DuruMeal - Orjinal Kelimeleri ile Kelam-ı Kadim Okuma
Sıra Numarası... Sure: Ayet: DuruMeal'de Ara: Açıklamalı DuruMeal Sayfası
MULK SURES��

SUREMEAL
Rahman, Rahim ALLAH adına!
.mid4840.ss67.as.saMULK.ns77.ny.cs29.syf561.sure.67.xxxxx
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
بِسْمِ اللّهِ الرَّحْمَنِ الرَّحِيمِ
Bismillâhir rahmânir rahîm.
67. MULK / 1
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Mülk elinde olan bereketlidir.
O, herşeye kadirdir.
Esma-ül Hüsna BRK YDY MLK KLL ŞYe K:DR .mid4841.ss67.as1.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxEsma-ül Hüsnax#şye-şey#||#kll-külli#||#ydy-yed#||#mlk-mülk#||#k:dr-kadir#||#brk-bereket#x#BRK#||#YDY#||#MLK#||#KLL#||#ŞYe#||#K:DR#||#şye-şey#||#kll-külli#||#ydy-yed#||#mlk-mülk#||#k:dr-kadir#||#brk-bereket#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
تَبَارَكَ الَّذِي بِيَدِهِ الْمُلْكُ وَهُوَ عَلَى كُلِّ شَيْءٍ قَدِيرٌ
Tebârekellezî bi yedihil mulku ve huve alâ kulli şey’in kadîr(kadîrun).
bereket
ب ر كBRK
Bolluk. Çokluk. Feyiz. Lütuf. İhsan. Uğurluluk. Meymenet, saadet.
Çğl.Berekât
Aynı kökten:barek Barekte bereket Berekât Ebrek mübarek mubarek Mübarekât Müteberrik Müteberrike tebarek teberrük Teberrüken tebrik Tebrikât
kadir
ق د رK:DR
Bir işi yapmaya gücü yeten. Mukaddir. Muktedir. Kudreti mutlak olan ve her hususa muktedir olan. El Kadir : Muhakkak becermek. Muktedirde becermiş olmak. Kudret. Kudret sâhibi ve herşeye kudreti yeten. Nihayetsiz kudret sahibi.
Aynı kökten:Akder İkdar İktidar kader kadir Kadr Kıdr Kudur kudret Akdar Makderet makdur Makdurat Mikdar mukadder Mukadderat Mukaddir Mukaddirîn muktedir Muktedirîn takdir Tekadir
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
mülk
milk
م ل كMLK
Mal. Yer. Bina. Hüküm ile bir şeyin zabt ve tasarrufu. İzzet, azamet, şevket. Bir şeyin dış yüzü. İnsanın sahip ve malik olduğu şey. Akıl sahiplerini tasarruf etmek.
Çğl.Emlak
Aynı kökten:İmlak İstimlak malik Malik-ül Mülk melek Meleke Melekât Melaike melekut melik melike Mülûk Melk Memleket Memâlik Memluk mülk milk Emlak Mülket Mülkiye Mülkiyet Mümellek Müstemlek Müstemleke Mütemalik Mütemellik Temellük Temlik
yed
ي د يYDY
El. Nimet. Mc: Kuvvet, kudret, güç. Yardım. (yedan: iki el) (eydi... eyâdi)
Çğl.yüdiÇğl.eydiÇğl.yedan
Aynı kökten:yed yüdi eydi yedan
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
1. Hükümranlık elinde olan Allah, yücedir. O, her şeye hakkıyla gücü yetendir.
67. MULK / 2
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Sizin ahsen amelinizi belv etmek için mevti ve hayatı halk eden O'dur.
O, azizdir, gafurdur.
Esma-ül Hüsna H:LK: MVT HYY BLV HSN A:ML A:ZZ G:FR .mid4842.ss67.as2.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxEsma-ül Hüsnaxxalakxx#a:ml-amel#||#h:lk:-halk#||#a:zz-aziz#||#g:fr-gafur#||#hsn-ahsen#||#hyy-hayat#||#mvt-mevt#||#blv-belv#x#H:LK:#||#MVT#||#HYY#||#BLV#||#HSN#||#A:ML#||#A:ZZ#||#G:FR#||#a:ml-amel#||#h:lk:-halk#||#a:zz-aziz#||#g:fr-gafur#||#hsn-ahsen#||#hyy-hayat#||#mvt-mevt#||#blv-belv#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِي خَلَقَ الْمَوْتَ وَالْحَيَاةَ لِيَبْلُوَكُمْ أَيُّكُمْ أَحْسَنُ عَمَلًا وَهُوَ الْعَزِيزُ الْغَفُورُ
Ellezî halakal mevte vel hayâte li yebluvekum eyyukum ahsenu amelâ(amelen), ve huvel azî zul gafûr(gafûru).
amel
ع م لA:ML
İş. Çalışma. Bir emri veya vazifeyi yerine getirme. Bir bilginin iş olarak tatbiki. Kar, iş işleme.
Çğl.AmeliyyatÇğl.A'mal
Aynı kökten:amel Ameliyyat A'mal Âmil amele amile Avâmil İsti'mal Ma'mul mamul muamele Muâmelât Muamil Taammül
Aziz
ع ز زA:ZZ
İzzetli. Çok izzetli. Sevgili. Çok nurlu. Dost. Şerif. Nadir. Dini dünyaya alet etmeyen. Sireti temiz. Manevi kudret ve kuvvet sahibi. Hristiyanlıkta kudsi kabul edilen daimi reis. El Aziz : ALLAH'ın teceli eden bütün varlıkları azizdir. Aziz olmayan hiç bir şey yoktur. Zelil olan bir şeyin de başka birşeyin yanında azizleştiğine arif olunur.
Dşl.azizeÇğl.Eizze
Aynı kökten:Aziz azize Eizze Azze Eazz İ'tizaz İ'zaz izzet Muazzez Muazzezen Muizz Müteazziz Taazzüz Ta'ziz
Belv
Belva
ب ل وBLV
Dert, çile. Musibet. Zahmet. İmtihan, tecrübe.
Aynı kökten:Belâ Belâyâ Belv Belva Belve Bilv Mübtelâ
gafur
غ ف رG:FR
Çok mağfiret eden. Suçları afveden. El Gafur : Yürek ferahlatacak, derde derman olacak fiil. Duymak. Derinliğimizden ifraz eden bir manayı duymak. Ardından irade gelir. Hepimizde gafur fiili beraberimizde olduğu halde burada tembellik ederiz. Bazen ihmallikler ederiz. Gafura gafil olduğumuz zaman irademiz zayıflar.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
hayat
ح ي يHYY
Dirilik. Canlılık. Sağlık. / Kasaba ve köy evlerinde üstü kapalı, bir, iki veya üç tarafı açık sofa, avlu.
Aynı kökten:hayat Hayatiyet hayvan Hayevan Hayvanat hayy Ahyâ Hayyâkallah Hayye Hayy-ul Kayyum Hz. Yahya ihya İstihya mahya muhyi tahiyyatü Tahiyye Tehiyye Tahiyyat Haya İstihya Müstahyi Hayyat Hayyatîn Hayye Hayyât
mevt
م و تMVT
Dünya yaşantısının yüklediği görevlerden paydos olma hali.
Aynı kökten:İmate memat Memut Men'a Men'at Menaî Menie Meniyye Mevat mevt meyyit Meyt mevta emvat muvat Müvat mümit Temavüt
Diyanet Meali:
2. O, hanginizin daha güzel amel yapacağını sınamak için ölümü ve hayatı yaratandır. O, mutlak güç sahibidir, çok bağışlayandır.
67. MULK / 3
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Yedi semaları tabaka tabaka halk eden O'dur.
Rahmanın halk edişinde fevt olmuşlar göremezsin. Basarını rücu et (de bak bakalım), fatırlar var mı?
H:LK: SBA: SMV T:BK: ReY H:LK: RHM FVT RCA: BS:R ReY FT:R .mid4843.ss67.as3.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#sba:-seba#||#smv-semavat#||#rhm-rahman#||#h:lk:-halk#||#rca:-rücu#||#bs:r-basar#||#t:bk:-tabaka#||#ft:r-fatır#||#fvt-fevt#||#rey-xxoxx#x#H:LK:#||#SBA:#||#SMV#||#T:BK:#||#ReY#||#H:LK:#||#RHM#||#FVT#||#RCA:#||#BS:R#||#ReY#||#FT:R#||#sba:-seba#||#smv-semavat#||#rhm-rahman#||#h:lk:-halk#||#rca:-rücu#||#bs:r-basar#||#t:bk:-tabaka#||#ft:r-fatır#||#fvt-fevt#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
الَّذِي خَلَقَ سَبْعَ سَمَاوَاتٍ طِبَاقًا مَّا تَرَى فِي خَلْقِ الرَّحْمَنِ مِن تَفَاوُتٍ فَارْجِعِ الْبَصَرَ هَلْ تَرَى مِن فُطُورٍ
Ellezî halaka seb'a semâvâtin tibâkâ(tibâkan), mâ terâ fî halkır rahmâni min tefâvut(tefâvutin), ferciıl basara hel terâ min futûr(futûrin).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Fatır
ف ط رFT:R
Yarık. Çatlak.
Çğl.Futur
Aynı kökten:Fatır Futur Fâtır Fatr Fatur Fetur Fıtr Fıtra Fitre fıtrat Fıtrî İd-i Fıtr iftar İftariyye infitar Mefatır Muftır Munfatır Münfatır
Fevt
ف و تFVT
Kaybetme. Elden çıkarma. Kaçırma. Bir şeyin bir daha ele geçmiyecek şekilde elden çıkması. Ölüm, mevt. Vaktinde kılınmamış namaz.
Çğl.Fevait
Aynı kökten:Faite Fevt Fevait İfate Ma-fat Tefvit
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
rücu
ر ج عRCA:
Cayma, vazgeçme. Geri dönme. Sözünden dönme.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Seb'a
seb'
س ب عSBA:
Yedi.
