DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
ZUHRUF SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid4024.ss43.as.saZUHRUF.ns63.ny.cs25.syf488.sure.43.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
43. ZUHRUF / 1
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ha. Mim.
.mid4025.ss43.as1.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
حم
Hâ mim.
Diyanet Meali:
Hâ Mîm.
43. ZUHRUF / 2
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yemin olsun, mübin kitaba!
Yemin KTB BYN .mid4026.ss43.as2.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxYeminxxxkitabxxx#ktb-kitab#||#byn-mübin#x#KTB#||#BYN#||#ktb-kitab#||#byn-mübin#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَالْكِتَابِ الْمُبِينِ
Vel kitâbil mubîni.
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
Diyanet Meali:
Apaçık Kitab’a andolsun ki, iyice anlayasınız diye biz, onu Arapça bir Kur’an yaptık.
43. ZUHRUF / 3
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak ki BİZ onu arabiyye Kur'an kıldık.
Umulur ki akıl edersiniz.
CA:L K:Re A:RB A:K:L .mid4027.ss43.as3.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxxxkuranxxxxkitabxxx#a:rb-arabiyye#||#a:k:l-akıl#||#k:re-kuran#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#K:Re#||#A:RB#||#A:K:L#||#a:rb-arabiyye#||#a:k:l-akıl#||#k:re-kuran#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّا جَعَلْنَاهُ قُرْآنًا عَرَبِيًّا لَّعَلَّكُمْ تَعْقِلُونَ
İnnâ cealnâhu kur’ânen arabiyyen leallekum ta’kılûn(ta’kılûne).
akıl
ع ق لA:K:L
İmsak ve imtisak. Men'etmek. Sığınacak yer. Diyet. Düşünme ve anlama kabiliyeti. İlim, zihinde hâsıl olan sûret. İnsan zihninin sıfatı. Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur. Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir. Kırmızı mihfe örtüsü.
Çğl.UkulÇğl.Ukala
Aynı kökten:akıl Ukul Ukala Aklî Lâyu'kal makul Ma'kulat taakkul ukala
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
43. ZUHRUF / 4
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak o, BİZ'im VARLIĞIMIZDAKİ ana kitabtadır… elbette aliyydir, hakimdir.
Esma-ül Hüsna eMM KTB LDN A:LV HKM .mid4028.ss43.as4.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxEsma-ül Hüsnaxxxkitabxxx#ktb-kitab#||#hkm-hakim#||#a:lv-aliyy#||#emm-ümm#||#ldn-leda#x#eMM#||#KTB#||#LDN#||#A:LV#||#HKM#||#ktb-kitab#||#hkm-hakim#||#a:lv-aliyy#||#emm-ümm#||#ldn-leda#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنَّهُ فِي أُمِّ الْكِتَابِ لَدَيْنَا لَعَلِيٌّ حَكِيمٌ
Ve innehu fî ummil kitâbi ledeynâ le alîyyun hakîm(hakîmun).
Âli
Aliyy
ع ل وA:LV
Üstün. Yüce. Çok büyük. Meşhur. Necib. Şerif, celil, aziz olan. Büyük, yüksek, meşhur, namdar, ünlü. Cennetin en yüksek tabakası. El Aliy : Büyüklük toplamı. Toplu olduğu halde yok görünen durum. YÜCE, YÜCELTİCİ.
Çğl.İlliyyunÇğl.İlliyyîn
Aynı kökten:A'lâ Eali Âli Aliyy İlliyyun İlliyyîn Aliyy-ül A'la İsti'la Mualla Müteali teala tealev Teali Ulüvv Ulvi Ulviye Ulviyet Vâlâ
ümm
ümmü
ا م مeMM
Ana, anne, vâlide. Nine. Asıl, esas. Başlıca olan şey.
Çğl.Ümmehat
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
hakim
Hâkim
ح ك مHKM
Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden. Memleketi idare eden. Mahkeme reisi.
Dşl.HâkimeÇğl.Hükkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
leda
ledun
ل د نLDN
Vücud. Varlık. Zata ilişkin olan.
Aynı kökten:leda ledun
Diyanet Meali:
Şüphesiz o, katımızdaki ana kitapta (Levh-i Mahfuz’da) mevcuttur, çok yücedir, hikmetlerle doludur.
43. ZUHRUF / 5
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Müsrifler kavmi oldunuz diye, sizden zikri safh ederek darb mı edelim!?
D:RB ZéKR S:FH KVN K:VM SRF .mid4029.ss43.as5.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxx#k:vm-kavim#||#zékr-zikir#||#d:rb-darb#||#s:fh-safh#||#srf-müsrif#||#kvn-xxoxx#x#D:RB#||#ZéKR#||#S:FH#||#KVN#||#K:VM#||#SRF#||#k:vm-kavim#||#zékr-zikir#||#d:rb-darb#||#s:fh-safh#||#srf-müsrif#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَنَضْرِبُ عَنكُمُ الذِّكْرَ صَفْحًا أَن كُنتُمْ قَوْمًا مُّسْرِفِينَ
E fe nadribu ankumuz zikre safhan en kuntum kavmen musrifîn(musrifîne).
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Safh
ص ف حS:FH
Suç bağışlama, dostluk etme. Günah ve cürmü afveyleme. Bir şeyin bir tarafı. Bir şey içirme. Yüz çevirme.
Aynı kökten:musafaha musafih mütesafih Safh Tasfih Tasfihât tesafüh Musfah Safha Safahat Tasaffuh Tesaffuh
müsrif
س ر فSRF
Boş yere malını harcayan, tutumsuz. Allah'ın razı olmayacağı şeylere parasını, malını ve zamanını harcayan.
Aynı kökten:israf İsrafat israfil müsrif
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Haddi aşan bir topluluk oldunuz, diye vazgeçip Zikir’le (Kur’an’la) sizi uyarmaktan geri mi duralım?
43. ZUHRUF / 6
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Evvellerde nice Nebiler irsal etmiştik.
RSL NBe eVL .mid4030.ss43.as6.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxxxnebixx#evl-evvel#||#nbe-nebi#||#rsl-irsal#x#RSL#||#NBe#||#eVL#||#evl-evvel#||#nbe-nebi#||#rsl-irsal#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَمْ أَرْسَلْنَا مِن نَّبِيٍّ فِي الْأَوَّلِينَ
Ve kem erselna min nebîyin fîl evvelîn(evvelîne).
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
nebi
ن ب اNBe
Haberci. Yeni haber getiren. Yeni bir din ve düzen getiren ve yerleştiren Allah elçisi.
Çğl.enbiya
Aynı kökten:nebe' nebevi nebi enbiya nübüvvet
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Diyanet Meali:
Hâlbuki daha önceki toplumlara da nice peygamberler göndermiştik.
43. ZUHRUF / 7
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Nebilerden onlara gelmedi ki, kendisiyle istihza etmiş olmasınlar.
eTY NBe KVN HéZe .mid4031.ss43.as7.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxxxnebixx#nbe-nebi#||#héze-istihza#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#eTY#||#NBe#||#KVN#||#HéZe#||#nbe-nebi#||#héze-istihza#||#ety-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا يَأْتِيهِم مِّن نَّبِيٍّ إِلَّا كَانُوا بِهِ يَسْتَهْزِؤُون
Ve mâ yetîhim min nebîyin illâ kânû bihî yestehziûn(yestehziûne).
istihza
ه ز اHéZe
Alay etmek, birisi ile eğlenmek. Birisini gülünç duruma düşürmek, maskara etmek.
Aynı kökten:hüzüv istihza müstehzi
nebi
ن ب اNBe
Haberci. Yeni haber getiren. Yeni bir din ve düzen getiren ve yerleştiren Allah elçisi.
Çğl.enbiya
Aynı kökten:nebe' nebevi nebi enbiya nübüvvet
Diyanet Meali:
(Onlar da) kendilerine gelen her peygamberle mutlaka alay ediyorlardı.
43. ZUHRUF / 8
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
BİZ, bunlardan daha şedid olanları, batş ederek helak etmiştik. Evveldekilerin meselleri mazi oldu.
HéLK ŞDD BT:Ş MD:Y MSéL eVL .mid4032.ss43.as8.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxx#evl-evvel#||#şdd-şedid#||#msél-mesel#||#md:y-mazi#||#bt:ş-batş#||#hélk-helak#x#HéLK#||#ŞDD#||#BT:Ş#||#MD:Y#||#MSéL#||#eVL#||#evl-evvel#||#şdd-şedid#||#msél-mesel#||#md:y-mazi#||#bt:ş-batş#||#hélk-helak#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَأَهْلَكْنَا أَشَدَّ مِنْهُم بَطْشًا وَمَضَى مَثَلُ الْأَوَّلِينَ
Fe ehleknâ eşedde minhum batşen ve medâ meselul evvelîn(evvelîne).
batş
ب ط شBT:Ş
Şiddetli ve çok kaba şekilde tutmak. Şiddetle tutup kapma. Kuvvet. Şiddet. Hastalık geçtikten sonraki zayıflık.
Aynı kökten:batiş batş
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Mazi
م ض يMD:Y
Geçmiş zaman. Geçen, geçmiş olan. Gr: Bir işin geçen zamanda yapıldığını bildiren fiil.
Aynı kökten:Mameza Mazi Meza Midyan Medâyin Mudiyyen Mütemadi Mütemadiyen Mütemadiyet Temadi
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
şedid
ش د دŞDD
Sert, sıkı, şiddetli. Musibet, belâ.
Dşl.ŞedideÇğl.Şidad
Aynı kökten:Eşedd iştidad Müşedded Müşeddid Müşeddide Müştedd Müteşeddid Şedaid Şedâyid Şedd şedde şedid Şedide Şidad şiddet Şided Teşeddüd
Diyanet Meali:
Biz, onlardan daha çetinlerini de helâk ettik. Öncekilerin örneği geçti!
43. ZUHRUF / 9
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer sen onlara semaları ve arzı kimin halk ettiğini sual etsen, elbette derler ki: "Aziz, alim olan halk etti."
Doğa/Yaşam SeL H:LK: SMV eRD: K:VL H:LK: A:ZZ A:LM .mid4033.ss43.as9.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxDoğa/Yaşamx#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#h:lk:-halk#||#sel-sual#||#a:zz-aziz#||#k:vl-xxoxx#x#SeL#||#H:LK:#||#SMV#||#eRD:#||#K:VL#||#H:LK:#||#A:ZZ#||#A:LM#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:lm-alim#||#h:lk:-halk#||#sel-sual#||#a:zz-aziz#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضَ لَيَقُولُنَّ خَلَقَهُنَّ الْعَزِيزُ الْعَلِيمُ
Ve le in seeltehum men halakas semâvâti vel arda le yekûlunne halakahunnel azîzul alîm(alîmu).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Andolsun, onlara, “Gökleri ve yeri kim yarattı?” diye sorsan, mutlaka, “Onları mutlak güç sahibi, hakkıyla bilen (Allah) yarattı” diyeceklerdir.
43. ZUHRUF / 10
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 488
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Arzı sizin için mehd kılan ve size orada sebiller kılan…
Umulur ki ihtida olursunuz.
CA:L eRD: MHéD CA:L SBL HéDY .mid4034.ss43.as10.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf488.sure.43.xxxx#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#hédy-ihtida#||#mhéd-mehd#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#eRD:#||#MHéD#||#CA:L#||#SBL#||#HéDY#||#sbl-sebil#||#erd:-arz#||#hédy-ihtida#||#mhéd-mehd#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ مَهْدًا وَجَعَلَ لَكُمْ فِيهَا سُبُلًا لَّعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ
Ellezî cealekumul arda mehden ve cealelekum fîhâ subulen leallekum tehtedûn(tehtedûne).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
İhtida
ه د يHéDY
Hidayet edilmek. Doğru yola erdirilmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Mehd
Mihad
م ه دMHéD
Beşik. Döşeme, döşek. Beslenilecek, büyüyecek yer. Yeryüzü. Yayıp döşemek. Kâr kazanmak. Hazırlanmak.
Çğl.Mühud
Aynı kökten:Mahid Mehd Mihad Mühud Mihadde Mümehhed Mümehhid Mütemehhid Temehhüd Temhid
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
O, yeryüzünü size beşik yapan ve gideceğiniz yere ulaşasınız diye sizin için orada yollar var edendir.
43. ZUHRUF / 11
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Semadan kader ile inzal ettiğimiz su… ardından onunla, meyyit beldeyi neşr ettik.
Siz de böyle ihrac edileceksiniz!
Doğa/Yaşam NZL SMV MVHé K:DR NŞR BLD MVT H:RC .mid4035.ss43.as11.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxDoğa/Yaşamx#bld-belde#||#smv-sema#||#k:dr-kader#||#nşr-neşr#||#nzl-inzal#||#mvt-meyit#||#h:rc-ihrac#||#mvhé-main#x#NZL#||#SMV#||#MVHé#||#K:DR#||#NŞR#||#BLD#||#MVT#||#H:RC#||#bld-belde#||#smv-sema#||#k:dr-kader#||#nşr-neşr#||#nzl-inzal#||#mvt-meyit#||#h:rc-ihrac#||#mvhé-main#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَالَّذِي نَزَّلَ مِنَ السَّمَاء مَاء بِقَدَرٍ فَأَنشَرْنَا بِهِ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَلِكَ تُخْرَجُونَ
Vellezî nezzele mines semâi mâenbi kader(kaderin), fe enşernâ bihî beldetenmeyten, kezâlike tuhrecûn(tuhrecûne).
belde
ب ل دBLD
Memleket, şehir. Büyük köy. Yer, arz. Göğüs, sadır. İki kaş arasında kıl olmayıp açık olması.
Çğl.beledÇğl.biladÇğl.büldan
Aynı kökten:belde beled bilad büldan Beledi belediye
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
kader
ق د رK:DR
Tayin etmek. Kıymet biçmek. Belirlemek. İtibar vermek. Güç, kuvvet, takat vermek. / Olması gerekeni olması gerektiği şekilde yerine getirmek. / ALLAH'ın muradı, murad ettiği şey. Takdir-i İlâhî. Ezelî kısmet.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
Main
م و هMVHé
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
kontrol-giriş
Aynı kökten:
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
Neşr
ن ش رNŞR
Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak. Başıboş cemaat. Bir yerden ayrılarak dağılmak. Bulutlu günde yel esmek. İzhar etmek. Katetmek. Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.
Çğl.Nüşur
Aynı kökten:İnşar İntişar Menşar Menşer Menşur Menşure Münteşir Müteneşşir Naşir Naşire Nevâşir Neşer Neşir Neşr Nüşur Neşren Neşrî Neşriyât Neşur Nüşre Tenaşür Tenşir
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
O, gökten bir ölçüye göre yağmur indirendir. Biz onunla ölü araziyi canlandırdık. İşte siz de, böyle diriltileceksiniz.
43. ZUHRUF / 12
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Bütün zevcleri halk eden ve sizin için gemilerden ve hayvanlardan irkab edeceğiniz şeyler kılandır …
Doğa/YaşamKadın ve Aile Hukuku H:LK: ZVC KLL CA:L FLK NA:M RKB .mid4036.ss43.as12.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxDoğa/YaşamxKadın ve Aile Hukukuxxxibadetxxx#kll-külli#||#flk-fulk#||#h:lk:-halk#||#na:m-enam#||#zvc-zevc#||#rkb-irkab#||#ca:l-xxoxx#x#H:LK:#||#ZVC#||#KLL#||#CA:L#||#FLK#||#NA:M#||#RKB#||#kll-külli#||#flk-fulk#||#h:lk:-halk#||#na:m-enam#||#zvc-zevc#||#rkb-irkab#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَالَّذِي خَلَقَ الْأَزْوَاجَ كُلَّهَا وَجَعَلَ لَكُم مِّنَ الْفُلْكِ وَالْأَنْعَامِ مَا تَرْكَبُونَ
Vellezî halakal ezvâce kullehâve ceale lekum minel fulki vel enâmi mâ terkebûn(terkebûne).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
En'am
ن ع مNA:M
Nimet. / At, deve, sığır, koyun gibi dört ayaklı hayvanlar. / Davar, mal, sahipli hayvanlar. / Bütün mahlukat. (mecaz) / Develere mahsus "neam" isminin çoğulu "en'am" şeklindedir. Bu şekilde adlandırılmasının mantığı, devenin onların yanında en büyük nimet olarak kabul edilmiş olmasındandır. Bununla beraber, bu sözcük deve, sığır ve koyun cinsi karışık olduğunda da söylenebilir. Ama içinde deve yoksa onlara en'am denmez.
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
İrkâb
ر ك بRKB
Bindirme. Binilecek hayvan verme. Araba veya gemi gibi bir vasıtaya bindirme.
Aynı kökten:İrkâb İrkâben Merkeb Merakib Merkub Müterakib Rakib Rükban Rükkab Rakiben Rekb Rekub Rikâb Rüküb Rikâbî Rükub Mürekkeb Mürekkebât Mürekkib Müterekkib Terekküb Terkib Terkibat Terakib
Zevc
ز و جZVC
Çeşit. Tür. / Sınıf. Cins. / Bir şeyi tamamlayan, bütünleyen, noksanlarını ikmal şeyler. / En az iki şeyden meydana gelen. Bunların her biri. // Karı ve kocanın herbiri.
Dşl.ZevceÇğl.ZevceynÇğl.zevcatÇğl.Ezvac
Aynı kökten:İzdivac Mütezevvic Mütezevvicîn Müzavece Müzevvec Tezevvüc Tezevvücât Tezvic Zevc Zevce Zevceyn zevcat Ezvac
Diyanet Meali:
12,13,14. O, bütün çiftleri yaratan, üzerlerine kurulasınız, sonra da, kurulduğunuzda, Rabbinizin nimetini hatırlayasınız ve “Bunu hizmetimize veren Allah’ın şanı yücedir. Bunlara bizim gücümüz yetmezdi. Şüphesiz biz Rabbimize döneceğiz” diyesiniz diye sizin için bindiğiniz gemileri ve hayvanları yaratandır.
43. ZUHRUF / 13
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
… onların zuhurlarına istiva etmeniz için.
Sonra oraya istiva ettiğinizde Rabbinizin nimetini zikir edin ve deyin ki: "Bunu bizim için teshir eden subhandır. Biz ona mukrin olamazdık …
Esma-ül Hüsna SVY Z:HéR ZéKR NA:M RBB SVY K:VL SBH SH:R KVN K:RN .mid4037.ss43.as13.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxEsma-ül Hüsnaxxxemirxxyasakxxx#rbb-rabb#||#svy-istiva#||#k:rn-mukrin#||#na:m-nimet#||#zékr-zikir#||#sbh-subhan#||#sh:r-teshir#||#z:hér-zuhur#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#SVY#||#Z:HéR#||#ZéKR#||#NA:M#||#RBB#||#SVY#||#K:VL#||#SBH#||#SH:R#||#KVN#||#K:RN#||#rbb-rabb#||#svy-istiva#||#k:rn-mukrin#||#na:m-nimet#||#zékr-zikir#||#sbh-subhan#||#sh:r-teshir#||#z:hér-zuhur#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لِتَسْتَوُوا عَلَى ظُهُورِهِ ثُمَّ تَذْكُرُوا نِعْمَةَ رَبِّكُمْ إِذَا اسْتَوَيْتُمْ عَلَيْهِ وَتَقُولُوا سُبْحانَ الَّذِي سَخَّرَ لَنَا هَذَا وَمَا كُنَّا لَهُ مُقْرِنِينَ
Li testevû alâ zuhûrihî summe tezkurû ni’mete rabbikum izesteveytum aleyhi, ve tekûlû subhânellezî sehhare lenâ hâzâ ve mâ kunnâ lehu mukrinîn(mukrinîne).
Mukrin
ق ر نK:RN
Birlikte. Berâber.
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
Teshir
س خ رSH:R
Zaptetme, hâkim olma, zorla ele geçirme. İtaat ettirme. Hakir ve zelil etmek.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
istiva
س و يSVY
Müsavi oluş. Temasül. İ'tidal, istikamet ve karar. Kemalin sâbit olması. Kaba kuşluk zamanı. Yükselmek, yüksek olmak. Üstün olmak. İstila eylemek.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
zahr
ظ ه رZ:HéR
Binek devesi. Kuş yeleklerinin kısa tarafı. Kara yolu. Sırt, arka. Yüksek yer. Kur'an'ın lâfz-ı şerifi. Haber.
Çğl.zuhurÇğl.ezhâr
Aynı kökten:.Zahir Azhar izhar mazhar Muzahhir Müstazhir Mustazhir Mütezahhir Mütezahir Müzaheret Muzahere müzahir Müzhir Salatüz zuhr Tazhir Tezahhür Tezahür Tezahürât Zahir zevahir zahr zuhur ezhâr zıhar Zuhr zuhur
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
43. ZUHRUF / 14
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
… ve muhakkak biz elbette Rabbimize inkılab edenler olacağız."
RBB K:LB .mid4038.ss43.as14.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxx#rbb-rabb#||#k:lb-inkılab#x#RBB#||#K:LB#||#rbb-rabb#||#k:lb-inkılab#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنَّا إِلَى رَبِّنَا لَمُنقَلِبُونَ
Ve innâ ilâ rabbinâ le munkalibûn(munkalibûne).
İnkılâb
ق ل بK:LB
Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. Altüst olma.
