:L SeL .mid2376.ss21.as23.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#sel-sual#||#fa:l-xxoxx#x#SeL#||#FA:L#||#SeL#||#sel-sual#||#fa:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا يُسْأَلُ عَمَّا يَفْعَلُ وَهُمْ يُسْأَلُونَ
Lâ yus’elu ammâ yef’alu ve hum yus’elûn(yus’elûne).
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
O, yaptığından dolayı sorgulanamaz fakat onlar sorgulanırlar.
21. ENBİYA / 24
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 322
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa O'nun gayrısından ilahlar mı ittihaz ettiler?
De ki:
"Haydi getirin burhanınızı!
Bu, benimle beraber olanların zikri... bu da benden öncekilerin zikri... "
Bilakis!
Onların pek çoğu hakka alim değiller. Artık onlar murizler.
eH:Zé DVN eLHé K:VL HéeT BRHéN ZéKR ZéKR K:BL KSéR A:LM HK:K: A:RD: .mid2377.ss21.as24.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf322.sure.21.xxxx#k:bl-kabl#||#elhé-ilah#||#dvn-dun#||#a:lm-alim#||#hk:k:-hakk#||#ksér-ekser#||#eh:zé-ittihaz#||#a:rd:-muriz#||#zékr-zikir#||#héet-hetü#||#brhén-burhan#||#k:vl-xxoxx#x#eH:Zé#||#DVN#||#eLHé#||#K:VL#||#HéeT#||#BRHéN#||#ZéKR#||#ZéKR#||#K:BL#||#KSéR#||#A:LM#||#HK:K:#||#A:RD:#||#k:bl-kabl#||#elhé-ilah#||#dvn-dun#||#a:lm-alim#||#hk:k:-hakk#||#ksér-ekser#||#eh:zé-ittihaz#||#a:rd:-muriz#||#zékr-zikir#||#héet-hetü#||#brhén-burhan#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمِ اتَّخَذُوا مِن دُونِهِ آلِهَةً قُلْ هَاتُوا بُرْهَانَكُمْ هَذَا ذِكْرُ مَن مَّعِيَ وَذِكْرُ مَن قَبْلِي بَلْ أَكْثَرُهُمْ لَا يَعْلَمُونَ الْحَقَّ فَهُم مُّعْرِضُونَ
Emittehazû min dûnihî âliheh(âliheten), kul hâtû burhânekum, hâzâ zikru men maiye ve zikru men kablî, bel ekseruhum lâ ya’lemûnel hakka fehum mu’ridûn(mu’ridûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Mu'riz
ع ر ضA:RD:
İ'raz eden. Yüz çeviren. Başka tarafa dönen. Ta'riz eden. Dokunaklı konuşan.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
Bürhan
Burhan
ب ر ه نBRHéN
Delil. İsbat. İsbat vasıtası. Man: Yakînî mukaddemelerden meydana gelen kıyas. Red ve inkâr için itiraz kabul edilmeyecek surette isbat-ı hakikat eden kavi hüccet.
Çğl.Berahin
Aynı kökten:Bürhan Burhan Berahin Müberhen
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
hetü
ه ا تHéeT
?Getirmek.
Aynı kökten:hetü
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Ekser
ك ث رKSéR
Pek fazla. Daha çok. Kesrette olan. En çok.
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Yoksa ondan başka ilâhlar mı edindiler? De ki: “Haydi getirin delilinizi! İşte benimle beraber olanların kitabı ve işte benden öncekilerin kitabı (Hiçbirinde birden fazla ilâh olduğuna dair hiçbir delil yok). Şüphesiz çokları hakkı bilmezler de bu sebeple yüz çevirirler.”
21. ENBİYA / 25
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Senden önce bir Rasul irsal etmedik ki... kendisine "Muhakkak ki BEN'den başka ilah yoktur!" diye vahy etmiş olmayalım.
Artık BANA abd olun!
RSL K:BL RSL VHY eLHé A:BD .mid2378.ss21.as25.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxxxrasulxxxxemirxxyasakxxx#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#x#RSL#||#K:BL#||#RSL#||#VHY#||#eLHé#||#A:BD#||#k:bl-kabl#||#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ إِلَّا نُوحِي إِلَيْهِ أَنَّهُ لَا إِلَهَ إِلَّا أَنَا فَاعْبُدُونِ
Ve mâ erselnâ min kablike min resûlin illâ nûhî ileyhi ennehu lâ ilâhe illâ ene fa’budûn(fa’budûni).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
Senden önce gönderdiğimiz bütün peygamberlere, “Şüphesiz, benden başka hiçbir ilâh yoktur. Öyleyse bana ibadet edin” diye vahyetmişizdir.
21. ENBİYA / 26
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Rahman, evlad ittihaz etti." dediler. O, subhandır.
Bilakis!
Onlar ikram edilmiş abdlerdir.
Esma-ül Hüsna K:VL eH:Zé RHM VLD SBH A:BD KRM .mid2379.ss21.as26.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxEsma-ül Hüsnax#rhm-rahman#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#krm-ikram#||#eh:zé-ittihaz#||#sbh-subhan#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eH:Zé#||#RHM#||#VLD#||#SBH#||#A:BD#||#KRM#||#rhm-rahman#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#krm-ikram#||#eh:zé-ittihaz#||#sbh-subhan#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا اتَّخَذَ الرَّحْمَنُ وَلَدًا سُبْحَانَهُ بَلْ عِبَادٌ مُّكْرَمُونَ
Ve kâlûttehazer rahmânu veleden subhâneh(subhânehu), bel ıbâdun mukremûn(mukremûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ikram
ك ر مKRM
Sunulacak şey, armağan. Ağırlamak. Hürmet etmek. Saygı göstermek.
Çğl.İkramat
Aynı kökten:ekrem ikram İkramat ikramiye İstikram Keramet kerem Kerim Kerime Ekarim Kiram Mekreme Mikram mükerrem mükrem mükrim tekrim
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Diyanet Meali:
(Böyle iken) “Rahmân, çocuk edindi” dediler. O, böyle şeylerden uzaktır, yücedir. Hayır, (evlat diye niteledikleri) o melekler ikrama erdirilmiş kullardır.
21. ENBİYA / 27
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar, kavil ile O'na sebk etmezler. Onlar, O'nun emri ile amel ederler.
SBK: K:VL eMR A:ML .mid2380.ss21.as27.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#emr-emir#||#a:ml-amel#||#sbk:-sebk#||#k:vl-xxoxx#x#SBK:#||#K:VL#||#eMR#||#A:ML#||#emr-emir#||#a:ml-amel#||#sbk:-sebk#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا يَسْبِقُونَهُ بِالْقَوْلِ وَهُم بِأَمْرِهِ يَعْمَلُونَ
Lâ yesbikûnehu bil kavli ve hum bi emrihî ya’melûn(ya’melûne).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
sebk
س ب قSBK:
İleri geçme. Birisini geçme. Yarışma hali. İlerleme. Vaki olma. Birşeyin önceki hali, ilk durumu. Birşeyin kalıplanarak bir şeye benzetilmesi. Koşuda kazanan hayvan.
Aynı kökten:İstibak Masebak Mesbuk Münsebik Müsabaka Müsabakat Müsabık Müstebık Mütesabık Mütesabıka Sabık sabıka Sâbıkûn Sevabık Sâbıkan Sebak Esbâk Sebbak Sebike sebk Sebkat Sibak Tesabuk Tesbik Tesbikat
Diyanet Meali:
Onlar Allah’tan önce söz söylemezler ve hep O’nun emriyle iş görürler.
21. ENBİYA / 28
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onların ellerinin arasında olana ve halflerinde olana alimdir. Onlar, O'nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler. Onlar, O'nun haşyetinden müşfiktirler.
A:LM BYN YDY H:LF ŞFA: RD:V H:ŞY ŞFK: .mid2381.ss21.as28.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#h:lf-half#||#a:lm-alim#||#şfa:-şefaat#||#ydy-yed#||#byn-beyn#||#şfk:-müşfik#||#h:şy-haşyet#||#rd:v-rıza#x#A:LM#||#BYN#||#YDY#||#H:LF#||#ŞFA:#||#RD:V#||#H:ŞY#||#ŞFK:#||#h:lf-half#||#a:lm-alim#||#şfa:-şefaat#||#ydy-yed#||#byn-beyn#||#şfk:-müşfik#||#h:şy-haşyet#||#rd:v-rıza#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يَشْفَعُونَ إِلَّا لِمَنِ ارْتَضَى وَهُم مِّنْ خَشْيَتِهِ مُشْفِقُونَ
Ya’lemu mâ beyne eydîhim ve mâ halfehum ve lâ yeşfeûne illâ li menirtedâ ve hum min haşyetihî muşfikûn(muşfikûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
half
خ ل فH:LF
Ard. Arka. Ardıl. Kendinden sonra gelen. Arka taraf.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
Haşyet
خ ش يH:ŞY
Korku ve dehşet.
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
rıza
ر ض وRD:V
Memnunluk, hoşluk, razı olmak. İstek, arzu. Kendi isteği.
Aynı kökten:İrtiza' İrza İraza Marzî Marziyat Marziye Merzat marzat Müraza Mürazat Müterazi radi Râdiye Radiyen Rızaen razı rıdvan Rızvan rıza Tardiye Tarziye terazi
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
Şefaat
ش ف عŞFA:
Birinin bağışlanmasına aracılık etmek. Af için vesile olmak.
Aynı kökten:Eşfa' şafi Şefi' Şef' Şefa Şefaat
Müşfik
ش ف قŞFK:
Şefkatle seven. Acıyan, merhametli. / Sakınan ve korkan.
Aynı kökten:Eşfak İşfak Müşfik Şafak Şefakat Şefik Şefika Şefkat
Diyanet Meali:
Allah, onların önlerindekini de arkalarındakini de (yaptıklarını da yapacaklarını da) bilir. Onlar, O’nun razı olduğu kimselerden başkasına şefaat etmezler ve hepsi O’nun korkusuyla titrerler.
21. ENBİYA / 29
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
İçlerinden kim, "O'nun gayrısından, ben de ilahım" derse, artık onu cehenneme işte böyle cezalandırırız.
Zalimleri böyle cezalandırırız.
K:VL eLHé DVN CZY CZY Z:LM .mid2382.ss21.as29.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxxxcehennemxx#czy-ceza#||#elhé-ilah#||#z:lm-zalim#||#dvn-dun#||#chm-cehennem#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eLHé#||#DVN#||#CZY#||#CZY#||#Z:LM#||#czy-ceza#||#elhé-ilah#||#z:lm-zalim#||#dvn-dun#||#chm-cehennem#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَن يَقُلْ مِنْهُمْ إِنِّي إِلَهٌ مِّن دُونِهِ فَذَلِكَ نَجْزِيهِ جَهَنَّمَ كَذَلِكَ نَجْزِي الظَّالِمِينَ
Ve men yekul minhum innî ilâhun min dûnihî fe zâlike neczîhi cehennem(cehenneme), kezâlike neczîz zâlimîn(zâlimîne).
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
ceza
ج ز يCZY
Karşılık, mukabil.
Aynı kökten:ceza Cizye Mücazat Tecziye
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
İçlerinden her kim, “Allah’tan başka ben de şüphesiz bir ilâhım” derse, böylesini cehennemle cezalandırırız. İşte biz zalimleri böyle cezalandırırız.
21. ENBİYA / 30
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Semalar ve arz retk olmuş idi... ve ardından BİZ o ikisini fetk etmiştik… kafirler görmediler mi?
Hayy olan herşeyi sudan kıldık.
Hala iman etmiyorlar mı?
ReY KFR SMV eRD: KVN RTK: FTK: CA:L MVHé KLL ŞYe HYY eMN .mid2383.ss21.as30.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxxximanxx#kvn-kane#||#şye-şey#||#kll-külli#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#emn-iman#||#kfr-kafir#||#hyy-hayy#||#mvhé-ma#||#rtk:-retk#||#ftk:-fetk#||#ca:l-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#KFR#||#SMV#||#eRD:#||#KVN#||#RTK:#||#FTK:#||#CA:L#||#MVHé#||#KLL#||#ŞYe#||#HYY#||#eMN#||#kvn-kane#||#şye-şey#||#kll-külli#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#emn-iman#||#kfr-kafir#||#hyy-hayy#||#mvhé-ma#||#rtk:-retk#||#ftk:-fetk#||#ca:l-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَوَلَمْ يَرَ الَّذِينَ كَفَرُوا أَنَّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ كَانَتَا رَتْقًا فَفَتَقْنَاهُمَا وَجَعَلْنَا مِنَ الْمَاء كُلَّ شَيْءٍ حَيٍّ أَفَلَا يُؤْمِنُونَ
E ve lem yerellezîne keferû ennes semâvâti vel arda kânetâ retkan fe fetaknâhuma, ve cealnâ minel mâi kulle şey’in hayy(hayyin), e fe lâ yu’minûn(yu’minûne).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Fetk
ف ت قFTK:
Şak etme. Ayırma. Yarma. Yarılma. / Tıb: Dikilmiş bir şeyi söküp ayırmak. / Şafak sökmesi. Fecir ağarması. / Parçalanıp birbirine düşmüş cemaat.
Aynı kökten:Fetk Fetk Fettak Fıtık Teftik
hayy
ح ي يHYY
Nefes alıp vermeler, hareketler, dirilikler. Diri, canlı, sağ. Bir şeyi cem' ve ihraz eylemek. El Hayy : Hayatın umumiyeti, hayat fiili.
Çğl.Ahyâ
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kontrol-giriş
Aynı kökten:
ma'
م و هMVHé
Su.
Çğl.Emvah
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
Retk
ر ت قRTK:
Yırtığı onarmak, yarığı düzeltmek, bitiştirmek. / kapatmak, bir araya gelmek. / ratqan - kapalı, tek varlık.
Aynı kökten:Retk Retk Ü Fetk
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
İnkâr edenler, göklerle yer bitişikken, bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmediler mi? Hâlâ inanmayacaklar mı?
21. ENBİYA / 31
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Kendilerini meyd etmeye arzda rasiyeler kıldık… ve orada fecc sebiller kıldık.
Umulur ki ihtida olurlar.
CA:L eRD: RSV MYD CA:L FCC SBL HéDY .mid2384.ss21.as31.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#fcc-fecc#||#hédy-ihtida#||#rsv-rasiye#||#myd-meyd#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#eRD:#||#RSV#||#MYD#||#CA:L#||#FCC#||#SBL#||#HéDY#||#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#fcc-fecc#||#hédy-ihtida#||#rsv-rasiye#||#myd-meyd#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلْنَا فِي الْأَرْضِ رَوَاسِيَ أَن تَمِيدَ بِهِمْ وَجَعَلْنَا فِيهَا فِجَاجًا سُبُلًا لَعَلَّهُمْ يَهْتَدُونَ
Ve cealnâ fîl ardı revâsiye en temîde bihim ve cealnâ fîhâ ficâcen subulen leallehum yehtedûn(yehtedûne).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
fecc
ف ج جFCC
Açık yer. İki dağ arasındaki geniş yol. Tarik-i vâsi'
Çğl.ficac
Aynı kökten:fecc ficac
İhtida
ه د يHéDY
Hidayet edilmek. Doğru yola erdirilmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Meyd
م ي دMYD
Deprenmek. Sallanmak. Ziyaret etmek. Hareket etmek. Kırağı çalmak. Meyletmek. Neşv ü nemâ bulmak. Başı dönüp midesi bulanmak.
Aynı kökten:maide Mevaid Me'd Meyd Meydan Meyadin
Râsiye
ر س وRSV
Büyük dağ.
Çğl.Revasi
Aynı kökten:İrsa' Mersa Merâsi Mürsa Mürsat Mürsiye Râsiye Revasi Revs Tersane
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
Onları sarsmasın diye yere de sabit dağlar yerleştirdik ve (varacakları yere) yol bulabilsinler diye ondan geçitler, yollar meydana getirdik.
21. ENBİYA / 32
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Semayı mahfuz sakf kıldık. Onlar ise orada ki ayetlerden hala murizler!
CA:L SMV SK:F HFZ: eYY A:RD: .mid2385.ss21.as32.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#eyy-ayet#||#smv-sema#||#a:rd:-muriz#||#hfz:-mahfuz#||#sk:f-sakf#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#SMV#||#SK:F#||#HFZ:#||#eYY#||#A:RD:#||#eyy-ayet#||#smv-sema#||#a:rd:-muriz#||#hfz:-mahfuz#||#sk:f-sakf#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلْنَا السَّمَاء سَقْفًا مَّحْفُوظًا وَهُمْ عَنْ آيَاتِهَا مُعْرِضُونَ
Ve cealnes semâe sakfen mahfûzâ(mahfûzen), ve hum an âyâtihâ mu’ridûn(mu’ridûne).
Mu'riz
ع ر ضA:RD:
İ'raz eden. Yüz çeviren. Başka tarafa dönen. Ta'riz eden. Dokunaklı konuşan.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Mahfuz
ح ف ظHFZ:
Hıfzolunmuş, saklanılmış. Ezberlenmiş. Hafızaya alınmış. Korunup gözetilmiş. Gizlenmiş, saklanmış.
Aynı kökten:Hâfız Huffaz Hafaza Hâfıza Hafîziyyet Hıfz İstihfaz Mahfaza Mahfuz Muhafaza Muhafazat Muhafız Muhafızîn Müstahfaz Müstahfazin Mütehaffız Mütehaffızîn
Sakf
س ق فSK:F
Dam, çatı, tavan. Asuman, gökyüzü. Hızla almak. Sür'atle ahzetmek. Sakf-ı Muallâ: Yüksek gökyüzü.
Aynı kökten:Sakf
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Gökyüzünü de korunmuş bir tavan yaptık. Onlar ise oradaki, (Allah’ın varlığını gösteren) delillerden yüz çevirmektedirler.
21. ENBİYA / 33
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
O, geceyi ve gündüzü ve güneşi ve kameri halk edendir. Hepsi bir felekte sebh olmuştur.
Doğa/Yaşam H:LK: LYL NHéR ŞMS K:MR KLL FLK SBH .mid2386.ss21.as33.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxDoğa/Yaşamx#kll-külli#||#lyl-leyl#||#k:mr-kamer#||#nhér-nehar#||#şms-şems#||#flk-felek#||#h:lk:-halk#||#sbh-sebh#x#H:LK:#||#LYL#||#NHéR#||#ŞMS#||#K:MR#||#KLL#||#FLK#||#SBH#||#kll-külli#||#lyl-leyl#||#k:mr-kamer#||#nhér-nehar#||#şms-şems#||#flk-felek#||#h:lk:-halk#||#sbh-sebh#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَهُوَ الَّذِي خَلَقَ اللَّيْلَ وَالنَّهَارَ وَالشَّمْسَ وَالْقَمَرَ كُلٌّ فِي فَلَكٍ يَسْبَحُونَ
Ve huvellezî halakal leyle ven nehâre veş şemse vel kamer(kamere), kullun fî felekin yesbehûn(yesbehûne).
felek
ف ل كFLK
Büyük ve dâirevi olan şey. Dünyâ, âlem. Gök, gök katı, devir. Her gök seyyaresinin gezdiği âlem. Bir zilli âlet. Yuvarlak kütük, kızak. Tâlih, baht.
Çğl.Eflâk
Aynı kökten:felaket felek Eflâk fülk
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
kamer
ق م رK:MR
Ay. Ay ışığında uyumayıp uyanık durmak.
Çğl.Akmar
Aynı kökten:kamer Akmar Mukmir Mukmire
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
nehar
ن ه رNHéR
Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Gündüz. Toy kuşunun yavrusu.
Çğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
Sebh
س ب حSBH
Yerindelik. Noksansızlık. Olması gerektiği gibi olmaklık. / Genişlik. Hafiflik. / Uğraşı içinde kalmak, meşguliyet.
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
şems
ش م سŞMS
Güneş
Çğl.Şümus
Aynı kökten:Müşemmes Müteşemmis şems Şümus şemsiye Teşemmüs Teşmis
Diyanet Meali:
O, geceyi, gündüzü, güneşi ve ayı yaratandır. Her biri bir yörüngede yüzmektedirler.
21. ENBİYA / 34
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Biz, senden önce beşeri ebedi kılmadık. ölümsüzlük vermedik. Artık sen mevt olursan onlar ebedi mi olacaklar?
CA:L BŞR K:BL H:LD MVT H:LD .mid2387.ss21.as34.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#k:bl-kabl#||#h:ld-halid#||#bşr-beşer#||#mvt-mevt#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#BŞR#||#K:BL#||#H:LD#||#MVT#||#H:LD#||#k:bl-kabl#||#h:ld-halid#||#bşr-beşer#||#mvt-mevt#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا جَعَلْنَا لِبَشَرٍ مِّن قَبْلِكَ الْخُلْدَ أَفَإِن مِّتَّ فَهُمُ الْخَالِدُونَ
Ve mâ cealnâ li beşerin min kablikel huld(hulde), e fe in mitte fe humul hâlidûn(hâlidûne).
Beşer
Beşere
ب ش رBŞR
İnsanın zahiri görünürlüğü. İnsan derisinin dış yüzleri. İnsan. Âdem.
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
mevt
م و تMVT
Dünya yaşantısının yüklediği görevlerden paydos olma hali.
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
Diyanet Meali:
Biz, senden önce de hiçbir beşere ölümsüzlük vermedik. Şimdi sen ölürsen, onlar ebedî mi kalacaklar?
21. ENBİYA / 35
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 323
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Bütün nefs mevti tadacaktır.
Sizi, fitne olarak şerr ile ve hayr ile belv ederiz. BİZ'e rücu edeceksiniz!
