Kelam-ı Kadim için Duru Sözlük

Duru Sözlük'te... KÖK Ara: KELİME Ara: ANLAM içinde Ara:
LT:F etiketli kayıtlar

KELİMEANLAM
Eltaf
ل ط فLT:F
Daha lâtif. Daha hoş. Çok lâtif.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##eltaf##LT:F-eltaf##
İltifat
ل ط فLT:F
Güzel sözle samimi olarak okşamak. Yüz göstermek. Teveccüh etmek. İyilik etmek. Lütfetmek. Dikkat, itina.
Çoğul.İltifatat
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##iltifat##iltifatat##LT:F-iltifat##LT:F-iltifatat##
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli.
El Latif : Lütufkar fiili.
DuruMeal'de toplam 8 kayıtta geçiyor.
Çoğul.Litaf
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
xesma##latif##litaf##LT:F-latif##LT:F-litaf##xesma
latife
ل ط فLT:F
Hoş söz. Şaka. Mizah. Söz ile iltifat. İnsanın çok ince ve hassas olup kalbe bağlı bir duygusu.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##latife##LT:F-latife##
Letafet
ل ط فLT:F
Hoşluk, lâtiflik. Cisimden alâkayı kesip bir nevi nurâniyet kesbetmek. Güzellik, nezaket, yumuşaklık, hafiflik.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##letafet##LT:F-letafet##
Letaif
ل ط فLT:F
Lâtif duygular.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##letaif##LT:F-letaif##
Lutf
Lütuf
ل ط فLT:F
Rıfk ve nevâziş. İltifatla mülâyemet üzere muâmele eylemek. Güzellik, hoşluk. İyilik, iyi muâmele.
Çoğul.Eltaf
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##lutf##lütuf##eltaf##LT:F-lutf##LT:F-lütuf##LT:F-eltaf##
Lutfen
ل ط فLT:F
Lütfen
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##lutfen##LT:F-lutfen##
Meltafa
ل ط فLT:F
Güzellik, lâtiflik yeri olan şey veya vasıf.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##meltafa##LT:F-meltafa##
Mülattıf
ل ط فLT:F
İyilikle gönül alan. Taltif eden. Yumuşatıcı (ilâç).
Çoğul.Mülattıfat
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##mülattıf##mülattıfat##LT:F-mülattıf##LT:F-mülattıfat##
Mültefet
ل ط فLT:F
Kendisine iltifat edilmiş olan. Güler yüz gösterilmiş ve hoş davranılmış. Ehemmiyet verilmiş.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##mültefet##LT:F-mültefet##
Mültefit
ل ط فLT:F
İltifat edici, teveccüh edip yüz gösteren. İyi muâmele edip dostluk gösteren.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##mültefit##LT:F-mültefit##
Mütelattıf
ل ط فLT:F
Yumuşak ve nazik davranan.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##mütelattıf##LT:F-mütelattıf##
Müteleffit
ل ط فLT:F
İltifat eden, iltifat edici olan.
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##müteleffit##LT:F-müteleffit##
Taltif
ل ط فLT:F
İltifat etmek. Bir iyilik yaparak gönül almak. Yumuşatmak.
Çoğul.Taltifât
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##taltif##taltifat##LT:F-taltif##LT:F-taltifat##
Telattuf
ل ط فLT:F
Lütuf ve nezaketle davranma. Nâzikâne muamelede bulunma.
Çoğul.Telattufât
Aynı Kökten Türeyen:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
##telattuf##telattufat##LT:F-telattuf##LT:F-telattufat##
8 Kayıt Listeleniyor...
LT:F kelime kökünün geçtiği -8- ayet listesi
SURE
6. ENAM / 103
Basarlar O'nu idrak edemez. O, basarları idrak eder.
O, latiftir, habirdir.
Esma-ül Hüsna DRK BS:R DRK BS:R LT:F H:BR .mid934.ss6.as103.ssENAM.ns55.nyMEKKE.cs7.syf140.sure.6.xxxEsma-ül Hüsnax#h:br-habir#||#bs:r-basar#||#drk-idrak#||#lt:f-latif#x#DRK#||#BS:R#||#DRK#||#BS:R#||#LT:F#||#H:BR#||#h:br-habir#||#bs:r-basar#||#drk-idrak#||#lt:f-latif#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
لاَّ تُدْرِكُهُ الأَبْصَارُ وَهُوَ يُدْرِكُ الأَبْصَارَ وَهُوَ اللَّطِيفُ الْخَبِيرُ
Lâ tudrikuhul ebsâru ve huve yudrikul ebsâr(ebsâru) ve huvel lâtîful habîr(habîru).
basar
ب ص رBS:R
Görme duyusu. Gözün görmesi. Kalble hissetme. Kalb gözü. İdrak. Fikir. Gözleme, takib etme.
Çğl.Ebsâr
Aynı kökten:basar Ebsâr Basir basiret Basair besaret İbsar İbtisar İstibsar Mubasara Mubsır Mubsırât Mütebassır Tabassur Tebsir
İdrak
د ر كDRK
Anlayış. Kavrayış. Akıl erdirmek. Fehim. Yetiştirmek.
Çğl.İdrakat
Aynı kökten:Derk Dereke Derketmek Derrak İddirak İdrak İdrakat İstidrak Lâmüdrik Medruk Müdrik Müdrikat Müdrike Müstedrek Müstedrik Mütedarik Tedarik
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
Diyanet Meali:
Gözler O’nu idrak edemez ama O, gözleri idrak eder.” O, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.
12. YUSUF / 100
Ana-babasını arşa ref etti.