Çğl.İnkılâbât
Aynı kökten:İnkılâb İnkılâbât kalb Kulub Kallab kalpazan maklub mukallib Munkaleb Münkaleb Munkalib Münkalib takallüb Tekallüb Taklib Taklibât
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
43. ZUHRUF / 15
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
O'na abd olanlardan, O'na cüz kıldılar.
Muhakkak İnsan elbette mübin küfürdedir.
CA:L A:BD CZe eNS KFR BYN .mid4039.ss43.as15.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxinsanxx#kfr-kefur#||#byn-mübin#||#a:bd-abd#||#ens-insan#||#cze-cüz#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#A:BD#||#CZe#||#eNS#||#KFR#||#BYN#||#kfr-kefur#||#byn-mübin#||#a:bd-abd#||#ens-insan#||#cze-cüz#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلُوا لَهُ مِنْ عِبَادِهِ جُزْءًا إِنَّ الْإِنسَانَ لَكَفُورٌ مُّبِينٌ
Ve cealû lehu min ibâdihî cuz’â(cuz’en), innel insâne le kefûrun mubîn(mubînun).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Cüz
ج ز اCZe
Kısım, parça. Bir şeyin bir parçası. Kitab forması. Küllün mukabili. Kur'ân-ı Kerim'in otuzda bir parçası. Kanaat. İktifâ eylemek. Düğümü sağlam yapmak. Bir şeyi pekiştirip muhkem kılmak. Kız evlâdı. ? bir bütünün küçük parçası, birim, ünite, kitap forması, fasikül
Aynı kökten:Cüz
insan
ا ن سeNS
Yetkili ve sahib temsilcinin, beşer yaşantıdaki adı.
Çğl.EnasiÇğl.Enasiye
Aynı kökten:ins Ünas insan Enasi Enasiye Enes Enis Enise İnas İstinas Me'nus Me'nusiyet Muvaneset Muvanis Müanese Müste'nis Te'nis Üns Ünsî ünsiye ünsiyet Hz. Yunus
Kefur
ك ف رKFR
Hakkı gizleyici, doğruyu gizleyen.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Diyanet Meali:
Böyle iken (“melekler Allah’ın kızlarıdır” demek suretiyle) kullarından bir kısmını O’nun parçası saydılar. Şüphesiz insan apaçık bir nankördür.
43. ZUHRUF / 16
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa halk ettiği kız evladlardan ittihaz edinir de erkek çocukları size mi ıstıfa eder?
eH:Zé H:LK: BNY S:FV BNY .mid4040.ss43.as16.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxx#bny-beni#||#h:lk:-halk#||#s:fv-ıstıfa#||#eh:zé-ittihaz#x#eH:Zé#||#H:LK:#||#BNY#||#S:FV#||#BNY#||#bny-beni#||#h:lk:-halk#||#s:fv-ıstıfa#||#eh:zé-ittihaz#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمِ اتَّخَذَ مِمَّا يَخْلُقُ بَنَاتٍ وَأَصْفَاكُم بِالْبَنِينَ
Emittehaze mimmâ yahluku benâtin ve asfâkum bil benîn(benîne).
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
ıstıfa
ص ف وS:FV
Bir şeyin iyisini seçip ayıklamak. Bir şeyi ıslah edip safileştirmek. Seçmek. Ayıklamak.
Aynı kökten:esfa ıstıfa Musafat Musaffa mustafa saf safa safi safiyy Safiye Safiyet Safvâ Safvan safve safvet
Diyanet Meali:
Yoksa, Allah, yarattıklarından kendisine kızlar edindi de, oğulları size mi seçip ayırdı?
43. ZUHRUF / 17
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlardan birisi Rahman için mesel darb ettiği şey ile ibşar edilince vechi müsvedde olup zalil oldu. Ancak o kezm etti.
BŞR eHD D:RB RHM MSéL Z:LL VCHé SVD KZ:M .mid4041.ss43.as17.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#ehd-ehad#||#rhm-rahman#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#vché-vech#||#bşr-ibşar#||#z:ll-zalil#||#svd-müsvedde#||#kz:m-kezm#x#BŞR#||#eHD#||#D:RB#||#RHM#||#MSéL#||#Z:LL#||#VCHé#||#SVD#||#KZ:M#||#ehd-ehad#||#rhm-rahman#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#vché-vech#||#bşr-ibşar#||#z:ll-zalil#||#svd-müsvedde#||#kz:m-kezm#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذَا بُشِّرَ أَحَدُهُم بِمَا ضَرَبَ لِلرَّحْمَنِ مَثَلًا ظَلَّ وَجْهُهُ مُسْوَدًّا وَهُوَ كَظِيمٌ
Ve izâ buşşire ehaduhum bi mâ darabe lir rahmâni meselen zalle vechuhu musvedden ve huve kezîm(kezîmun).
İbşar
ب ش رBŞR
Müjdeleme, tebşir etme, sevinçli bir haber bildirme.
Çğl.İbşarât
Aynı kökten:Başir Beşaret Bişârettir Beşarat beşir Bişr Büşra İbşar İbşarât İstibşar Mübaşeret Mübaşir Mübeşşer mübeşşir Mübeşşirîn Mübeşşirat Mübşer Mübşir Müstebşir Tebaşir Tebşir Tebşirât Beşare Beşâir Beşer Beşere Beşerî Beşeriyyet Fevkalbeşer Fevk-al beşer Mebşure
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
Ehad
ahad
ا ح دeHD
Bir. Tek. // Pazar günü. El Ehad : Tek olması.
Dşl.İhda
Aynı kökten:Âhâd Ehad ahad İhda Ehadiyyet Ahadiyet
Kezm
ك ظ مKZ:M
Kızgınlığı yenme. Öfke ve hiddeti meydana çıkarmama. / Men'etmek, engel olmak. Hapsetmek. / Nefesin çıktığı yer. // Kapatmak, durdurmak, soyutlamak, öfkeyi bastırmak, boğmak, sıkmak veya bir şeyi çekle doldurmak, ucunu çiğnemekten kaçınmak.
Aynı kökten:Kezîm Kâzım Kâzımûn Kâzımîn Kezm Mekzum
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Müsvedde
س و دSVD
Karalı olmak, kararmak. / İlk yazılan. Acele ile temiz yazılmayan yazı. Temize çekilmek üzere yazılmış şey.
Çğl.Müsveddat
Aynı kökten:Esved Esvedeyn İsvidad Müsevved Müsevvid Müsevvidîn Müsvedde Müsveddat Sevad Esvide Sevda Sud Sevde Tesvid Müteseyyid Seyda Seyyid Seyyide Sade Siyadet Teseyyüd
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
Zalil
ظ ل لZ:LL
Gölgeli.
Aynı kökten:İstizlal İzlal Mazalle Mazâil Mustazill Mutazallil Muzallel Müstazıll Tazallül Tazlil Zalil Zıll Azlal Zulul Zılal Zılliyet Zulle Zulel
Diyanet Meali:
Onlardan biri, Rahmân’a örnek kıldığı (isnad ettiği kız çocuğu) ile müjdelendiği zaman, öfkesinden yüzü simsiyah kesilir.
43. ZUHRUF / 18
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Hilye içinde neşet ettirilen kimse… o, mübin gayrısında hısam içinde midir?
NŞe HLY H:S:M G:YR BYN .mid4042.ss43.as18.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#g:yr-gayr#||#byn-mübin#||#nşe-neşet#||#hly-hilye#||#h:s:m-hısam#x#NŞe#||#HLY#||#H:S:M#||#G:YR#||#BYN#||#g:yr-gayr#||#byn-mübin#||#nşe-neşet#||#hly-hilye#||#h:s:m-hısam#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَوَمَن يُنَشَّأُ فِي الْحِلْيَةِ وَهُوَ فِي الْخِصَامِ غَيْرُ مُبِينٍ
E ve men yuneşşeu fîl hılyeti ve huve fîl hısâmi gayru mubîn(mubînin).
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Gayr
Gayrı
غ ي رG:YR
Diğer. Başka, başkası. Rakib. Yabancı. Artık. (kıskançlık içerir) (İstisnâ edâtıdır. Başlarına getirildiği kelimeyi nefy yapar.)
Çğl.Agyar
Aynı kökten:Agyer Gayr Gayrı Agyar Gayret Gayriyet Gayur Gayyir Gayyür Gıyer Mugayeret Mugayyer Mugayyir Mütegayyir Tagayyür Tegayyür Tagayyürat Tagyir Tagyirât
Hısam
خ ص مH:S:M
Düşmanlık, çekişmek, kavga, mücâdele.
Aynı kökten:Hasîm hasm hasım Husema' Husum Hisam Hısam Husumet Ihtisam Muhasama Muhasamet Muhâsamât Muhasım Muhasımeyn Muhtasım Mütehasım Mütehasımîn Tahasüm
hilye
ح ل يHLY
Güzel sıfatlar. Süs, Zinet, Cevher. Süslemek, bezemek. Güzel yüz. Kılıcın sapındaki veya kınındaki zinet. Suret. Hey'et. Görünüş.
Aynı kökten:hilye
Neş'et
ن ش اNŞe
Meydana gelmek, vücuda gelmek. Büyüyüp kat ve kamet sahibi olmak. Yetişmek, ileri gelmek. Çıkmak. Kaynak olmak.
Aynı kökten:İnşa İnşaat İnşat İntişa' Menşe' Münşi Naşi Naşie Neş'et
Diyanet Meali:
Süs içerisinde (narin bir biçimde) yetiştirilen ve tartışmada (delilini erkekler gibi) açıklayamayanı mı Allah’a isnad ediyorlar?
43. ZUHRUF / 19
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Rahmana abd olan melekleri dişiler kıldılar.
Onların halkıyetine şahid mi oldular?
Onların şahadetleri ketb edilecek ve onlar sual edilecekler!
CA:L MLK A:BD RHM eNSé ŞHéD H:LK: KTB ŞHéD SeL .mid4043.ss43.as19.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#ktb-ketb#||#rhm-rahman#||#h:lk:-halka#||#a:bd-abd#||#sel-sual#||#şhéd-şahadet#||#şhéd-şahid#||#mlk-melek#||#ensé-ünsa#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#MLK#||#A:BD#||#RHM#||#eNSé#||#ŞHéD#||#H:LK:#||#KTB#||#ŞHéD#||#SeL#||#ktb-ketb#||#rhm-rahman#||#h:lk:-halka#||#a:bd-abd#||#sel-sual#||#şhéd-şahadet#||#şhéd-şahid#||#mlk-melek#||#ensé-ünsa#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلُوا الْمَلَائِكَةَ الَّذِينَ هُمْ عِبَادُ الرَّحْمَنِ إِنَاثًا أَشَهِدُوا خَلْقَهُمْ سَتُكْتَبُ شَهَادَتُهُمْ وَيُسْأَلُونَ
Ve cealûl melâiketellezîne hum ibâdur rahmâni inâsâ(inâsen), e şehidû halkahum, setuktebu şehâdetuhum ve yus’elûn(yus’elûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Ünsa
ا ن ثeNSé
Dişi.
Çğl.İnas
Aynı kökten:Inas Mi'nas Ünsa İnas Ünuset
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Ketb
ك ت بKTB
(İlmi ve yaşanmışları) Toplama, bir araya getirme, cem'etme. Dikme.
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
şahadet
Şehâdet
ش ه دŞHéD
Şâhidlik. Bir şeyin doğruluğuna inanmak. Allah rızâsı yolunda hayatını fedâ etmek. Din için muharebeden şehitlik. Şahid olunan şeyler. Yaşayarak tespit edilmesi ve şahid olunması imkanlı olanlar.
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
şahid
ش ه دŞHéD
Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Hazır. Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
Dşl.ŞahideÇğl.ŞühedaÇğl.ŞevâhidÇğl.Şühud
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
Diyanet Meali:
Onlar, Rahmân’ın kulları olan melekleri de dişi saydılar. Onların yaratılışına şahit mi oldular? Onların (yalan) şahitlikleri yazılacak ve sorgulanacaklardır.
43. ZUHRUF / 20
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki: "Şayet Rahman dileseydi onlara abd olmazdık!"
Bununla (ilgili) onlarda ilim yoktur. Onlar sadece hars ediyorlar.
K:VL ŞYe RHM A:BD A:LM H:RS: .mid4044.ss43.as20.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#şye-şae#||#a:lm-ilim#||#rhm-rahman#||#a:bd-abd#||#h:rs:-hars#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#ŞYe#||#RHM#||#A:BD#||#A:LM#||#H:RS:#||#şye-şae#||#a:lm-ilim#||#rhm-rahman#||#a:bd-abd#||#h:rs:-hars#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا لَوْ شَاء الرَّحْمَنُ مَا عَبَدْنَاهُم مَّا لَهُم بِذَلِكَ مِنْ عِلْمٍ إِنْ هُمْ إِلَّا يَخْرُصُونَ
Ve kâlû lev şâer rahmânu mâ abednâhum, mâ lehum bi zâlike min ilmin in hum illâ yahrusûn(yahrusûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Hars
خ ر صH:RS:
Tahmin etmek. Uydurmak. Yalan söylemek. Acıkmak.
Aynı kökten:Harras Hars Hursî
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
“Eğer Rahmân dileseydi, biz onlara kulluk etmezdik” dediler. Bu konuda hiçbir bilgileri yoktur. Onlar sadece yalan söylüyorlar.
43. ZUHRUF / 21
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yada onlara, önceden kitab verdik de onlar ona mı müstemsik ediyorlar?
eTY KTB K:BL MSK .mid4045.ss43.as21.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04xxxkitabxxx#k:bl-kabl#||#ktb-kitab#||#msk-müstemsik#||#ety-xxoxx#x#eTY#||#KTB#||#K:BL#||#MSK#||#k:bl-kabl#||#ktb-kitab#||#msk-müstemsik#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ آتَيْنَاهُمْ كِتَابًا مِّن قَبْلِهِ فَهُم بِهِ مُسْتَمْسِكُونَ
Em âteynâhum kitâben min kablihî fe hum bihî mustemsikûn(mustemsikûne).
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
kitab
ك ت بKTB
Ketb edilmiş olan.
Çğl.Kütüb
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
Müstemsik
م س كMSK
Bırakmamak üzere sıkı tutan.
Aynı kökten:İmsak İstimsak Masik Misk Missik Mümessek Mümsik Mümsike Müske Müstemsik Mütemessik Temessük xoxox
Diyanet Meali:
Yoksa bundan önce onlara bir kitap verdik de ona mı sarılıyorlar?
43. ZUHRUF / 22
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 489
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Bilakis!
Dediler ki:
"Muhakkkak biz, ata-babalarımıza bir ümmet üzere vecd olduk... ve muhakkak biz, onların eserlerine mühtediyiz."
K:VL VCD eBV eMM eSéR HéDY .mid4046.ss43.as22.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf489.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#hédy-mühtedi#||#emm-ümmet#||#esér-eser#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#VCD#||#eBV#||#eMM#||#eSéR#||#HéDY#||#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#hédy-mühtedi#||#emm-ümmet#||#esér-eser#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ قَالُوا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءنَا عَلَى أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَى آثَارِهِم مُّهْتَدُونَ
Bel kâlû innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muhtedûn(muhtedûne).
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
ümmet
ا م مeMM
Cemaat, kavim, taife. Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir dille konuşan millet.
Çğl.Ümem
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
eser
ا ث رeSéR
Ayak izi. İşaret. İz. Nişan. Abide. Yapı. Birinin meydana getirdiği şey. Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir. Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi. Öç alma, intikam. Âdet.
Çğl.Âsâr
Aynı kökten:eser Âsâr İsr Me'sere Meâsir Müessir Müessire Müteessir Teessür Teessürât Te'sir
Mühtedî
ه د يHéDY
Hidayete ermiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
Hayır! Onlar sadece, “Şüphesiz biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk, ve biz onların izlerinden gitmekteyiz” dediler.
43. ZUHRUF / 23
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
İşte böyledir.
BİZ, karyelerde senin öncenden, sadece, "Muhakkkak biz ata-babalarımıza ümmet üzere vecd olduk ve muhakkak biz onların eserleri üzre iktida edenleriz." diyen turfe olanlara nezir irsal ettik.
RSL K:BL K:RY NZéR K:VL TRF VCD eBV eMM eSéR K:DV .mid4047.ss43.as23.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#k:bl-kabl#||#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#k:ry-karye#||#rsl-irsal#||#nzér-nezir#||#emm-ümmet#||#esér-eser#||#trf-turfe#||#k:dv-iktida#||#k:vl-xxoxx#x#RSL#||#K:BL#||#K:RY#||#NZéR#||#K:VL#||#TRF#||#VCD#||#eBV#||#eMM#||#eSéR#||#K:DV#||#k:bl-kabl#||#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#k:ry-karye#||#rsl-irsal#||#nzér-nezir#||#emm-ümmet#||#esér-eser#||#trf-turfe#||#k:dv-iktida#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَكَذَلِكَ مَا أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ فِي قَرْيَةٍ مِّن نَّذِيرٍ إِلَّا قَالَ مُتْرَفُوهَا إِنَّا وَجَدْنَا آبَاءنَا عَلَى أُمَّةٍ وَإِنَّا عَلَى آثَارِهِم مُّقْتَدُونَ
Ve kezâlike mâ erselnâ min kablike fî karyetin min nezîrin illâ kâle mutrefûhâ innâ vecednâ âbâenâ alâ ummetin ve innâ alâ âsârihim muktedûn(muktedûne).
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
ümmet
ا م مeMM
Cemaat, kavim, taife. Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir dille konuşan millet.
Çğl.Ümem
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
eser
ا ث رeSéR
Ayak izi. İşaret. İz. Nişan. Abide. Yapı. Birinin meydana getirdiği şey. Bir şeyin varlığına delâlet eden te'sir. Meydana getirilen kitap. Kitap te'lifi. Öç alma, intikam. Âdet.
Çğl.Âsâr
Aynı kökten:eser Âsâr İsr Me'sere Meâsir Müessir Müessire Müteessir Teessür Teessürât Te'sir
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
İktida
ق د وK:DV
Uymak, tâbi olmak. / Birinin hareketini örnek alarak ona benzemeye çalışmak. İttiba etmek. / yakınlaşmak, / tat ve koku açısından hoş ve lezzetli olmak. / taklit etmek, kopyalamak, / uygun şekilde takip etmek.
Aynı kökten:Iktıda İktida İktidaen Mukteda Muktedî
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Turfe
Türfe
ت ر فTRF
Şaşılacak kadar bolluk içinde yaşamak. Yumuşak, kolay, hassas bir hayat sürmek. Hayatın güzel şeylerinin tadını çıkarmak. Lezzetli ve güzel yemek. Nâziklik, yumuşaklık. Nazik ve zarif. Nimet. Görülmemiş, tuhaf, yeni şey. Şaşılacak şey.
Çğl.EtrâfÇğl.Utrufe
Aynı kökten:İstitraf Müstatraf Turfe Türfe Etrâf Utrufe
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
İşte böyle, biz senden önce hiçbir memlekete bir uyarıcı göndermedik ki, oranın şımarık zenginleri, “Şüphe yok ki biz babalarımızı bir din üzerinde bulduk. Biz de elbette onların izlerinden gitmekteyiz” demiş olmasınlar.
43. ZUHRUF / 24
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Dedi ki:
"Şayet ata-babalarınızı üzerine vecd olduğunuz şeyden daha hidayetlisini getirmiş olsamda mı?"
Dediler ki:
"Muhakkak biz, kendisiyle irsal edildiğiniz şeye kafiriz."
K:VL CYe HéDY VCD eBV K:VL RSL KFR .mid4048.ss43.as24.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#kfr-kafir#||#rsl-irsal#||#hédy-hidayet#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CYe#||#HéDY#||#VCD#||#eBV#||#K:VL#||#RSL#||#KFR#||#ebv-eb#||#vcd-vecd#||#kfr-kafir#||#rsl-irsal#||#hédy-hidayet#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالَ أَوَلَوْ جِئْتُكُم بِأَهْدَى مِمَّا وَجَدتُّمْ عَلَيْهِ آبَاءكُمْ قَالُوا إِنَّا بِمَا أُرْسِلْتُم بِهِ كَافِرُونَ
Kâle e ve lev ci’tukum bi ehdâ mimmâ vecedtum aleyhi âbâekum, kâlû innâ bi mâ ursıltum bihî kâfirûn(kâfirûne).
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
vecd
و ج دVCD
Bulma, karşılaşma. Mevcud olma durumu. Aşk, muhabbet. Kendinden geçecek, unutacak kadar İlâhî bir aşk hali. Yüksek heyecan. İştiyakın galebesi.
Çğl.Mevacid
Aynı kökten:Mevacid mevcud Mevcudat Mevcudîn Mevcudiyet Mütevacid Müteveccid Tevacüd Teveccüd vacid Vacide vecd Mevacid Vicdan vücud
Diyanet Meali:
(Gönderilen uyarıcı,) “Ben size, babalarınızı üzerinde bulduğunuz dinden daha doğrusunu getirmiş olsam da mı?” dedi. Onlar, “Biz kesinlikle sizinle gönderilen şeyi inkâr ediyoruz” dediler.
43. ZUHRUF / 25
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından onlardan intikam aldık.
Artık nazar et!... Mükezziblerin akibeti nasıl oldu!