KLL NFS ZéVK: MVT BLV ŞRR H:YR FTN RCA: .mid2388.ss21.as35.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf323.sure.21.xxxx#kll-külli#||#zévk:-zaika#||#nfs-nefs#||#h:yr-hayr#||#ftn-fitne#||#şrr-şerr#||#rca:-rücu#||#mvt-mevt#||#blv-belv#x#KLL#||#NFS#||#ZéVK:#||#MVT#||#BLV#||#ŞRR#||#H:YR#||#FTN#||#RCA:#||#kll-külli#||#zévk:-zaika#||#nfs-nefs#||#h:yr-hayr#||#ftn-fitne#||#şrr-şerr#||#rca:-rücu#||#mvt-mevt#||#blv-belv#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
كُلُّ نَفْسٍ ذَائِقَةُ الْمَوْتِ وَنَبْلُوكُم بِالشَّرِّ وَالْخَيْرِ فِتْنَةً وَإِلَيْنَا تُرْجَعُونَ
Kullu nefsin zâikatul mevt(mevti), ve neblûkum biş şerri vel hayri fitneh(fitneten), ve ileynâ turceûn(turceûne).
Belv
Belva
ب ل وBLV
Dert, çile. Musibet. Zahmet. İmtihan, tecrübe.
Aynı kökten:Belâ Belâyâ Belv Belva Belve Bilv Mübtelâ
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
mevt
م و تMVT
Dünya yaşantısının yüklediği görevlerden paydos olma hali.
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Zaika
ذ و قZéVK:
Tatma, tad alma. Tad alıcı kuvvet, tad duyurucu hassa.
Aynı kökten:Mezak Mütezevvik Tezevvuk Tezevvukat Tezvik Zaika Zevk Zevkî Zevkiyyat
şerr
ش ر رŞRR
Allah'ın emirlerine uymama, muhalif hareket etme. Fena adam, fenalık yapan adam, kötü adam. Daha kötü, en kötü. Kötü iş, kötülük. Fenalık. Kavga.
Çğl.şürur
Aynı kökten:eşerr Şerar Şerare Şeraret şerir şerire şerr şürur Şirret şirrir Eşrâr Eşirrâ
Diyanet Meali:
Her nefis ölümü tadacaktır. Sizi bir imtihan olarak hayır ile de şer ile de deniyoruz. Ancak bize döndürüleceksiniz.
21. ENBİYA / 36
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Kafirler seni gördüklerinde, hüzüv dışında ittihaz etmezler: "Bu mudur sizin ilahlarınızı zikir eden?" Onlar Rahmanın zikrine… onlar kafirdirler.
ReY KFR eH:Zé HéZe ZéKR eLHé ZéKR RHM KFR .mid2389.ss21.as36.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#elhé-ilah#||#rhm-rahman#||#kfr-kafir#||#eh:zé-ittihaz#||#héze-hüzüv#||#zékr-zikir#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#KFR#||#eH:Zé#||#HéZe#||#ZéKR#||#eLHé#||#ZéKR#||#RHM#||#KFR#||#elhé-ilah#||#rhm-rahman#||#kfr-kafir#||#eh:zé-ittihaz#||#héze-hüzüv#||#zékr-zikir#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَا رَآكَ الَّذِينَ كَفَرُوا إِن يَتَّخِذُونَكَ إِلَّا هُزُوًا أَهَذَا الَّذِي يَذْكُرُ آلِهَتَكُمْ وَهُم بِذِكْرِ الرَّحْمَنِ هُمْ كَافِرُونَ
Ve izâ reâkellezîne keferû in yettehızûneke illâ huzuvâ(huzuven), e hâzellezî yezkuru âlihetekum, ve hum bi zikrir rahmâni hum kâfirûn(kâfirûne).
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
hüzüv
ه ز اHéZe
Maskaralık. Alay, alay etmek, alaya almak. Eğlenmek.
Aynı kökten:hüzüv istihza müstehzi
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
İnkâr edenler seni gördükleri zaman ancak alaya alırlar. “Bu mu ilâhlarınızı diline dolayan?” derler. Hâlbuki kendileri Rahmân’ın kitabını inkâr ediyorlar.
21. ENBİYA / 37
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
İnsan, aceleci halk edilmiştir.
Size yakında ayetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin!
Doğa/Yaşam H:LK: eNS A:CL ReY eYY A:CL .mid2390.ss21.as37.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxDoğa/Yaşamxxinsanxx#eyy-ayet#||#a:cl-acele#||#h:lk:-hulk#||#ens-insan#||#rey-xxoxx#x#H:LK:#||#eNS#||#A:CL#||#ReY#||#eYY#||#A:CL#||#eyy-ayet#||#a:cl-acele#||#h:lk:-hulk#||#ens-insan#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
خُلِقَ الْإِنسَانُ مِنْ عَجَلٍ سَأُرِيكُمْ آيَاتِي فَلَا تَسْتَعْجِلُونِ
Hulikal insânu min acel(acelin), seurîkum âyâtî fe lâ testa’cilûn(testa’cilûni).
Acele
ع ج لA:CL
Çabuk, çabukluk. Bir işi çabuk yapmaya ve çabuk bitirmeye çalışma, ivedilik.
Aynı kökten:A'cel Acele Âcil Acul İ'cal İcalet icle İclet Ucul İsti'cal Muaccel Müsta'cel Müsta'celen Müsta'cil Müteaccil Taaccül Taaccülat Ta'cil Ta'cilât
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Hulk
خ ل قH:LK:
Huy. Ahlak. Tabiat. Yaratılıştan olan haslet. Seciyye. Cibilliyet. İnsanın doğuştan veya sonradan kazandığı ruhi ve zihni haller.
Çğl.Ahlak
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Diyanet Meali:
İnsan çok aceleci (tez canlı) yaratılmıştır. Size yakında âyetlerimi göstereceğim. Şimdi acele etmeyin.
21. ENBİYA / 38
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Eğer sadıksanız, bu vaad ne zamandır?" diyorlar.
K:VL VA:D KVN S:DK: .mid2391.ss21.as38.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#va:d-vaad#||#s:dk:-sadık#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#VA:D#||#KVN#||#S:DK:#||#va:d-vaad#||#s:dk:-sadık#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdıkîn(sâdıkîne).
sadık
ص د قS:DK:
Doğru, hakikatli, sadakatlı, dürüst.
Dşl.sadıkaÇğl.Asdika
Aynı kökten:Esdak Masadak Masduk Mısdak Musadakat Musaddak musaddık Mutasaddık Mutasaddıkîn sadaka Sadakat sadık sadıka Asdika Saduk Saduka Sadukat sıddık sıdk Asdak Tasadduk tasdik Tasdikat
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
Bir de “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
21. ENBİYA / 39
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Keşke kafirler; vechlerinden ve de zuhurlarından narı keff edemeyecekleri hiynde alim olsalardı!
Onlara nasr olunmayacak!
A:LM KFR HYN KFF VCHé NVR Z:HéR NS:R .mid2392.ss21.as39.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#a:lm-alim#||#kfr-kafir#||#vché-vücuh#||#hyn-hine#||#nvr-nar#||#ns:r-nasr#||#kff-keff#||#z:hér-zuhur#x#A:LM#||#KFR#||#HYN#||#KFF#||#VCHé#||#NVR#||#Z:HéR#||#NS:R#||#a:lm-alim#||#kfr-kafir#||#vché-vücuh#||#hyn-hine#||#nvr-nar#||#ns:r-nasr#||#kff-keff#||#z:hér-zuhur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَوْ يَعْلَمُ الَّذِينَ كَفَرُوا حِينَ لَا يَكُفُّونَ عَن وُجُوهِهِمُ النَّارَ وَلَا عَن ظُهُورِهِمْ وَلَا هُمْ يُنصَرُونَ
Lev ya’lemullezîne keferû hîne lâ yekuffûne an vucûhihimun nâre ve lâ an zuhûrihim ve lâ hum yunsarûn(yunsarûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
hine
hiyn
ح ي نHYN
Vakit. Bir süre. Sırasında. Aynı sırada. Esnasında, sürerken. O zamanda.
Aynı kökten:hine hiyn
Keff
ك ف فKFF
Vaz geçme, el çekme, çekinmek, men'etme, imtinâ etmek, sâkit olmak. Avuç, el, avuç içi. Nimet.
Çğl.Küfuf
Aynı kökten:Kâffe Kefaf Kifaf Kefe Keffe Kefef Keff Küfuf Keffe Ükef Keffe Kifef Mükeffef mekfuf Mekâfif Tekeffüf
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
nar
ن و رNVR
Ateş. Bir meyve adı. Yakıcı, azab verici her şey.
Çğl.NiranÇğl.envarÇğl.niyâr
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
zahr
ظ ه رZ:HéR
Binek devesi. Kuş yeleklerinin kısa tarafı. Kara yolu. Sırt, arka. Yüksek yer. Kur'an'ın lâfz-ı şerifi. Haber.
Çğl.zuhurÇğl.ezhâr
Aynı kökten:.Zahir Azhar izhar mazhar Muzahhir Müstazhir Mustazhir Mütezahhir Mütezahir Müzaheret Muzahere müzahir Müzhir Salatüz zuhr Tazhir Tezahhür Tezahür Tezahürât Zahir zevahir zahr zuhur ezhâr zıhar Zuhr zuhur
Diyanet Meali:
İnkâr edenler, yüzlerinden ve sırtlarından ateşi savamayacakları ve hiçbir yardım da görmeyecekleri vakti bir bilseler!
21. ENBİYA / 40
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Bilakis!
Muhakkak o, kendilerine ansızın gelecek ve ardından onlara büht edilecek ve ardından onu redd etmeye istitaat etmeyecek ve de onlara nazar edilmeyecek.
eTY BG:T BHéT T:VA: RDD NZ:R .mid2393.ss21.as40.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#t:va:-istitaat#||#rdd-redd#||#nz:r-nazar#||#bhét-büht#||#bg:t-bagt#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#BG:T#||#BHéT#||#T:VA:#||#RDD#||#NZ:R#||#t:va:-istitaat#||#rdd-redd#||#nz:r-nazar#||#bhét-büht#||#bg:t-bagt#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ تَأْتِيهِم بَغْتَةً فَتَبْهَتُهُمْ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ رَدَّهَا وَلَا هُمْ يُنظَرُونَ
Bel te’tîhim bagteten fe tebhetuhum fe lâ yestetî’ûne reddehâ ve lâ hum yunzarûn(yunzarûne).
Bagt
ب غ تBG:T
Ansızın. Ansızlık. Ansızdan gafil iken gelmek.
Aynı kökten:Bagt Bagteten
Büht
ب ه تBHéT
İftira, isnad edilen yalan. Bir seyyarenin bir günlük hareketi.
Aynı kökten:Bühat Büht Bühtan
nazar
ن ظ رNZ:R
Göz atmak. Beklemek, izlemek. Ertelemek. Düşünmek, ibret almak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek. Gözdeğmesi. İltifat. İtibar.
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
redd
ر د دRDD
Geri döndürmek, kabul etmemek. Çevirmek, def etmek. Bir şeyin karşılığını icra etmek.
Aynı kökten:İrtida' İrtidad Mürted Mürtedi' müsteredd mütereddid Mütereddidîn Râdd redd reddiye Terad tereddüd Tereddüdât
İstitaat
ط و عT:VA:
İtaat etmenin gereklerini yerine getirmek, bunu dilemek ve şartlarına uymak.
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Diyanet Meali:
Şüphesiz o (tehdit edildikleri azap) onlara ansızın gelecek de kendilerini şaşkınlıktan dondurup bırakacak. Artık ne onu geri çevirmeye güçleri yetecek, ne de kendilerine göz açtırılacak.
21. ENBİYA / 41
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Senden önce de birçok Rasuller ile istihza edilmişti! Ardından istihza etmiş oldukları şeyler sahr edenleri hayk etmişti.
HéZe RSL K:BL HYK: SH:R KVN HéZe .mid2394.ss21.as41.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxxxrasulxx#k:bl-kabl#||#héze-istihza#||#rsl-rasul#||#sh:r-sahr#||#hyk:-hayk#||#kvn-xxoxx#x#HéZe#||#RSL#||#K:BL#||#HYK:#||#SH:R#||#KVN#||#HéZe#||#k:bl-kabl#||#héze-istihza#||#rsl-rasul#||#sh:r-sahr#||#hyk:-hayk#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدِ اسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَحَاقَ بِالَّذِينَ سَخِرُوا مِنْهُم مَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون
Ve lekadistuhzie bi rusulin min kablike fe hâka billezîne sehırû minhum mâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
Hayk
Havk
ح ي قHYK:
Kaplamak. Çevrelemek, kuşatmak. İhâta etmek. Ev süpürmek.
Aynı kökten:Hayk Havk Mihveka
istihza
ه ز اHéZe
Alay etmek, birisi ile eğlenmek. Birisini gülünç duruma düşürmek, maskara etmek.
Aynı kökten:hüzüv istihza müstehzi
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Sahr
س خ رSH:R
Masharaya almak. Alay etmek. Dalga geçmek.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
Diyanet Meali:
Andolsun, senden önce de birçok peygamberle alay edildi de içlerinden alay edenleri, o alaya aldıkları şey kuşatıverdi.
21. ENBİYA / 42
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Gecede ve gündüzde sizi Rahmandan kim kila edecek?"
Bilakis!
Onlar Rabblerinin zikrinden murizler.
K:VL KLe LYL NHéR RHM ZéKR RBB A:RD: .mid2395.ss21.as42.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#lyl-leyl#||#nhér-nehar#||#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#a:rd:-muriz#||#zékr-zikir#||#kle-kila#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KLe#||#LYL#||#NHéR#||#RHM#||#ZéKR#||#RBB#||#A:RD:#||#lyl-leyl#||#nhér-nehar#||#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#a:rd:-muriz#||#zékr-zikir#||#kle-kila#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ مَن يَكْلَؤُكُم بِاللَّيْلِ وَالنَّهَارِ مِنَ الرَّحْمَنِ بَلْ هُمْ عَن ذِكْرِ رَبِّهِم مُّعْرِضُونَ
Kul men yekleukum bil leyli ven nehâri miner rahmân(rahmâni), bel hum an zikri rabbihim mu’ridûn(mu’ridûne).
Mu'riz
ع ر ضA:RD:
İ'raz eden. Yüz çeviren. Başka tarafa dönen. Ta'riz eden. Dokunaklı konuşan.
Aynı kökten:Ârız arz Ma'rız Ma'ruz Ma'ruzât Urz Urza Ârıza Avarız Ârızan Ârızî Muaraza Muarız Muarızîn mütearrız taarruz Tearuz İ'raz Muarraz Maarız meâriz Mu'riz Ta'riz Ta'rizât Irz
Kilâ'
ك ل اKLe
Saklamak, korumak. Gözlemek. Muhafaza.
Aynı kökten:Kilâ'
Leyl
Leyle
ل ي لLYL
Gece.
Çğl.LeyalÇğl.Leyail
Aynı kökten:Leyl Leyle Leyal Leyail Leyla Leyle-nehara
nehar
ن ه رNHéR
Fecrin doğuşundan güneşin batışına kadar olan aydınlık. Gündüz. Toy kuşunun yavrusu.
Çğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) De ki: “(Size azab edecek olsa) gece ve gündüz Rahmân’ın azabından sizi kim koruyacak?” Öyle iken onlar Rablerinin zikrinden yüz çevirmekteler.
21. ENBİYA / 43
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Yada, BİZ'im gayrımızdan, kendilerine mani olacak ilahları mı var?
Onlar kendilerine nasr etmeye istitaat etmezler. Onlara BİZ de sahib çıkmayız.
eLHé MNA: DVN T:VA: NS:R NFS S:HB .mid2396.ss21.as43.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxx#elhé-ilah#||#t:va:-istitaat#||#dvn-dun#||#nfs-enfüs#||#mna:-men#||#s:hb-sahib#||#ns:r-nasr#x#eLHé#||#MNA:#||#DVN#||#T:VA:#||#NS:R#||#NFS#||#S:HB#||#elhé-ilah#||#t:va:-istitaat#||#dvn-dun#||#nfs-enfüs#||#mna:-men#||#s:hb-sahib#||#ns:r-nasr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ لَهُمْ آلِهَةٌ تَمْنَعُهُم مِّن دُونِنَا لَا يَسْتَطِيعُونَ نَصْرَ أَنفُسِهِمْ وَلَا هُم مِّنَّا يُصْحَبُونَ
Em lehum âlihetun temneuhum min dûninâ, lâ yestetîûne nasre enfusihim ve lâ hum minnâ yushabûn(yushabûne).
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Men'
م ن عMNA:
Yasak etmek. Durdurmak. Bırakmamak. Bir şeyi esirgemek, korumak.
Aynı kökten:Mâni' Mania Memnu' Memnua Memnuat Men' Men'â Menaî Mennâ' Menun Temni'
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
Sâhib
Sahıb
ص ح بS:HB
Sohbet edilen kimse. Bir şeyi koruyan ve ona malik olan. Bir iş yapmış olan. Bir vasfı olan. Eş. Yakın arkadaş. Yoldaş. Yakın dost. Yoldaş, yol arkadaşı. Gözcü.
Dşl.SâhibeÇğl.SahbÇğl.EshabÇğl.Esâhıb
Aynı kökten:Ishab İstishab Mashub Mesâhib Musahebe Musahabat Musahib Müstashab Müstashib sahabe sahabi Sahabiye sahabet Sâhib Sahıb Sâhibe Sahb Eshab Esâhıb sohbet Tesahub
İstitaat
ط و عT:VA:
İtaat etmenin gereklerini yerine getirmek, bunu dilemek ve şartlarına uymak.
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Diyanet Meali:
Yoksa bizim dışımızda onları koruyacak ilâhları mı var? O ilâh edindikleri nesneler kendilerine bile yardım edemezler. Zaten onlar bizden de yardım görmezler.
21. ENBİYA / 44
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 324
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Bilakis!
BİZ onları ve de ata-babalarını, metalandırdık. Hatta kendilerine ömür tavl geldi.
Artık görmüyorlar mı ki; BİZ, arzı etrafından naks ediyoruz?
Onlar mı galip gelecekler?
MTA: eBV T:VL A:MR ReY eTY eRD: NK:S: T:RF G:LB .mid2397.ss21.as44.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf324.sure.21.xxxxxcihad-duruxxxxibadetxxx#mta:-meta#||#ebv-eb#||#erd:-arz#||#a:mr-ömür#||#nk:s:-naks#||#g:lb-galib#||#t:vl-tavl#||#t:rf-taraf#||#ety-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#MTA:#||#eBV#||#T:VL#||#A:MR#||#ReY#||#eTY#||#eRD:#||#NK:S:#||#T:RF#||#G:LB#||#mta:-meta#||#ebv-eb#||#erd:-arz#||#a:mr-ömür#||#nk:s:-naks#||#g:lb-galib#||#t:vl-tavl#||#t:rf-taraf#||#ety-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ مَتَّعْنَا هَؤُلَاء وَآبَاءهُمْ حَتَّى طَالَ عَلَيْهِمُ الْعُمُرُ أَفَلَا يَرَوْنَ أَنَّا نَأْتِي الْأَرْضَ نَنقُصُهَا مِنْ أَطْرَافِهَا أَفَهُمُ الْغَالِبُونَ
Bel metta’nâ hâulâi ve âbâehum hattâ tâle aleyhimul umur(umuru), e fe lâ yerevne ennâ ne’til arda nenkusuhâ min etrâfihâ, e fehumul gâlibûn(gâlibûne).
ömür
Ömr
ع م رA:MR
Yaşam. Yaşayış.
Aynı kökten:amer Amir İ'mar imaret İmarat İmran Ma'mur Ma'mure Mi'mar muammer Mu'temir ömür Ömr Ta'mir Ta'mirât umre Umurat ümran
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Galib
غ ل بG:LB
Üstün. Yenen. Mağlub eden. Ekser.
Aynı kökten:Agleb Ağlebâ Galba Gulb Galeb Galb Galebe Galebe Çalmak Galib Galiba Galibiyyet Gılab İstiglab Magalıb Maglub Mağlub Maglubiyyet Mugalebe Mugalleb Mütegalibe Mütegallib Mütegallibe Mütegallibîn Tagallüb Tegallüb Tagallübât Tegalüb
meta'
meta
م ت عMTA:
Fayda. Menfaat. Kıymetli eşya. Dünya geçimliği. Tüccar malı.
Çğl.Emtia
Aynı kökten:meta' meta Emtia Temettu' Temettuât
Nakıs
Naks
ن ق صNK:S:
Eksiklik, noksan, kusur. Azaltma, eksiltme. Tamam olmayan. Gr: Yalnız son harfi harf-i illet olan kelime. Mat: Eksi. Negatif.
Çğl.Nakısat
Aynı kökten:Enkas Menkus Münakasa Münakasât Münakkas Müstenkıs Mütenakıs Nakıs Naks Nakısat Noksan Nuksan Nakais Nevakıs Tenkis Tenkisât
Taraf
ط ر فT:RF
Yan, yön. Yer, memleket, ülke. Kıt'a. Taraftarlık, sahip çıkmak, korumak. Aralarında anlaşmazlık bulunan iki kişiden veya iki topluluktan her biri.
Çğl.AtrafÇğl.Etraf
Aynı kökten:Taraf Atraf Etraf Tarf Atraf Tarfe Tatarruf
tul
Tavl
ط و لT:VL
Boy. Uzunluk. Ömür ve hayat. Uzamak. Zaman çokluğu. Çokluk, bolluk.
Aynı kökten:atvel istitale Mattal Mattâle Mıtla Metâli mustatil mutavele tavil tetavül tul Tavl tula
Diyanet Meali:
Evet, biz onları da atalarını da, faydalandırdık. Öyle ki uzun süre yaşadılar. Ama, artık görmüyorlar mı ki, biz yeryüzünü çevresinden eksiltiyoruz? O hâlde, onlar mı galip gelecekler?
21. ENBİYA / 45
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Muhakkak ben sizi… ancak, vahy ile nezr ediyorum."
Davaya sağır olanlar, nezr edildiklerinde işitmezler.