Aynı kökten:Fil usbuil kadim Kullu usbu Sâbi' Sabi'a Seb'a seb' Seb'în Sübaî Tesbi' Üsbu' Esabî'
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Tabaka
ط ب قT:BK:
Kat. Katmer. / Sınıf, topluluk. / Sigara paketi. / Bir veya iki yapraklı kâğıt. / Yemek tepsisi, sofra.
Çğl.TabakatÇğl.Etbak
Aynı kökten:Tabak Etbâk Tabaka Tabakat Etbak
Diyanet Meali:
3. O, yedi göğü tabaka tabaka yaratandır. Rahmân’ın yaratışında hiçbir uyumsuzluk göremezsin. Bir kere daha bak! Hiçbir çatlak (ve düzensizlik) görüyor musun?
67. MULK / 4
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Sonra, basarını iki kerre irca et. Basarın sana hasii olarak inkılab eder ve o hasirdir.
RCA: BS:R KRR K:LB BS:R H:Se HSR .mid4844.ss67.as4.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxxxsayıxx#bs:r-basar#||#k:lb-inkılab#||#rca:-irca#||#hsr-hasir#||#h:se-hasii#||#krr-kerre#x#RCA:#||#BS:R#||#KRR#||#K:LB#||#BS:R#||#H:Se#||#HSR#||#bs:r-basar#||#k:lb-inkılab#||#rca:-irca#||#hsr-hasir#||#h:se-hasii#||#krr-kerre#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
ثُمَّ ارْجِعِ الْبَصَرَ كَرَّتَيْنِ يَنقَلِبْ إِلَيْكَ الْبَصَرُ خَاسِأً وَهُوَ حَسِيرٌ
Summerciıl basara kerreteyni yenkalib lieykel basaru hâsien ve huve hasîr(hasîrun).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
hasii
خ س اH:Se
Herkes tarafından kovulan. Sürülüp tardedilen.
Aynı kökten:hasii
Hasîr
ح س رHSR
Feri gitmiş, donuklaşmış göz. Hasret çeken. Meramına nail olamayan. Yorulmuş. Açılmış. Zayıf.
Aynı kökten:Hasîr hasr hasret Haserat İstihsar Mahsur Muhasser mütehassir tahassür Tahassürât tahsir
İnkılâb
ق ل بK:LB
Başka tarza değişme. Bir hâlden diğer hâle geçme. Başka türlü olma. Altüst olma.
Çğl.İnkılâbât
Aynı kökten:İnkılâb İnkılâbât kalb Kulub Kallab kalpazan maklub mukallib Munkaleb Münkaleb Munkalib Münkalib takallüb Tekallüb Taklib Taklibât
Kerre
ك ر رKRR
Bir defa. Bir adet. Kere, defa. Tekrar oluş. Dönmek, art arda geri dönmek, koşmak, tekrarlamak, geri gelmek, sırayla takip etmek, sarılmak (ip), bir veya birden fazla tekrarlamak
Çğl.Kerrat
Aynı kökten:Kerre Kerrat Mükerrer Mükerrerat Mükerrir Mütekerrir Tekerrür Tekerrürât Tekrar Tekrarat
İrca'
ر ج عRCA:
Geri çevirmek, geri döndürmek. Alışverişi faydalı kılmak. Musibet vaktinde Allah'a sığındığını âyet okuyarak ifade etmek.
Aynı kökten:İrca' İrtica İstirca' Merci' Mercu' müracaat mürteci raci' Rec'a Ric'at rücu teracu terci'
Diyanet Meali:
4. Sonra tekrar tekrar bak; bakışların (aradığı çatlak ve düzensizliği bulamayıp) âciz ve bitkin hâlde sana dönecektir.
67. MULK / 5
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Dünyanın semasını misbahlar ile ziynetlemiştik. BİZ onları, şeytanı recm eder kıldık. Onlar için seir azabı atid ettik.
Şeytan ZYN SMV DNV S:BH CA:L RCM ŞT:N A:TD A:ZéB SA:R .mid4845.ss67.as5.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xx*1xŞeytanxxŞeytanxx#dnv-dünya#||#smv-sema#||#zyn-zeyn#||#a:zéb-azab#||#sa:r-seir#||#s:bh-misbah#||#a:td-atid#||#rcm-recm#||#ca:l-xxoxx#x#ZYN#||#SMV#||#DNV#||#S:BH#||#CA:L#||#RCM#||#ŞT:N#||#A:TD#||#A:ZéB#||#SA:R#||#dnv-dünya#||#smv-sema#||#zyn-zeyn#||#a:zéb-azab#||#sa:r-seir#||#s:bh-misbah#||#a:td-atid#||#rcm-recm#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ زَيَّنَّا السَّمَاء الدُّنْيَا بِمَصَابِيحَ وَجَعَلْنَاهَا رُجُومًا لِّلشَّيَاطِينِ وَأَعْتَدْنَا لَهُمْ عَذَابَ السَّعِيرِ
Ve lekad zeyyennes semâed dunyâ bi mesâbîha ve cealnâhâ rucûmen liş şeyâtîni ve a’tednâ lehum azâbes saîr(saîri).
atid
ع ت دA:TD
Tedarik olunmuş. Hazır ve müheyya.
Aynı kökten:atid
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
dünya
د ن وDNV
Dünya (Denâet veya dünüvv. den) En yakın, en aşağı. Şimdiki âlemimiz.
Dşl.Ednâ
Aynı kökten:Daniye denaet Denavet Denes Ednas Deni' denî Deniyyat Denie dün Dünüvv dünya Ednâ dünyevî edna Ednanî madun Ma-dun
recm
ر ج مRCM
Taşlamak, taşa tutmak, taş ile insan öldürmek. Atılan taş. Kabre taştan nişan dikmek. Şeytan üzerine atılan nücum. Tardetmek, kovmak, sövmek. Terketmek.
Aynı kökten:mercum recim rücum recm tercim
Misbah
Mısbah
ص ب حS:BH
Kandil. Çıra. Meş'ale. Lâmba. Fener. Sirac.
Çğl.Mesabih
Aynı kökten:Isbah Masbah Misbah Mısbah Mesabih Sabah Sabahat Sabih Sabiha Subh Asbah Subha Sübha Tasabbuh
se'ir
س ع رSA:R
Tutuşmuş, alevli ateş.
Aynı kökten:Mütese'ir Sa'r Saur se'ir
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Zeyn
ز ي نZYN
Zinet, süs. Süslemek.
Aynı kökten:Mütezeyyin Müzeyyen Müzeyyenât Müzeyyin Tezeyyün Tezeyyünât Tezyin Tezyinât Zeyn Zinet Ziynet
Diyanet Meali:
5. Andolsun biz, en yakın göğü kandillerle donattık. Onları şeytanlara atılan taşlar yaptık ve (ahirette de) onlara alevli ateş azabını hazırladık.
67. MULK / 6
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Rabbine kafir olanlar için cehennem azabı vardır. O, ne beis masirdir!
KFR RBB A:ZéB BeS S:YR .mid4846.ss67.as6.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxxxcehennemxx#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#s:yr-masir#||#chm-cehennem#||#bes-beis#x#KFR#||#RBB#||#A:ZéB#||#BeS#||#S:YR#||#rbb-rabb#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#s:yr-masir#||#chm-cehennem#||#bes-beis#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلِلَّذِينَ كَفَرُوا بِرَبِّهِمْ عَذَابُ جَهَنَّمَ وَبِئْسَ الْمَصِيرُ
Ve lillezîne keferû bi rabbihim azâbu cehennem(cehenneme), ve bi’sel masîr(masîru).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
beis
ب ا سBeS
Azab, şiddet. Korku. Zarar, ziyan. Zorluk, meşakkat, zahmet. Fenalık. Savaşta şiddetli harekette bulunmak veya sıkıntı ve fakirlikten fena durumda olmak.
Aynı kökten:beis
cehennem
ج ح مCHM
Allah'a, vekillerine ve emirlerine itaatsizlikden meydana gelen yanma. İç sıkıntısı. ? Kara delik.
Aynı kökten:Cahim Cahme cehennem cehnam Cihnam
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Masîr
ص ي رS:YR
Sürüp giden. Karargâh. Suyun aktığı yer. Rücu etmek, dönüp gitmek. Dönüp varılacak yer.
Çğl.Masâyi
Aynı kökten:Masîr Masâyi Sare Sayruret Sayr
Diyanet Meali:
6. Rablerini inkâr edenler için cehennem azabı vardır. Ne kötü varılacak yerdir orası!
67. MULK / 7
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Onun içine ilka olduklarında, onun şehikini işitirler. O, fevr etmektedir.
LK:Y SMA: ŞHéK: FVR .mid4847.ss67.as7.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#sma:-semi#||#lk:y-ilka#||#şhék:-şehik#||#fvr-fevr#x#LK:Y#||#SMA:#||#ŞHéK:#||#FVR#||#sma:-semi#||#lk:y-ilka#||#şhék:-şehik#||#fvr-fevr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِذَا أُلْقُوا فِيهَا سَمِعُوا لَهَا شَهِيقًا وَهِيَ تَفُورُ
İzâ ulkû fîhâ semiû lehâ şehîkan ve hiye tefûr(tefûru).
Fevr
ف و رFVR
Hemen. Birdenbire, düşünmeden. Acele. Sür'at. Bir adamın geldiği semt ve cihet. Suyun kaynayıp fışkırması.
Aynı kökten:Fevr Fevrî fevriyye Fevvare Füvr
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
semi'
س م عSMA:
İşitme. İşiten, duyan. Es Semi : İşitme fiili. HERŞEYİ İŞİTEN
Aynı kökten:Esma' Hz. İsmail İsma' İstima' Misma' Mesami' Müstemian Sami' Samia Samiîn Samiûn Samit Samite Sem' Sema' semi' Sima' Tesamu' Tesmi' Tesmiât
Şehik
ش ه قŞHéK:
Hıçkırıkla içini çekme. Nefesi dışarı çıkarma. Soluk alma. Nefesi dışarı çıkararak eşeğin anırması.