NK:M NZ:R KYF KVN A:K:B KZéB .mid4049.ss43.as25.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-zzz-04x#kvn-kane#||#kyf-keyfe#||#a:k:b-akibet#||#kzéb-mükezzib#||#nk:m-intikam#x#NK:M#||#NZ:R#||#KYF#||#KVN#||#A:K:B#||#KZéB#||#kvn-kane#||#kyf-keyfe#||#a:k:b-akibet#||#kzéb-mükezzib#||#nk:m-intikam#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَانتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَانظُرْ كَيْفَ كَانَ عَاقِبَةُ الْمُكَذِّبِينَ
Fentekamnâ minhum fanzur keyfe kâne âkıbetul mukezzibîn(mukezzibîne).
Âkibe
Âkibet
ع ق بA:K:B
Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç.
Aynı kökten:Akab A'kab Akabe Akabât akabinde Akib Âkibe Âkibet Hz. Yakub İkab Muakabe Muakkab Muakkib Muakkibîn Müteakıb müteakib Ta'kib Ta'kibât Teakub ukba Ukbe
kontrol-giriş
Aynı kökten:
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
Mükezzib
ك ذ بKZéB
Tekzib eden. Yalanlayan, yalan çıkaran.
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
İntikam
ن ق مNK:M
Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.
Çğl.İntikamat
Aynı kökten:İntikam İntikamat Müntakim Nakm Nakmet Nekam
Diyanet Meali:
Biz de onlardan intikam aldık. Yalanlayanların sonu, bak nasıl oldu!
43. ZUHRUF / 26
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
İbrahim babasına ve kavmine demişti ki:
"Muhakkak ben sizin abd olduklarınızdan beriyim …
Hz. İbrahim Kıssası -12 K:VL BRHéM eBV K:VM BRe A:BD .mid4050.ss43.as26.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-ibrahim-12xHz. İbrahim Kıssası -12x#k:vm-kavim#||#ebv-eb#||#rhm-rahim#||#a:bd-abd#||#bre-beri#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#BRHéM#||#eBV#||#K:VM#||#BRe#||#A:BD#||#k:vm-kavim#||#ebv-eb#||#rhm-rahim#||#a:bd-abd#||#bre-beri#||#brhém-hz. ibrahim#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِذْ قَالَ إِبْرَاهِيمُ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِ إِنَّنِي بَرَاء مِّمَّا تَعْبُدُونَ
Ve iz kâle ibrâhîmu li ebîhi ve kavmihî innenî berâun mimmâ ta’budûn(ta’budûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Berî
ب ر اBRe
Kurtulmuş. Temiz. / Kayıt ve hüküm altında olmayan. Zimmeti bulunmayan adam. Hiçbir karışıklık, kusur ve noksanı olmayan. / Hastalıktan salim olan.
Aynı kökten:Bari Barii Baria Ber' Berâ Beraa Beria Berâat Berâet Berî Beria Beriyye İbrâ İ'tibarî Müberra Müteberri Teberra Teberri
Hz. İbrahim
BRHéM
İbranicede, "Baba, yüksek ve yüce"; Süryanicede "merhametli baba" demektir. Arapçada, "tüm dikkatini vererek ve incelemek, gözlemlemek maksadı ile gözünü kıpırdatmadan bir şeye bakıp durmak" / rahmet ile, rahmete, merhamete; / rahmetin başladığı yer, rahimiyete giriş yeri; / kişinin rahmaniyete ulaşıverdiği an.
Aynı kökten:Berheme Hz. İbrahim
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Diyanet Meali:
Hani İbrahim, babasına ve kavmine şöyle demişti: “Şüphesiz ben sizin taptıklarınızdan uzağım.”
43. ZUHRUF / 27
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
… beni fatr eden müstesna.
O beni ihda edecektir."
Hz. İbrahim Kıssası -12 FT:R HéDY .mid4051.ss43.as27.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-ibrahim-12xHz. İbrahim Kıssası -12x#ft:r-fatr#||#hédy-ihda#x#FT:R#||#HéDY#||#ft:r-fatr#||#hédy-ihda#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِلَّا الَّذِي فَطَرَنِي فَإِنَّهُ سَيَهْدِينِ
İllellezî fataranî fe innehu se yehdîn(yehdîne).
Fatr
ف ط رFT:R
Bir şeye başlamak. / İcab eylemek. / Yarık, çatlak. Yarmak. / Yaratmak. / Oruç tutanın orucunu açması.
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Diyanet Meali:
“Ben ancak O, beni yaratana taparım. Şüphesiz O beni doğru yola iletecektir.”
43. ZUHRUF / 28
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onu kendi akibetinde bakiye kelime kıldı.
Umulur ki onlar rücu ederler.
Hz. İbrahim Kıssası -12 CA:L KLM BK:Y A:K:B RCA: .mid4052.ss43.as28.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxkissa-ibrahim-12xHz. İbrahim Kıssası -12x#a:k:b-akibet#||#rca:-rücu#||#bk:y-bakiye#||#klm-kelime#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#KLM#||#BK:Y#||#A:K:B#||#RCA:#||#a:k:b-akibet#||#rca:-rücu#||#bk:y-bakiye#||#klm-kelime#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَجَعَلَهَا كَلِمَةً بَاقِيَةً فِي عَقِبِهِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Ve cealehâ kelimeten bâkıyeten fî akıbihî leallehum yerciûn(yerciûne).
Âkibe
Âkibet
ع ق بA:K:B
Bir şeyin sonu. Nihayet. Netice, sonuç.
Aynı kökten:Akab A'kab Akabe Akabât akabinde Akib Âkibe Âkibet Hz. Yakub İkab Muakabe Muakkab Muakkib Muakkibîn Müteakıb müteakib Ta'kib Ta'kibât Teakub ukba Ukbe
bakiye
Bakiyye
ب ق يBK:Y
Artık. Geri kalan. Artan.
Çğl.Bevaki
Aynı kökten:Baki Bâkiyât Bevaki bakiye Bakiyye Bevaki beka İbka İstibka Mabaki mütebaki
kelime
ك ل مKLM
Hal, durum, yaşayış.
Çğl.KilemÇğl.Kelimat
Aynı kökten:Kalli Kelâm Kelim kelime Kilem Kelimat makale Mükâleme Mükâlemat Mütekellim Mütekellimîn Tekellüm Tekellümât Teklim
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
İbrahim bunu, belki dönerler diye, ardından gelecekler arasında kalıcı bir söz yaptı.
43. ZUHRUF / 29
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Bilakis!
İşte bunları ve ata-babalarını, onlara hakk ve mübin Rasul gelinceye kadar metalandırdım.
MTA: eBV CYe HK:K: RSL BYN .mid4053.ss43.as29.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxrasulxx#mta:-meta#||#ebv-eb#||#hk:k:-hakk#||#byn-mübin#||#rsl-rasul#||#cye-xxoxx#x#MTA:#||#eBV#||#CYe#||#HK:K:#||#RSL#||#BYN#||#mta:-meta#||#ebv-eb#||#hk:k:-hakk#||#byn-mübin#||#rsl-rasul#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بَلْ مَتَّعْتُ هَؤُلَاء وَآبَاءهُمْ حَتَّى جَاءهُمُ الْحَقُّ وَرَسُولٌ مُّبِينٌ
Bel metta’tu hâulâi ve âbâehum hattâ câehumul hakku ve resûlun mubîn(mubînun).
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
meta'
meta
م ت عMTA:
Fayda. Menfaat. Kıymetli eşya. Dünya geçimliği. Tüccar malı.
Çğl.Emtia
Aynı kökten:meta' meta Emtia Temettu' Temettuât
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Diyanet Meali:
Doğrusu onları (Mekke müşriklerini) ve atalarını kendilerine hak olan Kur’an ve onu açıklayan bir peygamber gelinceye kadar (dünya nimetlerinden) yararlandırırım.
43. ZUHRUF / 30
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlara hakk gelince dediler ki: "Bu sihirdir ve muhakkak biz ona kafiriz."
CYe HK:K: K:VL SHR KFR .mid4054.ss43.as30.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxx#hk:k:-hakk#||#kfr-kafir#||#shr-sihr#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#CYe#||#HK:K:#||#K:VL#||#SHR#||#KFR#||#hk:k:-hakk#||#kfr-kafir#||#shr-sihr#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَمَّا جَاءهُمُ الْحَقُّ قَالُوا هَذَا سِحْرٌ وَإِنَّا بِهِ كَافِرُونَ
Ve lemmâ câe humul hakku kâlû hâzâ sihrun ve innâ bihî kâfirûn(kâfirûne).
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Sihr
س ح رSHR
Büyü, gözbağıcılık, büyücülük, hilekârlık. Aldatmak. Haktan uzaklaşmak. Bâtıl şeyi hak diye göstermek. Lâtif ve dakik olan şey. Büyü kadar te'siri olan şey. Şiir ve güzel söz söyleme gibi, insanı meftun eden hüner. Sebebi gizli olan ince şey.
Dşl.Sihir
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
Fakat kendilerine Hak gelince, “Bu bir büyüdür, biz onu kesinlikle inkâr ediyoruz” dediler.
43. ZUHRUF / 31
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Bu Kur'an, azim iki karyenin birinden, bir erkek kimseye inzal edilseydi ya…"
K:VL NZL K:Re RCL K:RY A:Z:M .mid4055.ss43.as31.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxxxsayıxkuranxxxxkitabxxx#rcl-recül#||#k:ry-karye#||#a:z:m-azim#||#nzl-inzal#||#k:re-kuran#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#NZL#||#K:Re#||#RCL#||#K:RY#||#A:Z:M#||#rcl-recül#||#k:ry-karye#||#a:z:m-azim#||#nzl-inzal#||#k:re-kuran#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا لَوْلَا نُزِّلَ هَذَا الْقُرْآنُ عَلَى رَجُلٍ مِّنَ الْقَرْيَتَيْنِ عَظِيمٍ
Ve kâlû lev lâ nuzzile hâzel kur’ânu alâ raculin minel karyeteyni azîm(azîmin).
Azîm
ع ظ مA:Z:M
Azimet eden. Gidici. // Büyük. Yüce. Çok ileri. Ç: İzam, Uzema' El Azim : Mutlakiyet, mutlak yapmak, olmak fiili. Biz de azmimizde ALLAH'ın azmi ile beraberiz. Bazen duymayız, gafil oluruz. Daima hassas olmak icab eder. AZAMETLİ OLAN
Aynı kökten:A'zam Uzma azamet A'zami Azamût Azîm Azime Azâim Âzime azm izam izamen İzz muazzam muazzamat Müteazzım Taazzum Taazzumat Ta'zim Ta'zimat Uzm
Kur'an
ق ر اK:Re
Kuran. Yönlendiren, yöneten. / Allah'tan mahluka her an gelmeye devam eden emirler.
Aynı kökten:ikra karie Kariât kıraat kur' Ekrâ Kur'an
karye
ق ر يK:RY
Yerleşim yeri
Aynı kökten:karye
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
recül
ر ج لRCL
Erkek, er kişi. Mevki sahibi kimse, devlet adamı. Yaya olan.
Çğl.rical
Aynı kökten:ircal İrtical İrticalen recale recül rical ricalen ricl ercül
Diyanet Meali:
“Bu Kur’an, iki şehrin birinden bir büyük adama indirilseydi ya!” dediler.
43. ZUHRUF / 32
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbinin rahmetini onlar mı taksim ediyorlar?
BİZ, dünya hayatında onların maişetlerini aralarında kısmetlendirdik. Onların bazısının bazısına sihriyy ittihaz edinmeleri için bazısını bazısının fevkinde derece olarak ref ettik.
Senin Rabinin rahmeti onların cem ettiklerinden hayrlıdır.
Doğa/Yaşam K:SM RHM RBB K:SM BYN A:YŞ HYY DNV RFA: BA:D: FVK: BA:D: DRC eH:Zé BA:D: BA:D: SH:R RHM RBB H:YR CMA: .mid4056.ss43.as32.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxDoğa/Yaşamx#dnv-dünya#||#ba:d:-bazı#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#cma:-ecmain#||#drc-derece#||#h:yr-hayr#||#byn-beyn#||#rfa:-ref#||#eh:zé-ittihaz#||#k:sm-taksim#||#k:sm-kısmet#||#hyy-hayat#||#a:yş-ayş#||#sh:r-sihriyy#||#fvk:-fevk#x#K:SM#||#RHM#||#RBB#||#K:SM#||#BYN#||#A:YŞ#||#HYY#||#DNV#||#RFA:#||#BA:D:#||#FVK:#||#BA:D:#||#DRC#||#eH:Zé#||#BA:D:#||#BA:D:#||#SH:R#||#RHM#||#RBB#||#H:YR#||#CMA:#||#dnv-dünya#||#ba:d:-bazı#||#rbb-rabb#||#rhm-rahmet#||#cma:-ecmain#||#drc-derece#||#h:yr-hayr#||#byn-beyn#||#rfa:-ref#||#eh:zé-ittihaz#||#k:sm-taksim#||#k:sm-kısmet#||#hyy-hayat#||#a:yş-ayş#||#sh:r-sihriyy#||#fvk:-fevk#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَهُمْ يَقْسِمُونَ رَحْمَةَ رَبِّكَ نَحْنُ قَسَمْنَا بَيْنَهُم مَّعِيشَتَهُمْ فِي الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَرَفَعْنَا بَعْضَهُمْ فَوْقَ بَعْضٍ دَرَجَاتٍ لِيَتَّخِذَ بَعْضُهُم بَعْضًا سُخْرِيًّا وَرَحْمَتُ رَبِّكَ خَيْرٌ مِّمَّا يَجْمَعُونَ
E hum yaksimûne rahmete rabbik(rabbike), nahnu kasemnâ beynehum maîşetehum fîl hayâtid dunyâve refa’nâ ba’dahum fevka ba’dın derecâtin li yettehıze ba’duhum ba’dan suhriyyâ(suhriyyen), ve rahmetu rabbike hayrun mimmâ yecmaûn(yecmaûne).
ayş
ayşe
ع ي شA:YŞ
Yaşayış, yaşama. Yiyip içme. Zevk u safa. Dirilik. Hayat. Ömür. Yaşamaya lüzumlu bulunan madde.
Çğl.maişeÇğl.maişet
Aynı kökten:ayş ayşe maişe maişet ayyaş İaşe müteayyiş taayyüş
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
kontrol-giriş
Aynı kökten:
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
Derece
د ر جDRC
Yukarıya çıkacak basamak. Tam bir dairenin bölündüğü 360 kısmın her biri. Termometrenin bölündüğü kısımların her biri. Mertebe, paye. Miktar, rütbe.
Çğl.Derecât
Aynı kökten:Derc Derece Derecât İstidrac Müdrec Münderic Mütederric Tederrüc Tedric Tedricen Tedricî Tedriciyye
ittihaz
ا خ ذeH:Zé
Ahz edinmek. Kendi kendine ahz etmek. Kabullenmek. / "Öyle" diye bakmak.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
fevk
ف و قFVK:
Üst. Yüksek. Yukarı. Fazla.
Aynı kökten:Fevak Füvâk fevk fevkalade Fevkanî İfakat Ma-fevk Mütefevvik Mütefevvikîn
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Kısmet
ق س مK:SM
Bölmek ve ayırmak. Bahşetmek. Taksim etmek. Düşecek olan payın taksim edilmeden önceki adı. Fık: Hisse-i şâyiayı, yani, taksim olunmamış maldaki hisseleri sahiplerine tahsis etmektir.
Aynı kökten:iksam İstiksam Kasame Kasem Kasemât Maksum Muksem Muksim Müstaksim İktisam İstiksam Kısm Kısım Aksam Kısmet Mukassim Münkasım Müstaksim Mütekasim Taksim Tekasüm Takasüm Uksume Ekasim
Taksim
ق س مK:SM
Bölme. Parçalara ayırma.
Aynı kökten:iksam İstiksam Kasame Kasem Kasemât Maksum Muksem Muksim Müstaksim İktisam İstiksam Kısm Kısım Aksam Kısmet Mukassim Münkasım Müstaksim Mütekasim Taksim Tekasüm Takasüm Uksume Ekasim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Ref'
ر ف عRFA:
Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma. Lağvetme, hükümsüz bırakma. Gr: Arapça bir kelimenin sonunu merfu' (ötreli) okumak.
Aynı kökten:İstirfa' Merfu' Murafaa Mürafaa Murafi' Mürtefi' Mütereffi' raf Reff Rafi' rafia Rafidan rafide Ref' Refi' Terafu' Tereffu' Tereffuât Terfi' Terfiât
rahmet
ر ح مRHM
Merhamet, acımak, şefkat etmek. İhsan etmek. Esirgemek.
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Sihriyy
س خ رSH:R
Hakimiyet kurma. Kontrole alma, ele geçirme.
Aynı kökten:İstishar mashara Meshara Mesâhir Müsteshir Mütemeshir Mütemeshirîn Sahir Sahr suhre Suhriyen Sıhriyya Suhriyye Temeshur Temeshurât Tesahhur Tesahhurât Musahhar Musahhir Müsahhir Müsahhar Sihriyy Teshir
Diyanet Meali:
Rabbinin rahmetini onlar mı bölüştürüyorlar? Dünya hayatında onların geçimliklerini aralarında biz paylaştırdık. Birbirlerine iş gördürmeleri için, (çeşitli alanlarda) kimini kimine, derece derece üstün kıldık. Rabbinin rahmeti, onların biriktirdikleri (dünyalık) şeylerden daha hayırlıdır.
43. ZUHRUF / 33
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 490
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Nas vahid ümmet olsaydı ya!... Elbette Rahmana kafir olan kimseler için, evlerine gümüşten sakflar ve üzerinde zuhur edecekleri miraclar kılardık …
KVN NVS eMM VHD CA:L KFR RHM BYT SK:F FD:D: A:RC Z:HéR .mid4057.ss43.as33.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf490.sure.43.xxxx#kvn-yekün#||#nvs-nas#||#rhm-rahman#||#byt-beyt#||#kfr-küfr#||#vhd-vahid#||#a:rc-mirac#||#emm-ümmet#||#z:hér-zuhur#||#fd:d:-fızza#||#sk:f-sakf#||#ca:l-xxoxx#x#KVN#||#NVS#||#eMM#||#VHD#||#CA:L#||#KFR#||#RHM#||#BYT#||#SK:F#||#FD:D:#||#A:RC#||#Z:HéR#||#kvn-yekün#||#nvs-nas#||#rhm-rahman#||#byt-beyt#||#kfr-küfr#||#vhd-vahid#||#a:rc-mirac#||#emm-ümmet#||#z:hér-zuhur#||#fd:d:-fızza#||#sk:f-sakf#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَوْلَا أَن يَكُونَ النَّاسُ أُمَّةً وَاحِدَةً لَجَعَلْنَا لِمَن يَكْفُرُ بِالرَّحْمَنِ لِبُيُوتِهِمْ سُقُفًا مِّن فَضَّةٍ وَمَعَارِجَ عَلَيْهَا يَظْهَرُونَ
Ve lev lâ en yekûnen nâsu ummeten vâhıdeten le cealnâ limen yekfuru bir rahmâni li buyûtihim sukufen min fıddatin ve meârice aleyhâ yazherûne.
Mi'rac
ع ر جA:RC
Merdiven, süllem. Yükselecek yer. En yüksek makam. Çıkılacak yerler.
Çğl.MearicÇğl.Maarîc
Aynı kökten:Âric Ma'ric Mi'rac Mearic Maarîc Ta'ric uruc
beyt
ب ي تBYT
Ev, hane. Gecelemek.
Çğl.Büyût
Aynı kökten:Beyat beyit Ebyat beyt Büyût mebit
ümmet
ا م مeMM
Cemaat, kavim, taife. Bir hâkim milletin ashabından olan hey'et-i içtimaiye. Bir peygambere inanıp onun yolundan giden insanların hepsi. Bir dille konuşan millet.
Çğl.Ümem
Aynı kökten:imam Eimme imame İmamet ümm ümmü Ümmehat ümmet Ümem ümmi Ümmiyet Ümmiyye Ümumet
Fızza
ف ض ضFD:D:
Gümüş.
Aynı kökten:Fazz Fızza Mufazzaz Tafazzu' Tafziz
Küfr
küfür
ك ف رKFR
Örtmek. Allaha inanmamak. Hakkı görmemek. İmansızlık. Nankörlük, dinsizlik, günah, kaba ve ayıp söz.
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
yekün
ك و نKVN
Toptan, hepsi. Netice. Toplam.
Aynı kökten:kain kainat kün yekün kevn Mükevvin Mütekevvin Tekevvün Tekevvünât tekvin mekan Mekânet
nas
ن و سNVS
Topluluk. İnsan topluluğu, halk, grup.
Aynı kökten:nas
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Sakf
س ق فSK:F
Dam, çatı, tavan. Asuman, gökyüzü. Hızla almak. Sür'atle ahzetmek. Sakf-ı Muallâ: Yüksek gökyüzü.
Aynı kökten:Sakf
Vahid
Evhad
و ح دVHD
Bir. Bir sayısı. Biricik, eşi ve benzeri olmayan. Tek. / Zatında hiç ortaklığa, çokluğa ihtimali olmayan, parçaları da parçacıkları da olmayan. El Vahid : ALLAH'ın tekleme, teklik fiili. teklikten gelmesi. Kendisi tekdir ve eşsizdir. Zuhuratları da tekdir ve eşsizdir. Hiç bir şey bir şeye benzemez. "Vahid-ül ehad", tek... teklikten gelmesi.