K:VL NZéR VHY SMA: S:MM DA:V NZéR .mid2398.ss21.as45.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxx#da:v-duae#||#vhy-vahy#||#s:mm-samm#||#nzér-nezr#||#k:vl-xxoxx#||#sma:-xxoxx#x#K:VL#||#NZéR#||#VHY#||#SMA:#||#S:MM#||#DA:V#||#NZéR#||#da:v-duae#||#vhy-vahy#||#s:mm-samm#||#nzér-nezr#||#k:vl-xxoxx#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ إِنَّمَا أُنذِرُكُم بِالْوَحْيِ وَلَا يَسْمَعُ الصُّمُّ الدُّعَاء إِذَا مَا يُنذَرُونَ
Kul innemâ unzirukum bil vahyi ve lâ yesmeus summud duâe izâ mâ yunzerûn(yunzerûne).
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
samm
ص م مS:MM
Sağır. Sağır olmak. Şişenin ağzını tıkamak. Katı, sağlam ve sert madde. Vurmak.
Çğl.summ
Aynı kökten:Asamm Esamm Summun Ismam samm summ Samma Tasamm Musammim müsammem Mütesammim tasmim
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
De ki: “Ben sizi ancak vahy ile uyarıyorum.” Ama sağırlar uyarıldıkları vakit çağrıyı işitmezler.
21. ENBİYA / 46
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlara Rabbinin azabından nefha mess etse, "Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimseler olduk!" derler.
MSS NFH A:ZéB RBB K:VL KVN Z:LM .mid2399.ss21.as46.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxx#z:lm-zalim#||#rbb-rabb#||#mss-mess#||#a:zéb-azab#||#nfh-nefha#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#MSS#||#NFH#||#A:ZéB#||#RBB#||#K:VL#||#KVN#||#Z:LM#||#z:lm-zalim#||#rbb-rabb#||#mss-mess#||#a:zéb-azab#||#nfh-nefha#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَئِن مَّسَّتْهُمْ نَفْحَةٌ مِّنْ عَذَابِ رَبِّكَ لَيَقُولُنَّ يَا وَيْلَنَا إِنَّا كُنَّا ظَالِمِينَ
Ve le in messethum nefhatun min azâbi rabbike le yekûlunne yâ veylenâ innâ kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
mess
م س سMSS
Yapışmak, değmek, dokunmak. Meydana gelmek.
Aynı kökten:Emess Mass mess Misas Mümas Mümasse mütemass Temass temas
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Andolsun, onlara Rabbinin azabından hafif bir esinti dokunsa, muhakkak “Eyvah bize! Gerçekten biz zalim kimselerdik” diyeceklerdir.
21. ENBİYA / 47
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Kıyamet yevmi için kıst mizanlar vaz ederiz.
Artık nefslere hiçbir zulüm edilmez. Hardaldan habbe miskali olsa onu getireceğiz.
Hasib olarak BİZ kafiyiz.
Ahiret VD:A: VZN K:ST: YVM K:VM Z:LM NFS ŞYe KVN SéK:L HBB H:RDL eTY KFY HSB .mid2400.ss21.as47.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxAhiretxxyevmxx#k:vm-kıyamet#||#kvn-kane#||#şye-şey#||#z:lm-zulüm#||#yvm-yevm#||#nfs-nefs#||#kfy-kafi#||#hbb-habbe#||#k:st:-kıst#||#hsb-hasib#||#sék:l-miskal#||#vd:a:-vaz#||#vzn-mizan#||h:rdl-hardal#||#ety-xxoxx#x#VD:A:#||#VZN#||#K:ST:#||#YVM#||#K:VM#||#Z:LM#||#NFS#||#ŞYe#||#KVN#||#SéK:L#||#HBB#||#H:RDL#||#eTY#||#KFY#||#HSB#||#k:vm-kıyamet#||#kvn-kane#||#şye-şey#||#z:lm-zulüm#||#yvm-yevm#||#nfs-nefs#||#kfy-kafi#||#hbb-habbe#||#k:st:-kıst#||#hsb-hasib#||#sék:l-miskal#||#vd:a:-vaz#||#vzn-mizan#||h:rdl-hardal#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنَضَعُ الْمَوَازِينَ الْقِسْطَ لِيَوْمِ الْقِيَامَةِ فَلَا تُظْلَمُ نَفْسٌ شَيْئًا وَإِن كَانَ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ أَتَيْنَا بِهَا وَكَفَى بِنَا حَاسِبِينَ
Ve nedaul mevâzînel kısta li yevmil kıyâmeti fe lâ tuzlemu nefsun şey’â(şey’en) ve in kâne miskâle habbetin min hardelin eteynâ bihâ, ve kefâ binâ hâsibîn(hâsibîne).
Habb
Habbe
ح ب بHBB
Tane, çekirdek. Tohum. / Yuvarlak olarak hazırlanmış ilaç, hap. / Buğday tanesi veya buna benzer tohum. / Sivilce. / İhtiyaç. Parça. Dirhemin 1/48 kadarı.
Çğl.habbatÇğl.hububÇğl.hububat
Aynı kökten:Ehabb Habb Habbe habbat hubub hububat habib Habibe Ahbab hibab Hubab hubb hubbe hubban hubbe Mahbub Mahbubat Mahabib mahbube Mahbubiyyet muhabbet Muhibb Muhibbe Muhibban Müstehab mütehabb Mütehabbe tahabbüb Tehabb tahab
Hasib
ح س بHSB
Hesab eden, hesab edici. El Hasib : Hesab edici fiili. Hesaba çeken.
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
kıst
ق س طK:ST:
Pay. Hisse. Nasib. Kısım. Mizan. Rızık. Kısım kısım verilen bir hediyenin, borcun her defada verilen bir parçası. Tartı ve ölçüde doğruluk. Adalet etmek.
Çğl.aksat
Aynı kökten:Aksat Iksat İksat Kasit Kasıtîn kıst aksat Kustar kıstâr Kustas Mukasat mukassat muksit Muksitîn taksit Tekasit
kıyamet
ق و مK:VM
İnsanın bir çırpıda ayağa kalkmasıdır. Sonuna hâ harfi ilave edilerek onun aniden meydana geleceğine dikkat çekilmiştir. Dünyanın yıkılıp harab olması. Her şeyin mahvolması. Dünyanın sonu ve mahşer meydanına bütün insanların dirilip toplanacağı zaman. Mc: Büyük bela. Fazla sıkıntı.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Kâfi
ك ف يKFY
Kifayet eden. Vâfi, başka şeye ihtiyaç bırakmayan. Yeten, yetişen, elveren.
Aynı kökten:Adem-i Kifâyet İstikfa Kâfi kifayet Maal-kifaye Mükâfat Mükâfî Müktefî Mütekâfi Mütekâfiyye Tekâfi Tekâfü' Vâfi Ve Kâfi
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Miskal
ث ق لSéK:L
Çok cüzi olmayı ifade eder. Yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) bir ağırlık ölçüsü. (Bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)
Aynı kökten:Eskal Miskal Müskal Sakil Sükala' Sekal Eskâl Sekalan Sekaleyn Sikal Teskil
Vaz'
و ض عVD:A:
Koyma, konulma. Bırakmak. Doğurmak. Atlamak. Tayin etme, belirtmek. Duruş, hareket, tarz. Hal. Durum.
Çğl.Evza'
Aynı kökten:Mevzi' Mevzu' Mevzuat Mevzua Mevzuat Muvazaa Tevazu' Vaz' Evza' Vazaat Vaz'an Vâzı' Vazıa
Mizan
و ز نVZN
Terazi, ölçü, tartı. Akıl, idrak, muhakeme. Mikyas. Fık: Mahşerde herkesin amellerini tartmağa mahsus bir adâlet ölçüsü olup, hakiki mâhiyeti ancak âhirette bilinecektir. Mat: Yapılan hesabın doğruluğunu anlamak için yapılan diğer bir hesap. Sağlama.
Çğl.Mevazin
Aynı kökten:Mizan Mevazin Muvazin Vezn Vezin Evzan Vezne Vezniyyât Vezzan
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zulüm
ظ ل مZ:LM
Haksızlık. Eziyet, işkence. Bir hakkı kendi yerinden başka bir yere koymak.
Dşl.Zulm
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
hardal
خ ر د لH:RDL
Hardal.
Aynı kökten:hardal
Diyanet Meali:
Kıyamet günü için adalet terazileri kuracağız. Öyle ki hiçbir kimseye zerre kadar zulmedilmeyecek. (Yapılan iş) bir hardal tanesi ağırlığınca da olsa, onu getirip ortaya koyacağız. Hesap görücü olarak biz yeteriz.
21. ENBİYA / 48
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, muttakiler için Musa'ya ve Harun'a, ziya ve zikir olarak Furkan'ı vermiştik.
eTY MVS HRN FRK: D:Ve ZéKR VK:Y .mid2401.ss21.as48.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxxkitabxxx#zékr-zikir#||#vk:y-muttaki#||#frk:-furkan#||#d:ve-ziya#||#mvs-hz. musa#||#hrn-hz. harun#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#MVS#||#HRN#||#FRK:#||#D:Ve#||#ZéKR#||#VK:Y#||#zékr-zikir#||#vk:y-muttaki#||#frk:-furkan#||#d:ve-ziya#||#mvs-hz. musa#||#hrn-hz. harun#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ آتَيْنَا مُوسَى وَهَارُونَ الْفُرْقَانَ وَضِيَاء وَذِكْرًا لِّلْمُتَّقِينَ
Ve lekad âteynâ mûsâ ve hârûnel furkâne ve dıyâen ve zikren lil muttekîn(muttekîne).
Zû'
Zav'
ض و اD:Ve
Aydınlık. Işık. Şule. Ziya. Nur.
Çğl.Azvâ'Çğl.Ziyâ'
Aynı kökten:İstizae İzae İzâet Mizae Mudî Muzî' Müstazî Mustazi Vemiz Zû' Zav' Azvâ' Ziyâ'
Furkan
ف ر قFRK:
Hak ile batılı birbirinden ayıran. İyi ile kötüyü, doğru ile yanlışı farkedip ayıran. Ayırmak, ayırd etmek. Fârık veya Mefruk.
Aynı kökten:Alamet-i Farika Hassa-i Farika Efrak Fârık Fârika Farıkat fark füruk faruk Ferîk fırka Firk Firkat Fürkat Furkan Fürkat Firâk İftirak İnfirak İstifrak Mefrak Mefrik Mefarik Mefruk Müfarık Müferrak Müferrik Müfterik Münferik Mütefarik Müteferrik Tefarik Tefarik-ul Asa Teferruk Tefrik Tefrika
Hz. Harun
HRN
İlerlemeyi reddeden, geri geri giden, / itaatten beri duran.
Aynı kökten:Harun Harunî Hiran Hz. Harun
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
muttaki
و ق يVK:Y
Kendisini takva sahibi yapan. Ehl-i takva. İttika eden. / Haramdan ve günahtan çekinen. // Kötülüklere, kendisinde zarara ve yaralanmalara sebep olacak şeylere karşı korunarak, insanlığa ve Allah’a karşı görevlerini saygılı bir şekilde yerine getiren kişi.
Çğl.Müttakîn
Aynı kökten:ittika muttaki Müttakîn takva Etka Taka Takıyye Takke Taki Tevkıye Tukat Vâkî Vıky Vaky Vika Veka vikaye
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Andolsun, biz Mûsâ ile Hârûn’a, Allah’a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkân’ı (Tevrat’ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.
21. ENBİYA / 49
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar, gayb olan Rabblerinden haşy ederler. Onlar saatten müşfiktirler.
H:ŞY RBB G:YB SVA: ŞFK: .mid2402.ss21.as49.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxsaatxx#sva:-saat#||#rbb-rabb#||#şfk:-müşfik#||#h:şy-haşy#||#g:yb-gayb#x#H:ŞY#||#RBB#||#G:YB#||#SVA:#||#ŞFK:#||#sva:-saat#||#rbb-rabb#||#şfk:-müşfik#||#h:şy-haşy#||#g:yb-gayb#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ وَهُم مِّنَ السَّاعَةِ مُشْفِقُونَ
Ellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi ve hum mines sâati muşfikûn(muşfikûne).
gayb
gaib
غ ي بG:YB
Gizli olan. Görünmeyen. Göz önünde bulunmayan, hazırda olmayan. Görünmeyen alem. Belirsiz. Güman. Hislerle veya akıl ile bilinmeyen şey. Kaybolmuş olan. Gr: Üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse.
Çğl.Guyub
Aynı kökten:gayb gaib Guyub Gaybet Gaybî Gaybubet gayyib Gayub Gayâb Gaybe gıyab Gıybet İgtiyab Magib Mugayebe Mugayyeb Mugayyebât Mugtab Mütegayyib Mütegayyibe Tagayyüb Tegayyüm Tegayyümât
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Saat
Sı'va'
س و عSVA:
Bir günün yirmi dörtte biri, saat. Zaman, vakit. Muayyen, belli bir vakit. Altmış dakikalık zaman. Kıyâmet.
Çğl.Saat
Aynı kökten:Saat Sı'va' Saat Suvaa
Müşfik
ش ف قŞFK:
Şefkatle seven. Acıyan, merhametli. / Sakınan ve korkan.
Aynı kökten:Eşfak İşfak Müşfik Şafak Şefakat Şefik Şefika Şefkat
Diyanet Meali:
Onlar, görmedikleri hâlde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.
21. ENBİYA / 50
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Bu, ona inzal ettiğimiz mübarek zikirdir. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz?
ZéKR BRK NZL NKR .mid2403.ss21.as50.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxx#nzl-inzal#||#zékr-zikir#||#brk-mübarek#||#nkr-inkar#x#ZéKR#||#BRK#||#NZL#||#NKR#||#nzl-inzal#||#zékr-zikir#||#brk-mübarek#||#nkr-inkar#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَهَذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَاهُ أَفَأَنتُمْ لَهُ مُنكِرُونَ
Ve hâzâ zikrun mubârekun enzelnâh(enzelnâhu), e fe entum lehu munkirûn(munkirûne).
mübarek
mubarek
ب ر كBRK
İlâhi hayrın bulunduğu şey. Bereketlenmiş, çoğalmış. Bereketli, uğurlu. Hayırlı. Mes'ud. Beğenilen, kendisine kızılan ve şaşılan kimse veya şey.
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
İnkâr
ن ك رNKR
Bilmeme, tanımama. Yaptığını ve söylediğini gizleme. Yapmadım deme ve ayak direme. Reddetme.
Aynı kökten:Enker İnkâr İstinkâr Menkur Münakere münker Münkir Münkirîn Müstenker Müstenkir Mütenekkir Mütenekkiren nankör Nekir Nekire Nekerât nekr Nekre Nükr Nükre Tenekkür Tenkir
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?
21. ENBİYA / 51
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Daha önce İbrahim'e rüşd vermiştik. Ona alim olan BİZ'dik.
Hz. İbrahim Kıssası -8 eTY BRHéM RŞD K:BL KVN A:LM .mid2404.ss21.as51.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#k:bl-kabl#||#a:lm-alim#||#rhm-rahim#||#rşd-rüşd#||#brhém-hz. ibrahim#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#eTY#||#BRHéM#||#RŞD#||#K:BL#||#KVN#||#A:LM#||#k:bl-kabl#||#a:lm-alim#||#rhm-rahim#||#rşd-rüşd#||#brhém-hz. ibrahim#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ آتَيْنَا إِبْرَاهِيمَ رُشْدَهُ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِه عَالِمِينَ
Ve lekad âteynâ ibrâhîme ruşdehu min kablu ve kunnâ bihî âlimîn(âlimîne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
rüşd
ر ش دRŞD
Doğru yol bulup bağlanmak. Büluğa ermek. İstikamette olmak. Kişinin akıl ve idraki kavi ve tedbiri metin olmak.
Aynı kökten:irşad merşed mürşid Raşid Raşide Reşad reşid rüşeda rüşd rüşdiye
Diyanet Meali:
Andolsun, daha önce de İbrahim’e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.
21. ENBİYA / 52
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Babasına ve kavmine, demişti ya:
"Sizin kendilerine akif olduğunuz bu timsaller de nedir?"
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL eBV K:VM MSéL A:KF .mid2405.ss21.as52.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#k:vm-kavim#||#ebv-eb#||#a:kf-akif#||#msél-timsal#||#a:kf-akif#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eBV#||#K:VM#||#MSéL#||#A:KF#||#k:vm-kavim#||#ebv-eb#||#a:kf-akif#||#msél-timsal#||#a:kf-akif#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ مَا هَذِهِ التَّمَاثِيلُ الَّتِي أَنتُمْ لَهَا عَاكِفُونَ
İz kâle li ebîhi ve kavmihî mâ hâzihit temâsîlulletî entum lehâ âkifûn(âkifûne).
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
Âkif
ع ك فA:KF
Meyl eden. Eğilen. İbadetinde devamlı olan. Bir şeyde sebat eden. Teveccüh, yönelme.
Aynı kökten:Akf Âkif İsti'kaf İ'tikâf Mu'tekif
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Timsal
م ث لMSéL
Resim, suret, sembol, nümune. Tasvir. Bir şeyi başka bir şeye benzetmek. Heykel.
Çğl.Temasil
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Diyanet Meali:
Hani o, babasına ve kavmine, “Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?” demişti.
21. ENBİYA / 53
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Ata-babalarımızı onlara abd olmuş vecd ettik" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL VCD eBV A:BD .mid2406.ss21.as53.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#VCD#||#eBV#||#A:BD#||#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا وَجَدْنَا آبَاءنَا لَهَا عَابِدِينَ
Kâlû vecednâ âbâenâ lehâ âbidîn(âbidîne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
"Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk” dediler.
21. ENBİYA / 54
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Siz ve ata-babalarınız, mübin dalalet içindeymişsiniz" dedi.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL KVN eBV D:LL BYN .mid2407.ss21.as54.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#ebv-eb#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#eBV#||#D:LL#||#BYN#||#ebv-eb#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ لَقَدْ كُنتُمْ أَنتُمْ وَآبَاؤُكُمْ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Kâle lekad kuntum entum ve âbâukum fî dalâlin mubîn(mubînin).
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Diyanet Meali:
İbrahim, “Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz” dedi.
21. ENBİYA / 55
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Bize hakk ile mi geldin? Yoksa sen, laiblerden misin?" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL CYe HK:K: LA:B .mid2408.ss21.as55.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#hk:k:-hakk#||#la:b-laib#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CYe#||#HK:K:#||#LA:B#||#hk:k:-hakk#||#la:b-laib#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا أَجِئْتَنَا بِالْحَقِّ أَمْ أَنتَ مِنَ اللَّاعِبِينَ
Kâlû e ci’tenâ bil hakkı em ente minel lâıbîn(lâıbîne).
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Lu'b
Laib
ل ع بLA:B
Oyun. Eğlence.
Aynı kökten:İl'ab İltiab La'be Lu'b Laib Lu'bî Ma'leb Meâlib Mel'ab Mel'abe Melaib Mülaib Mütelaib Tel'abe Til'abe Ül'ube
Diyanet Meali:
“Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?” dediler.
21. ENBİYA / 56
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki: "Bilakis!
Sizin Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir. O, bunları fatr edendir. Ben de buna şahidlerdenim."
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL RBB RBB SMV eRD: FT:R ŞHéD .mid2409.ss21.as56.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#erd:-arz#||#smv-semavat#||#rbb-rabb#||#ft:r-fatr#||#şhéd-şahid#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#RBB#||#SMV#||#eRD:#||#FT:R#||#ŞHéD#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#rbb-rabb#||#ft:r-fatr#||#şhéd-şahid#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ بَل رَّبُّكُمْ رَبُّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ الَّذِي فَطَرَهُنَّ وَأَنَا عَلَى ذَلِكُم مِّنَ الشَّاهِدِينَ
Kâle bel rabbukum rabbus semâvâti vel ardıllezî fatarahunne ve ene alâ zâlikum mineş şâhidîn(şâhidîne).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Fatr
ف ط رFT:R
Bir şeye başlamak. / İcab eylemek. / Yarık, çatlak. Yarmak. / Yaratmak. / Oruç tutanın orucunu açması.
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
şahid
ش ه دŞHéD
Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Hazır. Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
Dşl.ŞahideÇğl.ŞühedaÇğl.ŞevâhidÇğl.Şühud
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
Diyanet Meali:
İbrahim, dedi ki: “Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim.”
21. ENBİYA / 57
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 325
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"ALLAH'a yemin olsun... müdbirlerinize tevella etmenizden sonra sanemlerinize keyd edeceğim."
Hz. İbrahim Kıssası -8Yemin KYD S:NM BA:D VLY DBR .mid2410.ss21.as57.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf325.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8xYeminx#ba:d-bad#||#s:nm-sanem#||#kyd-keyd#||#dbr-müdbir#||#vly-tevella#x#KYD#||#S:NM#||#BA:D#||#VLY#||#DBR#||#ba:d-bad#||#s:nm-sanem#||#kyd-keyd#||#dbr-müdbir#||#vly-tevella#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَتَاللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَامَكُم بَعْدَ أَن تُوَلُّوا مُدْبِرِينَ
Ve tallâhi le ekîdenne asnâmekum ba’de en tuvellû mudbirîn(mudbirîne).
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Müdbir
د ب رDBR
Tâlihsiz, düşkün.
Aynı kökten:Dabir Deber Debre Deberât Dibâr Edbür Debr Dübur Dübr Dübür Edbar İdbar İstidbar Müdabere Müdbir Müdebber Müdebbire Müdebbir Müdebbirât Müdebbirîn Müstedbir Mütedebbir Tedbir Tedabir
Keyd
ك ي دKYD
Tuzak. Hile. Tuzak kurmak, plan yapmak. Kötülük. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi.
Aynı kökten:Keyd Mükâyede Tekâyüd Tekâyüdât
Sanem
ص ن مS:NM
Putperestlerin İlâhı. Kâfirlerin, önünde ibadet ettikleri heykel, put. Mc: Çok güzel olan kadın. Sevgili.