Aynı kökten:Şehik Şehka
Diyanet Meali:
7. Oraya atıldıklarında, onun kaynarken çıkardığı korkunç uğultuyu işitirler.
67. MULK / 8
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Gayzından neredeyse temeyyüz edecek.
Hepsi, onun içine ilka edilir. Fevclere onun hazinleri sual eder:
"Size nezir gelmedi mi?"
KVD MYZ G:YZ: KLL LK:Y FVC SeL H:ZN eTY NZéR .mid4848.ss67.as8.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#kll-külli#||#kvd-kade#||#sel-sual#||#lk:y-ilka#||#nzér-nezir#||#g:yz:-gayz#||#myz-temeyyüz#||#h:zn-hazin#||#fvc-fevc#||#ety-xxoxx#x#KVD#||#MYZ#||#G:YZ:#||#KLL#||#LK:Y#||#FVC#||#SeL#||#H:ZN#||#eTY#||#NZéR#||#kll-külli#||#kvd-kade#||#sel-sual#||#lk:y-ilka#||#nzér-nezir#||#g:yz:-gayz#||#myz-temeyyüz#||#h:zn-hazin#||#fvc-fevc#||#ety-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
تَكَادُ تَمَيَّزُ مِنَ الْغَيْظِ كُلَّمَا أُلْقِيَ فِيهَا فَوْجٌ سَأَلَهُمْ خَزَنَتُهَا أَلَمْ يَأْتِكُمْ نَذِيرٌ
Tekâdu temeyyezu minel gayz(gayzi), kullemâ ulkıye fîhâ fevcun seelehum hazenetuhâ e lem ye’tikum nezîr(nezîrun).
Fevc
ف و جFVC
Dalga. Bölük. İnsan kalabalığı. Cemaat. Takım. (hareket halinde olmak içerir). Koşmak. Sür'at etmek. İyi kokunun dağılıp yayılması. Akın akın.
Çğl.Efvac
Aynı kökten:Fevc Efvac Fevc Fevc
Gayz
غ ي ظG:YZ:
Hiddet, kin, öfke, gadab. Dargınlık. Hınç.
Aynı kökten:Gaiz Gayz Mütegayyiz Tagyiz Tegayyüz Tagayyüz Tegayyüzât
Hazin
خ ز نH:ZN
Hazine nâzırı. Bekçi.
Çğl.Huzzân
Aynı kökten:Hazen Hızân Hazin Huzzân hazine Hazain Hazn Hazne Hızane Hıdane Hizane Hizânet mahzen Mehazin
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
kade
ك و دKVD
Neredeyse. Gr: Yardımcı fiillerdendir. Cümlede ifade edilen hükmün yaklaştığını bildirmek için söylenir. Mübtedâ ile haberin başına gelerek, birincisini isim adı ile merfu' kılar, haberini de mansub eder. Bu gibi fiillerin haberi muzâri olur.
Aynı kökten:kade
İlka'
ل ق يLK:Y
Koymak, bırakmak. Terk etmek. Öne atmak.
Çğl.İlkaat
Aynı kökten:İlka' İlkaat İltika İstilka' lika mülaki mülteki Mütelaki Mütelakki Telak telaki Telakki Telakkiyât Tilka'
Temeyyüz
م ي زMYZ
Benzerlerinden farklı ve üstün olma. Diğerleri arasından kendini gösterme.
Aynı kökten:Meyz Mümeyyez Temayüz Temayüzat Temeyyüz Temyiz
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
sual
س ا لSeL
Sormak. İstemek. Dilenmek.
Çğl.SualâtÇğl.Es'ile
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
Diyanet Meali:
8. Neredeyse cehennem öfkeden çatlayacaktır! Oraya her bir topluluk atıldıkça oranın bekçileri onlara, “Size bir uyarıcı gelmemiş miydi?” diye sorarlar.
67. MULK / 9
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Derler ki: "Bilakis!
Bize nezir gelmişti. Ancak biz kizb ettik. Biz, ALLAH inzal ettirmedi, siz, kebir dalalettesiniz, dedik."
K:VL CYe NZéR KZéB K:VL NZL ŞYe D:LL KBR .mid4849.ss67.as9.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#şye-şey#||#nzér-nezir#||#d:ll-dalalet#||#nzl-inzal#||#kzéb-kizb#||#kbr-kebir#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#CYe#||#NZéR#||#KZéB#||#K:VL#||#NZL#||#ŞYe#||#D:LL#||#KBR#||#şye-şey#||#nzér-nezir#||#d:ll-dalalet#||#nzl-inzal#||#kzéb-kizb#||#kbr-kebir#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قَالُوا بَلَى قَدْ جَاءنَا نَذِيرٌ فَكَذَّبْنَا وَقُلْنَا مَا نَزَّلَ اللَّهُ مِن شَيْءٍ إِنْ أَنتُمْ إِلَّا فِي ضَلَالٍ كَبِيرٍ
Kâlû belâ kad câenâ nezîrun fe kezzebnâ ve kulnâ mâ nezzelallâhu min şey'in entum illâ fî dalâlin kebîr(kebîrin).
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
9. Onlar da şöyle derler: “Evet, bize bir uyarıcı gelmişti. Fakat biz onu yalanlamış ve ‘Allah hiçbir şey indirmemiştir. Siz ancak büyük bir sapıklık içindesiniz’ demiştik.”
67. MULK / 10
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Derler ki: "Eğer işitseydik veya akıllı olsaydık, seir ashabının içinde olmazdık."
K:VL KVN SMA: A:K:L KVN S:HB SA:R .mid4850.ss67.as10.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#a:k:l-akıl#||#sa:r-seir#||#s:hb-sahib#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#sma:-xxoxx#x#K:VL#||#KVN#||#SMA:#||#A:K:L#||#KVN#||#S:HB#||#SA:R#||#a:k:l-akıl#||#sa:r-seir#||#s:hb-sahib#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَقَالُوا لَوْ كُنَّا نَسْمَعُ أَوْ نَعْقِلُ مَا كُنَّا فِي أَصْحَابِ السَّعِيرِ
Ve kâlû lev kunnâ nesmeu ev na'kılu mâ kunnâ fî ashâbis saîr(saîri).
akıl
ع ق لA:K:L
İmsak ve imtisak. Men'etmek. Sığınacak yer. Diyet. Düşünme ve anlama kabiliyeti. İlim, zihinde hâsıl olan sûret. İnsan zihninin sıfatı. Kalbde Hak ve bâtılı ayırdedebilen bir nur. Huk: Bir cinayetten dolayı, icab eden diyeti vermektir. Kırmızı mihfe örtüsü.
Çğl.UkulÇğl.Ukala
Aynı kökten:akıl Ukul Ukala Aklî Lâyu'kal makul Ma'kulat taakkul ukala
Sâhib
Sahıb
ص ح بS:HB
Sohbet edilen kimse. Bir şeyi koruyan ve ona malik olan. Bir iş yapmış olan. Bir vasfı olan. Eş. Yakın arkadaş. Yoldaş. Yakın dost. Yoldaş, yol arkadaşı. Gözcü.
Dşl.SâhibeÇğl.SahbÇğl.EshabÇğl.Esâhıb
Aynı kökten:Ishab İstishab Mashub Mesâhib Musahebe Musahabat Musahib Müstashab Müstashib sahabe sahabi Sahabiye sahabet Sâhib Sahıb Sâhibe Sahb Eshab Esâhıb sohbet Tesahub
se'ir
س ع رSA:R
Tutuşmuş, alevli ateş.
Aynı kökten:Mütese'ir Sa'r Saur se'ir
Diyanet Meali:
10. Yine şöyle derler: “Eğer kulak vermiş veya aklımızı kullanmış olsaydık, şu alevli ateştekilerden olmazdık.”
67. MULK / 11
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Ardından zenblerini itiraf ederler. Artık seir ashabına suhk olsun!
A:RF ZéNB SHK: S:HB SA:R .mid4851.ss67.as11.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#s:hb-sahib#||#zénb-zenb#||#sa:r-seir#||#a:rf-itiraf#||#shk:-suhk#x#A:RF#||#ZéNB#||#SHK:#||#S:HB#||#SA:R#||#s:hb-sahib#||#zénb-zenb#||#sa:r-seir#||#a:rf-itiraf#||#shk:-suhk#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَاعْتَرَفُوا بِذَنبِهِمْ فَسُحْقًا لِّأَصْحَابِ السَّعِيرِ
Fa’terefû bi zenbihim, fe suhkan li ashâbis saîr(saîri).
İtiraf
ع ر فA:RF
İrfanını kabul etmek. / Arif olanın, arif olmayana vecibesi gereği olan paylaşım, açıklama. / Kabahatini saklamamak, söylemeyi kabul etmek (Kabahatini bilmek ariflik gerektirir).
Aynı kökten:Arafat Arefe Arf A'raf Arif Urefa Avarif İrfan İtiraf maarif Ma'rifet Ma'ruf Ma'rufat Mütearefe Mütearife Mütearif Mütearrif Örf A'raf Ta'rif Ta'rife
Sâhib
Sahıb
ص ح بS:HB
Sohbet edilen kimse. Bir şeyi koruyan ve ona malik olan. Bir iş yapmış olan. Bir vasfı olan. Eş. Yakın arkadaş. Yoldaş. Yakın dost. Yoldaş, yol arkadaşı. Gözcü.
Dşl.SâhibeÇğl.SahbÇğl.EshabÇğl.Esâhıb
Aynı kökten:Ishab İstishab Mashub Mesâhib Musahebe Musahabat Musahib Müstashab Müstashib sahabe sahabi Sahabiye sahabet Sâhib Sahıb Sâhibe Sahb Eshab Esâhıb sohbet Tesahub
se'ir
س ع رSA:R
Tutuşmuş, alevli ateş.