Aynı kökten:tevahhud Vahdaniyet vahdet Vahid Evhad
zahr
ظ ه رZ:HéR
Binek devesi. Kuş yeleklerinin kısa tarafı. Kara yolu. Sırt, arka. Yüksek yer. Kur'an'ın lâfz-ı şerifi. Haber.
Çğl.zuhurÇğl.ezhâr
Aynı kökten:.Zahir Azhar izhar mazhar Muzahhir Müstazhir Mustazhir Mütezahhir Mütezahir Müzaheret Muzahere müzahir Müzhir Salatüz zuhr Tazhir Tezahhür Tezahür Tezahürât Zahir zevahir zahr zuhur ezhâr zıhar Zuhr zuhur
Diyanet Meali:
Eğer bütün insanlar (kâfirlere verdiğimiz nimetlere bakıp küfürde birleşen) bir tek ümmet olacak olmasalardı, Rahmân’ı inkâr edenlerin evlerine gümüşten tavanlar ve üzerine çıkacakları merdivenler yapardık.
43. ZUHRUF / 34
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
… ve onların evleri için babları ve üzerinde itka edecekleri serirler …
BYT BVB SRR VKe .mid4058.ss43.as34.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxx#byt-beyt#||#srr-serir#||#bvb-bab#||#vke-itka#x#BYT#||#BVB#||#SRR#||#VKe#||#byt-beyt#||#srr-serir#||#bvb-bab#||#vke-itka#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلِبُيُوتِهِمْ أَبْوَابًا وَسُرُرًا عَلَيْهَا يَتَّكِؤُونَ
Ve li buyûtihim ebvâben ve sururen aleyhâ yettekiûn(yettekiûne).
bab
ب و بBVB
Kapı. Kısım. Bölüm.
Aynı kökten:bab
beyt
ب ي تBYT
Ev, hane. Gecelemek.
Çğl.Büyût
Aynı kökten:Beyat beyit Ebyat beyt Büyût mebit
Serir
س ر رSRR
Taht. Yatacak yer.
Çğl.Sürur
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
İtkâ'
و ك اVKe
Bir dayanağa, desteğe yönelme. / Dayanacak bir şey kullanma. Yaslanma. Destek edinme. / Otururken koltuk altına yastık veya destek koyma.
Aynı kökten:İkâ' İtkâ' Mütteki Müttekiûn Tevekkü' Vika'
Diyanet Meali:
Evlerine (gümüşten) kapılar ve üzerine yaslanacakları koltuklar ve altın süslemeler yapardık. Bütün bunlar, sadece dünya hayatının geçimliğidir. Rabbinin katında ahiret ise, O’na karşı gelmekten sakınanlarındır.
43. ZUHRUF / 35
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
… ve zuhruf (yaldızlı gösterişler, süsler).
İşte bunların hepsi dünya hayatının metalarıdır. Rabbinin indinde ahiret muttakilerindir.
Ahiret ZH:RF KLL MTA: HYY DNV eH:R A:ND RBB VK:Y .mid4059.ss43.as35.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxAhiretx#kll-külli#||#mta:-meta#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#vk:y-muttaki#||#hyy-hayat#||#zh:rf-zuhruf#x#ZH:RF#||#KLL#||#MTA:#||#HYY#||#DNV#||#eH:R#||#A:ND#||#RBB#||#VK:Y#||#kll-külli#||#mta:-meta#||#dnv-dünya#||#eh:r-ahiret#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#vk:y-muttaki#||#hyy-hayat#||#zh:rf-zuhruf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَزُخْرُفًا وَإِن كُلُّ ذَلِكَ لَمَّا مَتَاعُ الْحَيَاةِ الدُّنْيَا وَالْآخِرَةُ عِندَ رَبِّكَ لِلْمُتَّقِينَ
Ve zuhrufâ(zuhrufen), ve in kullu zâlike lemmâ metâul hayâtid dunyâ, vel âhiretu inde rabbike lil muttekîn(muttekîne).
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
ahiret
ا خ رeH:R
Devamiyet. Yaşam-ı ilahinin devamlılığı.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
meta'
meta
م ت عMTA:
Fayda. Menfaat. Kıymetli eşya. Dünya geçimliği. Tüccar malı.
Çğl.Emtia
Aynı kökten:meta' meta Emtia Temettu' Temettuât
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
muttaki
و ق يVK:Y
Kendisini takva sahibi yapan. Ehl-i takva. İttika eden. / Haramdan ve günahtan çekinen. // Kötülüklere, kendisinde zarara ve yaralanmalara sebep olacak şeylere karşı korunarak, insanlığa ve Allah’a karşı görevlerini saygılı bir şekilde yerine getiren kişi.
Çğl.Müttakîn
Aynı kökten:ittika muttaki Müttakîn takva Etka Taka Takıyye Takke Taki Tevkıye Tukat Vâkî Vıky Vaky Vika Veka vikaye
zuhruf
Zühruf
ز خ ر فZH:RF
Yaldız. Mücevher. Zinet. Gösteriş. Geçici menfaat.
Çğl.Zeharif
Aynı kökten:zuhruf Zühruf Zeharif
43. ZUHRUF / 36
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Rahmanı zikr etmeye aşu olan kimseye şeytan kayz ederiz. Artık o, ona karin olur.
Şeytan A:ŞV ZéKR RHM K:YD: ŞT:N K:RN .mid4060.ss43.as36.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xx*1xŞeytanxxŞeytanxx#rhm-rahman#||#zékr-zikir#||#a:şv-aşu#||#k:rn-karin#x#A:ŞV#||#ZéKR#||#RHM#||#K:YD:#||#ŞT:N#||#K:RN#||#rhm-rahman#||#zékr-zikir#||#a:şv-aşu#||#k:rn-karin#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَن يَعْشُ عَن ذِكْرِ الرَّحْمَنِ نُقَيِّضْ لَهُ شَيْطَانًا فَهُوَ لَهُ قَرِينٌ
Ve men ya’şu an zikrir rahmâni nukayyıd lehu şeytânen fe huve lehu karîn(karînun).
Aşu
ع ش وA:ŞV
Kör olmak. Görmemek. Mc: Görmemezlikten gelmek.
Aynı kökten:Aşevî Aşi Aşiyy Aşu Aşva' Aşve Aşy Aşa A'şiye Aşyan Işâ Işâ' Işaya Işaeyn Işâân İsti'şa İş'a' İ'şa' İşaa İşaat İ'tişa' Mu'teşî Salât-ül İşâ Ta'şiye Uşve
Karn
Karin
ق ر نK:RN
Yakın. Bağlılığı olan. Bir şeyi elde eden, nail olan. Bir şeye ulaştıran iz, bağ. Birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyen. Emsal. Yakınlık. Asır. Devir. Çağ. Zaman, devre. Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. Yüz yıllık zaman. Asır. Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Çğl.AkranÇğl.Kurun
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Kim, Rahmân’ın Zikri’ni görmezlikten gelirse, biz onun başına bir şeytan sararız. Artık o, onun ayrılmaz dostudur.
43. ZUHRUF / 37
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak onlar elbette sebilden sadd ederler… ve (buna karşın) onlar, kendilerini mühtedi hesab ederler.
S:DD SBL HSB HéDY .mid4061.ss43.as37.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xx*1xx#sbl-sebil#||#hsb-hesab#||#hédy-mühtedi#||#s:dd-sadd#x#S:DD#||#SBL#||#HSB#||#HéDY#||#sbl-sebil#||#hsb-hesab#||#hédy-mühtedi#||#s:dd-sadd#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنَّهُمْ لَيَصُدُّونَهُمْ عَنِ السَّبِيلِ وَيَحْسَبُونَ أَنَّهُم مُّهْتَدُونَ
Ve innehum le yasuddûnehum anis sebîli ve yahsebûne ennehum muhtedûn(muhtedûne).
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
Mühtedî
ه د يHéDY
Hidayete ermiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
sebil
س ب لSBL
Büyük ve açık yol, cadde. Dağıtılan su, su dağıtma.
Çğl.Sübül
Aynı kökten:İsbal sebil Sübül Sebilullah Selsebil tesbil
Diyanet Meali:
Şüphesiz bu şeytanlar onları doğru yoldan saptırırlar. Onlar ise doğru yolda olduklarını sanırlar.
43. ZUHRUF / 38
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Hatta, BİZ'e geldiğinde der ki: "Keşke benimle senin aran iki şark budunda olmasaydı." Artık ne beis karindir!
CYe K:VL BYN BYN BA:D ŞRK: BeS K:RN .mid4062.ss43.as38.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxsayıxx#ba:d-baid#||#byn-beyn#||#ba:d-bud#||#k:rn-karin#||#şrk:-şark#||#bes-beis#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#CYe#||#K:VL#||#BYN#||#BYN#||#BA:D#||#ŞRK:#||#BeS#||#K:RN#||#ba:d-baid#||#byn-beyn#||#ba:d-bud#||#k:rn-karin#||#şrk:-şark#||#bes-beis#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
حَتَّى إِذَا جَاءنَا قَالَ يَا لَيْتَ بَيْنِي وَبَيْنَكَ بُعْدَ الْمَشْرِقَيْنِ فَبِئْسَ الْقَرِينُ
Hattâ izâ câenâ kâle yâ leyte beynî ve beyneke bu’del meşrikayni fe bi’sel karîn(karînu).
baid
ب ع دBA:D
Zaman yada mekan olarak uzaklık. Uzak. Umulmadık.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Bu'd
ب ع دBA:D
Uzaklık. Baid olma. Aralık.
Çğl.Eb'ad
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Karn
Karin
ق ر نK:RN
Yakın. Bağlılığı olan. Bir şeyi elde eden, nail olan. Bir şeye ulaştıran iz, bağ. Birbirlerine derece, sınıf, liyakat ciheti ile benzeyen. Emsal. Yakınlık. Asır. Devir. Çağ. Zaman, devre. Bir insanın ortalama ömrü olan altmış sene. Yüz yıllık zaman. Asır. Boynuz. Hayvanda başın boynuz yerleri, boynuz yerinden sarkan saç.
Çğl.AkranÇğl.Kurun
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
şark
ش ر قŞRK:
Doğu. Güneşin doğduğu taraf. / Güneşin aydınlığı. / Yarmak. Parıldamak. / Duygu, düşünce ve fikirlerin doğuşu, aydınlığı / Manaların ve öz-duyumların, duygu merkezine doğması.
Aynı kökten:işrak meşrık maşrık meşarık mişrak müsteşrik müşrik şark teşrik
Diyanet Meali:
Sonunda bize geldiğinde, arkadaşına, “Keşke benimle senin aranda doğu ile batı arası kadar uzaklık olsaydı! Ne kötü arkadaşmışsın!” der.
43. ZUHRUF / 39
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yevmde size menfaati olmaz… siz zalim olmuştunuz! Muhakkak siz azabta müştereksiniz.
NFA: YVM Z:LM A:ZéB ŞRK .mid4063.ss43.as39.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxyevmxx#z:lm-zalim#||#yvm-yevm#||#nfa:-nafia#||#a:zéb-azab#||#şrk-müşterek#x#NFA:#||#YVM#||#Z:LM#||#A:ZéB#||#ŞRK#||#z:lm-zalim#||#yvm-yevm#||#nfa:-nafia#||#a:zéb-azab#||#şrk-müşterek#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَن يَنفَعَكُمُ الْيَوْمَ إِذ ظَّلَمْتُمْ أَنَّكُمْ فِي الْعَذَابِ مُشْتَرِكُونَ
Ve len yenfeakumul yevme iz zalemtum ennekum fîl azâbi muşterikûn(muşterikûne).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
nafia
ن ف عNFA:
Faydalı işler. Menfaatli olanlar. İnşaat işleri.
Aynı kökten:enfa' menfaat Menafi' nafi nafia Nef'î Nifa'
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Müşterek
ش ر كŞRK
Birlikte, ortak kullanılan. Elbirliğiyle yapılan, birlik.
Aynı kökten:işrak iştirak müşarik müşrik Müşrikîn Müşterek şerik şirk şirket teşrik
Diyanet Meali:
Onlara, “(Bu temenniniz) bugün size asla fayda vermez. Çünkü zulmettiniz. Hepiniz azapta ortaksınız” denir.
43. ZUHRUF / 40
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Sen mi işittireceksin sağırlara veya körleri ve mübin dalalette olanları kimseleri sen mi ihda edeceksin!?
SMA: S:MM HéDY A:MY KVN D:LL BYN .mid4064.ss43.as40.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxx#kvn-kane#||#a:my-umyun#||#s:mm-samm#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#hédy-ihda#||#sma:-xxoxx#x#SMA:#||#S:MM#||#HéDY#||#A:MY#||#KVN#||#D:LL#||#BYN#||#kvn-kane#||#a:my-umyun#||#s:mm-samm#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#hédy-ihda#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَأَنتَ تُسْمِعُ الصُّمَّ أَوْ تَهْدِي الْعُمْيَ وَمَن كَانَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
E fe ente tusmius summe ev tehdîl umye ve men kâne fî dalâlin mubîn(mubînin).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
İhda
ه د يHéDY
İman ve İslâmiyet yolunu göstermek. Hidayete eriştirmek. Doğru yola götürmek. Allah rızasına uyan yola girmesine vesile olmak. Hediye etmek. Armağan yollamak.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
kontrol-giriş
Aynı kökten:
samm
ص م مS:MM
Sağır. Sağır olmak. Şişenin ağzını tıkamak. Katı, sağlam ve sert madde. Vurmak.
Çğl.summ
Aynı kökten:Asamm Esamm Summun Ismam samm summ Samma Tasamm Musammim müsammem Mütesammim tasmim
Diyanet Meali:
Sağırlara sen mi duyuracaksın; yahut körleri ve apaçık bir sapıklık içinde olanları sen mi doğru yola ileteceksin?
43. ZUHRUF / 41
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Sana zehab etsek bile, ardından muhakkak BİZ, onlardan intikam alanız.
ZéHéB NK:M .mid4065.ss43.as41.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxx#zéhéb-zehab#||#nk:m-intikam#x#ZéHéB#||#NK:M#||#zéhéb-zehab#||#nk:m-intikam#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَإِمَّا نَذْهَبَنَّ بِكَ فَإِنَّا مِنْهُم مُّنتَقِمُونَ
Fe immâ nezhebenne bike fe innâ minhum muntekımûn(muntekımûne).
İntikam
ن ق مNK:M
Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.
Çğl.İntikamat
Aynı kökten:İntikam İntikamat Müntakim Nakm Nakmet Nekam
zehab
ذ ه بZéHéB
Gitmek. Zihnen bir yola sapmak. Yanlış düşünce. Bir fikre uymak. Zan. Gidermek, ortadan kaldırmak.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
Ya biz seni (bu dünyadan) alır götürürüz de, onlardan intikam alırız.
43. ZUHRUF / 42
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yahut onlara vaad ettiğimizi sana (da) gösteririz. Muhakkak ki BİZ, onlara muktedir oluruz.
ReY VA:D K:DR .mid4066.ss43.as42.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxx#va:d-vaad#||#k:dr-muktedir#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#VA:D#||#K:DR#||#va:d-vaad#||#k:dr-muktedir#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَوْ نُرِيَنَّكَ الَّذِي وَعَدْنَاهُمْ فَإِنَّا عَلَيْهِم مُّقْتَدِرُونَ
Ev nuriyennekellezî vaadnâhum fe innâ aleyhim muktedirûn(muktedirûne).
muktedir
ق د رK:DR
Güçlü, kuvvetli, becerikli. İşe gücü yeten. İktidarlı. El Muktedir : Kudretinin hazıroluşu. Bir şeyi becerdikten sonra, becerdiği haliyle kudretinin hazır oluşu, muktedir demek oluyor.
Çğl.Muktedirîn
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
Yahut da, onlara yaptığımız tehdidi sana gösteririz ki, bizim onlara gücümüz yeter.
43. ZUHRUF / 43
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Artık, sana vahy edileni istimsak et!
Muhakkak sen sırat-ı mustakim üzresin.
MSK VHY S:RT: K:VM .mid4067.ss43.as43.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxsırat-ı mustakimxx#k:vm-mustakim#||#vhy-vahy#||#s:rt:-sırat#||#msk-istimsak#x#MSK#||#VHY#||#S:RT:#||#K:VM#||#k:vm-mustakim#||#vhy-vahy#||#s:rt:-sırat#||#msk-istimsak#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاسْتَمْسِكْ بِالَّذِي أُوحِيَ إِلَيْكَ إِنَّكَ عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Festemsik billezî ûhıye ileyk(ileyke), inneke alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
mustakim
ق و مK:VM
Doğru, istikametli. Eğri olmayan, düz, dik. Hilesiz, temiz.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
İstimsak
م س كMSK
Nefsine hâkim olma, kendini tutma.
Aynı kökten:İmsak İstimsak Masik Misk Missik Mümessek Mümsik Mümsike Müske Müstemsik Mütemessik Temessük xoxox
Sırat
ص ر طS:RT:
Yan sınırları belirli olan geniş ve işlek cadde. Yol.
Aynı kökten:Sırat Sırat-ı Mustakim
vahy
vahiy
و ح يVHY
Emrin, bir fikrin veya bir hakikatın, Allah tarafından, Rasul noktasından İnsan'a inzal olması.
Aynı kökten:vahy vahiy
Diyanet Meali:
Öyle ise sana vahyedilene sımsıkı sarıl. Şüphesiz sen doğru bir yol üzeresin.
43. ZUHRUF / 44
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak o, elbette senin için ve senin kavmin için zikirdir (hatırlatmadır)! Siz sual edilenler olacaksınız.
ZéKR K:VM SeL .mid4068.ss43.as44.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxx#k:vm-kavim#||#zékr-zikir#||#sel-sual#x#ZéKR#||#K:VM#||#SeL#||#k:vm-kavim#||#zékr-zikir#||#sel-sual#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنَّهُ لَذِكْرٌ لَّكَ وَلِقَوْمِكَ وَسَوْفَ تُسْأَلُونَ
Ve innehu le zikrun leke ve li kavmik(kavmike), ve sevfe tus’elûn(tus’elûne).
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
zikr
zikir
ذ ك رZéKR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir müzakere Müzakerat müzekker müzekkere Müzekkire Müzekkir Müztekir Müddekir tezekkür Tezekkürât tezkere Tezkire Tezakir Tezkir Zâkir zakir Zâkirûn Zâkire zeker Zükrân Zükur Zikâre zikr zikir ezkar zikra
Diyanet Meali:
Şüphesiz bu Kur’an, sana ve kavmine bir öğüt ve bir şereftir, ondan hesaba çekileceksiniz.
43. ZUHRUF / 45
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Senin öncenden irsal ettiğimiz Rasullerimize sual et… Rahman gayrısında abd olunacak ilahlar kılmış mıyız?
SeL RSL K:BL RSL CA:L DVN RHM eLHé A:BD .mid4069.ss43.as45.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxrasulxx#k:bl-kabl#||#elhé-ilah#||#dvn-dun#||#rhm-rahman#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#||#sel-sual#||#ca:l-xxoxx#x#SeL#||#RSL#||#K:BL#||#RSL#||#CA:L#||#DVN#||#RHM#||#eLHé#||#A:BD#||#k:bl-kabl#||#elhé-ilah#||#dvn-dun#||#rhm-rahman#||#a:bd-abd#||#rsl-rasul#||#sel-sual#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَاسْأَلْ مَنْ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رُّسُلِنَا أَجَعَلْنَا مِن دُونِ الرَّحْمَنِ آلِهَةً يُعْبَدُونَ
Ves’el men erselnâ min kablike min rusulinâ e cealnâ min dûnir rahmâni âliheten yu’bedûn(yu’bedûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
Senden önce gönderdiğimiz elçilerimize sor: Rahmân’dan başka kulluk edilecek ilâhlar var etmiş miyiz?
43. ZUHRUF / 46
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Musa'yı ayetlerimiz ile firavuna ve melelerine inzal etmiştik. Ardından dedi ki:
"Muhakkak ben Rabb-il aleminin Rasulüyüm."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 RSL MVS eYY MLe K:VL RSL RBB A:LM .mid4070.ss43.as46.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25xxrasulxx#eyy-ayet#||#a:lm-alem#||#rbb-rabb#||#rsl-rasul#||#mle-mele#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#x#RSL#||#MVS#||#eYY#||#MLe#||#K:VL#||#RSL#||#RBB#||#A:LM#||#eyy-ayet#||#a:lm-alem#||#rbb-rabb#||#rsl-rasul#||#mle-mele#||#mvs-hz. musa#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ أَرْسَلْنَا مُوسَى بِآيَاتِنَا إِلَى فِرْعَوْنَ وَمَلَئِهِ فَقَالَ إِنِّي رَسُولُ رَبِّ الْعَالَمِينَ
Ve lekad erselnâ mûsâ bi âyâtinâ ilâ fir’avne ve melâihî fe kâle innî resûlu rabbil âlemîn(âlemîne).
alem
ع ل مA:LM
Kümülatif ilmin, halıktan mahluka ikramında, cüzlere, parçalara evrilmeden önce ki külliyeti. / Cihan, kâinat. Dünya. Her şey. / Cemaat. Halk. Cemiyet. / Dehr. / Hususi hal ve keyfiyet. / Bir güneş ile ona tabi olan ve etrafında devreden seyyarelerin teşkil ettiği daire.