Çğl.EsnamÇğl.Asnım
Aynı kökten:Sanem Esnam Asnım
tevelli
Tevella
و ل يVLY
Birisini dost edinme. Bir işi üzerine alma. Dönme, yönelme, i'raz etme. Ehl-i Beyt'e tam sevgi. Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
Diyanet Meali:
Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.
21. ENBİYA / 58
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından onları, kendileri için kebir olan dışında cüz cüz kıldı. Umulur ki ona rücu ederler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 CA:L CZéZé KBR RCA: .mid2411.ss21.as58.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#czézé-cüz#||#rca:-rücu#||#kbr-kebir#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#CZéZé#||#KBR#||#RCA:#||#czézé-cüz#||#rca:-rücu#||#kbr-kebir#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَجَعَلَهُمْ جُذَاذًا إِلَّا كَبِيرًا لَّهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ
Fe cealehum cuzâzen illâ kebîren lehum leallehum ileyhi yerciûn(yerciûne).
Cüz
ج ذ ذCZéZé
Kısım, parça. Bir şeyin bir parçası. / Kitab forması. / Küllün mukabili. / Kur'ân-ı Kerim'in otuzda bir parçası. / Kanaat. İktifâ eylemek. / Düğümü sağlam yapmak. Bir şeyi pekiştirip muhkem kılmak. / Kız evlâdı.
Çğl.Eczâ
Aynı kökten:Cezz Cüz Eczâ Cüzaz Cüzaze Cüzâzât Eczâ Meczuz Mütecezzi Tecezzi Tecezzüv
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
21. ENBİYA / 59
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar, "Buna kim fail oldu, ilahlarımıza! Muhakkak o, elbette zalimlerdendir" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL FA:L eLHé Z:LM .mid2412.ss21.as59.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#elhé-ilah#||#z:lm-zalim#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#FA:L#||#eLHé#||#Z:LM#||#elhé-ilah#||#z:lm-zalim#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا مَن فَعَلَ هَذَا بِآلِهَتِنَا إِنَّهُ لَمِنَ الظَّالِمِينَ
Kâlû men feale hâzâ bi âlihetinâ innehu le minez zâlimîn(zâlimîne).
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Onlar, “Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir” dediler.
21. ENBİYA / 60
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Bir delikanlının onlardan zikir ettiğini işittik. O, İbrahim'dir."
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL SMA: FTY ZéKR K:VL BRHéM .mid2413.ss21.as60.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#sma:-semi#||#rhm-rahim#||#fty-feta#||#zékr-zikir#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#SMA:#||#FTY#||#ZéKR#||#K:VL#||#BRHéM#||#sma:-semi#||#rhm-rahim#||#fty-feta#||#zékr-zikir#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُ إِبْرَاهِيمُ
Kâlû semi’nâ feten yezkuruhum yukâlu lehû ibrâhîm(ibrâhîmu).
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
feta
ف ت يFTY
Genç. Delikanlı. Cömert.
Çğl.fityeÇğl.fityan
Aynı kökten:feta fitye fityan fetva feteva ifta efta istifta müfti müstefti
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
semi'
س م عSMA:
İşitme. İşiten, duyan. Es Semi : İşitme fiili. HERŞEYİ İŞİTEN
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
(İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.
21. ENBİYA / 61
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Onu nasın aynına getirin. Umulur ki şahid olur." dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL eTY A:YN NVS ŞHéD .mid2414.ss21.as61.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#nvs-nas#||#a:yn-ayn#||#şhéd-şahid#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eTY#||#A:YN#||#NVS#||#ŞHéD#||#nvs-nas#||#a:yn-ayn#||#şhéd-şahid#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا فَأْتُوا بِهِ عَلَى أَعْيُنِ النَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
Kâlû fe’tû bihî alâ a’yunin nâsi leallehum yeşhedûn(yeşhedûne).
Ayn
ع ي نA:YN
Göz. Pınar, kaynak. Çeşme. Tıpkısı, ta kendisi. Zat. Eşyanın hakikatı. Diz. Altın. Nazar değme. Casus. Muayene etmek. Bir yerin ileri gelenleri. Kavmin şereflisi. Meclis azaları. Kaymakam. Muayyen ve müşahhas olan şeyler. Her şeyin en iyisi.
Çğl.A'yanÇğl.A'yunÇğl.Uyûn
Aynı kökten:Ayn A'yan A'yun Uyûn Aynen Ayniyyet În Main Muayin Muayyin Müteayyin Müteayyinân Taayyün Taayyünat
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
şahid
ش ه دŞHéD
Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Hazır. Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
Dşl.ŞahideÇğl.ŞühedaÇğl.ŞevâhidÇğl.Şühud
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
Diyanet Meali:
(Bir kısmı da) “O hâlde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler.
21. ENBİYA / 62
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Ey İbrahim!
Sen mi fail oldun buna, ilahlarımıza?" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL FA:L eLHé BRHéM .mid2415.ss21.as62.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#elhé-ilah#||#rhm-rahim#||#brhém-hz. ibrahim#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#FA:L#||#eLHé#||#BRHéM#||#elhé-ilah#||#rhm-rahim#||#brhém-hz. ibrahim#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا أَأَنتَ فَعَلْتَ هَذَا بِآلِهَتِنَا يَا إِبْرَاهِيمُ
Kâlû e ente fealte hâzâ bi âlihetinâ yâ ibrahîm(ibrahîmu).
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Diyanet Meali:
(İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilâhlarımıza ey İbrahim” dediler.
21. ENBİYA / 63
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki: "Bilakis!
Şu kebir olanı fail olmuştur. Sual edin bakalım, eğer intak edebilirse…!"
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL FA:L KBR SeL KVN NT:K: .mid2416.ss21.as63.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#nt:k:-intak#||#sel-sual#||#kbr-kebir#||#nt:k:-intak#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#FA:L#||#KBR#||#SeL#||#KVN#||#NT:K:#||#nt:k:-intak#||#sel-sual#||#kbr-kebir#||#nt:k:-intak#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ بَلْ فَعَلَهُ كَبِيرُهُمْ هَذَا فَاسْأَلُوهُمْ إِن كَانُوا يَنطِقُونَ
Kâle bel fealehu kebîruhum hâzâ fes’elûhum in kânû yentıkûn(yentıkûne).
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
İntak
ن ط قNT:K:
Söylemeğe kabiliyeti olmayanı söyletmek. Onun nâmına konuşmak. Nutka getirmek, söyletilmek. Dile getirmek
Aynı kökten:Entak İntak İstintak Mantık Mantıkî Mantıkiyyun Mantuk Natıka Natuk Nutk Nutuk
İntak
ن ط قNT:K:
Söylemeğe kabiliyeti olmayanı söyletmek. Onun nâmına konuşmak. Nutka getirmek, söyletilmek. Dile getirmek
Aynı kökten:Entak İntak İstintak Mantık Mantıkî Mantıkiyyun Mantuk Natıka Natuk Nutk Nutuk
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
Dedi ki: “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!”
21. ENBİYA / 64
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından, nefslerine rücu ettiler ve ardından, "Muhakkak zalim olan sizsiniz" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 RCA: NFS K:VL Z:LM .mid2417.ss21.as64.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#z:lm-zalim#||#nfs-enfüs#||#rca:-rücu#||#k:vl-xxoxx#x#RCA:#||#NFS#||#K:VL#||#Z:LM#||#z:lm-zalim#||#nfs-enfüs#||#rca:-rücu#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَرَجَعُوا إِلَى أَنفُسِهِمْ فَقَالُوا إِنَّكُمْ أَنتُمُ الظَّالِمُونَ
Fe receû ilâ enfusihim fe kâlû innekum entumuz zâlimûn(zâlimûne).
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz” dediler.
21. ENBİYA / 65
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Sonra, reislerine neks ederek, "Bunların intak edemeyeceğine sen de alimsin!" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 NKS ReS A:LM NT:K: .mid2418.ss21.as65.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#a:lm-alim#||#nt:k:-intak#||#nt:k:-intak#||#nks-neks#||#res-reis#x#NKS#||#ReS#||#A:LM#||#NT:K:#||#a:lm-alim#||#nt:k:-intak#||#nt:k:-intak#||#nks-neks#||#res-reis#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ثُمَّ نُكِسُوا عَلَى رُؤُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَؤُلَاء يَنطِقُونَ
Summe nukisû alâ ruûsihim, lekad alimte mâ hâulâi yentıkûn(yentıkûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Nüks
Neks
ن ك سNKS
Başaşağı etmek, ters döndürmek. Aynı hastalığın geri gelmesi.
Aynı kökten:İntikâs Menkus Münekkes Mütenekkis Nüks Neks Tenekküs Tenkis
İntak
ن ط قNT:K:
Söylemeğe kabiliyeti olmayanı söyletmek. Onun nâmına konuşmak. Nutka getirmek, söyletilmek. Dile getirmek
Aynı kökten:Entak İntak İstintak Mantık Mantıkî Mantıkiyyun Mantuk Natıka Natuk Nutk Nutuk
İntak
ن ط قNT:K:
Söylemeğe kabiliyeti olmayanı söyletmek. Onun nâmına konuşmak. Nutka getirmek, söyletilmek. Dile getirmek
Aynı kökten:Entak İntak İstintak Mantık Mantıkî Mantıkiyyun Mantuk Natıka Natuk Nutk Nutuk
Re's
Reis
ر ا سReS
Baş, kafa. Tepe. Uç. Başlangıç. Reis. Başkan. Sermaye.
Çğl.Rüesa
Aynı kökten:Re's Reis Rüesa
Diyanet Meali:
Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.
21. ENBİYA / 66
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Siz, size hiçbir menfaat ve de hiçbir darr etmeyecek, ALLAH'ın gayrısından şeylere mi abd olacaksınız?"
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL A:BD DVN NFA: ŞYe D:RR .mid2419.ss21.as66.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#şye-şey#||#dvn-dun#||#d:rr-darr#||#nfa:-nafia#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#A:BD#||#DVN#||#NFA:#||#ŞYe#||#D:RR#||#şye-şey#||#dvn-dun#||#d:rr-darr#||#nfa:-nafia#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمْ شَيْئًا وَلَا يَضُرُّكُمْ
Kâle e fe ta’budûne min dûnillâhi mâ lâ yenfeukum şey’en ve lâ yadurrukum.
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
nafia
ن ف عNFA:
Faydalı işler. Menfaatli olanlar. İnşaat işleri.
Aynı kökten:enfa' menfaat Menafi' nafi nafia Nef'î Nifa'
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
İbrahim, şöyle dedi: “Öyle ise siz, (hâlâ) Allah’ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?”
21. ENBİYA / 67
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Yuh olsun size ve ALLAH'ın gayrısından başka abd olduklarınıza!
Artık akıl etmeyecek misiniz!?"
Hz. İbrahim Kıssası -8 eFF A:BD DVN A:K:L .mid2420.ss21.as67.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#dvn-dun#||#a:k:l-akıl#||#a:bd-abd#||#eff-uffin#x#eFF#||#A:BD#||#DVN#||#A:K:L#||#dvn-dun#||#a:k:l-akıl#||#a:bd-abd#||#eff-uffin#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أُفٍّ لَّكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Uffin lekum ve li mâ ta’budûne min dûnillâh(dûnillâhi), e fe lâ ta’kılûn(ta’kılûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
akıl
ع ق لA:K:L
İmsak ve imtisak. Men'etmek. Sığınacak yer. Diyet. Düşünme ve anlama kabiliyeti. İlim, zihinde hâsıl olan sûret. İnsan zihninin sıfatı. Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur. Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir. Kırmızı mihfe örtüsü.
Çğl.UkulÇğl.Ukala
Aynı kökten:akıl Ukul Ukala Aklî Lâyu'kal makul Ma'kulat taakkul ukala
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
Uffin
ا ف فeFF
Yuhh / Off
Aynı kökten:Uffe Uffin
Diyanet Meali:
“Yazıklar olsun, size de; Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?”
21. ENBİYA / 68
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Eğer fail olan olacaksanız… onu hark edin ve ilahlarınıza nasr olun" dediler.
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL HRK: NS:R eLHé KVN FA:L .mid2421.ss21.as68.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#elhé-ilah#||#hrk:-hark#||#ns:r-nasr#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#HRK:#||#NS:R#||#eLHé#||#KVN#||#FA:L#||#elhé-ilah#||#hrk:-hark#||#ns:r-nasr#||#fa:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا حَرِّقُوهُ وَانصُرُوا آلِهَتَكُمْ إِن كُنتُمْ فَاعِلِينَ
Kâlû harrikûhu vansurû âlihetekum in kuntum fâılîn(fâılîne).
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Hark
ح ر قHRK:
Yakmak. Yanmak. Yangın.
Aynı kökten:Harık Hark Harraka Hırkat Hurka Hurkat Mahruk Muharrak Muharrik
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
Diyanet Meali:
(İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.
21. ENBİYA / 69
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedik ki:
"Ey nar!
İbrahim üzre berd ve selam ol!"
Hz. İbrahim Kıssası -8 K:VL NVR KVN BRD SLM BRHéM .mid2422.ss21.as69.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#rhm-rahim#||#slm-selam#||#brd-berd#||#nvr-nar#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#NVR#||#KVN#||#BRD#||#SLM#||#BRHéM#||#rhm-rahim#||#slm-selam#||#brd-berd#||#nvr-nar#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْنَا يَا نَارُ كُونِي بَرْدًا وَسَلَامًا عَلَى إِبْرَاهِيمَ
Kulnâ yâ nâru kûnî berden ve selâmen alâ ibrahîm(ibrahîme).
Berd
ب ر دBRD
Soğuk. Soğukluk. Soğutmak. Soğuk su ile gusletmek. / Uyumak. Sabit olmak. Ölmek. / Noksan hararet. / Zayıf olmak. / Bir şeyi eğelemek. Sürme çekmek. / Söğmek. / Tutya, çinko.
Aynı kökten:Barid Berd Bürûd Ebred Müberrid
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
nar
ن و رNVR
Ateş. Bir meyve adı. Yakıcı, azab verici her şey.
Çğl.NiranÇğl.envarÇğl.niyâr
Aynı kökten:inare minare menare Menair Minarat münevver münir nar Niran envar niyâr neyyir Neyyirat nur Envar Niran nuri nuriye
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
selam
س ل مSLM
Selamet. Emniyet. Barış. Huzur. Esenlik. Rahatlık. Bütün korktuklarından emin olma. Salim olma. / Gelip geçici olmama. / Aşina, bilindik. / Söz veya işaretle nezaket gösterme, esenlik dileme, merhaba. / Selam Allah'tandır. Es Selam : Herşeyinde bir selam, bir rahatlık, bir esenlik var demektir. Kuddüsüs Selam; takdis edildiği zaman rahatlık temin edilir. Hastalığın arkasından hissedilen rahatlık gibi.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
Diyanet Meali:
“Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol” dedik.
21. ENBİYA / 70
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ona keyd irade ettiler. Ardından BİZ, onları en hasar alanlardan kıldık.
Hz. İbrahim Kıssası -8 RVD KYD CA:L H:SR .mid2423.ss21.as70.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#rvd-irade#||#h:sr-ahser#||#kyd-keyd#||#ca:l-xxoxx#x#RVD#||#KYD#||#CA:L#||#H:SR#||#rvd-irade#||#h:sr-ahser#||#kyd-keyd#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَرَادُوا بِهِ كَيْدًا فَجَعَلْنَاهُمُ الْأَخْسَرِينَ
Ve erâdû bihî keyden fe cealnâ humul ahserîn(ahserîne).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Keyd
ك ي دKYD
Tuzak. Hile. Tuzak kurmak, plan yapmak. Kötülük. Men'etmek. Kusmak. Çakmağın tezce ateşi çıkmayıp geçmek. Cenk etmek, dövüşmek. Karganın ötmesi.
Aynı kökten:Keyd Mükâyede Tekâyüd Tekâyüdât
irade
ر و دRVD
İstek, arzu, talep. Dilemek. Emir. Ferman. Bir şeyi yapmak veya yapmamak için olan iktidar, güç.
Çğl.iradat
Aynı kökten:irade iradat iradet Murad mürid rivad
Diyanet Meali:
Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.
21. ENBİYA / 71
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onu ve Lut'u, alemler için, orada barek ettiğimiz arzda necat ettik.
Hz. İbrahim Kıssası -8 NCV LVT: eRD: BRK A:LM .mid2424.ss21.as71.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#erd:-arz#||#a:lm-alem#||#ncv-necat#||#brk-barek#||#lvt:-hz. lut#x#NCV#||#LVT:#||#eRD:#||#BRK#||#A:LM#||#erd:-arz#||#a:lm-alem#||#ncv-necat#||#brk-barek#||#lvt:-hz. lut#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنَجَّيْنَاهُ وَلُوطًا إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا لِلْعَالَمِينَ
Ve necceynâhu ve lûtan ilel ardılletî bâraknâ fîhâ lil âlemîn(âlemîne).
alem
ع ل مA:LM
Kümülatif ilmin, halıktan mahluka ikramında, cüzlere, parçalara evrilmeden önce ki külliyeti. / Cihan, kâinat. Dünya. Her şey. / Cemaat. Halk. Cemiyet. / Dehr. / Hususi hal ve keyfiyet. / Bir güneş ile ona tabi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği daire.
Çğl.Alemin
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
barek
ب ر كBRK
Bolluk, çoğalma, artma. Bereket. Mubarek.
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Hz. Lut
LVT:
xoxox
Aynı kökten:Hz. Lut Lat' Levt Livata Melavet Milat Milvat
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Diyanet Meali:
Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.
21. ENBİYA / 72
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 326
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ona İshak'ı ve Yakub'u nafile olarak vehb ettik.
Hepsini salihlerden kıldık.
Hz. İbrahim Kıssası -8 VHéB SHK: A:K:B NFL KLL CA:L S:LH .mid2425.ss21.as72.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf326.sure.21.xxxxxkissa-ibrahim-08xHz. İbrahim Kıssası -8x#kll-külli#||#s:lh-salih#||#vhéb-vehb#||#nfl-nafile#||#shk:-hz. ishak#||#a:k:b-hz. yakub#||#ca:l-xxoxx#x#VHéB#||#SHK:#||#A:K:B#||#NFL#||#KLL#||#CA:L#||#S:LH#||#kll-külli#||#s:lh-salih#||#vhéb-vehb#||#nfl-nafile#||#shk:-hz. ishak#||#a:k:b-hz. yakub#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَوَهَبْنَا لَهُ إِسْحَقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَالِحِينَ
Ve vehebnâ lehu ishâk(ishâka), ve ya’kûbe nâfileh(nâfileten), ve kullen cealnâ sâlihîn(sâlihîne).
Hz. Yakub
ع ق بA:K:B
Yakub ismi, ikab sahibi, akab sahibi olarak iki kelimeden oluşur. İbraniler, doğumunda, ikizi olan “Esau” nun topuğunu tutar halde doğmasına dayandırır. Ardından gidilen, takip edilen; nesiller boyu torun sahibi; büyük musibetlerin, büyük acıların nedeni anlamları vardır. 
Aynı kökten:Akab A'kab Akabe Akabât akabinde Akib Âkibe Âkibet Hz. Yakub İkab Muakabe Muakkab Muakkib Muakkibîn Müteakıb müteakib Ta'kib Ta'kibât Teakub ukba Ukbe
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Nefl
Nafile
ن ف لNFL
Hedeflenen şeyin elde edilmesinden sonra, üzerine fazladan olarak ele geçirilen. / Fazladan olan. / Emredilmemiş, farz veya vâcib olmadan, sevab umuduyla yapılan ibadet. / Savaş ganimeti. / Ganimet malı. / Bahşiş. / Birisine ganimet malı veya atiyye, ihsan vermek. / Torun. / Yemin etmek.
Çğl.Enfal
Aynı kökten:İnfal Müteneffil nefi Nefl Nafile Enfal Tenfil
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Hz. İshak
س ح قSHK:
İbranicede “gülen gülümseyen” anlamına gelmektedir. Arapça olarak; kendini uzaklaştırmak, uzaklaşmak, / mahrumiyet içine girmek, / belirsiz olmak.
Aynı kökten:Hz. İshak Meshuk Sahik Sahik Sahk Suhk Teshik
vehb
و ه بVHéB
Hibe. Bağış. Vergi. Karşılıksız vermek.
Aynı kökten:heb Hibe Mevhibe mevhub Mevâhib vehb vehbi vehhab vahhab vehub
Diyanet Meali:
Ona İshak’ı ve ayrıca da Yakub’u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.
21. ENBİYA / 73
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onları, emrimiz ile ihda eden imamlar kıldık. Onlara,
• hayrlara fail olmalarını,
• ve salat ikame etmelerini
• ve zekat vermelerini
vahy ettik.
Onlar BİZ'e abd olanlar oldular.
CA:L eMM HéDY eMR VHY FA:L H:YR K:VM S:LV eTY ZKV KVN A:BD .mid2426.ss21.as73.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxsalatxzekatxxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#k:vm-ikame-i salat#||#vhy-vahy#||#emr-emir#||#h:yr-hayr#||#a:bd-abd#||#hédy-ihda#||#zkv-zekat#||#emm-imam#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#CA:L#||#eMM#||#HéDY#||#eMR#||#VHY#||#FA:L#||#H:YR#||#K:VM#||#S:LV#||#eTY#||#ZKV#||#KVN#||#A:BD#||#k:vm-ikame-i salat#||#vhy-vahy#||#emr-emir#||#h:yr-hayr#||#a:bd-abd#||#hédy-ihda#||#zkv-zekat#||#emm-imam#||#ca:l-xxoxx#||#ety-xxoxx#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلْنَاهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَا إِلَيْهِمْ فِعْلَ الْخَيْرَاتِ وَإِقَامَ الصَّلَاةِ وَإِيتَاء الزَّكَاةِ وَكَانُوا لَنَا عَابِدِينَ
Ve cealnâhum eimmeten yehdûne bi emrinâ ve evhaynâ ileyhim fi’lel hayrâti ve ikâmes salâti ve îtâez zekâh(zekâti), ve kânû lenâ âbidîn(âbidîne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
imam
ا م مeMM
Güven duyulan, emniyet edilen öncü. / Allah ile Muhammedin manen intikal yeri. / Rabbine tamamen rücu eden. / Öne geçmek. Önde ve ileride olan. / Delil ve rehber. / Cemaate namaz kıldıran. / Mezheb sahibi olan. / Sultan. Hâkim. Reis. Ümmetin reisi. İslâm hükümetlerinde Devlet Reisi. / Dershanede günlük talim ve dersler için talebelerin önlerine konan tahtalar. / Kıble tarafı.