Aynı kökten:Mütese'ir Sa'r Saur se'ir
Suhk
س ح قSHK:
Uzak olmak. / Cehennemde bir derenin adı. / Mahrumiyet.
Aynı kökten:Hz. İshak Meshuk Sahik Sahik Sahk Suhk Teshik
Zenb
ذ ن بZéNB
Kabahat. Küçük suç. / İşlediği büyük suç ve günahların kişiyi mecbur kıldığı sonraki suçlar.
Çğl.EznabÇğl.Zünub
Aynı kökten:Mütezenbir Müznib Müznibîn Tezenbür Zenb Eznab Zünub Zeneb Zinab
Diyanet Meali:
11. İşte böylece günahlarını itiraf ederler. Artık alevli ateştekiler Allah’ın rahmetinden uzak olsun!
67. MULK / 12
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 561
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Muhakkak, gaybda Rabblerine haşy edenler için mağfiret ve kebir ecir vardır.
H:ŞY RBB G:YB G:FR eCR KBR .mid4852.ss67.as12.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf561.sure.67.xxxx#rbb-rabb#||#ecr-ecir#||#g:fr-mağfiret#||#h:şy-haşy#||#g:yb-gayb#||#kbr-kebir#x#H:ŞY#||#RBB#||#G:YB#||#G:FR#||#eCR#||#KBR#||#rbb-rabb#||#ecr-ecir#||#g:fr-mağfiret#||#h:şy-haşy#||#g:yb-gayb#||#kbr-kebir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
إِنَّ الَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِالْغَيْبِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَأَجْرٌ كَبِيرٌ
İnnellezîne yahşevne rabbehum bil gaybi lehum magfiretun ve ecrun kebîr(kebîrun).
Ecir
ا ج رeCR
Ücretle çalışan, nefsini kiraya veren. Gündelikçi.
Aynı kökten:Ecir ecr ecir Ücur Acar İcar İcarat İcare İcaret İsticar Mucer Mucir Mücir Müste'cir
mağfiret
Magfiret
غ ف رG:FR
Cenab-ı Hakk'ın kullarının günahlarını örtmesi. Günah hanesindekileri sevab hanesine aktarması.
Aynı kökten:gaffar gafur gufran istiğfar mağfiret Magfiret
gayb
gaib
غ ي بG:YB
Gizli olan. Görünmeyen. Göz önünde bulunmayan, hazırda olmayan. Görünmeyen alem. Belirsiz. Güman. Hislerle veya akıl ile bilinmeyen şey. Kaybolmuş olan. Gr: Üçüncü şahıs, hazırda olmayan kimse.
Çğl.Guyub
Aynı kökten:gayb gaib Guyub Gaybet Gaybî Gaybubet gayyib Gayub Gayâb Gaybe gıyab Gıybet İgtiyab Magib Mugayebe Mugayyeb Mugayyebât Mugtab Mütegayyib Mütegayyibe Tagayyüb Tegayyüm Tegayyümât
Haşy
خ ش يH:ŞY
Korkmak
Aynı kökten:Haşiye Haşy Haşyet Muhaşşî Mütehaşi Tahaşi Tahaşşi Tahşiye Tehaşi
kebir
ك ب رKBR
Büyük. Bütün olarak büyük. Cüzlerinin hepisini kapsayarak tek ve büyük. El Kebir : Büyüklük fiili. ALLAH'ın tecellisinin insandaki büyüklüğü bambaşka büsbüyüklüktür. Bu büyüklüğü kendi küçük benliğine mal edene kibirli adam derler. ALLAH'ın varlığından tecelli eden tegabür varlığı haktır. Bunu nefsi envaresine mal etmek haramdır.
Dşl.kebireÇğl.kibarÇğl.küberaÇğl.kebair
Aynı kökten:Ekâbir ekber Kübra Ekâbir istikbar kebir kebire kibar kübera kebair Kiber kibr kibir kibriya Mükâbere Mükebbir Müstekbir Müstekbirîn Mütekâbir mütekebbir Mütekebbirîn tekbir Tekbirât Tekebbür
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Diyanet Meali:
12. Görmedikleri hâlde Rablerinden korkanlar için bir bağışlanma ve büyük bir mükâfat vardır.
67. MULK / 13
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Kavlinizi sırr yapsanız da, onu ichar etseniz de, muhakkak ki O, sadrların sahib olduklarına alimdir.
SRR K:VL CHéR A:LM S:DR .mid4853.ss67.as13.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#a:lm-alim#||#srr-sırr#||#s:dr-sadr#||#chér-ichar#||#k:vl-xxoxx#x#SRR#||#K:VL#||#CHéR#||#A:LM#||#S:DR#||#a:lm-alim#||#srr-sırr#||#s:dr-sadr#||#chér-ichar#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَأَسِرُّوا قَوْلَكُمْ أَوِ اجْهَرُوا بِهِ إِنَّهُ عَلِيمٌ بِذَاتِ الصُّدُورِ
Ve esirrû kavlekum evicherû bih(bihî), innehu alîmun bi zâtis sudûr(sudûri).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
İchar
ج ه رCHéR
Sesle okuma. Ortaya çıkarma, zuhur ettirme, meydana çıkarma, açıklama.
Aynı kökten:Cehir Cüherâ Cehr Cehre Cehren Cehret Cehreten Cehrî Cihar Ciharen İchar Mechur Mechuriye Michar
Sadr
ص د رS:DR
Her şeyin evveli ve başlangıcının en iyisi. Kalb, göğüs, ön. Bulunulacak yerlerin en iyisi. Rücu. Bir aruz kalıbı. Baş, reis, başkan.
Çğl.Sudur
Aynı kökten:Isdar Musaddar Mutasaddır Mutasaddırin müsadere sadaret Sadır Sadr Sudur sadrazam Sadrî Sadriye Sudur Tasaddur
Sırr
Sır
س ر رSRR
Gizli hakikat. Gizli iş. Herkese söylenmeyen şey. Müşâhedetullah'ın mahalli bulunan kalbdeki lâtife. İnsanın aklının ermediği şey. Allah'ın hikmeti.
Çğl.Serair
Aynı kökten:İsrar Serire Serâir Sırr Sır Serair Meserret Mesarr Meserrat Mesrur Mesruriyet Sarr Serra Sirr Esrar Esirre Sürur Tesrir Tesrirât Serir Sürur Surre Surer
Diyanet Meali:
13. Sözünüzü gizleyin, yahut onu açığa vurun; (fark etmez). Şüphesiz Allah, sinelerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilir.
67. MULK / 14
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Değil mi ki… halk eden alimdir!?
O, latiftir, habirdir.
Esma-ül Hüsna A:LM H:LK: LT:F H:BR .mid4854.ss67.as14.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxEsma-ül Hüsnax#h:br-habir#||#a:lm-alim#||#h:lk:-halk#||#lt:f-latif#x#A:LM#||#H:LK:#||#LT:F#||#H:BR#||#h:br-habir#||#a:lm-alim#||#h:lk:-halk#||#lt:f-latif#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَلَا يَعْلَمُ مَنْ خَلَقَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Elâ ya’lemu men halak(halaka), ve huvel latîful habîr(habîru).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
halk
halak
خ ل قH:LK:
Yaratmak. İcad. Örneği ve benzeri olmayan bir şeyi yaratmak, ibdâ' eylemek. Bir şeyi yumuşatıp düzleştirmek. Halk, toplum.
Aynı kökten:Halak Halık Halıkıyyet halkiyet halk halak Hallak Haluk hilkat Hulk Ahlak Ihtilak Tahlik
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
Diyanet Meali:
14. Yaratan bilmez mi? O, en gizli şeyleri bilir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
67. MULK / 15
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Sizin için arzı zelul kılan O'dur.
Artık menkiblerinde meşy edin ve rızkından yeyin.
Neşir O'nadır.
CA:L eRD: ZéLL MŞY NKB eKL RZK: NŞR .mid4855.ss67.as15.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#erd:-arz#||#ekl-ekl#||#rzk:-rızk#||#nşr-neşr#||#mşy-meşy#||#zéll-zelul#||#nkb-menkib#||#ca:l-xxoxx#x#CA:L#||#eRD:#||#ZéLL#||#MŞY#||#NKB#||#eKL#||#RZK:#||#NŞR#||#erd:-arz#||#ekl-ekl#||#rzk:-rızk#||#nşr-neşr#||#mşy-meşy#||#zéll-zelul#||#nkb-menkib#||#ca:l-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
هُوَ الَّذِي جَعَلَ لَكُمُ الْأَرْضَ ذَلُولًا فَامْشُوا فِي مَنَاكِبِهَا وَكُلُوا مِن رِّزْقِهِ وَإِلَيْهِ النُّشُورُ
Huvellezî ceale lekumul arda zelûlen femşû fî menâkibihâ ve kulû min rızkıh(rızkıhî), ve ileyhin nuşûr(nuşûru).
ekl
ا ك لeKL
Yemek yeme
Aynı kökten:Âkil Âkile Ekile ekl Ekul Me'kel Me'kul Teekkül Ükl Ükül Ükle Ükel
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
meşy
م ش يMŞY
Yürüme.
Aynı kökten:maşi maşiyye müşşat memişhane memşa meşşai meşy meşyen mütemeşşi temeşşi temşiye
Menkeb
Menkib
ن ك بNKB
Yol. / Omuz. Omuzbaşı. Omuz ile kol kemiğinin birleştiği yer.
Çğl.Menâkib
Aynı kökten:Menkeb Menkib Menâkib Münekkib Nakıbe Nukab Nekb Nekba Nekbe Nekebât Nekbet Nekebât Nükub Nıkbe Nakıb Nikâbet Nukbe Nukab
Neşr
ن ش رNŞR
Neşretmek, yaymak, bir haberi fâşetmek, herkese duyurmak, şâyi kılmak. Başıboş cemaat. Bir yerden ayrılarak dağılmak. Bulutlu günde yel esmek. İzhar etmek. Katetmek. Mecnun veya hastaya duâ yazmak veya okumak.