Çğl.Alemin
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Mele'
م ل اMLe
Bir cemâatin ileri gelenleri. Hırs, tamah. Zan. Güzellik. Fls: Kâinatta hiçlik şeklinde boşluk olmadığını, her yerin dolu olduğunu ifade eden bir tabirdir. Dolu mekân. Kalabalık, güruh, cemaat, topluluk. Halk.
Çğl.Emlâ
Aynı kökten:Mela Emlâ MELA'Â Mele' Emlâ Mil'e
Hz. Musa
م و سMVS
Suyla gelen ikram, suyun getirdiği hazine, suyun koruduğu, sakladığı değer.
Aynı kökten:Hz. Musa Mevs Mevs
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Diyanet Meali:
Andolsun, biz Mûsâ’yı mucizelerimizle Firavun’a ve ileri gelen adamlarına göndermiştik de o, “Şüphesiz ben âlemlerin Rabbinin elçisiyim” demişti.
43. ZUHRUF / 47
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 491
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlara ayetlerimizle gelince, o zaman, onlar bunlara dıhk ettiler.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 CYe eYY D:HK .mid4071.ss43.as47.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf491.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#eyy-ayet#||#d:hk-dıhk#||#cye-xxoxx#x#CYe#||#eYY#||#D:HK#||#eyy-ayet#||#d:hk-dıhk#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا جَاءهُم بِآيَاتِنَا إِذَا هُم مِّنْهَا يَضْحَكُونَ
Fe lemmâ câehum bi âyâtinâ izâhum minhâ yadhakûn(yadhakûne).
Dıhk
ض ح كD:HK
Gülme.
Aynı kökten:Dahhak Dahık Dahıke Davâhık Dıhk Idhak İstidhak Madhek Mudhak Mudhike Müdhike Mudhikât Tadhik Udhuke
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Diyanet Meali:
(Mûsâ) mucizelerimizi kendilerine getirince, bir de bakmışsın, o mucizelere gülüyorlar!
43. ZUHRUF / 48
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Kız kardeşinden ekber olan dışında, ayetlerden onlara göstermedik. Onları azab ile ahz ettik.
Umulur ki rücu ederler.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 ReY eYY KBR eH:V eH:Zé A:ZéB RCA: .mid4072.ss43.as48.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#eh:v-ahi#||#eyy-ayet#||#a:zéb-azab#||#eh:zé-ahz#||#rca:-rücu#||#kbr-ekber#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#eYY#||#KBR#||#eH:V#||#eH:Zé#||#A:ZéB#||#RCA:#||#eh:v-ahi#||#eyy-ayet#||#a:zéb-azab#||#eh:zé-ahz#||#rca:-rücu#||#kbr-ekber#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا نُرِيهِم مِّنْ آيَةٍ إِلَّا هِيَ أَكْبَرُ مِنْ أُخْتِهَا وَأَخَذْنَاهُم بِالْعَذَابِ لَعَلَّهُمْ يَرْجِعُونَ
Ve mâ nurîhim min âyetin illâ hiye ekberu min uhtihâ ve ehaznâhum bil azâbi leallehum yerciûn(yerciûne).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
ahz
ا خ ذeH:Zé
Ele geçirmek. Elde etmek. Alma. Tutma. Esir alma. Kabul etme. Zorla alma. / İşkence etme. // türetilen-çıkarsanan, kabul edilmiş / bir antlaşmayı kabul etmek / sarsılmış-etkilenmiş / ustalık kazanmak, yok etmek, cezbetmek, büyülemek.
Aynı kökten:ahiz Âhize Âhiz ahz huz ittihaz Me'haz muaheze Muahezat muahiz Sehl-ül Me'haz
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
ekber
ك ب رKBR
Daha kebir, en kebir.
Dşl.KübraÇğl.Ekâbir
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
Onlara gösterdiğimiz her bir mucize önceki benzerinden daha büyüktü. Doğru yola dönsünler diye, onları azaba uğrattık.
43. ZUHRUF / 49
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki:
"Ey sihirbaz!
İndindeki ahid ile Rabbini bizim için davet et... muhakkak biz, elbette mühtediyiz."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 K:VL SHR DA:V RBB A:HéD A:ND HéDY .mid4073.ss43.as49.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#da:v-davet#||#a:héd-ahd#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#hédy-mühtedi#||#shr-sahir#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#SHR#||#DA:V#||#RBB#||#A:HéD#||#A:ND#||#HéDY#||#da:v-davet#||#a:héd-ahd#||#a:nd-ind#||#rbb-rabb#||#hédy-mühtedi#||#shr-sahir#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا يَا أَيُّهَا السَّاحِرُ ادْعُ لَنَا رَبَّكَ بِمَا عَهِدَ عِندَكَ إِنَّنَا لَمُهْتَدُونَ
Ve kâlû yâ eyyuhes sâhırud’u lenâ rabbeke bimâ ahide ındeke innenâ le muhtedûn(muhtedûne).
ahd
ahid
ع ه دA:HéD
Vâdetme. Söz verme. Vefâ. Yemin. And. Misak. Asır. Devir. Tevhid. Mukavele. Vasiyet.
Çğl.Uhud
Aynı kökten:ahd ahid Uhud Ahid Ma'hed Maahid Ma'hudiyyet Muahid müteahhid Müteahhidîn Taahhüd
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Mühtedî
ه د يHéDY
Hidayete ermiş olan. Doğru yolu seçen. Hak dinine girmiş olan.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sahir
س ح رSHR
Uykusuz kalan. Uyuyamayan.
Aynı kökten:Esher İshar Mütesahhir Mütesehhir Mütesehhirîn Sahir sahur seher Eshar Sehran Sühre Tesahhur Tesehhur Meshur Müsahhar Sahir Sahire Sehhar Sihr Sihir teshir
Diyanet Meali:
(Onlar azabı görünce) “Ey büyücü! Sana verdiği söze dayanarak, bizim için Rabbine dua et. Çünkü biz artık doğru yola gireceğiz” dediler.
43. ZUHRUF / 50
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından onlardan azabı keşf ettiğimizde… hemen neks ettiler.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 KŞF A:ZéB NKSé .mid4074.ss43.as50.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#a:zéb-azab#||#kşf-keşf#||#nksé-neks#x#KŞF#||#A:ZéB#||#NKSé#||#a:zéb-azab#||#kşf-keşf#||#nksé-neks#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا كَشَفْنَا عَنْهُمُ الْعَذَابَ إِذَا هُمْ يَنكُثُونَ
Fe lemmâ keşefnâ an humul azâbe izâ hum yenkusûn(yenkusûne).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Keşf
Keşif
ك ش فKŞF
Açmak. Olacak bir şeyi evvelden anlamak. Gizli kalmış bir şeyin Cenab-ı Hak tarafından birisine ilham olunması ile o gizli şeyin meydana çıkarılması.
Çğl.Keşfiyat
Aynı kökten:Ekşef İstikşaf İstikşâfât Kâşif Keşf Keşif Keşfiyat Keşşaf Mekşuf Mükâşefe Mükâşif Müktekşif Münkeşif Mütekeşşif Tekeşşüf Tekşif
Neks
ن ك ثNKSé
Sözünden dönmek. Bozmak. Çözmek. Üzmek. Dağıtmak. Münhal ve muhtel olmak.
Aynı kökten:Enkas Nekes Neks
Diyanet Meali:
Fakat biz onlardan azabı kaldırınca bir de bakmışsın sözlerinden dönüyorlar.
43. ZUHRUF / 51
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Firavun kavminde nida etti. Dedi ki: "Ey kavmim!
Mısır mülkü benim değil mi?... ve benim altımdan cereyan eden bu nehirler! Basir değil misiniz!?"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 NDV K:VM K:VL K:VM LYS MLK MS:R NHéR CRY THT BS:R .mid4075.ss43.as51.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#k:vm-kavim#||#lys-leyse#||#nhér-nehir#||#tht-taht#||#mlk-mülk#||#bs:r-basar#||#cry-cereyan#||#ndv-nida#||#ms:r-mısır#||#k:vl-xxoxx#x#NDV#||#K:VM#||#K:VL#||#K:VM#||#LYS#||#MLK#||#MS:R#||#NHéR#||#CRY#||#THT#||#BS:R#||#k:vm-kavim#||#lys-leyse#||#nhér-nehir#||#tht-taht#||#mlk-mülk#||#bs:r-basar#||#cry-cereyan#||#ndv-nida#||#ms:r-mısır#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنَادَى فِرْعَوْنُ فِي قَوْمِهِ قَالَ يَا قَوْمِ أَلَيْسَ لِي مُلْكُ مِصْرَ وَهَذِهِ الْأَنْهَارُ تَجْرِي مِن تَحْتِي أَفَلَا تُبْصِرُونَ
Ve nâdâ fir’avnu fî kavmihî kâle yâ kavmi e leyse lî mulku mısra ve hâzihil enhâru tecrî min tahtî, e fe lâ tubsirûn(tubsirûne).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Cereyan
ج ر يCRY
Akma, akış, gidiş. Hareket. Akıntı. Gezme. Mürur. Vuku, vaki olma. Mc: Aynı fikir ve gaye etrafında toplananların meydana getirdikleri faaliyet ve hareket.
Aynı kökten:cari cariye Cevari Cereyan Cery Cirye mecra Mecari tecri
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Leyse
ل ي سLYS
Olmadı (meâlinde fiil-i müşebbehtir)
Aynı kökten:Elest Elleys Eys Hz. İlyas leys layese Leyse
mülk
milk
م ل كMLK
Mal. Yer. Bina. Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu. İzzet, azamet, şevket. Bir şeyin dış yüzü. İnsanın sahip ve malik olduğu şey. Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
Çğl.Emlak
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
mısır
م ص رMS:R
Büyük şehir. Metropol. Başkent. Mısır ülkesi.
Aynı kökten:mısır
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
Nehr
nehir
ن ه رNHéR
Nehir. Irmak, çay. Akarsu. Vüs'at, bolluk. Genişlik. Neher.
Çğl.EnharÇğl.Enhür
Aynı kökten:Müstenhir nehar Enhür Nehr nehir Enhar Enhür
Taht
Tahte
ت ح تTHT
Alt. Aşağı. Altı. Aşağısı. Gr: Gelecek olan zamir.
Aynı kökten:Taht Tahte
Diyanet Meali:
Firavun, kavmine seslenerek dedi ki: “Ey kavmim! Mısır hükümdarlığı benim değil mi? Şu nehirler de benim altımdan akıyor (değil mi?) Hâlâ görmüyor musunuz?”
43. ZUHRUF / 52
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
"Yoksa ben, bundan hayrlıyım... ki o, mehindir ve beyan edecek durumda (bile) değildir."
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 H:YR MHéN KVD BYN .mid4076.ss43.as52.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#kvd-kade#||#h:yr-hayr#||#byn-beyan#||#mhén-mehin#x#H:YR#||#MHéN#||#KVD#||#BYN#||#kvd-kade#||#h:yr-hayr#||#byn-beyan#||#mhén-mehin#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ أَنَا خَيْرٌ مِّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ مَهِينٌ وَلَا يَكَادُ يُبِينُ
Em ene hayrun min hâzellezî huve mehînun ve lâ yekâdu yubîn(yubînu).
beyan
ب ي نBYN
İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. Öğretme. Fesahat ve belagat. Söz olsun, iş olsun; vuku bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alakası ve münasebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.
Çğl.Beyanat
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
Mehîn
م ه نMHéN
Hor ve hakir. Zayıf. Zebun. Az şey. Rey', fikir ve tedbirde temyizi zayıf, ahmak.
Aynı kökten:İmtihan Mahin Mihne Mihan Mehane Mehanen Mehanet Mehîn Mehn mihn Muhan Mühan
Diyanet Meali:
“Yoksa ben, şu zavallı, nerede ise maksadını anlatamayacak durumda olan bu adamdan daha hayırlı değil miyim?”
43. ZUHRUF / 53
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
"Oysa ona, zeheb sivarlar ilka edilmeliydi. Yahut mukterin melekler, onun yakınında olmalıydı!"
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 LK:Y SVR ZéHéB CYe MLK K:RN .mid4077.ss43.as53.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-250xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#lk:y-ilka#||#mlk-melek#||#k:rn-mukterin#||#zéhéb-zeheb#||#svr-sivar#||#cye-xxoxx#x#LK:Y#||#SVR#||#ZéHéB#||#CYe#||#MLK#||#K:RN#||#lk:y-ilka#||#mlk-melek#||#k:rn-mukterin#||#zéhéb-zeheb#||#svr-sivar#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَوْلَا أُلْقِيَ عَلَيْهِ أَسْوِرَةٌ مِّن ذَهَبٍ أَوْ جَاء مَعَهُ الْمَلَائِكَةُ مُقْتَرِنِينَ
Fe lev lâ ulkıye aleyhi esviretun min zehebin ev câe meahul melâiketu mukterinîn(mukterinîne).
Mukterin
ق ر نK:RN
Yaklaşan, yakın gelen, iktirân eden.
Aynı kökten:Hz. Zü-l Karneyn Hz. Zülkarneyn İktiran karine Karn Karin Akran Kurun Karun mukarin Mukarren Mukarrin Mukrin Mukterin mütekarin takrin tekarün
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Sivar
س و رSVR
Bilezik.
Çğl.EsvireÇğl.EsâvirÇğl.Suur
Aynı kökten:müsevver Müsevvere Sivar Esvire Esâvir Suur Sur sure suver Tesevvür
zeheb
ذ ه بZéHéB
Altın. Yumurta sarısı.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
Diyanet Meali:
“(Eğer doğru söylüyorsa) ona altın bilezikler atılmalı, yahut onunla beraber bulunmak üzere melekler gelmeli değil miydi?”
43. ZUHRUF / 54
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından kavmini hafife alma yoluna gitti. (Onlar da) ona itaat ettiler. Muhakkak onlar fasık kavim oldular.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 H:FF K:VM T:VA: KVN K:VM FSK: .mid4078.ss43.as54.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-251xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#k:vm-kavim#||#t:va:-itaat#||#h:ff-hafif#||#fsk:-fasık#||#kvn-xxoxx#x#H:FF#||#K:VM#||#T:VA:#||#KVN#||#K:VM#||#FSK:#||#k:vm-kavim#||#t:va:-itaat#||#h:ff-hafif#||#fsk:-fasık#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاسْتَخَفَّ قَوْمَهُ فَأَطَاعُوهُ إِنَّهُمْ كَانُوا قَوْمًا فَاسِقِينَ
Festehaffe kavmehu fe atâûh(atâûhu), innehum kânû kavmen fâsikîn(fâsikîne).
Fâsık
ف س قFSK:
Fısk içinde olan. Hata, sürekli olarak ısrar eden. Allah'ın emirlerine karşı zıt hareket eden. Küçük günahlarda ısrar eden.
Çğl.Feseka
Aynı kökten:Efsak Fâsık Feseka fısk Fisk Füsuk Mefsaka tefsik
Hafif
خ ف فH:FF
Ağır olmayan. Hafif. Yeğni.
Aynı kökten:Ahaff Ehaff Hafif Hefaf Hefhaf Heft Hıfaf Hıff Hıffe Hiffet Muhaffef Muhaffif Müstehiff Mütehaffif Tahaffüf Tahfif Tahfifât
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
itaat
ط و عT:VA:
Alınan emre uymak. Söz dinlemek. / Boyun eğmek. / Amirin meşru emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek. / (meşruiyet ve isteklilik içerir)
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
Diyanet Meali:
Firavun, kavmini küçük düşürdü (ezdi). Onlar da kendisine itaat ettiler. Çünkü onlar yoldan çıkmış bir toplumdu.
43. ZUHRUF / 55
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Bize esef verdiklerinde onlardan intikam aldık ve ardından onların hepsini gark ettik.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 eSF NK:M G:RK: CMA: .mid4079.ss43.as55.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-251xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#cma:-ecmain#||#g:rk:-gark#||#nk:m-intikam#||#esf-esef#x#eSF#||#NK:M#||#G:RK:#||#CMA:#||#cma:-ecmain#||#g:rk:-gark#||#nk:m-intikam#||#esf-esef#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا آسَفُونَا انتَقَمْنَا مِنْهُمْ فَأَغْرَقْنَاهُمْ أَجْمَعِينَ
Fe lemmâ âsefûnentekamnâ minhum fe agraknâhum ecmaîn(ecmaîne).
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Esef
ا س فeSF
Hüzün, gam, nedamet, pişmanlık. Daralmak. Elden çıkan bir şey için hâsıl olan üzüntü.
Aynı kökten:Esef Esefa Esif Hz. Yusuf İsaf Maalesef Maa-t-teessüf Müessif Müessife Müteessif Teessüf Va Esefa
gark
غ ر قG:RK:
Garkolmak. Batmak, suda boğulmak.
Aynı kökten:gark igtirak istigrak magruk mugrak tagrik
İntikam
ن ق مNK:M
Öç almak. Hınç ve acı çıkarmak.
Çğl.İntikamat
Aynı kökten:İntikam İntikamat Müntakim Nakm Nakmet Nekam
Diyanet Meali:
Onlar bizi bu şekilde öfkelendirince biz de onlardan öç aldık, hepsini suda boğduk.
43. ZUHRUF / 56
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onları ahirdekiler için selef ve mesel olarak kıldık.
Hz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25 CA:L SLF MSéL eH:R .mid4080.ss43.as56.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-musa-251xHz. Musa ve İsrailoğulları Kıssası -25x#eh:r-ahir#||#msél-mesel#||#slf-selef#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#SLF#||#MSéL#||#eH:R#||#eh:r-ahir#||#msél-mesel#||#slf-selef#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَجَعَلْنَاهُمْ سَلَفًا وَمَثَلًا لِلْآخِرِينَ
Fe cealnâhum selefen ve meselen lil âhırîn(âhırîne).
Ahir
ا خ رeH:R
Sonra gelen. Sonraki. Son, en son. El Ahir : Sonu olmayan.
Aynı kökten:Ahar Aher Ahir ahir yevm ahiret bilahere Bi-l-ahire İlâ-âhir İstihar Mateahhar Mâ-teahhar Muahharen Muahhir muahhar Müste'hir Müste'hire Müteahhir Müteahhirîn Teehhür Te'hir Te'hirât uhra
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Self
Selef
س ل فSLF
Eskiden olan. / Evvelce bulunmuş olan. / Yerine geçilen. / Önde olmak, ileri geçmek. / Eski adam.
Çğl.EslâfÇğl.Süllaf
Aynı kökten:İslaf İstislaf Maselef Meslufe Selefiye Self Selef Eslâf Süllaf Sülfe Teslif
Diyanet Meali:
Onları, sonradan gelecek inkârcılara, geçmiş bir ibret ve bir örnek kıldık.
43. ZUHRUF / 57
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Meryemin oğlu meselini darb edelim…
Kavmin ondan sadd edilmişti.
Hz. İsa Kıssası D:RB BNY MRY MSéL K:VM S:DD .mid4081.ss43.as57.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-isa-3xHz. İsa Kıssasıx#k:vm-kavim#||#bny-beni#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#s:dd-sadd#||#mry-hz. meryem#x#D:RB#||#BNY#||#MRY#||#MSéL#||#K:VM#||#S:DD#||#k:vm-kavim#||#bny-beni#||#msél-mesel#||#d:rb-darb#||#s:dd-sadd#||#mry-hz. meryem#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَمَّا ضُرِبَ ابْنُ مَرْيَمَ مَثَلًا إِذَا قَوْمُكَ مِنْهُ يَصِدُّونَ
Ve lemmâ duribebnu meryeme meselen izâ kavmuke minhu yasıddûn(yasıddûne).
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Hz. Meryem
م ر يMRY
xoxox
Aynı kökten:Hz. Meryem İmtira' Ma'ret Mirye Mümarat Mümaret Mümarete mümter mümterin temari
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
Diyanet Meali:
Meryem oğlu İsa bir örnek olarak anlatılınca bir de ne göresin, senin kavmin (seni susturacak bir delil buldukları zannıyla) hemen şamata etmeye başlar.
43. ZUHRUF / 58
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Dediler ki: "Bizim ilahlarımız mı hayrlı yoksa O mu?"
Sana bunu, sadece, cedel olarak darb ettiler.
Bilakis!
Onlar hasm kavimdir.
Hz. İsa Kıssası K:VL eLHé H:YR D:RB CDL K:VM H:S:M .mid4082.ss43.as58.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-isa-3xHz. İsa Kıssasıx#k:vm-kavim#||#elhé-ilah#||#h:yr-hayr#||#d:rb-darb#||#cdl-cedel#||#h:s:m-hasm#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#eLHé#||#H:YR#||#D:RB#||#CDL#||#K:VM#||#H:S:M#||#k:vm-kavim#||#elhé-ilah#||#h:yr-hayr#||#d:rb-darb#||#cdl-cedel#||#h:s:m-hasm#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا أَآلِهَتُنَا خَيْرٌ أَمْ هُوَ مَا ضَرَبُوهُ لَكَ إِلَّا جَدَلًا بَلْ هُمْ قَوْمٌ خَصِمُونَ
Ve kâlû e âlihetunâ hayrun em huve, mâ darebûhu leke illâ cedelâ(cedelen), bel hum kavmun hasımûn(hasımûne).
cedel
ج د لCDL
Konuşmada kavga etme. Niza. Hakkı bulmak için olmayıp, galib görünmek için çekişme.