Çğl.Eimme
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
ikame-i salat
ق و مK:VM
xoxox
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Zekât
ز ك وZKV
(Bir gayeye kesin olarak hedeflenerek, amacı ve davası dışında ki tüm duygu ve olumlardan) Temizlenme, arınma./ (Amaca dönük duygu ve olumları) Ziyade etme, artırma, artma. / Bir kimsenin, amacı, davası uğruna, aynı yolda beraber olduğu kardeşlerine, malik olduğu (mal, imkan, ilim, kabiliyet vs) herşeyden katkı sağlaması. / Nisab miktarı mala yada paraya sahib olan kimsenin, kırkta birini kurallara uygun olarak vermesi ve bu verilen.
Çğl.Zekevat
Aynı kökten:Ezka Mütezekki Müzekka Müzekki Tezekki Tezkiye Zekâ Zekât Zekevat Zekâvet Zeki Zekiyy Zekiye Ezkiya
Diyanet Meali:
Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.
21. ENBİYA / 74
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Lut'a, hüküm ve ilim verdik. Onu habis amel işleyen bir karyeden necat ettik. Gerçekten onlar sui, fasık bir kavimdiler.
LVT: eTY HKM A:LM NCV K:RY KVN A:ML H:BSé KVN K:VM SVe FSK: .mid2427.ss21.as74.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxx#k:vm-kavim#||#sve-sui#||#a:lm-ilim#||#a:ml-amel#||#k:ry-karye#||#fsk:-fasık#||#ncv-necat#||#hkm-hikmet#||#h:bsé-habis#||#lvt:-hz. lut#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#LVT:#||#eTY#||#HKM#||#A:LM#||#NCV#||#K:RY#||#KVN#||#A:ML#||#H:BSé#||#KVN#||#K:VM#||#SVe#||#FSK:#||#k:vm-kavim#||#sve-sui#||#a:lm-ilim#||#a:ml-amel#||#k:ry-karye#||#fsk:-fasık#||#ncv-necat#||#hkm-hikmet#||#h:bsé-habis#||#lvt:-hz. lut#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلُوطًا آتَيْنَاهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْقَرْيَةِ الَّتِي كَانَت تَّعْمَلُ الْخَبَائِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَاسِقِينَ
Ve lûtan âteynâhu hukmen ve ılmen ve necceynâhu minel karyetilletî kânet ta’melul habâis(habâise), innehum kânû kavme sev’in fâsikîn(fâsikîne).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Fâsık
ف س قFSK:
Fısk içinde olan. Hata, sürekli olarak ısrar eden. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Küçük günahlarda ısrar eden.
Çğl.Feseka
Aynı kökten:Efsak Fâsık Feseka fısk Fisk Füsuk Mefsaka tefsik
Habîs
Habes
خ ب ثH:BSé
Fesadcı. Hilekâr. Alçak tabiatlı. Kötü. Pis. Gusülsüz gezen.
Çğl.HabeseÇğl.Hubesa
Aynı kökten:Ahbes Habaset Habîs Habes Habese Hubesa Habs Hıbse Hubs Ihbas İhbas
hikmet
ح ك مHKM
İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakimlik. Eşyanın ahvalinden, harici ve batini keyfiyetlerinden bahseden ilim (İlm-i Hikmet). Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kainattaki ve yaradılıştaki İlahi gaye. Sır. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk.
Çğl.hikem
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Hz. Lut
LVT:
xoxox
Aynı kökten:Hz. Lut Lat' Levt Livata Melavet Milat Milvat
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Diyanet Meali:
Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.
21. ENBİYA / 75
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onu rahmetimize dahil ettik. Muhakkak o, salihlerdendi.
DH:L RHM S:LH .mid2428.ss21.as75.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxx#rhm-rahmet#||#dh:l-dahil#||#s:lh-salih#x#DH:L#||#RHM#||#S:LH#||#rhm-rahmet#||#dh:l-dahil#||#s:lh-salih#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَدْخَلْنَاهُ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُ مِنَ الصَّالِحِينَ
Ve edhalnâhu fî rahmetinâ, innehu mines sâlihîn(sâlihîne).
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Diyanet Meali:
Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.
21. ENBİYA / 76
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Nuh daha önce nida etmişti... ve ardından ona isticab etmiştik. Kendisini ve ehlini azim kerbeden necat etmiştik.
Hz. Nuh Kıssası - 4 NVH NDV K:BL VCB NCV eHéL KRB A:Z:M .mid2429.ss21.as76.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-nuh-04xHz. Nuh Kıssası - 4x#k:bl-kabl#||#ehél-ehil#||#a:z:m-azim#||#ncv-necat#||#ndv-nida#||#vcb-isticab#||#krb-kerbe#||#nvh-hz. nuh#x#NVH#||#NDV#||#K:BL#||#VCB#||#NCV#||#eHéL#||#KRB#||#A:Z:M#||#k:bl-kabl#||#ehél-ehil#||#a:z:m-azim#||#ncv-necat#||#ndv-nida#||#vcb-isticab#||#krb-kerbe#||#nvh-hz. nuh#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنُوحًا إِذْ نَادَى مِن قَبْلُ فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَنَجَّيْنَاهُ وَأَهْلَهُ مِنَ الْكَرْبِ الْعَظِيمِ
Ve nûhan iz nâdâ min kablu festecebnâ lehu fe necceynâhu ve ehlehu minel kerbil azîm(azîmi).
Azîm
ع ظ مA:Z:M
Azimet eden. Gidici. // Büyük. Yüce. Çok ileri. Ç: İzam, Uzema' El Azim : Mutlakiyet, mutlak yapmak, olmak fiili. Biz de azmimizde ALLAH'ın azmi ile beraberiz. Bazen duymayız, gafil oluruz. Daima hassas olmak icab eder. AZAMETLİ OLAN
Aynı kökten:A'zam Uzma azamet A'zami Azamût Azîm Azime Azâim Âzime azm izam izamen İzz muazzam muazzamat Müteazzım Taazzum Taazzumat Ta'zim Ta'zimat Uzm
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
Kerbe
kürbe
ك ر بKRB
Gam, tasa, endişe.
Aynı kökten:Kerb Kurub Küreb Kerbe kürbe Kürbet
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
Hz. Nuh
ن و حNVH
Sarkmak, sallanarak bir yandan bir yana hareketlenmek; / Bir şeyi değerli bir suya (mesela altın suyuna) batırarak süslemek, kıymetini yükseltmek; / Sulanmak, ağlamak; / Nağmeli şekilde ötmek, feryad etmek, gıcırdamak / Süryanice, “sakin” manasına; İbranice, "sakin, teselli eden" manalarına gelmektedir.
Aynı kökten:Hz. Nuh Münaveha Mütenevvih Nevh nevha Envah Nevha Nevvah Nevvahe Nuhat Nüvah Tenevvüh Tenvih
İsticab
و ج بVCB
Vâcib olmak. Hak etmek. / İcab olan bir şey için gereken şartları yerine getirmek. / Bir davete katılmak. Bir davanın neferi olmak, gereklerini yerine getirmek.
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) Nûh’u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.
21. ENBİYA / 77
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ayetlerimizi kizb eden kavimden ona nasr ettik. Muhakkak onlar sui kavim olmuşlardı. Ardından onların hepsini gark ettik.
Hz. Nuh Kıssası - 4 NS:R K:VM KZéB eYY KVN K:VM SVe G:RK: CMA: .mid2430.ss21.as77.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-nuh-04xHz. Nuh Kıssası - 4x#k:vm-kavim#||#eyy-ayet#||#sve-sui#||#cma:-ecmain#||#g:rk:-gark#||#kzéb-kizb#||#ns:r-nasr#||#kvn-xxoxx#x#NS:R#||#K:VM#||#KZéB#||#eYY#||#KVN#||#K:VM#||#SVe#||#G:RK:#||#CMA:#||#k:vm-kavim#||#eyy-ayet#||#sve-sui#||#cma:-ecmain#||#g:rk:-gark#||#kzéb-kizb#||#ns:r-nasr#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنَصَرْنَاهُ مِنَ الْقَوْمِ الَّذِينَ كَذَّبُوا بِآيَاتِنَا إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ
Ve nasarnâhu minel kavmillezîne kezzebû bi âyâtinâ, innehum kânû kavme sev’in fe agraknâhum ecmaîn(ecmaîne).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
gark
غ ر قG:RK:
Garkolmak. Batmak, suda boğulmak.
Aynı kökten:gark igtirak istigrak magruk mugrak tagrik
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
Diyanet Meali:
Âyetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.
21. ENBİYA / 78
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Davud ve Süleyman... kavmin koyunları onun içinde nefş ettiğinde, hars hakkında hüküm vermişti.
BİZ onların hükümlerine şahid olanlar olmuştuk.
Hz. Süleyman Kıssası -2 DVD SLM HKM HRSé NFŞ G:NM K:VM KVN HKM ŞHéD .mid2431.ss21.as78.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-suleyman-02xHz. Süleyman Kıssası -2x#k:vm-kavim#||#slm-hz. süleyman#||#hkm-hüküm#||#şhéd-şahid#||#hrsé-hars#||#nfş-nefş#||#g:nm-ganem#||dvd-hz. davud#||#kvn-xxoxx#x#DVD#||#SLM#||#HKM#||#HRSé#||#NFŞ#||#G:NM#||#K:VM#||#KVN#||#HKM#||#ŞHéD#||#k:vm-kavim#||#slm-hz. süleyman#||#hkm-hüküm#||#şhéd-şahid#||#hrsé-hars#||#nfş-nefş#||#g:nm-ganem#||dvd-hz. davud#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَدَاوُودَ وَسُلَيْمَانَ إِذْ يَحْكُمَانِ فِي الْحَرْثِ إِذْ نَفَشَتْ فِيهِ غَنَمُ الْقَوْمِ وَكُنَّا لِحُكْمِهِمْ شَاهِدِينَ
Ve dâvude ve suleymâne iz yahkumâni fîl harsi iz nefeşet fîhi ganemul kavm(kavmi), ve kunnâ li hukmihim şâhidîn(şâhidîne).
Ganem
غ ن مG:NM
Koyun.
Çğl.AgnamÇğl.Egnam
Aynı kökten:Ganim Ganimen Ganimet Ganaim Ganimîn Gunm İgtinam İstignam Magnem Maganim Meganim Mugtanem Mugtenem Mugtenim Mütegannim Agnam Ganem Agnam Egnam Mütegannim Tegannüm
hükm
hüküm
ح ك مHKM
Karar. Emir. Kuvvet. Hakimlik. Amirlik. İrade. Kumanda. Nüfuz. Kadılık etmek. Tesir. Cari olmak. Makam. Bir davanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar. Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki rabıtayı tasdik veya inkar etmek.
Çğl.Ahkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
Hars
ح ر ثHRSé
Yarmak, yırtmak. (tarla) Ekmek. Ekin. (toprak) Sürmek. Mal toplamak. Maarif. Teftiş ve tedbir.
Aynı kökten:Hâris Hars
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Nefş
ن ف شNFŞ
Açmak. Yapmak. Yün ve pamuk atmak. Davarların, geceleyin yayılıp çobansız otlaması.
Aynı kökten:Menfuş Nefş
Hz. Süleyman
س ل مSLM
Herkes tarafından kabul edilen, / emniyet ve itimad edilen, / tasdik edilip inkâr edilmeyen.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
şahid
ش ه دŞHéD
Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Hazır. Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
Dşl.ŞahideÇğl.ŞühedaÇğl.ŞevâhidÇğl.Şühud
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
Hz. Davud
د و دDVD
Gerektiğinde hunhar ve zalim olabilen yavuz kimse; / Yavuz (şiddetle yanan) ateş.
Aynı kökten:Adid Adud Davda' Dud Hz. Davud Müdevved Müteadid
Diyanet Meali:
Dâvûd ile Süleyman’ı da hatırla. Hani bir ekin tarlası hakkında hüküm veriyorlardı. Çünkü halkın koyunları o ekine girmişti. Biz de hükümlerine şahit olmuştuk.
21. ENBİYA / 79
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından BİZ, Süleymanı buna fehham ettik.
Hüküm ve ilim… hepsini verdik.
Sebbih eden dağları ve uçucuları, Davud ile beraber teshir ettik. Fail olan BİZ olduk!
Hz. Süleyman Kıssası -2 FHéM SLM KLL eTY HKM A:LM SH:R DVD CBL SBH T:YR KVN FA:L .mid2432.ss21.as79.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-suleyman-02xHz. Süleyman Kıssası -2x#kll-külli#||#cbl-cebel#||#a:lm-ilim#||#t:yr-tayr#||#slm-hz. süleyman#||#hkm-hüküm#||#sbh-sebbih#||#sh:r-teshir#||#fhém-fehham#||dvd-hz. davud#||#ety-xxoxx#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#FHéM#||#SLM#||#KLL#||#eTY#||#HKM#||#A:LM#||#SH:R#||#DVD#||#CBL#||#SBH#||#T:YR#||#KVN#||#FA:L#||#kll-külli#||#cbl-cebel#||#a:lm-ilim#||#t:yr-tayr#||#slm-hz. süleyman#||#hkm-hüküm#||#sbh-sebbih#||#sh:r-teshir#||#fhém-fehham#||dvd-hz. davud#||#ety-xxoxx#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَفَهَّمْنَاهَا سُلَيْمَانَ وَكُلًّا آتَيْنَا حُكْمًا وَعِلْمًا وَسَخَّرْنَا مَعَ دَاوُودَ الْجِبَالَ يُسَبِّحْنَ وَالطَّيْرَ وَكُنَّا فَاعِلِينَ
Fe fehhemnâhâ suleymân(suleymâne), ve kullen âteynâ hukmen ve ılmen ve sehharnâ mea dâvudel cibâle yusebbihne vet tayr(tayre), ve kunnâ fâılîn(fâılîne).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
cebel
ج ب لCBL
Dağ.
Çğl.Cibal
Aynı kökten:cebel Cibal Cebl Cibill Cibillât Cibillet Cibillî Ciblet Cüble
Fehham
ف ه مFHéM
Çok anlayışlı, pek zeki, en çok anlayan.
Aynı kökten:Fehham Fehîm Fehm Fehem İftiham İnfiham Müfaheme Müfahhim Müfehhim Müfehhim Münfehim Müstefhem Müstefhim Tefehhüm Tefehhümât Tefhim
hükm
hüküm
ح ك مHKM
Karar. Emir. Kuvvet. Hakimlik. Amirlik. İrade. Kumanda. Nüfuz. Kadılık etmek. Tesir. Cari olmak. Makam. Bir davanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar. Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki rabıtayı tasdik veya inkar etmek.
Çğl.Ahkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Sebbih
س ب حSBH
İdrak hali ile açıkça ve net olarak beyan etmek. / Noksansızlığına... Yerli yerindeliğine (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında)… Tam olması gerektiği gibi olduğuna… inanmak ve ikna olmak. Bunların idrakinde olmak ve beyan etmek. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
Teshir
س خ رSH:R
Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakir ve zelil etmek.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
Hz. Süleyman
س ل مSLM
Herkes tarafından kabul edilen, / emniyet ve itimad edilen, / tasdik edilip inkâr edilmeyen.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
Tayr
Tayir
ط ي رT:YR
Kuş. / Uçmak. / Çabuk yürümek. / Uğursuz saymak.
Çğl.AtyârÇğl.Tuyur
Aynı kökten:Atyer İstitare İtare Matare Mıktare Mutayere Müstetîr Tatayyur Tatyir Tayeran Tayrân Ta'yir Ta'yirât Tayr Tayir Atyâr Tuyur tayrure tayyar tair tayyare Tetayür Tıyere Tuyur
Hz. Davud
د و دDVD
Gerektiğinde hunhar ve zalim olabilen yavuz kimse; / Yavuz (şiddetle yanan) ateş.
Aynı kökten:Adid Adud Davda' Dud Hz. Davud Müdevved Müteadid
Diyanet Meali:
Biz hüküm vermeyi Süleyman’a kavratmıştık. Zaten her birine hükümranlık ve ilim vermiştik. Dâvûd ile birlikte, Allah’ı tespih etmeleri için dağları ve kuşları onun emrine verdik. Bunları yapan biz idik.
21. ENBİYA / 80
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Beisinizden hısn etmek için... elbise sanatını sizin için ona BİZ ilim ettirdik.
Artık siz şükür edenler misiniz?
Hz. Süleyman Kıssası -2Savaş Elbisesi A:LM S:NA: LBS HS:N BeS ŞKR .mid2433.ss21.as80.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-suleyman-02xHz. Süleyman Kıssası -2xSavaş Elbisesix#şkr-şakir#||#a:lm-alim#||#s:na:-sanat#||#lbs-lebs#||#hs:n-hısn#||#bes-beis#x#A:LM#||#S:NA:#||#LBS#||#HS:N#||#BeS#||#ŞKR#||#şkr-şakir#||#a:lm-alim#||#s:na:-sanat#||#lbs-lebs#||#hs:n-hısn#||#bes-beis#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَعَلَّمْنَاهُ صَنْعَةَ لَبُوسٍ لَّكُمْ لِتُحْصِنَكُم مِّن بَأْسِكُمْ فَهَلْ أَنتُمْ شَاكِرُونَ
Ve allemnâhu san’ate lebûsin lekum li tuhsınekum min be’sikum, fe hel entum şâkirûn(şâkirûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
hısn
ح ص نHS:N
Korunmak. Kale. Hisar. Sığınmağa, korunmağa mahsus sağlam yer.
Çğl.husun
Aynı kökten:Hasan Hasanet Hasna Hısan hısn husun Hisan .Hısan muhassan muhsan mütehassın tahassun tahsin
Lebs
ل ب سLBS
Giyecek şey. Giyme. Giyinme. Bir mânayı diğer bir mânâ ile karıştırmak. Sözün karışık ve şüpheli olması. Sözü karıştırıp şüpheye düşmek.
Aynı kökten:İlbas Lebs Libas Lübus Libs Libse Lübs Lübse Melbus Melbusât Mülabeset Mülabis Mülebbes Mütelebbis Telbis Telbisât Telebbüs
San'at
ص ن عS:NA:
Ustalık, hüner, mârifet. Sanat. Ustalıkla yapılan iş, fiil. Bilgi ile yardım etme.
Çğl.Sanayi
Aynı kökten:Isna' İstısna' San'at Sanayi Sania Sanai' Sani'iyyet
şakir
ش ك رŞKR
Allaha şükreden. Halinden memnuniyetini bildiren.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
Bir de Davud’a, sizin için, zırh yapma sanatını öğrettik ki, savaşlarınızda sizi korusun. Şimdi siz şükrediyor musunuz?
21. ENBİYA / 81
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 327
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Asıf rih Süleyman içindi. Onun emriyle, içinde barek olduğumuz arza cereyan ederdi.
Herşeye alim olan BİZ olduk.
Hz. Süleyman Kıssası -2 SLM RVH A:S:F CRY eMR eRD: BRK KVN KLL ŞYe A:LM .mid2434.ss21.as81.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf327.sure.21.xxxxxkissa-suleyman-02xHz. Süleyman Kıssası -2x#şye-şey#||#kll-külli#||#emr-emir#||#erd:-arz#||#a:lm-alim#||#slm-hz. süleyman#||#cry-cereyan#||#brk-barek#||#a:s:f-asıf#||#rvh-rih#||#kvn-xxoxx#x#SLM#||#RVH#||#A:S:F#||#CRY#||#eMR#||#eRD:#||#BRK#||#KVN#||#KLL#||#ŞYe#||#A:LM#||#şye-şey#||#kll-külli#||#emr-emir#||#erd:-arz#||#a:lm-alim#||#slm-hz. süleyman#||#cry-cereyan#||#brk-barek#||#a:s:f-asıf#||#rvh-rih#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلِسُلَيْمَانَ الرِّيحَ عَاصِفَةً تَجْرِي بِأَمْرِهِ إِلَى الْأَرْضِ الَّتِي بَارَكْنَا فِيهَا وَكُنَّا بِكُلِّ شَيْءٍ عَالِمِينَ
Ve li suleymâner rîha âsıfeten tecrî bi emrihî ilel ardılletî bâreknâ fîhâ ve kunnâ bi kulli şey’in âlimîn(âlimîne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Asf
Asıf
ع ص فA:S:F
Şiddetli rüzgar, sert fırtına. / Rüzgarın kuvvetle esmesi. / Taze ekin yaprağı. / Ekin taze iken biçme. / Bir tarafa eğilme. / Emek çekere kar etme. / Süratle gitme. / Zulüm. Haksızlık. / Can çekişme. / Zulüm ve zorla bir şeyi almak. / Büyük kadeh.
Dşl.AsıfeÇğl.Asıfât
Aynı kökten:Asf Asıf Asıfe Asıfât Asuf Mu'tesif
barek
ب ر كBRK
Bolluk, çoğalma, artma. Bereket. Mubarek.
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
Cereyan
ج ر يCRY
Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürur. Vuku, vaki olma. Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket.
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Rih
ر و حRVH
Rüzgar, yel. Koku. Hoş ve iyi şey. Sızı, romatizma. Mc: Galebe, kuvvet. Rahmet. Devlet.