Çğl.Nüşur
Aynı kökten:İnşar İntişar Menşar Menşer Menşur Menşure Münteşir Müteneşşir Naşir Naşire Nevâşir Neşer Neşir Neşr Nüşur Neşren Neşrî Neşriyât Neşur Nüşre Tenaşür Tenşir
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
Zelul
ذ ل لZéLL
Yumuşak huylu. Sert başlı olmayan. İtaatlı ve râm olan. Hecin devesi. İnsanların emrindeki yeryüzünün hâli.
Çğl.Zülül
Aynı kökten:Ezell İstizlal İzlal Mezellet Muzill Müstezill Mütezellil Müzellil Müzill Tezellül Tezellülât Tezlil Zelalet zelil Zilal Zullân Ezille Zelul Zülül Zelulî Zill zillet Züll
Diyanet Meali:
15. O, yeryüzünü sizin ayaklarınızın altına serendir. Haydi onun üzerinde yürüyün ve Allah’ın rızkından yiyin. Dönüş ancak O’nadır.
67. MULK / 16
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Semada olanın sizi arza husuf etmeyeceğinden emin misiniz?
Artık o zaman, o mevr olur.
eMN SMV H:SF eRD: MVR .mid4856.ss67.as16.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxxximanxx#erd:-arz#||#smv-sema#||#emn-emin#||#h:sf-hasf#||#mvr-mevr#x#eMN#||#SMV#||#H:SF#||#eRD:#||#MVR#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#emn-emin#||#h:sf-hasf#||#mvr-mevr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَأَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يَخْسِفَ بِكُمُ الأَرْضَ فَإِذَا هِيَ تَمُورُ
E emintum men fîs semâi en yahsife bikumul arda fe izâ hiye temûr(temûru).
emin
ا م نeMN
Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. Kendisinden korkulmayan. Kendine inanılan. İtimat edilen. İnanan, güvenen. Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Hasf
Husuf
خ س فH:SF
Ay tutulması. Dünya gölgesinin ay üzerine gelmesi. / Işığı sönmek. Perdelenmek. Parlaklığı gitmek. Bir şeyin nuru ve ışığı gitmesi. / Birbirine yapıştırmak. / Ayakkabı dikmek. / Tasmalı nâlin. / Ağacın yaprağının dökülmesi. / Gömmek, yere geçirmek, yerin dibine geçirmek.
Aynı kökten:Hasafet Hasf Husuf Hâsif İnhisaf Mahsuf Münhasif
Mevr
م و رMVR
Başka te'sirle bir şeyin dalga gibi gidip gelmesi. Çalkanmak. / Suyun yeryüzüne yayılması. / Hayvanlardan yün almak. / Yol, tarik. / Toz, gubar. / Rücu etmek, döndürmek.
Aynı kökten:Mevr Mevvar
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
16. Göktekinin sizi yere geçirivermeyeceğinden emin mi oldunuz? (O zaman) bir de bakarsınız yeryüzü şiddetle çalkalanıyor.
67. MULK / 17
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Yoksa semadakinin sizin üzerinize hasıb irsal edeceğinden emin misiniz?
Yakında, nezrim nasılmış, alim olacaksınız!
eMN SMV RSL HS:B A:LM KYF NZéR .mid4857.ss67.as17.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxxximanxx#kyf-keyfe#||#smv-sema#||#emn-emin#||#a:lm-alim#||#rsl-irsal#||#nzér-nezr#||#hs:b-hasıb#x#eMN#||#SMV#||#RSL#||#HS:B#||#A:LM#||#KYF#||#NZéR#||#kyf-keyfe#||#smv-sema#||#emn-emin#||#a:lm-alim#||#rsl-irsal#||#nzér-nezr#||#hs:b-hasıb#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمْ أَمِنتُم مَّن فِي السَّمَاء أَن يُرْسِلَ عَلَيْكُمْ حَاصِبًا فَسَتَعْلَمُونَ كَيْفَ نَذِيرِ
Em emintum men fîs semâi en yursile aleykum hâsıbâ(hâsiben) fe se ta’lemûne keyfe nezîr(nezîri).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
emin
ا م نeMN
Kalbinde korku ve endişesi olmayıp rahatta olan. Korkusuz. Kendisinden korkulmayan. Kendine inanılan. İtimat edilen. İnanan, güvenen. Çok iyi bilen, şüphe etmeyen.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
Hasb
Hasıb
ح ص بHS:B
Taş atmak. / Ufak taşları savuran rüzgâr. Ortalığı toza toprağa boğan şiddetli rüzgâr. Fırtına. / Tipi. / Çakılları fırlatmak, çakıl taşları dağıtmak, ateşe atmak, / bir insandan ya da bir şeyden acele etmek, bir insandan uzaklaşmak, / ateş yakmak. Yakacak odun ve taşlar.
Çğl.Havâsıb
Aynı kökten:Hasab Hasb Hasıb Havâsıb Hasba' Hasubâ Hasbe Mahsub Tahsib
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
irsal
ر س لRSL
Taşımak. / Göndermek, gönderilmek, yollamak, getirmek, götürmek. / Havale kılma. Elçi gönderme. / Salıvermek. Kendi haline koymak. / Sürü sahibi olmak.
Çğl.İrsalat
Aynı kökten:irsal İrsalat irsaliye mürsel Mürselat Mürselin mürsele Mürsil Rasul Resul Rüsül Rüsela resel Ersâl risale Resail risalet terasül Terasülât
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
17. Yahut göktekinin, üzerinize taş yağdıran rüzgâr göndermeyeceğinden mi emin oldunuz? O zaman, uyarım nasılmış bileceksiniz!
67. MULK / 18
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Onlardan öncekiler de kizb etmişti. O zaman, nekir nasıl olmuştu!
KZéB K:BL KYF KVN NKR .mid4858.ss67.as18.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#kyf-keyfe#||#kzéb-kizb#||#nkr-nekir#x#KZéB#||#K:BL#||#KYF#||#KVN#||#NKR#||#kvn-kane#||#k:bl-kabl#||#kyf-keyfe#||#kzéb-kizb#||#nkr-nekir#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَلَقَدْ كَذَّبَ الَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
Ve lekad kezzebellezîne min kablihim fe keyfe kâne nekîr(nekîri).
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
kontrol-giriş
Aynı kökten:
keyfe
ك ي فKYF
Nasıl? Sağlık, afiyet. Memnuniyet.
Aynı kökten:keyf keyif keyfe keyfiyyet mükeyyif Mükeyyifât
kizb
ك ذ بKZéB
Yalan. Yalan söyleme. Uydurma söz, asılsız kelam.
Çğl.Ekazib
Aynı kökten:Ekzeb Kâzib Kâzibe kezub Kezeb kezzab kizb Ekazib Mekzebe Mekzube Mükâzebe Mükezzib Tekâzüb tekzib Ükzube
Nekir
ن ك رNKR
Bilinmemiş olan. Muayyen olmayan. Mezarda iki sual meleğinden birisinin adı. (Diğerininki; münkerdir)
Aynı kökten:Enker İnkâr İstinkâr Menkur Münakere münker Münkir Münkirîn Müstenker Müstenkir Mütenekkir Mütenekkiren nankör Nekir Nekire Nekerât nekr Nekre Nükr Nükre Tenekkür Tenkir
Diyanet Meali:
18. Andolsun, onlardan öncekiler de yalanlamıştı. Beni inkâr etmenin sonucu nasıl oldu!?
67. MULK / 19
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Onların fevkinde saff saff ve kabz eden kuşları görmüyorlar mı?
Onları Rahmandan başkası imsak edemez.
Muhakkak ki O, herşeye basirdir.
Esma-ül Hüsna ReY T:YR FVK: S:FF K:BD: MSK RHM KLL ŞYe BS:R .mid4859.ss67.as19.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxEsma-ül Hüsnax#şye-şey#||#kll-külli#||#rhm-rahman#||#s:ff-saff#||#t:yr-tayr#||#bs:r-basir#||#fvk:-fevk#||#msk-imsak#||#k:bd:-kabz#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#T:YR#||#FVK:#||#S:FF#||#K:BD:#||#MSK#||#RHM#||#KLL#||#ŞYe#||#BS:R#||#şye-şey#||#kll-külli#||#rhm-rahman#||#s:ff-saff#||#t:yr-tayr#||#bs:r-basir#||#fvk:-fevk#||#msk-imsak#||#k:bd:-kabz#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَوَلَمْ يَرَوْا إِلَى الطَّيْرِ فَوْقَهُمْ صَافَّاتٍ وَيَقْبِضْنَ مَا يُمْسِكُهُنَّ إِلَّا الرَّحْمَنُ إِنَّهُ بِكُلِّ شَيْءٍ بَصِيرٌ
E ve lem yerev ilet tayri fevkahum sâffâtin ve yakbıdn(yakbıdne), mâ yumsikuhunne iller rahmân(rahmânu), innehu bi kulli şey’in basîr(basîrun).
Basir
ب ص رBS:R
Gören, görme duyusu çalışan. Basiret sahibi. Anlayışlı olan. Hakikatları anlayan. En iyi ve en çok anlayışlı. Kalb gözü ile gören. İt, köpek, kelp. El Basir : Her mahluk görür. Görme fiili.
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
fevk
ف و قFVK:
Üst. Yüksek. Yukarı. Fazla.
Aynı kökten:Fevak Füvâk fevk fevkalade Fevkanî İfakat Ma-fevk Mütefevvik Mütefevvikîn
Kabz
ق ب ضK:BD:
Tutmak. Ele almak. Kavramak. Almak. Tahsil etmek. Teslim almak. Amelde zorluk çekmek. Kuşun süratle uçması. Mülk.
Aynı kökten:Kabız Kabz Kabza Kabzımal kabz-ı mal Kubza kabza Kubzât Makbız Makbuz Makbuzat Mukabbız Munkabız Münkabız Mütekabbız Takabbuz Takabbuzât Takabuz Takbiz
Küllî
ك ل لKLL
Külle mensub. Cüz'iyat ve ferdlerden meydana gelmiş olan. Umumi, bütün. Çok, ziyade, fazla.