Aynı kökten:cedel Cedelî Cedl Cidal mücadele Mücadelat Mücadil Mütecadil
darb
ض ر بD:RB
Vurmak, vuruş, çarpmak. Beyan etmek. Seyretmek. Nev, cins. Benzer, nazir. Eti hafif olan.
Çğl.DurubÇğl.Edrub
Aynı kökten:darb Durub Edrub darbe Darabât İdrab Madreb madrıb Madarib Mızrab Medârib Mudarebe Mudarib Muztarib Muzdarib Mütedarib Tedarub
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
hasm
hasım
خ ص مH:S:M
Muhâlif. Karşı taraf. Düşman. / Dinleyicinin savunmasından, iddiasından kaçınmasına, vazgeçmesine, bir münakaşada birinin üstesinden gelmesine, düşmanlık etmesine, üzerine bir şey koymasına neden olabilecek bir şey söylemek. / Sağlam veya geçerli bir şekilde tartışmak. / Anlaşmazlık, dava açmak. / Bir şeyin kenarı veya köşesi.
Çğl.Husema'Çğl.HusumÇğl.Hisam
Aynı kökten:Hasîm hasm hasım Husema' Husum Hisam Hısam Husumet Ihtisam Muhasama Muhasamet Muhâsamât Muhasım Muhasımeyn Muhtasım Mütehasım Mütehasımîn Tahasüm
hayr
hayır
خ ي رH:YR
Hayy olana rücu etmek. Emre amede ve itaatkar olmak. Meşru davranış. En iyi, seçkin. Seçmek.
Çğl.HayratÇğl.HıyarÇğl.Ahyar
Aynı kökten:hayr hayır Hayrat Hıyar Ahyar Hayre Hayrât hayri Hayriye Hayriyet Hıyar Hıyârât Hıyere ihtiyar ihtiyari İstihare Lâhayr Muhayyer Muhtar Tahayyür
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Diyanet Meali:
“Bizim tanrılarımız mı hayırlı, yoksa İsa mı?” dediler. Bunu sadece seninle tartışmak için ortaya attılar. Şüphesiz onlar kavgacı bir toplumdur.
43. ZUHRUF / 59
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
O ancak nimetlendirdiğimiz abd olandır. Onu israiloğulları için mesel kıldık.
Hz. İsa Kıssası A:BD NA:M CA:L MSéL BNY SRY .mid4083.ss43.as59.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxxxkissa-isa-3xHz. İsa Kıssasıx#bny-beni#||#a:bd-abd#||#na:m-nimet#||#msél-mesel#||#sry-israiloğulları#||#ca:l-xxoxx#x#A:BD#||#NA:M#||#CA:L#||#MSéL#||#BNY#||#SRY#||#bny-beni#||#a:bd-abd#||#na:m-nimet#||#msél-mesel#||#sry-israiloğulları#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنْ هُوَ إِلَّا عَبْدٌ أَنْعَمْنَا عَلَيْهِ وَجَعَلْنَاهُ مَثَلًا لِّبَنِي إِسْرَائِيلَ
İn huve illâ abdun en’amnâ aleyhi ve cealnâhu meselen li benî isrâîl(isrâîle).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
mesel
م ث لMSéL
Bir umumi kaideye delalet eden meşhur söz. Ata sözü. İbretli ve küçük hikaye. Dokunaklı ve manalı söz. Benzer. Misil. Delil. Hüccet.
Çğl.EmsalÇğl.Emsile
Aynı kökten:İmtisal İstimsal mesel Emsal Emsile Mesela Meselen Mesil Mesulat misal Müsül Emsal misl misil Emsel Mümessel mümessil Temessül temsil Temsilât Timsal Temasil Ümsüle
Ni'met
ن ع مNA:M
Nimet. İyi hal. Güzel hayat, maddi ve manevi imkanlar. Hoş, güzel hal. İyilik, lütuf, ihsan. Saadet. Hidayet. Giyecek şeyler. Yiyecek faydalı şey, rızık. / Rahatlık. Refaha sebep olan şey.
Çğl.Neama'Çğl.En'ümÇğl.Niam
Aynı kökten:En'am En'amte İn'am İn'amat İname Min'am Müna'am Mün'am Mün'im Mütena'im Mütena'imîn Naim Naime Na'ma Na'me Nami Namiye Neam Niam Nu'man Neame Neamât Nemat Enmut Nimât Ne'me Nağme Nağamât Nı'me Niam Ni'me Ni'met Neama' En'üm Niam Nu’ame Nu'm Nu'man Nuumet Tan'im Ten'im
İsrailoğulları
Benî İsrâil
إِسْرَائِيلَSRY
İsrâil oğulları. Yahudiler. Yahudi.
Aynı kökten:İsrâ israil İsrailoğulları Benî İsrâil Sari Sâriye Seriyy Seriyy Esriye Seryân Seriyye Seraya Sery Serye seryâ Sirayet Suriye
Diyanet Meali:
İsa, sadece, kendisine nimet verdiğimiz ve İsrailoğulları’na örnek kıldığımız bir kuldur.
43. ZUHRUF / 60
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 492
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Şayet dileseydik, elbette sizden arzda halef olacak melekler kılardık.
ŞYe CA:L MLK eRD: H:LF .mid4084.ss43.as60.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf492.sure.43.xxxx#şye-şae#||#h:lf-halef#||#erd:-arz#||#mlk-melek#||#ca:l-xxoxx#x#ŞYe#||#CA:L#||#MLK#||#eRD:#||#H:LF#||#şye-şae#||#h:lf-halef#||#erd:-arz#||#mlk-melek#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَوْ نَشَاء لَجَعَلْنَا مِنكُم مَّلَائِكَةً فِي الْأَرْضِ يَخْلُفُونَ
Ve lev neşâu le cealnâ minkum melâiketen fîl ardı yahlufûn(yahlufûne).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
halef
خ ل فH:LF
Birinin yerine sonradan geçen kimse. Babadan sonra kalan oğul.
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
melek
Meleke
م ل كMLK
Yetenek, kabiliyet, tasarruf etme gücü. / Tekrar tekrar yapılan bir iş veya tecrübeden sonra hasıl olan bilgi ve mehâret. Meleke. / Madde ile mananın kesiştiği yer. / İnsan duyuları tarafından algılanamayan, nurdan yaratılmış, fıtratları sâfi, masum mahluk. / Güzel huylu ve güzel olan kimse. / "ülûk" mastarından "elçi, sefir" anlamı olduğu da iddia edilmiştir.
Çğl.MelekâtÇğl.Melaike
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
Eğer dileseydik, içinizden yeryüzünde sizin yerinize geçecek melekler yaratırdık.
43. ZUHRUF / 61
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak o, elbette saat için ilimdir. Artık onun hakkında imtira etmeyin.
BANA tâbi olun!
Bu, sırat-ı mustakimdir.
A:LM SVA: MRY TBA: S:RT: K:VM .mid4085.ss43.as61.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxsaatxsırat-ı mustakimxx#k:vm-mustakim#||#sva:-saat#||#tba:-tabi#||#a:lm-ilim#||#s:rt:-sırat#||#mry-imtira#x#A:LM#||#SVA:#||#MRY#||#TBA:#||#S:RT:#||#K:VM#||#k:vm-mustakim#||#sva:-saat#||#tba:-tabi#||#a:lm-ilim#||#s:rt:-sırat#||#mry-imtira#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَإِنَّهُ لَعِلْمٌ لِّلسَّاعَةِ فَلَا تَمْتَرُنَّ بِهَا وَاتَّبِعُونِ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
Ve innehu le ilmun lis sâati, fe lâ temterunne bihâ vettebiûni, hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
mustakim
ق و مK:VM
Doğru, istikametli. Eğri olmayan, düz, dik. Hilesiz, temiz.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
İmtira'
م ر يMRY
Kuşkulanmak. Tereddüt etmek. Kararsız kalmak. / Çıkarma, ihrac etme, dışarı atma.
Aynı kökten:Hz. Meryem İmtira' Ma'ret Mirye Mümarat Mümaret Mümarete mümter mümterin temari
Sırat
ص ر طS:RT:
Yan sınırları belirli olan geniş ve işlek cadde. Yol.
Aynı kökten:Sırat Sırat-ı Mustakim
Saat
Sı'va'
س و عSVA:
Bir günün yirmi dörtte biri, saat. Zaman, vakit. Muayyen, belli bir vakit. Altmış dakikalık zaman. Kıyâmet.
Çğl.Saat
Aynı kökten:Saat Sı'va' Saat Suvaa
Tabi'
ت ب عTBA:
Birinin arkası sıra giden, ona uyan. Boyun eğen. İtaat eden. Gr: Kendinden evvelki kelimeye göre hareke alan. Peygamberimiz Aleyhissalâtü Vesselâm'ı görmüş olanları, ashabını görüp, onlardan hadis dinlemiş olan.
Çğl.Tebea
Aynı kökten:İstitba' İtba' İttiba' İttibaen Metbu' Metbuiyyet Mütabi' Mütabiîn Mütetabi' Tabi' Tebea Tabiat Tabia Tabii Tabiûn Tâbiîn tabiiyyet Teba' Tebaa Tetbi'
Diyanet Meali:
Şüphesiz o Kıyametin (kopacağının) bir bilgisidir. Artık onun hakkında asla şüphe etmeyin, bana uyun, bu doğru bir yoldur.
43. ZUHRUF / 62
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Şeytan sakın sizi sadd etmesin. Muhakkak o sizin için mübin düşmandır.
Şeytan S:DD ŞT:N A:DV BYN .mid4086.ss43.as62.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxŞeytanxxŞeytanxxxxemirxxyasakxxx#a:dv-adüvv#||#byn-mübin#||#s:dd-sadd#x#S:DD#||#ŞT:N#||#A:DV#||#BYN#||#a:dv-adüvv#||#byn-mübin#||#s:dd-sadd#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَا يَصُدَّنَّكُمُ الشَّيْطَانُ إِنَّهُ لَكُمْ عَدُوٌّ مُّبِينٌ
Ve lâ yasuddennekumuş şeytân(şeytânu), innehu lekum aduvvun mubîn(mubînun).
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
Sadd
ص د دS:DD
Yüz çevirmek. Men etmek. Bir şeyden birini vazgeçirmek. Fikir, niyet, kasd. Yakınlık, civar. Konuşulan husus.
Aynı kökten:Esadd Isdad Sadd Sadid sudud
Diyanet Meali:
Sakın şeytan sizi yoldan çevirmesin. Çünkü o, size apaçık bir düşmandır.
43. ZUHRUF / 63
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
İsa beyyinelerle geldiğinde dedi ki:
"Hikmet ile ve ihtilaf ettiklerinizin bazısı hakkında size beyan etmek için size geldim. Artık ALLAH'a ittika edin ve bana itaat edin!"
Hz. İsa Kıssası CYe A:YS BYN K:VL CYe HKM BYN BA:D: H:LF VK:Y T:VA: .mid4087.ss43.as63.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxkissa-isa-4xHz. İsa Kıssasıxxxemirxxyasakxxx#t:va:-itaat#||#h:lf-ihtilaf#||#ba:d:-bazı#||#byn-beyan#||#hkm-hikmet#||#vk:y-ittika#||#a:ys-hz. isa#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#CYe#||#A:YS#||#BYN#||#K:VL#||#CYe#||#HKM#||#BYN#||#BA:D:#||#H:LF#||#VK:Y#||#T:VA:#||#t:va:-itaat#||#h:lf-ihtilaf#||#ba:d:-bazı#||#byn-beyan#||#hkm-hikmet#||#vk:y-ittika#||#a:ys-hz. isa#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَمَّا جَاء عِيسَى بِالْبَيِّنَاتِ قَالَ قَدْ جِئْتُكُم بِالْحِكْمَةِ وَلِأُبَيِّنَ لَكُم بَعْضَ الَّذِي تَخْتَلِفُونَ فِيهِ فَاتَّقُوا اللَّهَ وَأَطِيعُونِ
Ve lemmâ câe îsâ bil beyyinâti kâle kad ci’tukum bil hikmeti ve li ubeyyine lekum ba’dellezî tahtelifûne fîh(fîhi), fettekûllâhe ve etîûni.
Hz. İsa
ع ي سA:YS
xoxox
Aynı kökten:A'yes İys Ays Hz. İsa Us İsâs
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
beyan
ب ي نBYN
İzah. Açıklama. Anlatma. Açık söyleme. Öğretme. Fesahat ve belagat. Söz olsun, iş olsun; vuku bulan şeyden murad ne olduğunu o şey ile alakası ve münasebeti bulunan bir sözle veya bir fiil ile açıklamaktır.
Çğl.Beyanat
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
ihtilaf
خ ل فH:LF
Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik. Birisinin halifesi olmak.
Çğl.İhtilafat
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
hikmet
ح ك مHKM
İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakimlik. Eşyanın ahvalinden, harici ve batini keyfiyetlerinden bahseden ilim (İlm-i Hikmet). Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kainattaki ve yaradılıştaki İlahi gaye. Sır. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk.
Çğl.hikem
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
itaat
ط و عT:VA:
Alınan emre uymak. Söz dinlemek. / Boyun eğmek. / Amirin meşru emirlerini dinleyip ona göre hareket etmek. / (meşruiyet ve isteklilik içerir)
Aynı kökten:İstitaat itaat muta' Mutatavvı' mutavi' muti taa taat Tatavvu' Tav'
ittika
و ق يVK:Y
Kendisini takva sahibi yapmak. Takva ile amel etmek. / Sakınmak. Çekinmek. Günahlardan ve bütün kötülüklerden kendini çekmek.
Aynı kökten:ittika muttaki Müttakîn takva Etka Taka Takıyye Takke Taki Tevkıye Tukat Vâkî Vıky Vaky Vika Veka vikaye
Diyanet Meali:
İsa, apaçık mucizeleri getirdiği zaman şöyle demişti: “Ben size hikmeti getirdim ve hakkında ayrılığa düştüğünüz şeylerden bir kısmını size açıklamak için geldim. Öyle ise, Allah’a karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin.”
43. ZUHRUF / 64
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak ki ALLAH... O benim Rabbimdir ve de sizin Rabbinizdir.
Artık O'na abd olun!
Bu sırat-ı mustakimdir.
Hz. İsa Kıssası RBB RBB A:BD S:RT: K:VM .mid4088.ss43.as64.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxkissa-isa-4xHz. İsa Kıssasıxxsırat-ı mustakimxx#k:vm-mustakim#||#rbb-rabb#||#s:rt:-sırat#||#a:bd-abd#x#RBB#||#RBB#||#A:BD#||#S:RT:#||#K:VM#||#k:vm-mustakim#||#rbb-rabb#||#s:rt:-sırat#||#a:bd-abd#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ اللَّهَ هُوَ رَبِّي وَرَبُّكُمْ فَاعْبُدُوهُ هَذَا صِرَاطٌ مُّسْتَقِيمٌ
İnnellâhe huve rabbî ve rabbukum fa’budûh(fa’budûhu), hâzâ sırâtun mustekîm(mustekîmun).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
mustakim
ق و مK:VM
Doğru, istikametli. Eğri olmayan, düz, dik. Hilesiz, temiz.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Sırat
ص ر طS:RT:
Yan sınırları belirli olan geniş ve işlek cadde. Yol.
Aynı kökten:Sırat Sırat-ı Mustakim
Diyanet Meali:
Şüphesiz Allah, benim de Rabbim, sizin de Rabbinizdir. Öyleyse O’na kulluk edin, işte bu doğru bir yoldur.
43. ZUHRUF / 65
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ne var ki, hizbler kendi aralarında ihtilaf ettiler. Artık, elim yevmin azabından vay ki zalimlerin hallerine!
Hz. İsa Kıssası H:LF HZB BYN Z:LM A:ZéB YVM eLM .mid4089.ss43.as65.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxkissa-isa-4xHz. İsa Kıssasıxxyevmxx#h:lf-ihtilaf#||#z:lm-zalim#||#elm-elim#||#yvm-yevm#||#a:zéb-azab#||#byn-beyn#||#hzb-hizb#x#H:LF#||#HZB#||#BYN#||#Z:LM#||#A:ZéB#||#YVM#||#eLM#||#h:lf-ihtilaf#||#z:lm-zalim#||#elm-elim#||#yvm-yevm#||#a:zéb-azab#||#byn-beyn#||#hzb-hizb#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاخْتَلَفَ الْأَحْزَابُ مِن بَيْنِهِمْ فَوَيْلٌ لِّلَّذِينَ ظَلَمُوا مِنْ عَذَابِ يَوْمٍ أَلِيمٍ
Fahtelefel ahzâbu min beynihim, fe veylun lillezîne zalemû min azâbi yevmin elîm(elîmin).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
elim
ا ل مeLM
Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren.
Dşl.elime
Aynı kökten:elem Alam elim elime İlam Mevlim Mulim Müellem Müellim Müteellim Teellüm
ihtilaf
خ ل فH:LF
Anlaşmazlık, uyuşmazlık, karışıklık, ikilik. Birisinin halifesi olmak.
Çğl.İhtilafat
Aynı kökten:halef half halife Halaif Hulefâ Hilaf Hilafen Hilafet Hulf İhlaf ihtilaf İhtilafat istihlaf muhalefet muhalif Muhalifîn Muhtelef Muhtelif Muhtelife Müstahlef müstahlif Mütehalif tahlif
hizb
hizib
ح ز بHZB
Bölük. Kısım. Grup. Cemaat. Takım. Fırka. Taraftar. Toprağı katı yer. Kur'ânın kısımları.
Çğl.Ahzab
Aynı kökten:hizb hizib Ahzab Tahazzüb Tahzib
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Ama aralarından çıkan gruplar ayrılığa düştüler. Elem dolu bir günün azâbından vay o zulmedenlerin hâline!
43. ZUHRUF / 66
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Saatin ansızın kendilerine gelmesine mi nazar ediyorlar. Onlar onların şuurunda değil!
NZ:R SVA: eTY BG:T ŞA:R .mid4090.ss43.as66.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxsaatxx#sva:-saat#||#nz:r-nazar#||#şa:r-şuur#||#bg:t-bagt#||#ety-xxoxx#x#NZ:R#||#SVA:#||#eTY#||#BG:T#||#ŞA:R#||#sva:-saat#||#nz:r-nazar#||#şa:r-şuur#||#bg:t-bagt#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
هَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا السَّاعَةَ أَن تَأْتِيَهُم بَغْتَةً وَهُمْ لَا يَشْعُرُونَ
Hel yenzurûne illes sâate en te’tiyehum bagteten ve hum lâ yeş’urûn(yeş’urûne).
Bagt
ب غ تBG:T
Ansızın. Ansızlık. Ansızdan gafil iken gelmek.
Aynı kökten:Bagt Bagteten
nazar
ن ظ رNZ:R
Göz atmak. Beklemek, izlemek. Ertelemek. Düşünmek, ibret almak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek. Gözdeğmesi. İltifat. İtibar.
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
Saat
Sı'va'
س و عSVA:
Bir günün yirmi dörtte biri, saat. Zaman, vakit. Muayyen, belli bir vakit. Altmış dakikalık zaman. Kıyâmet.
Çğl.Saat
Aynı kökten:Saat Sı'va' Saat Suvaa
şuur
ش ع رŞA:R
Bir şeyi tanıma. İncelikleri idrak etme. Belirti, işaret (üstünlük içerir). Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak. Kendi varlığından haberi olma. Bir şeyi hoşça tanıma. İnceliklerini iyice idrak etme.
Aynı kökten:Meş'ar Meşâır meş'ur meş'urat müsteş'ar şair Şairât şuara şiar şeair şiare Şeâyir şiir şuur Eş'ar Şa'ar Şa'r Şüur Eşâr Meş'ar-ül Haram Şir'a Şeria Şi'ra
Diyanet Meali:
Onlar (bu tavırlarıyla) ancak, kıyamet gününün kendilerine ansızın gelmesini beklemektedirler, hâlbuki bunun farkında değillerdir.
43. ZUHRUF / 67
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
İzin yevminde, muttakilerden başka, halil olanların bazısı bazısına düşmandır.
H:LL BA:D: BA:D: A:DV VK:Y .mid4091.ss43.as67.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxyevmxx#ba:d:-bazı#||#a:dv-adüvv#||#vk:y-muttaki#||#h:ll-halil#x#H:LL#||#BA:D:#||#BA:D:#||#A:DV#||#VK:Y#||#ba:d:-bazı#||#a:dv-adüvv#||#vk:y-muttaki#||#h:ll-halil#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الْأَخِلَّاء يَوْمَئِذٍ بَعْضُهُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ إِلَّا الْمُتَّقِينَ
El ehillâu yevme izin ba’duhum li ba’dîn aduvvun illel muttekîn(muttekîne).
Adüvv
ع د وA:DV
Düşman, hasım.