Çğl.Riyah
Aynı kökten:Erih Mirvaha Mervaha Merâvih Müsterhî Müterevvih Rayiha Riha Revâih Revayih Reha' Revah revan Revh Revha Reyhan Rih Riyah Ruh Ervah Ruha Ruhanî Ruhaniyyun Ruh-ul Kuds Teravih Terviha Terevvuh İrahe İstirahat Müsterih Rahat Rahi Ravh Ravvah
Hz. Süleyman
س ل مSLM
Herkes tarafından kabul edilen, / emniyet ve itimad edilen, / tasdik edilip inkâr edilmeyen.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Süleyman’ın hizmetine de güçlü esen rüzgârı verdik. Rüzgâr, onun emriyle içinde bereketler yarattığımız yere eser giderdi. Biz, her şeyi hakkıyla bileniz.
21. ENBİYA / 82
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Şeytanlardan, onun için gavs edenler ve bunun gayrısında amelleri, amel eden kimseler (de vardı).
Onlara hafız olanlar olduk.
Hz. Süleyman Kıssası -2Şeytan ŞT:N G:VS: A:ML A:ML DVN KVN HFZ: .mid2435.ss21.as82.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-suleyman-02xHz. Süleyman Kıssası -2xŞeytanxxŞeytanxx#dvn-dun#||#a:ml-amel#||#hfz:-hafız#||#g:vs:-gavs#||#kvn-xxoxx#x#ŞT:N#||#G:VS:#||#A:ML#||#A:ML#||#DVN#||#KVN#||#HFZ:#||#dvn-dun#||#a:ml-amel#||#hfz:-hafız#||#g:vs:-gavs#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمِنَ الشَّيَاطِينِ مَن يَغُوصُونَ لَهُ وَيَعْمَلُونَ عَمَلًا دُونَ ذَلِكَ وَكُنَّا لَهُمْ حَافِظِينَ
Ve mineş şeyâtîni men yegûsûne lehu ve ya’melûne amelen dûne zâlik(zâlike), ve kunnâ lehum hâfızîn(hâfızîne).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
Gavs
غ و صG:VS:
Suya dalmak. Dalgıçlık. / Mc: Bir mes'elenin derinliğine ve hakikatine muttali' olup bilmek. / İyi anlamak. / Maslahata gayret ile girmek.
Aynı kökten:Gavs Gavvas
Hâfız
ح ف ظHFZ:
Muhafaza eden. Koruyan. Hıfzeden. Kur'ân-ı Kerim'i tamamen ezbere okuyan. El Hafız : Muhafaza, hafız edici. Koruyucu fiili.
Çğl.HuffazÇğl.Hafaza
Aynı kökten:Hâfız Huffaz Hafaza Hâfıza Hafîziyyet Hıfz İstihfaz Mahfaza Mahfuz Muhafaza Muhafazat Muhafız Muhafızîn Müstahfaz Müstahfazin Mütehaffız Mütehaffızîn
Diyanet Meali:
Bir de şeytanlardan, Süleyman için dalgıçlık eden ve daha bundan başka işler yapanları da onun emrine verdik. Hep onları zapteden bizdik.
21. ENBİYA / 83
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Eyyub Rabbine nida etmişti.
"Muhakkak bana darr mess etti.
SEN, rahimlerin rahimisin."
Hz. Eyüb Kıssası -1-Dua YVB NDV RBB MSS D:RR RHM RHM .mid2436.ss21.as83.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-eyub-01xHz. Eyüb Kıssası -1-xDuax#rbb-rabb#||#rhm-erhamur rahimin#||#mss-mess#||#d:rr-darr#||#ndv-nida#||#yvb-hz. eyyub#x#YVB#||#NDV#||#RBB#||#MSS#||#D:RR#||#RHM#||#RHM#||#rbb-rabb#||#rhm-erhamur rahimin#||#mss-mess#||#d:rr-darr#||#ndv-nida#||#yvb-hz. eyyub#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَيُّوبَ إِذْ نَادَى رَبَّهُ أَنِّي مَسَّنِيَ الضُّرُّ وَأَنتَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ
Ve eyyûbe iz nâdâ rabbehû ennî messeniyed durru ve ente erhamur râhimîn(râhimîne).
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
mess
م س سMSS
Yapışmak, değmek, dokunmak. Meydana gelmek.
Aynı kökten:Emess Mass mess Misas Mümas Mümasse mütemass Temass temas
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Erhamur Rahimin
ر ح مRHM
Merhametlilerin en merhametlisi. Allah'ın sıfatlarındandır.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Hz. Eyyub
YVB
Ayıblanmış, kusurlanmış, kusuru lekesi olan ve bundan arınan.
Aynı kökten:Ayıb Ayb Uyub Ayyab Hz. Eyyub Maayib Meayib Muayyeb Muayyebât Ta'yib Ta'yibât
Diyanet Meali:
Eyyûb’u da hatırla. Hani o Rabbine, “Şüphesiz ki ben derde uğradım, sen ise merhametlilerin en merhametlisisin” diye niyaz etmişti.
21. ENBİYA / 84
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından ona isticab ettik. Darrdan ona olan herşeyi keşf ettik.
BİZ ona, ehlini ve onunla beraber mislini... indimizden rahmet ve abd olanlar için zikir olarak verdik.
Hz. Eyüb Kıssası -1- VCB KŞF D:RR eTY eHéL MSéL RHM A:ND ZéKR A:BD .mid2437.ss21.as84.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-eyub-01xHz. Eyüb Kıssası -1-x#ehél-ehil#||#a:nd-ind#||#rhm-rahmet#||#d:rr-darr#||#a:bd-abd#||#zékr-zikir#||#msél-misl#||#kşf-keşf#||#vcb-isticab#||#ety-xxoxx#x#VCB#||#KŞF#||#D:RR#||#eTY#||#eHéL#||#MSéL#||#RHM#||#A:ND#||#ZéKR#||#A:BD#||#ehél-ehil#||#a:nd-ind#||#rhm-rahmet#||#d:rr-darr#||#a:bd-abd#||#zékr-zikir#||#msél-misl#||#kşf-keşf#||#vcb-isticab#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ فَكَشَفْنَا مَا بِهِ مِن ضُرٍّ وَآتَيْنَاهُ أَهْلَهُ وَمِثْلَهُم مَّعَهُمْ رَحْمَةً مِّنْ عِندِنَا وَذِكْرَى لِلْعَابِدِينَ
Festecebnâ lehu fe keşefnâ mâ bihî min durrin ve âteynâhu ehlehu ve mislehum meahum rahmeten min ındinâ ve zikrâ lil âbidîn(âbidîne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
Darr
ض ر رD:RR
Zarar, ziyan. Ed Darr : Sığınılacak nokta. sığınılan fiilidir. Sığınılacak her yer darr dır. Oturduğumuz yerde darrdır. rica etmek de darrdır.
Aynı kökten:azarr Darr Izrar Idrar mazrur Mutazarrır Muzırrîn Muztar Müztar Muztarrîn Tadarr Tazarrur Tazrir zarar zarr Azrar Zaruret Zarurat
ehl
ehil
ا ه لeHéL
Yabancı olmayan, alışık olduğumuz. Dost, sahip, mensup. Evlâd, iyal. Kavm, müteallikat. Usta, muktedir ve becerikli. Halk, umum, nâs. Bir memleketin yerlileri, bir memlekette oturanlar, yaşayanlar.
Çğl.Ahali
Aynı kökten:ehl ehil Ahali Ehliyyet ehliyet Müste'hil
Keşf
Keşif
ك ش فKŞF
Açmak. Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Çğl.Keşfiyat
Aynı kökten:Ekşef İstikşaf İstikşâfât Kâşif Keşf Keşif Keşfiyat Keşşaf Mekşuf Mükâşefe Mükâşif Müktekşif Münkeşif Mütekeşşif Tekeşşüf Tekşif
misl
misil
م ث لMSéL
Benzer. Eş. Nazır. Tıpkısı. Aynısı kadar. Bire-bir.
Çğl.Emsel
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
İsticab
و ج بVCB
Vâcib olmak. Hak etmek. / İcab olan bir şey için gereken şartları yerine getirmek. / Bir davete katılmak. Bir davanın neferi olmak, gereklerini yerine getirmek.
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Biz de onun duasını kabul edip kendisinde dert namına ne varsa gidermiştik. Tarafımızdan bir rahmet ve kullukta bulunanlar için de bir ibret olmak üzere ona ailesini ve onlarla beraber bir mislini daha vermiştik.
21. ENBİYA / 85
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
İsmail ve İdris ve Zülkifl, hepsi sabır edenlerdendi.
SMA: DRS KFL KLL S:BR .mid2438.ss21.as85.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxx#kll-külli#||#s:br-sabr#||#kfl-hz. zülkifl#||#drs-hz. idris#||#sma:-hz. ismail#x#SMA:#||#DRS#||#KFL#||#KLL#||#S:BR#||#kll-külli#||#s:br-sabr#||#kfl-hz. zülkifl#||#drs-hz. idris#||#sma:-hz. ismail#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِسْمَاعِيلَ وَإِدْرِيسَ وَذَا الْكِفْلِ كُلٌّ مِّنَ الصَّابِرِينَ
Ve ismâîle ve idrîse ve zelkifl(zelkifli), kullun mines sâbirîn(sâbirîne).
Hz. İdris
د ر سDRS
Süryanicede “AḥnūḥḤānūḥ-Uḥnūḥ” olarak ifade edilir ve "suda ıslatılmış, yumuşatılmış ve uzman" manalarına gelmektedir. Arapça olarak, en iyi ders, içeriği en kuvvetli ders, alınması mecburi olan ders manasındadır. 
Aynı kökten:Ders Dürus Hz. İdris medrese Medaris Medrus Müdarese Müderris Mütedaris Mütederris tedarüs tederrüs Tederrüsât tedris Tedrisât
Hz. Zülkifl
ك ف لKFL
Makam sahibi, büyük komutan, üstün idareci. / Kısmet sahibi. / Türk Kaanı Oğuz Han.
Aynı kökten:İkfal İstikfal Kâfil Kefil Kefl Küfale Mekful Mekful-ün Anh Mekful-ün Bih Mükâfele Mütekeffil Mütekeffilîn Tekeffül Tekfil Hz. Zülkifl Kefel Kifl
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
Sabr
Sabır
ص ب رS:BR
Acıya ve zorluğa katlanmak. Bir musibet ve belâya uğrayanın telâş ve feryad etmeyip sonunu bekleyip tahammül ile katlanması. Muharebede şecaat gösterme. Bir kimseyi bir şeyden alıkoymak. Öğrendiği bir şeyi başkasının da öğrenmesi için tâkat getirmek.
Aynı kökten:Musaberet Mustabır sabbar Sabr Sabır sabur tasabbur
Hz. İsmail
SMA:
xoxox
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
Diyanet Meali:
İsmail’i, İdris’i ve Zülkifl’i de hatırla. Bunların hepsi sabredenlerdendi.
21. ENBİYA / 86
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onları rahmetimize dahil ettik. Muhakkak onlar salihlerdendi.
DH:L RHM S:LH .mid2439.ss21.as86.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxx#rhm-rahmet#||#dh:l-dahil#||#s:lh-salih#x#DH:L#||#RHM#||#S:LH#||#rhm-rahmet#||#dh:l-dahil#||#s:lh-salih#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَدْخَلْنَاهُمْ فِي رَحْمَتِنَا إِنَّهُم مِّنَ الصَّالِحِينَ
Ve edhalnâhum fî rahmetinâ, innehum mines sâlihîn(sâlihîne).
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Diyanet Meali:
Onları da rahmetimizin içine soktuk. Şüphesiz onlar salih kimselerdendi.
21. ENBİYA / 87
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Zen-nun (balıkların efendisi, Hz.Yunus) gazab eden olarak zehab olunca, kendisine ikdar edemeyeceğimizi zann ediyordu.
Ardından, zulmetler içine nida etti:
"Senden başka ilah yoktur. Sen subhansın. Gerçekten ben zalimlerden oldum!"
Zennun olarak ifade edilen, Hz.Yunus'tur.
Hz. Yunus KıssasıEsma-ül Hüsna NVN ZéHéB G:D:B Z:NN K:DR NDV Z:LM eLHé SBH KVN Z:LM .mid2440.ss21.as87.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-yunusxHz. Yunus KıssasıxEsma-ül Hüsnax#elhé-ilah#||#g:d:b-gazab#||#z:lm-zulmet#||#ndv-nida#||#k:dr-ikdar#||#sbh-subhan#||#zéhéb-zehab#||#z:nn-zann#||#nvn-zün-nun#||#kvn-xxoxx#x#NVN#||#ZéHéB#||#G:D:B#||#Z:NN#||#K:DR#||#NDV#||#Z:LM#||#eLHé#||#SBH#||#KVN#||#Z:LM#||#elhé-ilah#||#g:d:b-gazab#||#z:lm-zulmet#||#ndv-nida#||#k:dr-ikdar#||#sbh-subhan#||#zéhéb-zehab#||#z:nn-zann#||#nvn-zün-nun#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَذَا النُّونِ إِذ ذَّهَبَ مُغَاضِبًا فَظَنَّ أَن لَّن نَّقْدِرَ عَلَيْهِ فَنَادَى فِي الظُّلُمَاتِ أَن لَّا إِلَهَ إِلَّا أَنتَ سُبْحَانَكَ إِنِّي كُنتُ مِنَ الظَّالِمِينَ
Ve zennûni iz zehebe mugâdıben fe zanne en len nakdire aleyhi fe nâdâ fiz zulumâti en lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu minez zâlimîn(zâlimîne).
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Gazab
Gadab
غ ض بG:D:B
Hiddet, öfke, dargınlık, kızgınlık.
Aynı kökten:Gazab Gadab Gazban Gadbân Gazub Guzbe İgzab Magzab Mugazebe Mugzib Mütegazzib Tegazzüb
İkdar
ق د رK:DR
Kudret verme, kuvvetleştirme, güç kazandırma. Geçimini sağlama. Birini kayırma.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
Zün-nun
ن و نNVN
Nun sahibi. Balıkların efendisi. Hz. Yunus (as)'ın bir namı.
Aynı kökten:Nun Zün-nun
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
zulmet
ظ ل مZ:LM
Karanlık. Kara gün. Dinsizlik ve zulüm devri. Mc: Sıkıntı.
Çğl.Zulümat
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Zann
ظ ن نZ:NN
Bir önermede, ihtimallerden birinin akıl yolu ile ağır basması ve bunun tercih edilmesi. Sübjektif kanaat. / Şüphe. / Zannetmek, sanmak. / Sezme. / Farkına varma.
Çğl.Zunun
Aynı kökten:Mazanne Mazınne Maznun Mutazanni Mutazannin Tazannün Zann Zunun Zânn Zannî
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
Zünnûn’u da hatırla. Hani öfkelenerek (halkından ayrılıp) gitmişti de kendisini asla sıkıştırmayacağımızı sanmıştı. Derken karanlıklar içinde, “Senden başka hiçbir ilâh yoktur. Seni eksikliklerden uzak tutarım. Ben gerçekten (nefsine) zulmedenlerden oldum” diye dua etti.
21. ENBİYA / 88
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından ona isticab ettik... ve onu gammdan necat ettik.
Böyledir!...
BİZ mü'minlere necat ederiz.
Hz. Yunus Kıssası VCB NCV G:MM NCV eMN .mid2441.ss21.as88.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-yunusxHz. Yunus Kıssasıxximanxxxxvaadxxhaberxxx#emn-mümin#||#emn-iman#||#vcb-isticab#||#ncv-necat#||#g:mm-gamame#x#VCB#||#NCV#||#G:MM#||#NCV#||#eMN#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#vcb-isticab#||#ncv-necat#||#g:mm-gamame#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَنَجَّيْنَاهُ مِنَ الْغَمِّ وَكَذَلِكَ نُنجِي الْمُؤْمِنِينَ
Festecebnâ lehu ve necceynâhu minel gamm(gammi), ve kezâlike nuncil mu’minîn(mu’minîne).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
gamam
gamame
غ م مG:MM
Bulut. Beyaz bulut. Örtmek, örtülü. Gizli. Müstehcen. Gam. Tasa, dert.
Aynı kökten:gamam gamame gamem igame
necat
ن ج وNCV
Kurtuluş, selâmet. Hırs ve hased. Yüksek mekân. Ağaç budağı. Mantar.
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
İsticab
و ج بVCB
Vâcib olmak. Hak etmek. / İcab olan bir şey için gereken şartları yerine getirmek. / Bir davete katılmak. Bir davanın neferi olmak, gereklerini yerine getirmek.
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
Diyanet Meali:
Biz de duasını kabul ettik ve kendisini kederden kurtardık. İşte biz mü’minleri böyle kurtarırız.
21. ENBİYA / 89
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Zekeriyya Rabbine nida etmişti:
"Rabbim!
Beni ferd olarak vezr etme. SEN hayr varissin."
Hz. Zekeriya KıssasıDua ZKR NDV RBB RBB VZéR FRD H:YR VRSé .mid2442.ss21.as89.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-zekeriya-2xHz. Zekeriya KıssasıxDuax#rbb-rabb#||#h:yr-hayr#||#ndv-nida#||#vrsé-varis#||#vzér-vezr#||#frd-ferd#||#zkr-hz. zekeriyya#x#ZKR#||#NDV#||#RBB#||#RBB#||#VZéR#||#FRD#||#H:YR#||#VRSé#||#rbb-rabb#||#h:yr-hayr#||#ndv-nida#||#vrsé-varis#||#vzér-vezr#||#frd-ferd#||#zkr-hz. zekeriyya#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَزَكَرِيَّا إِذْ نَادَى رَبَّهُ رَبِّ لَا تَذَرْنِي فَرْدًا وَأَنتَ خَيْرُ الْوَارِثِينَ
Ve zekeriyyâ iz nâdâ rabbehu rabbi lâ tezernî ferden ve ente hayrul vârisîn(vârisîne).
Ferd
ف ر دFRD
Tek, bir. Eşi, benzeri olmayan. Asker.
Çğl.EfradÇğl.Firad
Aynı kökten:Ferd Efrad Firad Ferid Feride Müfred Müfret Müfredat Müfrid Münferid Münferit Münferiden Müteferrid Müteferridîn Teferrüd
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Vâris
و ر ثVRSé
Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan. El Varis : İntikal etmek, intikalen malolmak. ALLAH'ın veraset kabul etme fiili.
Çğl.Vârisîn
Aynı kökten:İras İrs A'râs İrsen İrsî Mevarîs Mevrus Mevruse Mevrusat Miras Muris Muvarese Müvarese Mütevaris Te'ris Tevarüs Teverrüs Tevris Türas Vâris Vârisîn Veraset Verese
vezr
و ذ رVZéR
Bırakmak. Geriye bırakmak. Ortaya bırakmak. Terk etmek. Vazgeçmek.
Aynı kökten:vezr
Hz. Zekeriyya
ز ك رZKR
Dolmak, doldurmak ve bunun sonucunda kabını genişletmek; / Bir yerde toplanarak genişlemek, büyümek.
Aynı kökten:Hz. Zekeriyya xoxox
Diyanet Meali:
Zekeriya’yı da hatırla. Hani o, Rabbine, “Rabbim! Beni tek başıma bırakma. Sen varislerin en hayırlısısın” diye dua etmişti.
21. ENBİYA / 90
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 328
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Ona da isticab ettik… Yahya'yı ona vehb ettik… ve zevcesini onun için ıslah ettik.
Muhakkak onlar hayrlarda yarışır oldular. Rağbet ve rehb ile BİZ'i davet ederlerdi.
Onlar BİZ'e huşu duyanlar oldular.
Hz. Zekeriya Kıssası VCB VHéB HYY S:LH ZVC KVN SRA: H:YR DA:V RG:B RHéB KVN H:ŞA: .mid2443.ss21.as90.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf328.sure.21.xxxxxkissa-zekeriya-2xHz. Zekeriya Kıssasıx#da:v-davet#||#h:yr-hayr#||#h:şa:-huşu#||#s:lh-ıslah#||#zvc-zevc#||#rg:b-ragbet#||#vcb-isticab#||#rhéb-rehb#||#vhéb-vehb#||#sra:-seri#||#hyy-hz. yahya#||#kvn-xxoxx#x#VCB#||#VHéB#||#HYY#||#S:LH#||#ZVC#||#KVN#||#SRA:#||#H:YR#||#DA:V#||#RG:B#||#RHéB#||#KVN#||#H:ŞA:#||#da:v-davet#||#h:yr-hayr#||#h:şa:-huşu#||#s:lh-ıslah#||#zvc-zevc#||#rg:b-ragbet#||#vcb-isticab#||#rhéb-rehb#||#vhéb-vehb#||#sra:-seri#||#hyy-hz. yahya#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاسْتَجَبْنَا لَهُ وَوَهَبْنَا لَهُ يَحْيَى وَأَصْلَحْنَا لَهُ زَوْجَهُ إِنَّهُمْ كَانُوا يُسَارِعُونَ فِي الْخَيْرَاتِ وَيَدْعُونَنَا رَغَبًا وَرَهَبًا وَكَانُوا لَنَا خَاشِعِينَ
Festecebnâ leh(lehu), ve vehebnâ lehu yahyâ ve aslahnâ lehu zevceh(zevcehu), innehum kânû yusâriûne fil hayrâti ve yed’ûnenâ regaben ve rehebâ(reheben), ve kânû lenâ hâşiîn(hâşiîne).
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Huşu'
خ ش عH:ŞA:
Huşu. Alçak gönüllülük. Hayâ etmek ve mütevazi olmak. Korku ile karışık sevgiden gelen edebli bir hâl. Yüksek ve heybetli bir huzurda duyulan alçak gönüllülük. Sükun ve tezellül.
Aynı kökten:Hâşâ Haşi' Huşşa' Haşiîn Huşu' Mütehaşi' Mütehaşşi' Tahaşşu'
Hz. Yahya
ح ي يHYY
Hayat sahibi.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Rağbet
Ragbet
ر غ بRG:B
İstek, arzu. İyi sayılmak. Bir şeyi çok iştiyakla istemek. İhlasla dua etmek, teveccüh etmek.