Aynı kökten:İklil Kell Külul küll Küllî külliyat Külliyet külliye Külliyet Külliyen Mükellel
İmsak
م س كMSK
Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme. Oruca başlama zamanı. Hapsetmek. Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek. Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.
Aynı kökten:İmsak İstimsak Masik Misk Missik Mümessek Mümsik Mümsike Müske Müstemsik Mütemessik Temessük xoxox
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
saff
ص ف فS:FF
Sıra, dizi, saf. / Saf haline getirmek. Saf halinde düzen vermek, displin etmek. / İlim ve amel olarak tam bir düzen içinde olmak. / Disiplinden meydana gelen intizam. / Saf olanlar. İntizama gelenler.
Çğl.saffatÇğl.Asfaf
Aynı kökten:Mesaff Mesâff Musaffaf saff saffat Asfaf Tasfif Tasfifât
Tayr
Tayir
ط ي رT:YR
Kuş. / Uçmak. / Çabuk yürümek. / Uğursuz saymak.
Çğl.AtyârÇğl.Tuyur
Aynı kökten:Atyer İstitare İtare Matare Mıktare Mutayere Müstetîr Tatayyur Tatyir Tayeran Tayrân Ta'yir Ta'yirât Tayr Tayir Atyâr Tuyur tayrure tayyar tair tayyare Tetayür Tıyere Tuyur
şey
ش ي اŞYe
Nesne, şey. İstemek, dilemek.
Çğl.Eşya
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
19. Üstlerinde kanat çırparak uçan kuşlara bakmazlar mı? Onları (havada) ancak Rahmân tutuyor. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla görendir.
67. MULK / 20
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Yada Rahmanın gayrısından size nasr edecek olan o ordu bunlar mıdır?
Muhakkak kafirler sadece garr ederler.
CND NS:R DVN RHM KFR G:RR .mid4860.ss67.as20.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#cnd-cünd#||#dvn-dun#||#rhm-rahman#||#kfr-kafir#||#g:rr-garr#||#ns:r-nasr#x#CND#||#NS:R#||#DVN#||#RHM#||#KFR#||#G:RR#||#cnd-cünd#||#dvn-dun#||#rhm-rahman#||#kfr-kafir#||#g:rr-garr#||#ns:r-nasr#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي هُوَ جُندٌ لَّكُمْ يَنصُرُكُم مِّن دُونِ الرَّحْمَنِ إِنِ الْكَافِرُونَ إِلَّا فِي غُرُورٍ
Emmen hâzellezî huve cundun lekum yensurukum min dûnir rahmân(rahmâni), inil kâfirûne illâ fî gurûr(gurûrın).
Cünd
ج ن دCND
Er, asker. Ordu. Bir kimsenin yardımcıları. Şehir. Rasullere karşı toplanan gruplar.
Çğl.CünudÇğl.Ecnad
Aynı kökten:Cünd Cünud Ecnad Cündî
Dûn
د و نDVN
Başka. Gayrı, diğer, maadâ.
Aynı kökten:Dûn
Garr
غ ر رG:RR
Beyhude ve bâtıl şey. Gafil adam. Aldatan. Kuyu kazan. Aldatmak. Hırsa düşmek. Alnında dirhemden büyücek beyazlık bulunan at.
Aynı kökten:Garr Garre Garur Gurur İgrar İgtirar Magrur Mağrur Tagrir Tagrirât Tegarrür
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
nasr
ن ص رNS:R
Yardım. Yenme. Zafer. Başarı. Yağmurun her yeri sulaması.
Aynı kökten:İntisar istinsar mensur mansur Minsar minsir Münasara Müstansır Mütenasır nasır Nasırîn Nussar ensar nasr nusret Nusrat Tenasur mütenassır nasrani Nasara Tansir Tenassur
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Diyanet Meali:
20. Yahut Rahmân’dan başka size yardım edecek şu ordunuz (taraftarlarınız) kimlerdir? İnkârcılar ancak bir aldanış içindedirler.
67. MULK / 21
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Eğer rızkınızı imsak etse, sizi rızıklandıracak olan bunlar mıdır?
Bilakis!
Atiye ve nefret içinde lecc ettiler.
RZK: MSK RZK: LCC A:TV NFR .mid4861.ss67.as21.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#rzk:-rızk#||#lcc-lecc#||#nfr-nefret#||#msk-imsak#||#a:tv-atiye#x#RZK:#||#MSK#||#RZK:#||#LCC#||#A:TV#||#NFR#||#rzk:-rızk#||#lcc-lecc#||#nfr-nefret#||#msk-imsak#||#a:tv-atiye#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَمَّنْ هَذَا الَّذِي يَرْزُقُكُمْ إِنْ أَمْسَكَ رِزْقَهُ بَل لَّجُّوا فِي عُتُوٍّ وَنُفُورٍ
Emmen hâzellezî yerzukukum in emseke rızkah(rızkahu), bel leccû fî utuvvin ve nufûr(nufûrın).
atiye
ع ت وA:TV
İsyan eden, kafa tutan. / Asi. Sert başlı, serkeş. / Azgın. / Büküp büküp atan.
Aynı kökten:Atiy Utiy atiye utüv
Lecc
ل ج جLCC
Dar şey. Düşmanlıkta ve husumette inad edip ayak direme.
Aynı kökten:Lecac Lecâcet Lecc Leccac Licac Lücc Lücce Lücec Lüccî Teleccüc
İmsak
م س كMSK
Kendini tutmak. Bir şeyden el çekme. Oruca başlama zamanı. Hapsetmek. Şer'an müftirat denen şeylerden (orucu bozan şeylerden) nefsi hakikaten veya hükmen men' etmek. Yemez içmez adamın hâli. Cimrilik, hasislik, pintilik.
Aynı kökten:İmsak İstimsak Masik Misk Missik Mümessek Mümsik Mümsike Müske Müstemsik Mütemessik Temessük xoxox
Nefret
ن ف رNFR
Tiksinmek, ürküp kaçmak. Birisinin yakını ve akrabası.
Aynı kökten:İstinfar Müstenfir Nefer Nefir Enfar Nefr Nefret Nefrin Nüfur Tenfir
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
Diyanet Meali:
21. Peki, Allah rızkını keserse, kimdir size rızık verecek olan? Hayır, onlar azgınlık ve nefretle direnip durdular.
67. MULK / 22
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Vechi üzre kebb olmuş olarak meşy eden mi daha hidayetlidir, yoksa sırat-ı mustakim üzre seviyye olarak meşy eden mi?
MŞY KBB VCHé HéDY MŞY SVY S:RT: K:VM .mid4862.ss67.as22.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxxxsırat-ı mustakimxx#k:vm-mustakim#||#s:rt:-sırat#||#hédy-hidayet#||#svy-seviyye#||#vché-vech#||#mşy-meşy#||#kbb-kebb#x#MŞY#||#KBB#||#VCHé#||#HéDY#||#MŞY#||#SVY#||#S:RT:#||#K:VM#||#k:vm-mustakim#||#s:rt:-sırat#||#hédy-hidayet#||#svy-seviyye#||#vché-vech#||#mşy-meşy#||#kbb-kebb#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
أَفَمَن يَمْشِي مُكِبًّا عَلَى وَجْهِهِ أَهْدَى أَمَّن يَمْشِي سَوِيًّا عَلَى صِرَاطٍ مُّسْتَقِيمٍ
E fe men yemşî mukibben alâ vechihî ehdâ emmen yemşî seviyyen alâ sırâtın mustekîm(mustekîmin).
Hidayet
ه د يHéDY
Yakışan şeyi hediye etmek. Doğruluk. Hakkı hak, bâtılı da bâtıl olarak görüp doğru yola girmek.
Aynı kökten:Hâdî Hadiy Hüdat Hevadî Hidat hediye Hedaya Hedy Hidayet Huda Hüda İhda İhdaiyye İhtida İstihda' Mehdi Mihda Mühdî Mühtedî Müstehdî Temehdi
mustakim
ق و مK:VM
Doğru, istikametli. Eğri olmayan, düz, dik. Hilesiz, temiz.
Aynı kökten:ikame ikame-i salat ikamet istikamet kaim kaime Kavaim kamet Kavim Kavm Kavim akvam Kavvam kaymakam kayyime kayyum kıvam kıyam kıyamet kıymet Kıyem makam mukam mukim mustakim takvim Tekavim
Kebb
ك ب بKBB
Hor ve zelil etmek, yüzü üstüne bırakmak, helâk etmek.
Aynı kökten:İkbab Kebb Kebbe Kubb Mukibb Mükibb xoxox
meşy
م ش يMŞY
Yürüme.
Aynı kökten:maşi maşiyye müşşat memişhane memşa meşşai meşy meşyen mütemeşşi temeşşi temşiye
Sırat
ص ر طS:RT:
Yan sınırları belirli olan geniş ve işlek cadde. Yol.
Aynı kökten:Sırat Sırat-ı Mustakim
Seviyye
س و يSVY
Müsavilik, birlik, beraberlik. Düzlük, doğruluk.
Aynı kökten:istiva Masiva müsavi Mütesavi Mütesevvi Seva Seviyy seviye Seviyye sevva Siva Tesavi tesviye
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
Diyanet Meali:
22. Şimdi, yüzüstü kapanarak düşe kalka yürüyen mi daha doğru gider, yoksa dosdoğru bir yolda dimdik yürüyen mi?
67. MULK / 23
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"O, sizi inşa eden ve sizin için işitmeyi ve basarları ve fuadları kılandır. Ne kadar az şükür ediyorsunuz."