Çğl.A'daÇğl.Eadi
Aynı kökten:Adavet Âdiyât Âdiye Adüvv A'da Eadi Adv Adevân Adva Advan Mu'ted Mu'tedî Müteaddi Müteadi Udva' Udvan
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
Halil
خ ل لH:LL
Samimi dost. Sâdık dost.
Çğl.Hullan
Aynı kökten:Halil Hullan Hilal Hilalet Hillet Hillel Hilâl
muttaki
و ق يVK:Y
Kendisini takva sahibi yapan. Ehl-i takva. İttika eden. / Haramdan ve günahtan çekinen. // Kötülüklere, kendisinde zarara ve yaralanmalara sebep olacak şeylere karşı korunarak, insanlığa ve Allah’a karşı görevlerini saygılı bir şekilde yerine getiren kişi.
Çğl.Müttakîn
Aynı kökten:ittika muttaki Müttakîn takva Etka Taka Takıyye Takke Taki Tevkıye Tukat Vâkî Vıky Vaky Vika Veka vikaye
Diyanet Meali:
O gün Allah’a karşı gelmekten sakınanlar dışında, dostlar birbirine düşman olurlar.
43. ZUHRUF / 68
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ey BANA abd olanlar!
Yevmde size korku yoktur. Siz hüzünlenmeyin.
Ahiret A:BD H:VF YVM HZN .mid4092.ss43.as68.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxAhiretxxyevmxx#h:vf-havf#||#yvm-yevm#||#hzn-hüzün#||#a:bd-abd#x#A:BD#||#H:VF#||#YVM#||#HZN#||#h:vf-havf#||#yvm-yevm#||#hzn-hüzün#||#a:bd-abd#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يَا عِبَادِ لَا خَوْفٌ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ وَلَا أَنتُمْ تَحْزَنُونَ
Yâ ibâdi lâ havfun aleykumul yevme ve lâ entum tahzenûn(tahzenûne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
havf
خ و فH:VF
Korku.
Aynı kökten:haif havf havfen ihafe Mahafet Tahavvüf Tahvif
Hüzn
Hüzün
ح ز نHZN
Gamlı olmak. Keder Sıkıntı.
Çğl.Ahzan
Aynı kökten:Ahzen hazan Hazen Hazîn Huzzân Hüzn Hüzün Ahzan İhzan Mahzun Muhzin Mütehazzin Tahazzün Tahzin
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
(Allah, şöyle der:) “Ey âyetlerimize iman eden ve müslüman olan kullarım! Bugün size korku yoktur, siz üzülmeyeceksiniz de.”
43. ZUHRUF / 69
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Ayetlerimize iman edenler ve Müslüman olanlar! …
Ahiret eMN eYY KVN SLM .mid4093.ss43.as69.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxAhiretxxmüslümanximanxx#eyy-ayet#||#emn-iman#||#slm-müslim#||#kvn-xxoxx#x#eMN#||#eYY#||#KVN#||#SLM#||#eyy-ayet#||#emn-iman#||#slm-müslim#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِينَ آمَنُوا بِآيَاتِنَا وَكَانُوا مُسْلِمِينَ
Ellezîne âmenû bi âyâtinâ ve kânû muslimîn(muslimîne).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü
Müslim
Müslüman
س ل مSLM
Silm olan. / Salim olan. / Teslimiyet halinde olan. / İslam yaşantısını yaşayan.
Dşl.MüslimeÇğl.Müslimûn
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
43. ZUHRUF / 70
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Siz ve zevceleriniz, habr olarak cennete dahil olun!
DH:L CNN ZVC HBR .mid4094.ss43.as70.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxcennetxx#dh:l-dahil#||#cnn-cennet#||#zvc-zevc#||#hbr-habr#x#DH:L#||#CNN#||#ZVC#||#HBR#||#dh:l-dahil#||#cnn-cennet#||#zvc-zevc#||#hbr-habr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ادْخُلُوا الْجَنَّةَ أَنتُمْ وَأَزْوَاجُكُمْ تُحْبَرُونَ
Udhulûl cennete entum ve ezvâcukum tuhberûn (tuhberûne).
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
dahil
د خ لDH:L
İçeri. İç. İçinde. İçeri girmiş. Girmek, karışmak. Dokunmak. Taarruz etmek, müdâhale eylemek.
Aynı kökten:dahil dahl Dehal Dehalet duhul İddihal İdhal İdhalât Medhal Medahil Medhul müdahil Müdahilîn Müdahilan Müdhal Müdhil Mütedahil
Habr
Hibr
ح ب رHBR
Yahudi hahamı. Yahudi âlim. Ferahlık. Refah. Sürur. Tıb: Dişlerin beyazına ârız olan sarılık.
Çğl.EhbârÇğl.Hubur
Aynı kökten:Habbar Habr Hibr Ehbâr Hubur Mahber Mihbere Mehâbir Tahbir
Zevc
ز و جZVC
Çeşit. Tür. / Sınıf. Cins. / Bir şeyi tamamlayan, bütünleyen, noksanlarını ikmal şeyler. / En az iki şeyden meydana gelen. Bunların her biri. // Karı ve kocanın herbiri.
Dşl.ZevceÇğl.ZevceynÇğl.zevcatÇğl.Ezvac
Aynı kökten:İzdivac Mütezevvic Mütezevvicîn Müzavece Müzevvec Tezevvüc Tezevvücât Tezvic Zevc Zevce Zevceyn zevcat Ezvac
Diyanet Meali:
“Siz ve eşleriniz sevinç ve mutluluk içinde cennete giriniz.”
43. ZUHRUF / 71
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Altın sahfelerde ve kübler ile içlerinde nefslerin iştahlandığı ve aynların lezzet aldığı şeyler, kendilerine tavaf ettirilir.
Siz orada ebedisiniz.
Ahiret T:VF S:HF ZéHéB KVB ŞHéV NFS LZéZé A:YN H:LD .mid4095.ss43.as71.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxAhiretx#nfs-enfüs#||#h:ld-halid#||#zéhéb-zeheb#||#a:yn-ayn#||#t:vf-tavaf#||#şhév-iştah#||#kvb-küvb#||#s:hf-sahfe#||#lzézé-lezzet#x#T:VF#||#S:HF#||#ZéHéB#||#KVB#||#ŞHéV#||#NFS#||#LZéZé#||#A:YN#||#H:LD#||#nfs-enfüs#||#h:ld-halid#||#zéhéb-zeheb#||#a:yn-ayn#||#t:vf-tavaf#||#şhév-iştah#||#kvb-küvb#||#s:hf-sahfe#||#lzézé-lezzet#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
يُطَافُ عَلَيْهِم بِصِحَافٍ مِّن ذَهَبٍ وَأَكْوَابٍ وَفِيهَا مَا تَشْتَهِيهِ الْأَنفُسُ وَتَلَذُّ الْأَعْيُنُ وَأَنتُمْ فِيهَا خَالِدُونَ
Yutâfu aleyhim bi sıhâfin min zehebin ve ekvâb(ekvâbin), ve fîhâ mâ teştehîhil enfusu ve telezzul a’yun(a’yunu), ve entum fîhâ hâlidûn(hâlidûne).
Ayn
ع ي نA:YN
Göz. Pınar, kaynak. Çeşme. Tıpkısı, ta kendisi. Zat. Eşyanın hakikatı. Diz. Altın. Nazar değme. Casus. Muayene etmek. Bir yerin ileri gelenleri. Kavmin şereflisi. Meclis azaları. Kaymakam. Muayyen ve müşahhas olan şeyler. Her şeyin en iyisi.
Çğl.A'yanÇğl.A'yunÇğl.Uyûn
Aynı kökten:Ayn A'yan A'yun Uyûn Aynen Ayniyyet În Main Muayin Muayyin Müteayyin Müteayyinân Taayyün Taayyünat
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Küvb
ك و بKVB
Kadeh. Sırça. Kulpsuz bardak. Küp.
Çğl.Ekvab
Aynı kökten:Küvb Ekvab
Lezzet
ل ذ ذLZéZé
Tad, çeşni. Hoş ve güzel olan şey.
Çğl.LezzâtÇğl.Lezaiz
Aynı kökten:İltizaz İltizazat İstilzaz Leziz Lezize Lezz Lezzet Lezzât Lezaiz Müstelezz Müstelezzât Müstelizz Mütelezziz Mütelezziz Telezzüz Telziz
Nefs
Nefis
ن ف سNFS
Can, kişi, kendi, öz varlık. Bir şeyin zatı olan, kendisi. Göz. Şehvet ve gadabın mebdei olan kuvve-i nefsaniye. Fıtri meyil, bedenin hissi istekleri. Ruh, hayat, asıl. Maya. Hamiyet.
Çğl.NüfusÇğl.Enfüs
Aynı kökten:enfes Enafis Enfüsî Nefs Nefis Nüfus Enfüs Nefsani Nefsi Neseme Nesme Nüsüm Münafese Münafesat Mütenafis nefaset Nefsaniyet Nesis Tenafüs Tenâfüsât menfes Müneffis Müteneffis Nafis nefes Enfas Nesem teneffüs Teneffüsât Tenfis Tenfisât Nefsa Nefsâvât Nifâs Nevâfis
Sahfe
ص ح فS:HF
Küçük çanak. Geniş düz kap.
Çğl.Sıhâf
Aynı kökten:Mushaf Sahfe Sıhâf Sahife Sahaif Suhuf
Tavf
tavâf
ط و فT:VF
Dönmek. Ziyaret maksadı ile etrafında dolaşmak. Hacıların Kabe etrafında yedi defa dolaşmaları. Fırat Nehri gibi sularda üstüne binilen vasıta.
Aynı kökten:Mataf Matâif Metaf Mutaf Mutatavvif Taif Taife Tatvif Tavf tavâf Tavvaf Tayfun Tetavvuf Tufan
zeheb
ذ ه بZéHéB
Altın. Yumurta sarısı.
Aynı kökten:İzhab mezheb tezhib Zahib zehab zeheb
iştah
ش ه وŞHéV
xoxox
Aynı kökten:iştah Müşteha Müşteheyat şehiy Şehiye şehvet Şehevat
Diyanet Meali:
Onlar için altın tepsiler ve kadehler dolaştırılır. Canlarının istediği ve gözlerinin hoşlandığı her şey oradadır. Siz orada ebedî olarak kalacaksınız.
43. ZUHRUF / 72
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
İşte bu, amel etmiş olduklarınızla kendisine varis olduğunuz cennettir.
CNN VRSé KVN A:ML .mid4096.ss43.as72.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxxxcennetxx#a:ml-amel#||#cnn-cennet#||#vrsé-varis#||#kvn-xxoxx#x#CNN#||#VRSé#||#KVN#||#A:ML#||#a:ml-amel#||#cnn-cennet#||#vrsé-varis#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَتِلْكَ الْجَنَّةُ الَّتِي أُورِثْتُمُوهَا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
Ve tilkel cennetulletî ûristumûhâ bi mâ kuntum ta’melûn(ta’melûne).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Cennet
ج ن نCNN
Etrafı çevrilerek ve kapatılarak korumaya alınmış bahçe.
Çğl.CennâtÇğl.Cinan
Aynı kökten:Can Canan Cann Cenan Cenin Ecinne Cenn Cünün Cennân Cennet Cennât Cinan Cinnet Cünun Cinnî Cinn Cinnet Cünnet Cünun Mecane Mecenne Micenn Mecnun Mecanin Mütecenni Mütecennin Tecanün Tecennün
Vâris
و ر ثVRSé
Mirasçı. Kendisine miras düşen. Mirasa konan. Vefat eden birisinin maddî veya manevî mal ve mülkünde kullanmaya, tasarrufa salâhiyetli olan. El Varis : İntikal etmek, intikalen malolmak. ALLAH'ın veraset kabul etme fiili.
Çğl.Vârisîn
Aynı kökten:İras İrs A'râs İrsen İrsî Mevarîs Mevrus Mevruse Mevrusat Miras Muris Muvarese Müvarese Mütevaris Te'ris Tevarüs Teverrüs Tevris Türas Vâris Vârisîn Veraset Verese
Diyanet Meali:
İşte bu, yapmakta olduklarınıza karşılık size mîras verilen cennettir.
43. ZUHRUF / 73
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 493
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Sizin için orada fakihlerin çokluğu vardır, onlardan yersiniz.
Ahiret FKHé KSéR eKL .mid4097.ss43.as73.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf493.sure.43.xxxAhiretx#ksér-kesir#||#ekl-ekl#||#fkhé-fakih#x#FKHé#||#KSéR#||#eKL#||#ksér-kesir#||#ekl-ekl#||#fkhé-fakih#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَكُمْ فِيهَا فَاكِهَةٌ كَثِيرَةٌ مِنْهَا تَأْكُلُونَ
Lekum fîhâ fâkihetun kesîretun minhâ te’kulûn(te’kulûne).
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
Fakih
ف ك هFKHé
Yaş meyve, yemiş, yaş hurma ağacı. Şenlendiren, sevindiren.
Dşl.FâkiheÇğl.Fevakih
Aynı kökten:Fakih Fâkihe Fevakih Fakihiyy fâkihanî Tefekküh
Kesir
ك ث رKSéR
Çok. Bol. Kesret üzere olan. Türlü. Çeşitli. Artan parçalar, geri kalan adetler. Artık.
Çğl.küsurÇğl.küsurat
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
Diyanet Meali:
Orada sizin için bol bol meyve var, onlardan yersiniz.
43. ZUHRUF / 74
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak mücrimler, cehennem azabında ebedidirler.
Ahiret CRM A:ZéB H:LD .mid4098.ss43.as74.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxAhiretxxcehennemxx#a:zéb-azab#||#h:ld-halid#||#chm-cehennem#||#crm-mücrim#x#CRM#||#A:ZéB#||#H:LD#||#a:zéb-azab#||#h:ld-halid#||#chm-cehennem#||#crm-mücrim#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ الْمُجْرِمِينَ فِي عَذَابِ جَهَنَّمَ خَالِدُونَ
İnnel mucrimîne fî azâbi cehenneme hâlidûn(hâlidûne).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Mücrim
ج ر مCRM
Cürüm ve kabahat işlemiş olan. Suçlu.
Çğl.Mücrimîn
Aynı kökten:Carim Ceram Cerim Cirâm Cerame Cerem Cerim Ceraim Cerime Cereme Cerm Cürüm Cirm Ecram Cirman Cürm Cürüm İcram İctiram Lacerem Lacereme Mücrim Mücrimîn Tecrim
Halid
خ ل دH:LD
Sonsuz, ebedi. Daimi. Sürüp giden. Devam eden.
Dşl.HalideÇğl.Halidat
Aynı kökten:Hald Halid Halide Halidat Huld Hulud Ihlad Muhalled Muhalledat Muhalledîn Muhalledûn Muhallid Muhled Mütehallid Tahallüd Tahlid
Diyanet Meali:
Şüphesiz suçlular cehennem azabında devamlı kalacaklardır.
43. ZUHRUF / 75
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlardan meftur olunmaz! Onlar orada müblistirler.
Ahiret FTR BLS .mid4099.ss43.as75.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxAhiretx#bls-müblis#||#ftr-meftur#x#FTR#||#BLS#||#bls-müblis#||#ftr-meftur#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَا يُفَتَّرُ عَنْهُمْ وَهُمْ فِيهِ مُبْلِسُونَ
Lâ yufetteru anhum ve hum fîhi mublisûn(mublisûne).
Müblis
ب ل سBLS
Mahrum. Hasreti şiddetli olan. Acele yapılması lüzumlu bulunan. Elzem.
Aynı kökten:İblas İblis Ebalis Müblis
Meftur
ف ت رFTR
Kederli, üzgün, bezgin. / Ara verilmiş. Hafifletilmiş. Azaltılmış. / Uyuşuk.
Aynı kökten:Fatir Fetret Fitret Fitre Fütur Meftur Mefturiyet Teftir Teftirat
Diyanet Meali:
Azapları hafifletilmeyecektir. Onlar azap içinde ümitsizdirler.
43. ZUHRUF / 76
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Biz onlara zulüm etmedik. Lakin onlar zalimler oldular.
Ahiret Z:LM KVN Z:LM .mid4100.ss43.as76.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxAhiretx#z:lm-zalim#||#kvn-xxoxx#x#Z:LM#||#KVN#||#Z:LM#||#z:lm-zalim#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَمَا ظَلَمْنَاهُمْ وَلَكِن كَانُوا هُمُ الظَّالِمِينَ
Ve mâ zalemnâhum ve lâkin kânû humuz zâlimîn(zâlimîne).
zalim
ظ ل مZ:LM
Zulmeden, haksızlık eden.
Dşl.ZâlimeÇğl.ZalemeÇğl.Zâlimîn
Aynı kökten:mazlum Mazlumîn mezalim munzalim Mutazallim Mutazallimîn Muzlim Tazlim Tezalüm zalim Zâlime Zaleme Zâlimîn Zallam Zalûm Zıllîm zulmet Zulümat zulüm Zulm
Diyanet Meali:
Biz onlara zulmetmedik. Fakat onlar, kendileri zâlim idiler.
43. ZUHRUF / 77
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Nida ederler:
"Ey malik! Rabbinin üzerimize kaza etmesi için…",
onlara
"Muhakkak siz makis olansınız" denir.
NDV MLK K:D:Y RBB K:VL MKSé .mid4101.ss43.as77.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#rbb-rabb#||#mlk-malik#||#ndv-nida#||#k:d:y-kaza#||#mksé-makis#||#k:vl-xxoxx#x#NDV#||#MLK#||#K:D:Y#||#RBB#||#K:VL#||#MKSé#||#rbb-rabb#||#mlk-malik#||#ndv-nida#||#k:d:y-kaza#||#mksé-makis#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَنَادَوْا يَا مَالِكُ لِيَقْضِ عَلَيْنَا رَبُّكَ قَالَ إِنَّكُم مَّاكِثُونَ
Ve nâdev yâ mâliku li yakdi aleynâ rabbuk(rabbuke), kâle innekum mâkisûn(mâkisûne).
Kaza
ق ض يK:D:Y
Bir işi tamamiyle kesip atmak, kesin hükmü verip uygulamak. / Kaderin, takdirin ve emrin yerine gelmesi. / Birdenbire olan musibet. Beklenmedik belâ. / İstemeden yapılan zarar. / Bir şeyi birbirine lâzım kılmak. İcab. / Beyan eylemek. / Ahdini yerine getirmek. Ödemek, edâ etmek. / Ölüm. / Hâkimlik, hâkimin hükmü. Hükmetmek. / Kadı'nın hükümetinin hududu olan memleket. / Vaktinde kılınmayan namazı sonradan kılmak.
Çğl.Akziye
Aynı kökten:Kaza Akziye kazaen Kazaî kazi Kadî Makzî Mukzî Takziye İnkıza' Münkazi Münkaziye
Makis
م ك ثMKSé
Durup dinlenen, duraklayıp eğlenen.
Dşl.Mâkise
Aynı kökten:Makis Mâkise Meks Müks
malik
م ل كMLK
Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan. Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Nida'
ن د وNDV
Seslenmek, çağırmak, haykırmak, bağırmak. Ses vermek.
Aynı kökten:Münada Münadi Mütenadi Nadi Nevadi Nida' Tenadi Tenad
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
(Görevli meleğe şöyle seslenirler:) “Ey Mâlik! Rabbin bizim işimizi bitirsin.” O da, “Siz hep böyle kalacaksınız” der.
43. ZUHRUF / 78
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Size hakk ile gelmiştik! Fakat pek çoğunuz hakkı kerih gördü.
CYe HK:K: KSéR HK:K: KRHé .mid4102.ss43.as78.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#hk:k:-hakk#||#ksér-ekser#||#krhé-kerih#||#cye-xxoxx#x#CYe#||#HK:K:#||#KSéR#||#HK:K:#||#KRHé#||#hk:k:-hakk#||#ksér-ekser#||#krhé-kerih#||#cye-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
لَقَدْ جِئْنَاكُم بِالْحَقِّ وَلَكِنَّ أَكْثَرَكُمْ لِلْحَقِّ كَارِهُونَ
Lekad ci’nâkum bil hakkı ve lâkinne ekserekum lil hakkı kârihûn(kârihûne).
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
Kerih
ك ر هKRHé
İğrenç, tiksindirici. Muharebe ve cenkte olan şiddet. Pis, çirkin, fena şey. Nefse kerahetlik vercek kabahat.
Aynı kökten:Ekreh İkrah İkrahen İstikrah Kerahe Kerâhiye Kerâhet Keraheten Kerahiyyet Kerh Kerih Kerihe Kerâih Kerihet Mekruh Mekruhat Mekruha Mekruhiyet Mükrih Müstekrih Mütekerrih Tekerrüh
Ekser
ك ث رKSéR
Pek fazla. Daha çok. Kesrette olan. En çok.
Aynı kökten:Ekser iksar İstiksar Kâsir Kesir küsur küsurat kesr kesir kesret kevser Meksur Mükesser Müksir Müsteksir Mütekasir Mütekessir Mütekessir Tekâsür tekasür Teksir
Diyanet Meali:
Andolsun, size hakkı getirdik. Fakat çoğunuz haktan hoşlanmayanlarsınız.
43. ZUHRUF / 79
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa emri ibram mı ettiler!? Artık muhakkak mübrim olan BİZ'iz!