Çğl.Ragabat
Aynı kökten:İrgab İrtigab Mergub Mergube Muragabet Muragıb Mürtagib Ragba' Ragıb Râgıbe Ragib Ragibe Regaib Rağbet Ragbet Ragabat Rugba' Tergib
Rehb
ر ه بRHéB
Korku. Havf.
Aynı kökten:İrhab İstirhab Mürehheb Mürehhib Müsterhib Rahib Rehb Rehbet Rehbeten Ruhban Terehhüb Terhib Terhibât Terhiben Rahib Rahibe Rahiban Rehbaniyyet Ruhbaniyet İrtiyah
ıslah
ص ل حS:LH
İyileştirmek. Düzeltmek. Kusurları gidermek.
Çğl.Islahat
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Seri'
Seri'a
س ر عSRA:
Çabuk. Hızlı. Az vakitte çok iş yapan.
Aynı kökten:Esra' İsra' İstisra' Münserih Müsaraa Müsâraât Müsaraat Müsaraaten Müserri' Müsri' Müteserri' Ser'an Sür'a Seri' Seri'a Serian Sira' Sür'at Sür'aten Teserru' Tesri' Tesriât Tesrian
İsticab
و ج بVCB
Vâcib olmak. Hak etmek. / İcab olan bir şey için gereken şartları yerine getirmek. / Bir davete katılmak. Bir davanın neferi olmak, gereklerini yerine getirmek.
Aynı kökten:Evceb icab İcabat İsticab Mevacib Mevacibât Mevcub Mucib Mucibe Müstevcib Müvecceb Tevcib Vacib Vacibe Vâcibât Vecibe Vücub
vehb
و ه بVHéB
Hibe. Bağış. Vergi. Karşılıksız vermek.
Aynı kökten:heb Hibe Mevhibe mevhub Mevâhib vehb vehbi vehhab vahhab vehub
Zevc
ز و جZVC
Çeşit. Tür. / Sınıf. Cins. / Bir şeyi tamamlayan, bütünleyen, noksanlarını ikmal şeyler. / En az iki şeyden meydana gelen. Bunların her biri. // Karı ve kocanın herbiri.
Dşl.ZevceÇğl.ZevceynÇğl.zevcatÇğl.Ezvac
Aynı kökten:İzdivac Mütezevvic Mütezevvicîn Müzavece Müzevvec Tezevvüc Tezevvücât Tezvic Zevc Zevce Zevceyn zevcat Ezvac
Diyanet Meali:
Biz de onun duasını kabul ettik ve kendisine Yahya’yı bağışladık. Eşini de kendisi için, (doğurmaya) elverişli kıldık. Onlar gerçekten hayır işlerinde yarışırlar, (rahmetimizi) umarak ve (azabımızdan) korkarak bize dua ederlerdi. Onlar bize derin saygı duyan kimselerdi.
21. ENBİYA / 91
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Fercini hısn eden kadın kimse... ona Ruhumuzdan nefh ettik.
Onu ve oğlunu alemler için ayet kıldık.
Hz. Zekeriya KıssasıRuh HS:N FRC NFH: RVH CA:L BNY eYY A:LM .mid2444.ss21.as91.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxkissa-zekeriya-2xHz. Zekeriya KıssasıxRuhx#bny-beni#||#eyy-ayet#||#a:lm-alem#||#nfh:-nefh#||#rvh-ruh#||#hs:n-hısn#||#frc-ferc#||#ca:l-xxoxx#x#HS:N#||#FRC#||#NFH:#||#RVH#||#CA:L#||#BNY#||#eYY#||#A:LM#||#bny-beni#||#eyy-ayet#||#a:lm-alem#||#nfh:-nefh#||#rvh-ruh#||#hs:n-hısn#||#frc-ferc#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَالَّتِي أَحْصَنَتْ فَرْجَهَا فَنَفَخْنَا فِيهَا مِن رُّوحِنَا وَجَعَلْنَاهَا وَابْنَهَا آيَةً لِّلْعَالَمِينَ
Velletî ahsanet fercehâ fe nefahnâ fîhâ min rûhinâ ve cealnâhâ vebnehâ âyeten lil âlemîn(âlemîne).
alem
ع ل مA:LM
Kümülatif ilmin, halıktan mahluka ikramında, cüzlere, parçalara evrilmeden önce ki külliyeti. / Cihan, kâinat. Dünya. Her şey. / Cemaat. Halk. Cemiyet. / Dehr. / Hususi hal ve keyfiyet. / Bir güneş ile ona tabi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği daire.
Çğl.Alemin
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Ferc
ف ر جFRC
Yarık, çatlak, yırtmaç. Ayıp. Dişi tenasül organı. Edeb yeri. Korkulacak yer.
Çğl.Furûc
Aynı kökten:Ferace Ferc Furûc Ferruc Ferâric Firc Fürce Füruc İfrac Müferrec Tefrice Tefâric Faric Ferce Ferec Müferric Müteferric Müteferricîn Teferruc Tefric
hısn
ح ص نHS:N
Korunmak. Kale. Hisar. Sığınmağa, korunmağa mahsus sağlam yer.
Çğl.husun
Aynı kökten:Hasan Hasanet Hasna Hısan hısn husun Hisan .Hısan muhassan muhsan mütehassın tahassun tahsin
Nefh
ن ف خNFH:
Üflemek, şişmek, üfürük. Kaba kuşluk vaktine varmak.
Aynı kökten:Müntefih Nafih Nefh Nefha Teneffuh Tenfih Tenfihât
Ruh
ر و حRVH
Allah'ın hayatının her canlıdan tezahürü, can. / Rüzgar. Koku. / Öğleden akşama kadar olan vakit. / Bir şeyin tahsil edilmesinden duyulan neşe. / Bir amaca, davaya adanmışlığın ortaya çıkardığı gayret. / Dava edinilen amaca ulaşma hasretinini verdiği heyecan.
Çğl.Ervah
Aynı kökten:Erih Mirvaha Mervaha Merâvih Müsterhî Müterevvih Rayiha Riha Revâih Revayih Reha' Revah revan Revh Revha Reyhan Rih Riyah Ruh Ervah Ruha Ruhanî Ruhaniyyun Ruh-ul Kuds Teravih Terviha Terevvuh İrahe İstirahat Müsterih Rahat Rahi Ravh Ravvah
Diyanet Meali:
Irzını korumuş olan kadını da (Meryem’i de) hatırla. Ona ruhumuzdan üflemiştik. Kendisini de, oğlunu da âlemlere (kudretimizi gösteren) birer delil yapmıştık.
21. ENBİYA / 92
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak bu sizin ümmetiniz vahid ümmettir.
BEN sizin Rabbinizim.
Artık BANA abd olun!
Hz. Zekeriya Kıssası eMM eMM VHD RBB A:BD .mid2445.ss21.as92.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxkissa-zekeriya-2xHz. Zekeriya Kıssasıxxxemirxxyasakxxx#rbb-rabb#||#vhd-vahid#||#a:bd-abd#||#emm-ümmet#x#eMM#||#eMM#||#VHD#||#RBB#||#A:BD#||#rbb-rabb#||#vhd-vahid#||#a:bd-abd#||#emm-ümmet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ هَذِهِ أُمَّتُكُمْ أُمَّةً وَاحِدَةً وَأَنَا رَبُّكُمْ فَاعْبُدُونِ
İnne hâzihî ummetukum ummeten vâhıdeten ve ene rabbukum fa’budûn(fa’budûni).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ümmet
ا م مeMM
Cemaat, kavim, taife. Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir dille konuşan millet.
Çğl.Ümem
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Vahid
Evhad
و ح دVHD
Bir. Bir sayısı. Biricik, eşi ve benzeri olmayan. Tek. / Zatında hiç ortaklığa, çokluğa ihtimali olmayan, parçaları da parçacıkları da olmayan. El Vahid : ALLAH'ın tekleme, teklik fiili. teklikten gelmesi. Kendisi tekdir ve eşsizdir. Zuhuratları da tekdir ve eşsizdir. Hiç bir şey bir şeye benzemez. "Vahid-ül ehad", tek... teklikten gelmesi.
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
Diyanet Meali:
Şüphesiz bu (İslâm), tek ümmet (din) olarak sizin ümmetiniz (dininiz)dir. Ben de Rabbinizim. Onun için sadece bana kulluk edin.
21. ENBİYA / 93
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Emirleri, aralarında kata ettiler.
Hepsi BİZ'e racidir!
Hz. Zekeriya Kıssası K:T:A: eMR BYN KLL RCA: .mid2446.ss21.as93.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxkissa-zekeriya-2xHz. Zekeriya Kıssasıx#kll-külli#||#emr-emir#||#byn-beyn#||#k:t:a:-kata#||#rca:-raci#x#K:T:A:#||#eMR#||#BYN#||#KLL#||#RCA:#||#kll-külli#||#emr-emir#||#byn-beyn#||#k:t:a:-kata#||#rca:-raci#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَتَقَطَّعُوا أَمْرَهُم بَيْنَهُمْ كُلٌّ إِلَيْنَا رَاجِعُونَ
Ve tekattaû emrehum beynehum, kullun ileynâ râciûn(râciûne).
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
kat'a
ق ط عK:T:A:
Kesmek, bölmek, ayırmak. Devre dışı bırakmak, devam edememek, çekilmek. Parça, kısım, bölüm, bir bütünden kesilmiş kısım. Nehir geçme. Yol alma
Aynı kökten:Ikta' İnkıta' kat'a Kat'an Kat'î Kat'iyyen Kat'iyyet Kıt'a Kıtat Kıtaat Maktu' Maktua Makati' Maktuan
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
raci'
ر ج عRCA:
Geri dönen, ric'at eden. Dair, aid, alakası olan, dokunur olan, müteallik. Gr: Bir şahıstan kinaye olan zamir.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
(İnsanlar) işlerini kendi aralarında parça parça ettiler. Hepsi de ancak bize dönecekler.
21. ENBİYA / 94
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Salihlerden amel eden ve mü'min olan kimse… artık onun say'ına küfür edilmez.
Muhakkak ki BİZ, ona katibiz!
A:ML S:LH eMN KFR SA:Y KTB .mid2447.ss21.as94.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxximanxxximan-duruxxxxibadetxxx#ktb-katib#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:ml-amel#||#kfr-küfr#||#sa:y-say#||#s:lh-salih amel#x#A:ML#||#S:LH#||#eMN#||#KFR#||#SA:Y#||#KTB#||#ktb-katib#||#emn-mümin#||#emn-iman#||#a:ml-amel#||#kfr-küfr#||#sa:y-say#||#s:lh-salih amel#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَمَن يَعْمَلْ مِنَ الصَّالِحَاتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا كُفْرَانَ لِسَعْيِهِ وَإِنَّا لَهُ كَاتِبُونَ
Fe men ya’mel mines sâlihâti ve huve mu’minun fe lâ kufrâne li sa’yih(sa’yihî), ve innâ lehu kâtibûn(kâtibûne).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
mü'min
ا م نeMN
İman eden. Allah'a ve emirlerine, kanunlarına iman eden. Allah'a, ahirete, kitablarına, meleklerine, peygamberlerine ve kadere iman edip itaat eden kimse. Emniyete kavuşan. Korkulardan emniyet veren. El Mu'min : İnanış, inanma, inanıp öylece mutmain olma. ALLAH herşeyi bilerek inanarak yaratır ve bizimle beraber öylece inanır.
Çğl.Mü'minin
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Küfr
küfür
ك ف رKFR
Örtmek. Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık. Nankörlük, dinsizlik, günah, kaba ve ayıp söz.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
katib
ك ت بKTB
Yazan, yazıcı, kitâbet eden. Katib. Usta yazıcı.
Çğl.Ketebe
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
salih amel
ص ل حS:LH
Allah'ın emrini bizatihi duyarak, ve itaat ederek, emr-i bil maruf, nehy-i anil münker esası ile yapılan ameller.
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Sa'y
س ع يSA:Y
Çalışma, Çalışıp çabalama. Gayret sarfetme. Bir maksadın meydana gelmesi için elden geleni yapma. Hızlı yürüme. Cür'et etme. Ziyaret etme. Gammazlık yapma. Ist: Hac veya Umre'de Safâ ile Merve arasında usulüne göre yedi defa gelip gitmektir.
Aynı kökten:Mes'a Mesâi Mesai Sa'y
Diyanet Meali:
Şu hâlde, kim mü’min olarak bir salih amel işlerse, çalışması asla inkâr edilmez. Şüphesiz biz onu yazmaktayız.
21. ENBİYA / 95-96
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Helak ettiğimiz karyeye... Ye'cüc ve Me'cüc, bütün hadebten nesl olup da feth etmelerine kadar… BİZ'e rücu etmemeleri haramdır!
Yecüc ve Mecüc HRM K:RY HéLK RCA: FTH KLL HDB NSL .mid2448.ss21.as95.saENBİYA.ns0.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxkissa-zzz-yecucmecucxYecüc ve Mecücx.ss21.as96.xxxemirxxyasakxxxxharamxxhelalxxx#k:ry-karye#||#hrm-haram#||#rca:-rücu#||#hélk-helak#||#kll-külli#||#nsl-nesil#||#hdb-hadeb#||#fth-feth#x#HRM#||#K:RY#||#HéLK#||#RCA:#||#FTH#||#KLL#||#HDB#||#NSL#||#k:ry-karye#||#hrm-haram#||#rca:-rücu#||#hélk-helak#||#kll-külli#||#nsl-nesil#||#hdb-hadeb#||#fth-feth#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَحَرَامٌ عَلَى قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَاهَا أَنَّهُمْ لَا يَرْجِعُونَ * حَتَّى إِذَا فُتِحَتْ يَأْجُوجُ وَمَأْجُوجُ وَهُم مِّن كُلِّ حَدَبٍ يَنسِلُونَ
Ve harâmun alâ karyetin ehleknâhâ ennehum lâ yerciûn(yerciûne). * Hattâ izâ futihat ye’cûcu ve me’cûcu ve hum min kulli hadebin yensilûn(yensilûne).
feth
fetih
ف ت حFTH
Açma, başlama. Zaptetme. Ele geçirme. Zafer. Nusret. Faydalı şeyleri elde etmek için yolları açmak. Muğlak şeyleri açmak.
Çğl.FütuhÇğl.Fütuhât
Aynı kökten:Fâtih Fâtiha feth fetih Fütuh Fütuhât fettah İftah iftitah infitah Meftuh Miftah Mefatih Müfettah Müfettih münfetih Müsteftih Teftih Teftihât
Hadeb
ح د بHDB
Dışbükey. Çıkıntılı. Kambur. Yükselmek ya da büyümek. Şefkatli, olumlu, kibar olmak. Birini savunmak. Sırtını yükseltmek. Kıvrımlı ve uzun olmak.
Aynı kökten:Hadeb Münhadib
haram
ح ر مHRM
Helâl olmayan, İslâmiyetçe ve dince nehyedilen şeyler ve ameller. Allah'ın izin vermediği, men'ettiği şeyler. Helâlin zıddı olan şey.
Çğl.HurmatÇğl.HuremâtÇğl.Hurumât
Aynı kökten:haram Hurmat Huremât Hurumât haram ay Eşhür-ül Hurum Harami harem Ahram Haremeyn Harîm Ahram Harîme Harm Hurum hürmet İhram Mahrem Mahreman Maharim Mahremiyyet Mahrum Mahrumiyyet Muharrem Muharremât Na-mahrem Taharrüm tahrim Tahrime
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
nesl
nesil
ن س لNSL
Soy, sop. Zürriyet, döl, kuşak. Halk. Çocuk hâsıl etmek. Kıl yolmak. Mumsuz, süzme bal.
Çğl.Ensal
Aynı kökten:İnsal Mütenasil nesl nesil Ensal Tenasül
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
Helâk ettiğimiz bir memleket halkının bize dönmemeleri imkânsızdır. Nihayet Ye’cüc ve Me’cüc’ün önü açıldığı zaman her tepeden akın ederler.
21. ENBİYA / 97
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Hakk vaad karib edilmiştir!
Artık, kafirlerin basarları şahs olduğunda:
"Eyvah bize!
Muhakkak bundan gaflet içinde olmuştuk!
Bilakis, zalimler olmuşuz!"
K:RB VA:D HK:K: ŞH:S: BS:R KFR KVN G:FL KVN Z:LM .mid2449.ss21.as97.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxx#z:lm-zalim#||#va:d-vaad#||#hk:k:-hakk#||#kfr-kafir#||#bs:r-basar#||#g:fl-gaflet#||#k:rb-karib#||#şh:s:-şahs#||#kvn-xxoxx#x#K:RB#||#VA:D#||#HK:K:#||#ŞH:S:#||#BS:R#||#KFR#||#KVN#||#G:FL#||#KVN#||#Z:LM#||#z:lm-zalim#||#va:d-vaad#||#hk:k:-hakk#||#kfr-kafir#||#bs:r-basar#||#g:fl-gaflet#||#k:rb-karib#||#şh:s:-şahs#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاقْتَرَبَ الْوَعْدُ الْحَقُّ فَإِذَا هِيَ شَاخِصَةٌ أَبْصَارُ الَّذِينَ كَفَرُوا يَا وَيْلَنَا قَدْ كُنَّا فِي غَفْلَةٍ مِّنْ هَذَا بَلْ كُنَّا ظَالِمِينَ
Vakterabel va’dul hakku fe izâ hiye şahısatun ebsârullezîne keferû, yâ veylenâ kad kunnâ fî gafletin min hâzâ bel kunnâ zâlimîn(zâlimîne).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
gaflet
غ ف لG:FL
Dikkatsizlik, endişesizlik, vurdumduymazlık. En mühim vazifeyi düşünmeyip, Cenab-ı Hakk'a itaat gibi işleri bilmeyip, başka kıymetsiz şeylerle uğraşmak. Nefsine ve hevesatına tabi olarak Allahı ve emirlerini unutmak.
Aynı kökten:gafil gaflet Gaful gafle igfal İgfalât mütegafil tagfil Tagfilât tegafül
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Şahs
ش خ صŞH:S:
Acı çekmek. Iztırab çekmek. / (Beklenen zamanın) gelip çatmak.
Aynı kökten:İşhas Şahs
Diyanet Meali:
Gerçek vaad (kıyametin kopması) yaklaşır, bir de bakarsın inkâr edenlerin gözleri açılıp donakalmıştır. “Eyvah bizlere! Doğrusu biz bundan gafildik. Hatta biz zalim kimselermişiz” derler.
21. ENBİYA / 98
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak siz ve ALLAH'ın gayrısından abd olduklarınız, cehennem hasabısınız!
Siz oraya varid olacaksınız.
A:BD DVN HS:B VRD .mid2450.ss21.as98.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxcehennemxx#dvn-dun#||#a:bd-abd#||#chm-cehennem#||#vrd-varid#||#hs:b-hasab#x#A:BD#||#DVN#||#HS:B#||#VRD#||#dvn-dun#||#a:bd-abd#||#chm-cehennem#||#vrd-varid#||#hs:b-hasab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ اللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمْ لَهَا وَارِدُونَ
İnnekum ve mâ ta’budûne min dûnillâhi hasabu cehennem(cehenneme), entum lehâ vâridûn(vâridûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
Hasab
ح ص بHS:B
Odun.
Aynı kökten:Hasab Hasb Hasıb Havâsıb Hasba' Hasubâ Hasbe Mahsub Tahsib
Vârid
Vâride
و ر دVRD
Ulaşan, yetişen, gelen, erişen. Akla gelen. Hatıra gelen, içe doğan. Olan. Bir şey hakkında söylenip tatbik edilen. Hazır, nazır. Bahadır. Kâr, gelir. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar.
Çğl.VâridînÇğl.Vâridât
Aynı kökten:Mevarid Mevrud Mevrudât Muvârede Muvaredat Mütevarid Tevarüd Vârid Vâride Vâridîn Vâridât Vürud Verd Vürd Virad Verde Vürde Verdi Verid Evride Vürud Vird
Diyanet Meali:
Hiç şüphesiz siz ve Allah’tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.
21. ENBİYA / 99
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Şayet onlar ilah olsalardı, oraya varid olmazlardı.
Hepsi orada ebedidir.
Ahiret KVN eLHé VRD KLL H:LD .mid2451.ss21.as99.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxAhiretx#kvn-kane#||#kll-külli#||#elhé-ilah#||#h:ld-halid#||#vrd-varid#x#KVN#||#eLHé#||#VRD#||#KLL#||#H:LD#||#kvn-kane#||#kll-külli#||#elhé-ilah#||#h:ld-halid#||#vrd-varid#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَوْ كَانَ هَؤُلَاء آلِهَةً مَّا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَالِدُونَ
Lev kâne hâulâi âliheten mâ veradûhâ, ve kullun fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Vârid
Vâride
و ر دVRD
Ulaşan, yetişen, gelen, erişen. Akla gelen. Hatıra gelen, içe doğan. Olan. Bir şey hakkında söylenip tatbik edilen. Hazır, nazır. Bahadır. Kâr, gelir. Bir kimseye veya hazineye ait gelir ve paralar.
Çğl.VâridînÇğl.Vâridât
Aynı kökten:Mevarid Mevrud Mevrudât Muvârede Muvaredat Mütevarid Tevarüd Vârid Vâride Vâridîn Vâridât Vürud Verd Vürd Virad Verde Vürde Verdi Verid Evride Vürud Vird
Diyanet Meali:
Eğer onlar ilâh olsalardı oraya varmazlardı. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır.
21. ENBİYA / 100
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar için orada zefir vardır! Onlar orada işitmezler.
Ahiret ZFR SMA: .mid2452.ss21.as100.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxAhiretx#zfr-zefir#||#sma:-xxoxx#x#ZFR#||#SMA:#||#zfr-zefir#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ
Lehum fîhâ zefîrun ve hum fîhâ lâ yesmeûn(yesmeûne).
zefir
ز ف رZFR
Çok şiddetli ses. Hıçkırıkla nefes vermek. Göğüs geçirmek. Ağlatmak. İnlemek. Ateş gürültüsü. Eşek anırtısının evveli. Bela.