K:VL NŞe CA:L SMA: BS:R FeD K:LL ŞKR .mid4863.ss67.as23.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#şkr-şükür#||#k:ll-kalil#||#bs:r-basar#||#fed-fuad#||#nşe-inşa#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#sma:-xxoxx#x#K:VL#||#NŞe#||#CA:L#||#SMA:#||#BS:R#||#FeD#||#K:LL#||#ŞKR#||#şkr-şükür#||#k:ll-kalil#||#bs:r-basar#||#fed-fuad#||#nşe-inşa#||#ca:l-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#sma:-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ هُوَ الَّذِي أَنشَأَكُمْ وَجَعَلَ لَكُمُ السَّمْعَ وَالْأَبْصَارَ وَالْأَفْئِدَةَ قَلِيلًا مَّا تَشْكُرُونَ
Kul huvellezî enşeekum ve ceale lekumus sem’a vel ebsâre vel ef’ideh(ef’idete), kalîlen mâ teşkurûn(teşkurûne).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
Fuad
ف ا دFeD
Kalb, gönül, yürek.
Çğl.Ef'ide
Aynı kökten:Fuad Ef'ide
kalil
ق ل لK:LL
Az. Bodur kimse.
Çğl.Kalail
Aynı kökten:Ekall Akall Ekall-i Kalil Ekalliyet Akalliyet İklal İstiklal kalil Kalail kalilen Kılle Kıllet kulal Laakall Müstakill Müstakillen Mütekallil Takallül
İnşa
ن ش اNŞe
Yapma. Vücuda getirme. Terkib etme. Bir şey peyda etmek.
Aynı kökten:İnşa İnşaat İnşat İntişa' Menşe' Münşi Naşi Naşie Neş'et
şükr
şükür
ش ك رŞKR
Nimetler karşısında duyulan memnunluk.
Aynı kökten:Meşkur müteşekkir şakir şekür şekur şükr şükür şükran teşekkür
Diyanet Meali:
23. De ki: “O, sizi yaratan ve size kulaklar, gözler ve kalpler verendir. Ne kadar da az şükrediyorsunuz!”
67. MULK / 24
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"O, arza sizi zer edendir. O'na haşr olacaksınız."
K:VL ZéRe eRD: HŞR .mid4864.ss67.as24.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#hşr-haşr#||#erd:-arz#||#zére-zer#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#ZéRe#||#eRD:#||#HŞR#||#hşr-haşr#||#erd:-arz#||#zére-zer#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ هُوَ الَّذِي ذَرَأَكُمْ فِي الْأَرْضِ وَإِلَيْهِ تُحْشَرُونَ
Kul huvellezî zereekum fîl ardı ve ileyhi tuhşerûn(tuhşerûne).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Haşr
Haşir
ح ش رHŞR
Toplanmak, bir yere birikmek. Toplama, cem'etmek. Kıyametten sonra bütün insanların bir yere toplanmaları.
Aynı kökten:Hâşir Haşır Haşr Haşir mahşer Tahşir
Zer'
ذ ر اZéRe
Çoğaltma. Halketme, yaratma. Ağzından dişlerin dökülmesi. Saç ağarması. Perde, hâil.
Aynı kökten:Zer'
Diyanet Meali:
24. De ki: “O, sizi yeryüzünde yaratıp çoğaltandır. Ancak O’nun huzurunda toplanacaksınız.”
67. MULK / 25
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
"Eğer sadıksanız, bu vaad ne zamandır?" diyorlar.
K:VL VA:D KVN S:DK: .mid4865.ss67.as25.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#va:d-vaad#||#s:dk:-sadık#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#x#K:VL#||#VA:D#||#KVN#||#S:DK:#||#va:d-vaad#||#s:dk:-sadık#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
وَيَقُولُونَ مَتَى هَذَا الْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَادِقِينَ
Ve yekûlûne metâ hâzel va’du in kuntum sâdikîn(sâdikîne).
sadık
ص د قS:DK:
Doğru, hakikatli, sadakatlı, dürüst.
Dşl.sadıkaÇğl.Asdika
Aynı kökten:Esdak Masadak Masduk Mısdak Musadakat Musaddak musaddık Mutasaddık Mutasaddıkîn sadaka Sadakat sadık sadıka Asdika Saduk Saduka Sadukat sıddık sıdk Asdak Tasadduk tasdik Tasdikat
Va'd
vaad
و ع دVA:D
Söz verme. Söz verilen şey. Bir kimsenin yapacağına veya yapmayacağına dâir söz vermiş olduğu husus.
Aynı kökten:ev'ide iad Mev'id Mev'ud Mev'ude Mevaid Miad Mevaid Muvaade Müvaade Va'd vaad Va'de Vaîd vaide
Diyanet Meali:
25. “Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu tehdit ne zaman gerçekleşecek?” diyorlar.
67. MULK / 26
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 562
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Muhakkak ilim, ancak, ALLAH indindedir. Muhakkak ben, ancak, mübin nezirim."
K:VL A:LM A:ND NZéR BYN .mid4866.ss67.as26.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf562.sure.67.xxxx#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#byn-mübin#||#nzér-nezir#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#A:LM#||#A:ND#||#NZéR#||#BYN#||#a:nd-ind#||#a:lm-ilim#||#byn-mübin#||#nzér-nezir#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ إِنَّمَا الْعِلْمُ عِندَ اللَّهِ وَإِنَّمَا أَنَا نَذِيرٌ مُّبِينٌ
Kul innemel ilmu indallâhi ve innemâ ene nezîrun mubîn(mubînun).
ilm
ilim
ع ل مA:LM
Bilgi. / Bilinmiş ve bilinecek olanların tümünün Hayat-ı ilahi içinde ki kümülatif varlığı. (İlm-i Küll) / Bir muhataptan, okumak, görmek, dinlemek gibi yollardan edinilen bilgi, malumat (İlm-i cüz). Kişinin bir ilim vericiden (muallim), dıştan 5 DUYU yoluyla ve ders edinerek (talim) edindiği bilgi. Öğrenme.
Çğl.Ulum
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
ind
inde
ع ن دA:ND
Arapçada zaman veya mekân ismi yerine kullanılır. Nezd, huzur, yan, vakt, taraf gibi mânâlara gelir. (huzur içerir).
Aynı kökten:Anîd Anede Anûd İnad ind inde İsti'nad Muanede Muanid Muannid Müteannid Müteannidin Taannüd Taannüdât
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
nezr
nezir
ن ذ رNZéR
Korkutmak. Korkutarak ikaz etmek. Bir iş için korkulacak bir şey söyleyip gözdağı vermek. İlerdeki hesap için korkutmak. ("Beşir" in zıddıdır). / Adak adamak.
Çğl.nüzeraÇğl.NuzurÇğl.Nüzur
Aynı kökten:İntizar inzar İnzârât münzir nezr nezir nüzera Nuzur Nüzur
Diyanet Meali:
26. De ki: “O bilgi, ancak Allah katındadır. Ben ise sadece apaçık bir uyarıcıyım.”
67. MULK / 27
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 563
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
Artık onun zülfa olduğunu gördüklerinde, kafirlerin vechleri sui olur.
Onlara, "Bu, sizin davet ettiğinizdir!" denilir.
ReY ZLF SVe VCHé KFR K:VL KVN DA:V .mid4867.ss67.as27.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf563.sure.67.xxxx#da:v-duae#||#sve-sui#||#kfr-kafir#||#vché-vücuh#||#zlf-zülfa#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#ZLF#||#SVe#||#VCHé#||#KFR#||#K:VL#||#KVN#||#DA:V#||#da:v-duae#||#sve-sui#||#kfr-kafir#||#vché-vücuh#||#zlf-zülfa#||#k:vl-xxoxx#||#kvn-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
فَلَمَّا رَأَوْهُ زُلْفَةً سِيئَتْ وُجُوهُ الَّذِينَ كَفَرُوا وَقِيلَ هَذَا الَّذِي كُنتُم بِهِ تَدَّعُونَ
Fe lemmâ reevhu zulfeten sîet vucûhullezîne keferû ve kîle hâzellezî kuntum bihî teddeûn(teddeûne).
Dua
duae
د ع وDA:V
Davet. / Birisini bir şeye sevk etmek.
Çğl.Da'vatÇğl.Ed'iye
Aynı kökten:Bedduâ dai Duat Dâiye Da'vâ Deavi Da'vet Dıayet davetiye Dı've Dua duae Da'vat Ed'iye dua İddia İstid'a Med'uv Med'î Med'uvvîn Med'uvven Müddeâ Müddeayat Müddeî Tedaî
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
sui
س و اSVe
Kötü, kötülük. Fenalık. Suç. Kötü olmak.
Çğl.Mesavi
Aynı kökten:seyyi' seyyie seyyiat sui Mesavi
vech
vecih
و ج هVCHé
Yüz, çehre. Tarz, üslub. Bir şeyin ön tarafı. Her şeyin karşısına gelen ve karşısında olan. Satıh. Ön. Alın. Cephe. Tarih. Suret. Sebeb. Bir şeyin nefsi ve zatı. Bir şeyin kendisi. Semt. Cihet. Münasebet. İmkan. Kur'an-ı Kerim okunuşundaki farklar. Bir memleketin ileri gelenleri.
Dşl.vichetÇğl.vücuh
Aynı kökten:Müteveccih Müteveccihîn Müvecceh tevacüh teveccüh Teveccühât Vecahet vech vecih vichet vücuh Veche vicah
Zülfa
Zülfe
ز ل فZLF
Yakın, yakınlık, yaklaşma. Yaklaştıran. İlerleme. / Rütbe. Menzile. / Küçük saçak, püskül. / Gecenin gündüze yakın saatleri.
Çğl.Zülef
Aynı kökten:Ezlef Zelef İzlaf Zalf Zelef Zülefâ Zelefe Zulef Zelif Zılf Azlaf Zuluf Zülf Zülüf Zülfa Zülfe Zülef Zülfet
Diyanet Meali:
27. Onu (azabı) yakından gördükleri zaman inkâr edenlerin yüzleri kötüleşir ve onlara, “İşte bu, (alaylı bir biçimde) isteyip durduğunuz şeydir” denir.
67. MULK / 28
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 563
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Gördünüz mü, bakın!