BRM eMR BRM .mid4103.ss43.as79.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#emr-emir#||#brm-mübrim#||#brm-ibram#x#BRM#||#eMR#||#BRM#||#emr-emir#||#brm-mübrim#||#brm-ibram#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ أَبْرَمُوا أَمْرًا فَإِنَّا مُبْرِمُونَ
Em ebremû emren fe innâ mubrimûn(mubrimûne).
İbram
ب ر مBRM
Israrla rica etmek. Usandırıncaya kadar üzerine düşmek. / Usandırmak, yıldırmak. / İpi sağlam bükmek. / Muhkem kılmak.
Çğl.İbramat
Aynı kökten:İbram İbramat Mübrem Mübrim Mübrime
Mübrim
ب ر مBRM
Zorlıyan, zorlayıcı. / Mânâsız ve boş sözlerle can sıkan kimse. / İki katlı yapan. / Cür'et eden.
Dşl.Mübrime
Aynı kökten:İbram İbramat Mübrem Mübrim Mübrime
emir
ا م رeMR
Emredici olan. Seyyid. Şerif. Yüksek rütbeli zabit. Bir memleketin, bir aşiretin veya kabilenin reisi. Büyük ve meşhur bir soydan gelen. Hz.Peygamber'in (A.S.M.) soyundan gelen. Zengin.
Çğl.Ümera
Aynı kökten:Âmir amir Âmire Emaret emir Ümera emr emir Evamir Umur imra Me'mur memur Teemmür Te'mir
Diyanet Meali:
Yoksa (gerçeği kabul etmeme konusunda) bir işe kesin karar mı verdiler? Şüphesiz biz de (onları cezalandırmakta) kararlıyız.
43. ZUHRUF / 80
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa kendilerinin sırrlarını veya necvalarını BİZ'im işitmeyeceğimizi mi hesab ettiler!?
Bilakis!
BİZ'im Rasullerimiz kendi ledalarına ketb ediyorlar.
HSB SMA: SRR NCV RSL LDN KTB .mid4104.ss43.as80.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxxxrasulxx#ktb-ketb#||#rsl-rasul#||#hsb-hesab#||#ncv-necva#||#srr-sırr#||#ldn-leda#||#sma:-xxoxx#x#HSB#||#SMA:#||#SRR#||#NCV#||#RSL#||#LDN#||#KTB#||#ktb-ketb#||#rsl-rasul#||#hsb-hesab#||#ncv-necva#||#srr-sırr#||#ldn-leda#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ يَحْسَبُونَ أَنَّا لَا نَسْمَعُ سِرَّهُمْ وَنَجْوَاهُم بَلَى وَرُسُلُنَا لَدَيْهِمْ يَكْتُبُونَ
Em yahsebûne ennâ lâ nesmeu sırrehum ve necvâhum, belâ ve rusulunâ ledeyhim yektubûn(yektubûne).
hesab
ح س بHSB
Hesab. Hesab etmek. Sanmak, zannetmek. Öyle kabul etmek. Ödenmesi gereken bedel.
Çğl.Hüsbân
Aynı kökten:Ahseb Hasb Haseb Hasbî Hasbüna Hasib hesab Hüsbân Husban İhsab İhtisab Mahsub Mahsubât Muhasebe Muhasib
Ketb
ك ت بKTB
(İlmi ve yaşanmışları) Toplama, bir araya getirme, cem'etme. Dikme.
Aynı kökten:iktab İktab İstiktab katib Ketebe Ketb kitab Kütüb kitabe kitabet Kitbe mekteb Mekâtib mektub Mekâtîb Mektubat Mukteb Mekâtib Mükâtebe Mükâtib
leda
ledun
ل د نLDN
Vücud. Varlık. Zata ilişkin olan.
Aynı kökten:leda ledun
Necv
Necva
ن ج وNCV
İki kişi arasında olan sır. Gizli fısıltı. İki kişi arasında fısıldamak. Ağız koklamak. Karından çıkan necis. Yüzmek.
Çğl.Nicâ
Aynı kökten:İnca' İstincad Mencat Münacat Münci Naci Naciye necat necati Tenciye Necv Necva Nicâ Necve
Rasul
Resul
ر س لRSL
Taşıyıcı. Elçi. Getiren ve götüren. / Rasul bir gövde değil, manevi bir sıfattır. Elle tutulup, gözle görülmediği halde; tutan elleri, gören gözleri, hatta kalpleri bile kumanda eden, yetkisi altında tutan, mutlak yürürlüğünü icra eden mücerret ve manevi bir sıfattır. / Kendisine kitap verilmemiş olan, kendisinden önceki inzal edileni devam ettiren Allah elçisi. / Huk: Tasarrufta hakkı olmaksızın, birisinin sözünü olduğu gibi bir başkasına bildiren kimse. / Allah'tan kuluna, kulundan da Allah'a taşıyan.
Çğl.RüsülÇğl.Rüsela
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
Diyanet Meali:
Yoksa onların sırlarını ve gizli konuşmalarını duymadığımızı mı sanıyorlar? Hayır öyle değil, yanlarındaki elçilerimiz (melekler) yazmaktadırlar.
43. ZUHRUF / 81
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Eğer Rahman'ın bir oğlu olsaydı, ona ilk abd, ben olurdum."
K:VL KVN RHM VLD eVL A:BD .mid4105.ss43.as81.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#kvn-kane#||#evl-evvel#||#rhm-rahman#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#RHM#||#VLD#||#eVL#||#A:BD#||#kvn-kane#||#evl-evvel#||#rhm-rahman#||#vld-xoxox#||#a:bd-abd#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ إِن كَانَ لِلرَّحْمَنِ وَلَدٌ فَأَنَا أَوَّلُ الْعَابِدِينَ
Kul in kâne lir rahmâni veledun fe enâ evvelul âbidîn(âbidîne).
abd
abid
ع ب دA:BD
Emir alan ve aldığı emri yerine getiren. Buna mecbur olan. / Hareketlerini belirleyecek emirleri almak üzere mabuda bağlantılı olmak. / Köle.
Dşl.abideÇğl.a'bideÇğl.ibad
Aynı kökten:abd abid abide a'bide ibad İ'bad ibadet İbadat İsti'bad ma'bed maabid ma'bud ma'bude Ta'bid übeyd
Evvel
ا و لeVL
İlk. Birinci. El Evvel : Evveli, başlangıcı olmayan. İbtidası olmayıp, herşey üzerine sabık olan.
Çğl.Evvelîn
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
kontrol-giriş
Aynı kökten:
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
kontrol-giriş
Aynı kökten:
Diyanet Meali:
(Ey Muhammed!) De ki: “Eğer Rahmân’ın bir çocuğu olsaydı, ona kulluk edenlerin ilki ben olurdum.”
43. ZUHRUF / 82
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Semaların ve arzın Rabbi, arşın Rabbi, onların vasf ettikleri şeylerden subhandır.
Esma-ül Hüsna SBH RBB SMV eRD: RBB A:RŞ VS:F .mid4106.ss43.as82.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxEsma-ül Hüsnax#erd:-arz#||#smv-semavat#||#rbb-rabb#||#sbh-subhan#||#a:rş-arş#||#vs:f-vasf#x#SBH#||#RBB#||#SMV#||#eRD:#||#RBB#||#A:RŞ#||#VS:F#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#rbb-rabb#||#sbh-subhan#||#a:rş-arş#||#vs:f-vasf#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
سُبْحَانَ رَبِّ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ رَبِّ الْعَرْشِ عَمَّا يَصِفُونَ
Subhâne rabbis semâvâti vel ardı rabbil arşi ammâ yasıfûn(yasıfûne).
Arş
ع ر شA:RŞ
Bağ çardağı. Gölgelik. Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Fevkiyyet, ulviyyet.
Çğl.A'raşÇğl.Uruş
Aynı kökten:Arş A'raş Uruş
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
sübhan
subhan
س ب حSBH
Noksansız olan. Yerli yerinde olan (evvelde ve ahirde ve zahirde ve batında). Tam olması gerektiği gibi olan. (Kavramsal olarak Allah'a özgüdür!)
Aynı kökten:fesübhanallah Müsebbih Müsebbiha Sebbih Sebh Sebhale Sübha sübhan subhan Tesbih İsbah Sâbih Sâbiha Sâbihât Sebbah Sebbahe Sebh Sebuh Sibahat Sebahat Yesbehun Müsebbeh Sebha Sebih Sebiha Tasbih
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Vasf
و ص فVS:F
Sıfat. Bir kimsenin veya şeyin taşıdığı hâl. Tarif etmek, vasıflandırmak, atfetmek.
Çğl.Evsâf
Aynı kökten:Vasf Evsâf Vasıf Vassaf
Diyanet Meali:
Göklerin ve yerin Rabbi, Arş’ın da Rabbi olan Allah, onların nitelendirmelerinden uzaktır.
43. ZUHRUF / 83
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Artık vezr et onları!
Onlar vaad olundukları yevme mülaki oluncaya kadar havz olsunlar ve ilab etsinler.
VZéR H:VD: LA:B LK:Y YVM VA:D .mid4107.ss43.as83.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxxxyevmxx#yvm-yevm#||#va:d-vaad#||#lk:y-mülaki#||#vzér-vezr#||#la:b-ilab#||#h:vd:-havz#x#VZéR#||#H:VD:#||#LA:B#||#LK:Y#||#YVM#||#VA:D#||#yvm-yevm#||#va:d-vaad#||#lk:y-mülaki#||#vzér-vezr#||#la:b-ilab#||#h:vd:-havz#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا وَيَلْعَبُوا حَتَّى يُلَاقُوا يَوْمَهُمُ الَّذِي يُوعَدُونَ
Fe zerhum yahûdû ve yel’abû hattâ yulâkû yevme humullezî yû’adûn(yû’adûne).
Havz
خ و ضH:VD:
Suya girme. Sakınılacak işe girişmek. Başlamak.
Aynı kökten:Havz Tahviz
İl'ab
ل ع بLA:B
Oynatma, oynatılma
Aynı kökten:İl'ab İltiab La'be Lu'b Laib Lu'bî Ma'leb Meâlib Mel'ab Mel'abe Melaib Mülaib Mütelaib Tel'abe Til'abe Ül'ube
mülaki
ل ق يLK:Y
Buluşan. Yüz yüze gelen. Görüşen. Kavuşan.
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
vezr
و ذ رVZéR
Bırakmak. Geriye bırakmak. Ortaya bırakmak. Terk etmek. Vazgeçmek.
Aynı kökten:vezr
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevmî Yevmiye
Diyanet Meali:
Bırak onları, tehdit edildikleri güne kavuşana kadar, (batıl inançlarına) dalsınlar ve (dünya hayatlarında) oynayadursunlar.
43. ZUHRUF / 84
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
O ki, semada da ilahtır, arzda da ilahtır.
O hakimdir, alimdir.
Esma-ül Hüsna SMV eLHé eRD: eLHé HKM A:LM .mid4108.ss43.as84.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxEsma-ül Hüsnax#elhé-ilah#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#hkm-hakim#x#SMV#||#eLHé#||#eRD:#||#eLHé#||#HKM#||#A:LM#||#elhé-ilah#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#a:lm-alim#||#hkm-hakim#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَهُوَ الَّذِي فِي السَّمَاء إِلَهٌ وَفِي الْأَرْضِ إِلَهٌ وَهُوَ الْحَكِيمُ الْعَلِيمُ
Ve huvellezî fîs semâi ilâhun ve fîl ardı ilâh(ilâhun), ve huvel hakîmul alîm(alîmu).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ilah
ا ل هeLHé
Güvenilen şey. Değer verilen şey. Tapınılan. Put.
Dşl.ilaheÇğl.alihe
Aynı kökten:ilah ilahe alihe ilahi ilahiyat İlahiyyun
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
hakim
Hâkim
ح ك مHKM
Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden. Memleketi idare eden. Mahkeme reisi.
Dşl.HâkimeÇğl.Hükkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
O, gökte de ilâh olandır, yerde de ilâh olandır. O, hüküm ve hikmet sahibidir, hakkıyla bilendir.
43. ZUHRUF / 85
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Semaların ve arzın ve ikisinin arasında olanların mülkü O'nun olan, bereketlidir.
Saatin ilmi onun indindedir.
Siz ona rücu edeceksiniz.
BRK MLK SMV eRD: BYN A:ND A:LM SVA: RCA: .mid4109.ss43.as85.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxxxsaatxx#sva:-saat#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#byn-beyn#||#mlk-mülk#||#rca:-rücu#||#brk-bereket#x#BRK#||#MLK#||#SMV#||#eRD:#||#BYN#||#A:ND#||#A:LM#||#SVA:#||#RCA:#||#sva:-saat#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#byn-beyn#||#mlk-mülk#||#rca:-rücu#||#brk-bereket#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَتَبَارَكَ الَّذِي لَهُ مُلْكُ السَّمَاوَاتِ وَالْأَرْضِ وَمَا بَيْنَهُمَا وَعِندَهُ عِلْمُ السَّاعَةِ وَإِلَيْهِ تُرْجَعُونَ
Ve tebârekellezî lehu mulkus semâvâti vel’ardı ve mâ beynehumâ, ve indehu ilmus sâah(sâati), ve ileyhi turceûn(turceûne).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
bereket
ب ر كBRK
Bolluk. Çokluk. Feyiz. Lütuf. İhsan. Uğurluluk. Meymenet, saadet.
Çğl.Berekât
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
mülk
milk
م ل كMLK
Mal. Yer. Bina. Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu. İzzet, azamet, şevket. Bir şeyin dış yüzü. İnsanın sahip ve malik olduğu şey. Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
Çğl.Emlak
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Saat
Sı'va'
س و عSVA:
Bir günün yirmi dörtte biri, saat. Zaman, vakit. Muayyen, belli bir vakit. Altmış dakikalık zaman. Kıyâmet.
Çğl.Saat
Aynı kökten:Saat Sı'va' Saat Suvaa
Diyanet Meali:
Göklerin, yerin ve ikisi arasındaki her şeyin hükümranlığı kendisine ait olan Allah yücedir! Kıyametin bilgisi de yalnız O’nun katındadır ve yalnızca O’na döndürüleceksiniz.
43. ZUHRUF / 86
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Hakka şahid olanlardan ve alim olanlardan başka, O'ndan gayrısına davet edenler şefaate malik değillerdir.
MLK DA:V DVN ŞFA: ŞHéD HK:K: A:LM .mid4110.ss43.as86.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#da:v-davet#||#dvn-dun#||#a:lm-alim#||#şfa:-şefaat#||#hk:k:-hakk#||#mlk-malik#||#şhéd-şahid#x#MLK#||#DA:V#||#DVN#||#ŞFA:#||#ŞHéD#||#HK:K:#||#A:LM#||#da:v-davet#||#dvn-dun#||#a:lm-alim#||#şfa:-şefaat#||#hk:k:-hakk#||#mlk-malik#||#şhéd-şahid#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَا يَمْلِكُ الَّذِينَ يَدْعُونَ مِن دُونِهِ الشَّفَاعَةَ إِلَّا مَن شَهِدَ بِالْحَقِّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ
Ve lâ yemlikullezîne yed’ûne min dûnihiş şefâte illâ men şehide bil hakkı ve hum ya’lemûn(ya’lemûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Da'vet
Dıayet
د ع وDA:V
Çağırma. / Ziyafet. / Bir fikri kabul ettirmek için deliller söylemek.
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
malik
م ل كMLK
Sâhib. Malı elinde bulunduran. Bir şeyin mülkiyetini elinde tutan. Cehennem zebânilerine hâkim ve onları idare eden meleğin adı.
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
Şefaat
ش ف عŞFA:
Birinin bağışlanmasına aracılık etmek. Af için vesile olmak.
Aynı kökten:Eşfa' şafi Şefi' Şef' Şefa Şefaat
şahid
ش ه دŞHéD
Şahitlik yapan. Bilen, tanıyan. Senet yerine geçecek kadar mâkul ve mu'teber sayılan. Gören. Hazır. Veled yatağı denilen ve çocuk ile birlikte çıkan deri.
Dşl.ŞahideÇğl.ŞühedaÇğl.ŞevâhidÇğl.Şühud
Aynı kökten:istişhad İstişhadat işhad meşhed Meşahid meşhud Meşhudat Meşhudiyyet Müsteşhed Müsteşhedât Müşahed Müşahedat müşahede müşahid Müşahidin şahadet Şehâdet şahid Şahide Şüheda Şevâhid Şühud şehid Şüheda
Diyanet Meali:
O’nu bırakıp taptıkları şeyler şefaat edemezler. Ancak bilerek hakka şâhitlik edenler şefaat edebilirler.
43. ZUHRUF / 87
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer onlara, kendilerini kimin halk ettiğini sual etsen, elbette "ALLAH" diyeceklerdir.
Nasıl da ifk ediyorlar!
Doğa/Yaşam SeL H:LK: K:VL eNY eFK .mid4111.ss43.as87.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxDoğa/Yaşamx#eny-ani#||#h:lk:-halk#||#efk-ifk#||#sel-sual#||#k:vl-xxoxx#x#SeL#||#H:LK:#||#K:VL#||#eNY#||#eFK#||#eny-ani#||#h:lk:-halk#||#efk-ifk#||#sel-sual#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَئِن سَأَلْتَهُم مَّنْ خَلَقَهُمْ لَيَقُولُنَّ اللَّهُ فَأَنَّى يُؤْفَكُونَ
Ve le in se’eltehum men halakahum le yekûlunnallahu fe ennâ yu’fekûn(yu’fekûne).
İfk
ا ف كeFK
Bühtan. Bir suçu birisine yüklemek. İftira.
Aynı kökten:Effak efk üfuk İfk Mü'tefik Mü'tefike Mü'tefikat Te'fik Te'fikât Üfkuhe
Ani
ا ن يeNY
Ansızın, birdenbire. Bir anda. Hemen. Tam da. Nasıl da. Son derece kızgın. Olgunlaşmış, kemale erişmiş.
Çğl.Ânâ
Aynı kökten:Ani Ânâ Aniye İna' İnâ Aniye
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
Andolsun, onlara kendilerini kimin yarattığını sorsan elbette, “Allah” derler. Öyleyken nasıl döndürülüyorlar?
43. ZUHRUF / 88
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
"Ey Rabbim!
Muhakkak bunlar iman etmeyen bir kavimdir!" denildi.
K:VL RBB K:VM eMN .mid4112.ss43.as88.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxxximanxx#k:vm-kavim#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RBB#||#K:VM#||#eMN#||#k:vm-kavim#||#emn-iman#||#rbb-rabb#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقِيلِهِ يَارَبِّ إِنَّ هَؤُلَاء قَوْمٌ لَّا يُؤْمِنُونَ
Ve kîlihi yâ rabbi inne hâulâi kavmun lâ yu’minûn(yu’minûne).
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Kavim
ق و مK:VM
Doğru, dik, ayakta. Dürüst. İsabetli. Boyu düzgün ve güzel.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
Onun (Muhammed’in), “Ya Rabbi!” demesine andolsun ki, şüphesiz bunlar iman etmeyen bir kavimdir.
43. ZUHRUF / 89
Surede Toplam Ayet: 89
Kitap Sırası: 43
Nüzul Sırası: 63
Sayfa: 494
Cüz: 25
Nüzul Yeri: MEKKE
Artık onlardan safh et!
De ki: "Selam!"
Onlar yakında alim olacaklar.
S:FH K:VL SLM A:LM .mid4113.ss43.as89.saZUHRUF.ns63.nyMEKKE.cs25.syf494.sure.43.xxxx#a:lm-alim#||#slm-selam#||#s:fh-safh#||#k:vl-xxoxx#x#S:FH#||#K:VL#||#SLM#||#A:LM#||#a:lm-alim#||#slm-selam#||#s:fh-safh#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاصْفَحْ عَنْهُمْ وَقُلْ سَلَامٌ فَسَوْفَ يَعْلَمُونَ
Fasfah anhum ve kul selâm(selâmun), fe sevfe ya’lemûn(ya’lemûne).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Safh
ص ف حS:FH
Suç bağışlama, dostluk etme. Günah ve cürmü afveyleme. Bir şeyin bir tarafı. Bir şey içirme. Yüz çevirme.
Aynı kökten:musafaha musafih mütesafih Safh Tasfih Tasfihât tesafüh Musfah Safha Safahat Tasaffuh Tesaffuh
selam
س ل مSLM
Selamet. Emniyet. Barış. Huzur. Esenlik. Rahatlık. Bütün korktuklarından emin olma. Salim olma. / Gelip geçici olmama. / Aşina, bilindik. / Söz veya işaretle nezaket gösterme, esenlik dileme, merhaba. / Selam Allah'tandır. Es Selam : Herşeyinde bir selam, bir rahatlık, bir esenlik var demektir. Kuddüsüs Selam; takdis edildiği zaman rahatlık temin edilir. Hastalığın arkasından hissedilen rahatlık gibi.
Aynı kökten:Darus Selam Eslem Hz. Süleyman İslam İstislam Müsaleme Müsellem Müselleme Müsellim Müslim Müslüman Müslime Müslimûn Müsteslim Müsteslimîn Mütesellim salim salime Sâlimîn selam selamet Selamun Aleykum selem Seleme selim Selime Silm Selm Tesalüm Tesellüm Teslim Teslimat Teslimiyet Derece-i Süllem Süllem Selalim
Diyanet Meali:
Şimdilik sen onları hoş gör ve “size selâm olsun” de. Yakında bilecekler.