Aynı kökten:zefir
Diyanet Meali:
Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.
21. ENBİYA / 101
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 329
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak, kendilerine BİZ'den hüsna sebak olanlar… işte onlar ondan baid olanlardır.
SBK: HSN BA:D .mid2453.ss21.as101.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf329.sure.21.xxxxxcehennemxx#ba:d-baid#||#hsn-hüsna#||#sbk:-sebak#||#ba:d-baid#x#SBK:#||#HSN#||#BA:D#||#ba:d-baid#||#hsn-hüsna#||#sbk:-sebak#||#ba:d-baid#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ الَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا الْحُسْنَى أُوْلَئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ
İnnellezîne sebekat lehum minnel husnâ ulâike anhâ mub’adûn(mub’adûne).
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Sebak
س ب قSBK:
Ders. Yarış. Koşu yapanların aralarında koydukları ödül.
Çğl.Esbâk
Aynı kökten:İstibak Masebak Mesbuk Münsebik Müsabaka Müsabakat Müsabık Müstebık Mütesabık Mütesabıka Sabık sabıka Sâbıkûn Sevabık Sâbıkan Sebak Esbâk Sebbak Sebike sebk Sebkat Sibak Tesabuk Tesbik Tesbikat
Diyanet Meali:
Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.
21. ENBİYA / 102
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlar onun hasisini bile işitmezler.
Onlar nefslerine iştah verelerin içinde ebedidirler.
Ahiret SMA: HSS ŞHéV NFS H:LD .mid2454.ss21.as102.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxAhiretxxcehennemxx#nfs-enfüs#||#h:ld-halid#||#şhév-şehvet#||#hss-hasis#||#sma:-xxoxx#x#SMA:#||#HSS#||#ŞHéV#||#NFS#||#H:LD#||#nfs-enfüs#||#h:ld-halid#||#şhév-şehvet#||#hss-hasis#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِي مَا اشْتَهَتْ أَنفُسُهُمْ خَالِدُونَ
Lâ yesme’ûne hasîsehâ, ve hum fî meştehet enfusuhum hâlidûn(hâlidûne).
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Hasis
ح س سHSS
Gizli ses. Ateş gürültüsü. Fitil.
Aynı kökten:Ehass Hass Hassas Hassase his Hassasiyet Hâsse Hiss Ehsâs Hissiyat Hissen Hissî Hissiyet İhsas İhsasî Mahsus Muhiss Mütehassis Tahassüs Tehassüs Zî-hasse Hasis Hass Hess Hess Hess Huss Tehessüm Ehass Hasas Hasâs Hasasa Hasaset Hassa Huss Husas Huss
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
şehvet
ش ه وŞHéV
İnsana göre, İnsan ile Allah'ın birleştiği nokta. Nefsin meyli ve arzusu. Bir şeyi fazla istemek. Cinsî istek.
Çğl.Şehevat
Aynı kökten:iştah Müşteha Müşteheyat şehiy Şehiye şehvet Şehevat
Diyanet Meali:
Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedî olarak kalırlar.
21. ENBİYA / 103
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
En kebir fazi bile onları hüzünlendirmez.
Melekler onlara telakki eder:
"Bu, size vaad edilmiş olan yevmdir!"
HZN FZA: KBR LK:Y MLK YVM KVN VA:D .mid2455.ss21.as103.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxxxyevmxx#yvm-yevm#||#va:d-vaad#||#hzn-hüzün#||#mlk-melek#||#lk:y-telakki#||#kbr-ekber#||#fza:-fazi#||#kvn-xxoxx#x#HZN#||#FZA:#||#KBR#||#LK:Y#||#MLK#||#YVM#||#KVN#||#VA:D#||#yvm-yevm#||#va:d-vaad#||#hzn-hüzün#||#mlk-melek#||#lk:y-telakki#||#kbr-ekber#||#fza:-fazi#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا يَحْزُنُهُمُ الْفَزَعُ الْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّاهُمُ الْمَلَائِكَةُ هَذَا يَوْمُكُمُ الَّذِي كُنتُمْ تُوعَدُونَ
Lâ yahzunuhumul fezeul ekberu ve tetelakkâhumul melâikeh(melâiketu), hâzâ yevmukumullezî kuntum tûadûn(tûadûne).
Fazî'
ف ز عFZA:
Korkulu nesne.
Aynı kökten:Efza' Fazî' Feza' Efza' Mefza'
Hüzn
Hüzün
ح ز نHZN
Gamlı olmak. Keder Sıkıntı.
Çğl.Ahzan
Aynı kökten:Ahzen hazan Hazen Hazîn Huzzân Hüzn Hüzün Ahzan İhzan Mahzun Muhzin Mütehazzin Tahazzün Tahzin
ekber
ك ب رKBR
Daha kebir, en kebir.
Dşl.KübraÇğl.Ekâbir
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
Telakki
ل ق يLK:Y
Karşılamak. Almak. Kabul etmek. Şahsi anlayış ve görüş.
Çğl.Telakkiyât
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, “İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür” diyerek karşılarlar.
21. ENBİYA / 104
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Kitabların sicillere tayy edilmesi gibi semayı tayy edeceğimiz yevm… evvel halk etmeyi bed ettiğimiz gibi onu ida ederiz.
Bu BİZ'im vaadimizdir!
Muhakkak BİZBİZ buna fail olacağız!
Ahiret YVM T:VY SMV T:VY SCL KTB BDe eVL H:LK: A:VD VA:D KVN FA:L .mid2456.ss21.as104.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxAhiretxxyevmxxxxvaadxxhaberxxx#evl-evvel#||#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#smv-sema#||#a:vd-ida#||#va:d-vaad#||#h:lk:-halk#||#scl-sicil#||#bde-bed#||#t:vy-tayy#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#YVM#||#T:VY#||#SMV#||#T:VY#||#SCL#||#KTB#||#BDe#||#eVL#||#H:LK:#||#A:VD#||#VA:D#||#KVN#||#FA:L#||#evl-evvel#||#ktb-kitab#||#yvm-yevm#||#smv-sema#||#a:vd-ida#||#va:d-vaad#||#h:lk:-halk#||#scl-sicil#||#bde-bed#||#t:vy-tayy#||#fa:l-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَوْمَ نَطْوِي السَّمَاء كَطَيِّ السِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَا أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُ وَعْدًا عَلَيْنَا إِنَّا كُنَّا فَاعِلِينَ
Yevme natvis semâe ke tayyis sicilli lil kutub(kutubi), kemâ bede’nâ evvele halkın nuîduh(nuîduhu), va’den aleynâ, innâ kunnâ fâılîn(fâılîne).
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
Bed'
ب د اBDe
Evvel, ibtidâ, başlangıç. Hisse, nasip. Başlama, başlayış, ilk. İslâm içinde kazılan kuyu.
Çğl.EbdâÇğl.Büdü'
Aynı kökten:Bed' Ebdâ Büdü' bidayet İbda' Mübdi'
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
sicil
س ج لSCL
Resmi vesikaların kaydedildiği kütük denen büyük defter. Memurların durumu hakkında tutulan dosya.
Aynı kökten:Münsecil Müseccel Müseccil Secl Sicâl Sical Sücul siccil sicil tescil Tescilât
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Tayy
ط و يT:VY
Bükmek, sarmak, dürmek. Kaldırmak. Geçmek. Açmak. Çıkarmak. Bir haberi ketmetmek. Kasten açtırmak. Atlama, üzerinden geçme.
Aynı kökten:Matvi Matavi Muntavî Tav'î Taviyyet Tayy Tayy-i Mekân Tayy-i Zaman Tuva
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Yazılı kâğıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.
21. ENBİYA / 105-106
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Zikir'den sonra Zebur'da da,
"Salih ibadet edenler, arza varis olacaktır." diye ketb etmiştik.
Muhakkak bunda, abd olan kavim için elbette belağ vardır.
KTB ZBR BA:D ZéKR eRD: VRSé A:BD S:LH BLG: K:VM A:BD .mid2457.ss21.as105.saENBİYA.ns0.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxx.ss21.as106.xxxvaadxxhaberxxxxkitabxxx#ktb-ketb#||#ba:d-bad#||#erd:-arz#||#a:bd-ibadet#||#s:lh-salih#||#zékr-zikir#||#zbr-zebur#||#vrsé-varis#||#k:vm-kavim#||#a:bd-abd#||#blg:-belağ#x#KTB#||#ZBR#||#BA:D#||#ZéKR#||#eRD:#||#VRSé#||#A:BD#||#S:LH#||#BLG:#||#K:VM#||#A:BD#||#ktb-ketb#||#ba:d-bad#||#erd:-arz#||#a:bd-ibadet#||#s:lh-salih#||#zékr-zikir#||#zbr-zebur#||#vrsé-varis#||#k:vm-kavim#||#a:bd-abd#||#blg:-belağ#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِي الزَّبُورِ مِن بَعْدِ الذِّكْرِ أَنَّ الْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِيَ الصَّالِحُونَ * إِنَّ فِي هَذَا لَبَلَاغًا لِّقَوْمٍ عَابِدِينَ
Ve lekad ketebnâ fîz zebûri min ba’diz zikri ennel arda yerisuhâ ıbâdiyes sâlihûn(sâlihûne). * İnne fî hâzâ le belâgan li kavmin âbidîn(âbidîne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ibadet
ع ب دA:BD
Aldığı emir üzere yaşamak. Emre itaat etmek. Kendi benliğini ve varlığını bırakmak, vaz geçmek.
Çğl.İbadat
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Belâg
belağ
ب ل غBLG:
Eriştirme, yetiştirme. Maksada uyan güzel ifâde. Kâfi gelme, kifâyet.
Aynı kökten:Bâliğ Bâliğa Belâg belağ belağat beliğ Bülega Bülga Bülgat büluğ eblağ İblağ meblağ Mebaliğ Mübalaga Mübalağa Mübalagat Mübellag Mübellig Tebellüğ tebliğ Tebligat
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Ketb
ك ت بKTB
(İlmi ve yaşanmışları) Toplama, bir araya getirme, cem'etme. Dikme.
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
salih
ص ل حS:LH
İşe yarar, elverişli, uygun, iyi. / Haklı olan, itikatlı, dindar, dinî emirlere uyan. Faziletli, ehl-i takva olan. / Safi gümüş.
Dşl.SalihaÇğl.Suleha
Aynı kökten:Aslah Eslah Hz. Salih ıslah Islahat İstıslah Munsalih Musalaha Musalahat Musalih Muslih Muslihîn Müsalaha Mütesalih salah Salahat salahiyet salih Saliha Suleha salih amel sulh
Vâris
و ر ثVRSé
Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan. El Varis : İntikal etmek, intikalen malolmak. ALLAH'ın veraset kabul etme fiili.
Çğl.Vârisîn
Aynı kökten:İras İrs A'râs İrsen İrsî Mevarîs Mevrus Mevruse Mevrusat Miras Muris Muvarese Müvarese Mütevaris Te'ris Tevarüs Teverrüs Tevris Türas Vâris Vârisîn Veraset Verese
Zebr
Zebur
ز ب رZBR
(Zibr) Kitab. Cüz. Kitap yaprağı. Mektub. / Söz. Yazı. Akıl, zekâ. / Yazı yazma. / Kuvvetli, sağlam, şiddetli adam. / Men'eylemek. / Hz.Davud'a vahiy ile gelen mukaddes kitabın adı.
Çğl.ZibarÇğl.ZüburÇğl.Zübür
Aynı kökten:İzbar Tezbir Tezbirât Zebir Zebr Zebur Zibar Zübur Zübür
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır” diye yazmıştık. Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.
21. ENBİYA / 107
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Seni, sadece, alemler için rahmet olarak irsal ettik!
RSL RHM A:LM .mid2458.ss21.as107.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxx#a:lm-alem#||#rhm-rahmet#||#rsl-irsal#x#RSL#||#RHM#||#A:LM#||#a:lm-alem#||#rhm-rahmet#||#rsl-irsal#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا أَرْسَلْنَاكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَالَمِينَ
Ve mâ erselnâke illâ rahmeten lil âlemîn(âlemîne).
alem
ع ل مA:LM
Kümülatif ilmin, halıktan mahluka ikramında, cüzlere, parçalara evrilmeden önce ki külliyeti. / Cihan, kâinat. Dünya. Her şey. / Cemaat. Halk. Cemiyet. / Dehr. / Hususi hal ve keyfiyet. / Bir güneş ile ona tabi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği daire.
Çğl.Alemin
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.
21. ENBİYA / 108
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Muhakkak bana vahy edilen, ancak, ilahınızın vahid ilah olduğudur.
Artık Müslüman oluyor musunuz?"
K:VL VHY eLHé eLHé VHD SLM .mid2459.ss21.as108.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxxxmüslümanxx#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#slm-müslim#||#vhd-vahid#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#VHY#||#eLHé#||#eLHé#||#VHD#||#SLM#||#vhy-vahy#||#elhé-ilah#||#slm-müslim#||#vhd-vahid#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ إِنَّمَا يُوحَى إِلَيَّ أَنَّمَا إِلَهُكُمْ إِلَهٌ وَاحِدٌ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ
Kul innemâ yûhâ ileyye ennemâ ilâhukum ilâhun vâhid(vâhidun), fe hel entum muslimûn(muslimûne).
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Müslim
Müslüman
س ل مSLM
Silm olan. / Salim olan. / Teslimiyet halinde olan. / İslam yaşantısını yaşayan.
Dşl.MüslimeÇğl.Müslimûn
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
Vahid
Evhad
و ح دVHD
Bir. Bir sayısı. Biricik, eşi ve benzeri olmayan. Tek. / Zatında hiç ortaklığa, çokluğa ihtimali olmayan, parçaları da parçacıkları da olmayan. El Vahid : ALLAH'ın tekleme, teklik fiili. teklikten gelmesi. Kendisi tekdir ve eşsizdir. Zuhuratları da tekdir ve eşsizdir. Hiç bir şey bir şeye benzemez. "Vahid-ül ehad", tek... teklikten gelmesi.
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?”
21. ENBİYA / 109
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer tevella ederlerse... artık de ki:
"Size seva üzre ezan ettim.
Vaad olunduğunuz şey, karib mi yoksa baid mi… idra edemem!"
VLY K:VL eZéN SVY DRY K:RB BA:D VA:D .mid2460.ss21.as109.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxx#ba:d-baid#||#va:d-vaad#||#vly-tevella#||#svy-seva#||#ba:d-baid#||#k:rb-karib#||#dry-idra#||#ezén-ezan#||#k:vl-xxoxx#x#VLY#||#K:VL#||#eZéN#||#SVY#||#DRY#||#K:RB#||#BA:D#||#VA:D#||#ba:d-baid#||#va:d-vaad#||#vly-tevella#||#svy-seva#||#ba:d-baid#||#k:rb-karib#||#dry-idra#||#ezén-ezan#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَإِن تَوَلَّوْا فَقُلْ آذَنتُكُمْ عَلَى سَوَاء وَإِنْ أَدْرِي أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٌ مَّا تُوعَدُونَ
Fe in tevellev fe kul âzentukum alâ sevâ’(sevâin), ve in edrî e karîbun em baîdun mâ tûadûn(tûadûne).
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
İdra
د ر يDRY
Bildirmek. Bildirilmek. Def etmek.
Aynı kökten:İdra Müdrî
ezan
izan
ا ذ نeZéN
Bildirmek. Salat vaktini duyurma, ilan.
Aynı kökten:ezan izan izn izin Me'zene Meâzin Me'zun Me'zunîn Me'zuniyet Müezzin Müezzinîn müste'zen müste'zin Te'zin üzn Azan
karib
ق ر بK:RB
Çok yakın. Yerce ve mekânca uzak olmayan. Yakın hısım.
Aynı kökten:akraba Ekarib iktirab İstikrab karib Kerrubî Kerrubiyyun Mukarrebûn Kırban kurb Kurban Karabin kurbet kurbiyyet Mukarebet Mukarib mukarreb Mukarrebun Mukarrib Müstakrib mütekarib Mütekarrib Mütekarribe Mütekarribîn Takarrüb Takrib Takriben Takribî
Seva
س و يSVY
Beraber olma. Beraberlik. Denk, müsavi.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
tevelli
Tevella
و ل يVLY
Birisini dost edinme. Bir işi üzerine alma. Dönme, yönelme, i'raz etme. Ehl-i Beyt'e tam sevgi. Akrabalık. Karabet. Yakınlık beslemek.
Aynı kökten:evla Evali istila mevla Mevalî müstevli Müstevliye mütevelli Müvella tevelli Tevella vali velayet veli veliy Evliya Veliyy Veliyye Evliyâ Velâyâ vilayet
Diyanet Meali:
Eğer yüz çevirirlerse, de ki: “(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum.”
21. ENBİYA / 110
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Muhakkak ki O, kavlden cehr olana alimdir. Ketm ettiğinize de alimdir."
A:LM CHéR K:VL A:LM KTM .mid2461.ss21.as110.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxx#a:lm-alim#||#ktm-ketm#||#chér-cehr#||#k:vl-xxoxx#x#A:LM#||#CHéR#||#K:VL#||#A:LM#||#KTM#||#a:lm-alim#||#ktm-ketm#||#chér-cehr#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّهُ يَعْلَمُ الْجَهْرَ مِنَ الْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ
İnnehu ya’lemul cehre minel kavli ve ya’lemu mâ tektumûn(tektumûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Cehr
ج ه رCHéR
Açıktan, açıkça. Görünmek, zâhir olmak.
Aynı kökten:Cehir Cüherâ Cehr Cehre Cehren Cehret Cehreten Cehrî Cihar Ciharen İchar Mechur Mechuriye Michar
Ketm
ك ت مKTM
Saklamak. Gizlemek. Sır tutmak. Söylememek.
Aynı kökten:Ektem İktam İktiman İktitam İstiktam Kâtim Ketm Ketum Kitman Mektum Mektume Mektumat Mükâteme Tektim
Diyanet Meali:
“Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.”
21. ENBİYA / 111
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 0
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
"Belki bu sizin için, bir hiyne kadar metalanmak şeklinde bir fitnedir… idra edemem!"
DRY FTN MTA: HYN .mid2462.ss21.as111.saENBİYA.ns.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxx#mta:-meta#||#ftn-fitne#||#hyn-hine#||#dry-idra#x#DRY#||#FTN#||#MTA:#||#HYN#||#mta:-meta#||#ftn-fitne#||#hyn-hine#||#dry-idra#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنْ أَدْرِي لَعَلَّهُ فِتْنَةٌ لَّكُمْ وَمَتَاعٌ إِلَى حِينٍ
Ve in edrî leallehu fitnetun lekum ve metâun ilâ hîn(hînin).
İdra
د ر يDRY
Bildirmek. Bildirilmek. Def etmek.
Aynı kökten:İdra Müdrî
fitne
ف ت نFTN
Akıl ve kalbi saptıracak şey. Muharebe. Azdırma. Karışıklık. Ara bozmak. Dedikodu. Küfr. Delilik. Potada altın ve gümüşü eritmek. İmtihan ve tecrübe etmek.
Çğl.fiten
Aynı kökten:fatin fettan fitne fiten iftitan meftun Müfettin teftin
hine
hiyn
ح ي نHYN
Vakit. Bir süre. Sırasında. Aynı sırada. Esnasında, sürerken. O zamanda.
Aynı kökten:hine hiyn
meta'
meta
م ت عMTA:
Fayda. Menfaat. Kıymetli eşya. Dünya geçimliği. Tüccar malı.
Çğl.Emtia
Aynı kökten:meta' meta Emtia Temettu' Temettuât
Diyanet Meali:
“Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır.”
21. ENBİYA / 112
Surede Toplam Ayet: 112
Kitap Sırası: 21
Nüzul Sırası: 73
Sayfa: 330
Cüz: 17
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Rabbim, bi-hakkın hüküm verir.
Rabbimiz Rahmandır... ve vasıfladığınız üzre istiane edilendir."
Dua K:VL RBB HKM HK:K: RBB RHM A:VN VS:F .mid2463.ss21.as112.saENBİYA.ns73.nyMEKKE.cs17.syf330.sure.21.xxxDuax#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#hk:k:-hakk#||#a:vn-istiane#||#hkm-hüküm#||#vs:f-vasf#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#HKM#||#HK:K:#||#RBB#||#RHM#||#A:VN#||#VS:F#||#rbb-rabb#||#rhm-rahman#||#hk:k:-hakk#||#a:vn-istiane#||#hkm-hüküm#||#vs:f-vasf#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ رَبِّ احْكُم بِالْحَقِّ وَرَبُّنَا الرَّحْمَنُ الْمُسْتَعَانُ عَلَى مَا تَصِفُونَ
Kâle rabbıhkum bil hakk(hakkı), ve rabbuner rahmânul musteânu alâ mâ tasıfûn(tasıfûne).
istiane
ع و نA:VN
Yardım istemek. İane istemek.
Çğl.İstianat
Aynı kökten:avan Avine Avân avan Uven avan avane A'van avn Avnî Esteîn iane İanat İanet istiane İstianat muavin Muîn Müstain Müstainen Müstean Müteavin Nesteinu Tav'an
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
hükm
hüküm
ح ك مHKM
Karar. Emir. Kuvvet. Hakimlik. Amirlik. İrade. Kumanda. Nüfuz. Kadılık etmek. Tesir. Cari olmak. Makam. Bir davanın veya bir meselenin tedkik edilmesinden sonra varılan karar. Man: Fikirler ve tasavvurlar arasındaki rabıtayı tasdik veya inkar etmek.
Çğl.Ahkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Vasf
و ص فVS:F
Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Tarif etmek, vasıflandırmak, atfetmek.
Çğl.Evsâf
Aynı kökten:Vasf Evsâf Vasıf Vassaf
Diyanet Meali:
(Peygamber), “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahmân’dır” dedi.