ALLAH beni ve benimle birlikte olanları helak eder yada bizi rahim eder. Peki ama... ya kafirlere elim azabtan kim cair olur!"
K:VL ReY HéLK RHM CVR KFR A:ZéB eLM .mid4868.ss67.as28.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf563.sure.67.xxxx#elm-elim#||#rhm-rahim#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#hélk-helak#||#cvr-cair#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#K:VL#||#ReY#||#HéLK#||#RHM#||#CVR#||#KFR#||#A:ZéB#||#eLM#||#elm-elim#||#rhm-rahim#||#a:zéb-azab#||#kfr-kafir#||#hélk-helak#||#cvr-cair#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَهْلَكَنِيَ اللَّهُ وَمَن مَّعِيَ أَوْ رَحِمَنَا فَمَن يُجِيرُ الْكَافِرِينَ مِنْ عَذَابٍ أَلِيمٍ
Kul ereeytum in ehlekeniyallâhu ve men maıye ev rahımenâ fe men yucîrul kâfirîne min azâbin elîm(elîmin).
azab
ع ذ بA:ZéB
Eziyet. Büyük sıkıntı. Şiddetli elem. Dünyada işlenen suç ve kabahate karşılık olarak âhirette çekilecek ceza.
Aynı kökten:azab Azb Azb Iztırab Muazzeb Muazzib Mu'zib Ta'zib
Cair
ج و رCVR
Mâni, engel. Eğri. Çok, kesîr. Eziyet eden. Cevreden. Zulmeden.
Aynı kökten:Ciret Civâr Cüvar Civariyyet İctivar Mücaveret Mücavir Müctevir Mütecavir Tecavür Cair Câr Cayir Cevr Cevir İsticare Mücevver Mücîr Tecvir
elim
ا ل مeLM
Acı veren, acıtan, ağrıtan. Çok şiddetli ağrı veren.
Dşl.elime
Aynı kökten:elem Alam elim elime İlam Mevlim Mulim Müellem Müellim Müteellim Teellüm
helak
ه ل كHéLK
Yıkılma, bitme, mahvolma. Harislik ve pek düşkünlük. Azab. Korku, havf.
Aynı kökten:helak helik ihlak mühlik tehalük tehlike
Kâfir
ك ف رKFR
Gerçeklerin üzerini örterek kendisinin ve/veya başkasının, görmesini, incelemesini, tefekkür etmesini, iman etmesini engelleyen. Hakkı görmeyen ve örten. İyilik bilmeyen. Allah'ı inkar eden. Dinsiz. İmanın esaslarına veya bunlardan birine inanmayan. Mülhid. Hayvan tersi.
Çğl.KefereÇğl.KüffarÇğl.Kâfirûn
Aynı kökten:ikfar Kâfir Kefere Küffar Kâfirûn Kafur kufur keffar keffare keffaret kefr Küfur Kefur Küfr küfür Küfran Mekfere Mükeffer Mükeffire Tekfir Tekfur
Rahim
ر ح مRHM
Rahmet edici, acıyan, merhamet eden. Döl yatağı, rahim. Yakın hısım, akraba. Er Rahim : ALLAH'ın halk ettiği şeyin şekillenmesine denir. Şah damarımızdan yakın oluşunun ispatıdır. Teşekkül ettirici, yoktan var etme, zahiren yok iken var olmak. Varedilen, var olan noktadaki feyl-i ilahi.
Çğl.Erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
Diyanet Meali:
28. De ki: “Söyleyin bakalım: Diyelim ki Allah beni ve beraberimdekileri helâk etti, yahut bize acıdı. Peki, ya inkârcıları elem dolu bir azaptan kim koruyacak?”
67. MULK / 29
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 563
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"O, rahmandır. Biz O'na iman ettik. O'na tevekkül ettik. Siz kimin, mübin dalalet içinde olduğuna yakında alim olacaksınız."
Esma-ül Hüsna K:VL RHM eMN VKL A:LM D:LL BYN .mid4869.ss67.as29.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf563.sure.67.xxxEsma-ül Hüsnaxximanxx#vkl-tevekkül#||#emn-iman#||#a:lm-alim#||#rhm-rahman#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#x#K:VL#||#RHM#||#eMN#||#VKL#||#A:LM#||#D:LL#||#BYN#||#vkl-tevekkül#||#emn-iman#||#a:lm-alim#||#rhm-rahman#||#byn-mübin#||#d:ll-dalalet#||#k:vl-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ هُوَ الرَّحْمَنُ آمَنَّا بِهِ وَعَلَيْهِ تَوَكَّلْنَا فَسَتَعْلَمُونَ مَنْ هُوَ فِي ضَلَالٍ مُّبِينٍ
Kul huver rahmânu âmennâ bihî ve aleyhi tevekkelnâ, fe se ta’lemûne men huve fî dalâlin mubîn(mubînin).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
mübin
ب ي نBYN
Açık, aşikar. Ayan kılan, beyan ve izah eden. Dilediğine doğru yolu gösteren. Hak ile batılın arasını tefrik edip, ayıran. Hakkı hakkınca beyan ve izhar eden.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
dalalet
ض ل لD:LL
Kendine özüne geri dönüş yolunda kaybolmak. Yoldan çıkma. Sapma. Azma. Şaşırma. Şaşkınlık. İman ve İslâmiyetten ayrılmak.
Aynı kökten:Adall Edall Dalal dalalet Dall Dallîn Dâllûn dalle İstidlal madalle
iman
ا م نeMN
Şahit olunmayan birşeye, bir kaynağa güvenerek itimat etmek.
Aynı kökten:amenna amentü amin eman emanet emin emniyet iman istiman i'timan me'men me'mun mü'min Mü'minin müste'min ümman Ümena
rahman
ر ح مRHM
Bütün yaratıklara rızıklarını veren, her an bütün mahlukat hakkında hayır ve rahmet irade buyuran, bütün mahlukatına sayısız nimetler veren. Nizam ve adalet sahibi. Er Rahman : ALLAH'ın düzelticiliğinin, terbiye ediciliğinin, eğiticiliğinin ismidir. Olumsuzlukların olumluya dönmesi, düzelmesi, her şeyin olması gereken düzene kavuşması ALLAH'ın Rahmetidir. İkaz edilen toplumların, yanlış olan hallerden Sırat-ı müstakime yani her an ALLAH'ın emrini duyarak ve uygu ile yaşamaya yönelmeleri ALLAH'ın Rahmetiyle olacaktır.
Çğl.erham
Aynı kökten:Erham Erhamur Rahimin istirham İstirhamat merhamet merhum merhume Müsterham müsterhim müterahhim Rahim Erham rahm rahman erham Rahman-ir Rahim rahmaniyet rahmet
tevekkül
و ك لVKL
Kendine vekil edinmek. / İşi başkasına ısmarlamak. / Sebeblere tevessül ettikten sonra neticesini Allah'a bırakmak. Allah'tan gelene razı olmak. / Kendine ait vazifeyi yaptıktan sonra neticelerini Allah'dan istemek. / Kadere razı olmak. Hakka güvenmek. / Yeis ve kederden uzak olmak.
Aynı kökten:Müekkel Müekkil Mütevakil Mütevekkil Müvekkel Müvekkil Tevakül tevekkül Tevkil vekalet Vekâleten vekil Vükelâ
Diyanet Meali:
29. De ki: “O, Rahmân’dır. O’na iman ettik, yalnızca O’na tevekkül ettik. Siz, kimin apaçık bir sapıklık içinde olduğunu yakında öğreneceksiniz!”
67. MULK / 30
Surede Toplam Ayet: 30
Kitap Sırası: 67
Nüzul Sırası: 77
Sayfa: 563
Cüz: 29
Nüzul Yeri: MEKKE
De ki:
"Görüyor musunuz?
Eğer suyunuz gavr oluverse, artık size, pınarından suyu kim getirir?"
K:VL ReY S:BH MVHé G:VR eTY MVHé A:YN .mid4870.ss67.as30.saMULK.ns77.nyMEKKE.cs29.syf563.sure.67.xxxx#s:bh-ısbah#||#a:yn-main#||#mvhé-main#||#g:vr-gavr#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#K:VL#||#ReY#||#S:BH#||#MVHé#||#G:VR#||#eTY#||#MVHé#||#A:YN#||#s:bh-ısbah#||#a:yn-main#||#mvhé-main#||#g:vr-gavr#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orjinal Metin - Sözlük - İlgili Ayetler - Diyanet Meali
قُلْ أَرَأَيْتُمْ إِنْ أَصْبَحَ مَاؤُكُمْ غَوْرًا فَمَن يَأْتِيكُم بِمَاء مَّعِينٍ
Kul e re’eytum in asbaha mâukum gavren fe men ye’tîkum bi maîn maîn(maînin).
Main
ع ي نA:YN
Pınar. Suyun kaynağı. Gizli olanın izhar olduğu yer.
Aynı kökten:Ayn A'yan A'yun Uyûn Aynen Ayniyyet În Main Muayin Muayyin Müteayyin Müteayyinân Taayyün Taayyünat
Gavr
غ و رG:VR
Bir şeyin dibi. Çukur. Batmak. Yere gömülmek, batmak. Derinlik, nihayet. Kök, esas, temel. Tefekkür, teemmül. Dolanmak. Hakikat.
Çğl.Egvar
Aynı kökten:Gar Agvar Gavr Egvar Gur Magare mağara Magarât Tagvir Tegavvür
Main
م و هMVHé
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
Isbah
ص ب حS:BH
Seher vakti. Sabah vakti. Gafil olmamak. Uyanıklık. Birşeyin oluvermesi, meyana gelivermesi.
Aynı kökten:Isbah Masbah Misbah Mısbah Mesabih Sabah Sabahat Sabih Sabiha Subh Asbah Subha Sübha Tasabbuh
Diyanet Meali:
30. De ki: “Söyleyin bakalım: Suyunuz çekiliverse, size kim temiz bir akar su getirir?”