Ona sacidler olarak harra ettiler.
Dedi ki:
"Ey Babacığım!
Bu, önceden gördüğüm rüyanın te'vilidir. Rabbim onu hakk kıldı.
Şeytanın, benim ve kardeşlerimin arasını nezg etmesinin ardından, beni sicnden ihrac etmekle ve sizi bedvden kılmakla, ahsen olmuş oldu.
Muhakkak ki Rabbim, dilediği şey için latiftir.
Muhakkak ki O, alimdir, hakimdir."
Yusuf KıssasıEsma-ül HüsnaŞeytan RFA: eBV A:RŞ H:RR SCD K:VL eBV eVL ReY K:BL CA:L RBB HK:K: HSN H:RC SCN CYe BDV BA:D NZG: ŞT:N BYN BYN eH:V RBB LT:F ŞYe A:LM HKM .mid1817.ss12.as100.ssYUSUF.ns53.nyMEKKE.cs13.syf246.sure.12.xxxYusuf KıssasıxEsma-ül HüsnaxŞeytanxxŞeytanxxkissa.044x#k:bl-kabl#||#evl-tevil#||#şye-şae#||#eh:v-ahi#||#ba:d-bad#||#ebv-eb#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#hk:k:-hakk#||#byn-beyn#||#nzg:-nezg#||#scn-sicn#||#scd-sacid#||#hkm-hakim#||#hsn-ahsen#||#rfa:-ref#||#h:rr-harra#||#h:rc-ihrac#||#a:rş-arş#||#bdv-bedv#||#lt:f-latif#||#ca:l-xxoxx#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#x#RFA:#||#eBV#||#A:RŞ#||#H:RR#||#SCD#||#K:VL#||#eBV#||#eVL#||#ReY#||#K:BL#||#CA:L#||#RBB#||#HK:K:#||#HSN#||#H:RC#||#SCN#||#CYe#||#BDV#||#BA:D#||#NZG:#||#ŞT:N#||#BYN#||#BYN#||#eH:V#||#RBB#||#LT:F#||#ŞYe#||#A:LM#||#HKM#||#k:bl-kabl#||#evl-tevil#||#şye-şae#||#eh:v-ahi#||#ba:d-bad#||#ebv-eb#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#hk:k:-hakk#||#byn-beyn#||#nzg:-nezg#||#scn-sicn#||#scd-sacid#||#hkm-hakim#||#hsn-ahsen#||#rfa:-ref#||#h:rr-harra#||#h:rc-ihrac#||#a:rş-arş#||#bdv-bedv#||#lt:f-latif#||#ca:l-xxoxx#||#cye-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#||#rey-xxoxx#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
وَرَفَعَ أَبَوَيْهِ عَلَى الْعَرْشِ وَخَرُّواْ لَهُ سُجَّدًا وَقَالَ يَا أَبَتِ هَذَا تَأْوِيلُ رُؤْيَايَ مِن قَبْلُ قَدْ جَعَلَهَا رَبِّي حَقًّا وَقَدْ أَحْسَنَ بَي إِذْ أَخْرَجَنِي مِنَ السِّجْنِ وَجَاء بِكُم مِّنَ الْبَدْوِ مِن بَعْدِ أَن نَّزغَ الشَّيْطَانُ بَيْنِي وَبَيْنَ إِخْوَتِي إِنَّ رَبِّي لَطِيفٌ لِّمَا يَشَاء إِنَّهُ هُوَ الْعَلِيمُ الْحَكِيمُ
Ve refea ebeveyhi alel arşı ve harrû lehu succedâ(succeden), ve kâle yâ ebeti hâzâ te’vîlu ru’yâye min kablu kad cealehâ rabbî hakkâ(hakkan), ve kad ahsene bî iz ahrecenî mines sicni ve câe bikum minel bedvi min ba’di en nezegaş şeytânu beynî ve beyne ıhvetî, inne rabbî latîfun limâ yeşâ’(yeşâu) innehu huvel alîmul hakîm(hakîmu).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
Arş
ع ر شA:RŞ
Bağ çardağı. Gölgelik. Kürsü, taht, yüce makam. En yüksek gök. Fevkiyyet, ulviyyet.
Çğl.A'raşÇğl.Uruş
Aynı kökten:Arş A'raş Uruş
ba'd
Ba'de
ب ع دBA:D
Zaman zarfıdır ve tehir ifade eder. / Sonra. İtibaren. / Zaman yada meakan olarak uzak, mesafeli. / Umulmadık. / Helak olmak.
Aynı kökten:ba'd Ba'de Ba'de Bu'din baid Bu'd Eb'ad Eb'ad Ebaid Müba'id Müba'ide Mütebaid
Bedv
ب د وBDV
Zihinde bir şeyin peyda olması. Bir şey zâhir olma. Başlama. Çöle çıkma.
Aynı kökten:Bedâd Bedave Bedavet Bede' Bedevî Bediy Bediy Bedv İbda'
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
eb
Ebu
ا ب وeBV
(Ebâ, Ebu, Ebi) Baba. Ata.
Aynı kökten:eb Ebu
ahi
ا خ وeH:V
kardeş
Çğl.ihvan
Aynı kökten:ahi ihvan Uht Ahvat
Te'vil
Evl
ا و لeVL
Zâhiren yakın mâna ve delil nakletmek sebebiyle başka mâna vermek. Bir nesneye redd ve irca' etmek. Döndürmek. Bazı müfessirlere göre; Bir âyet-i kerimenin mânasını bir nesneye irca' ile beyan etmektir. Bazılarına göre; "evvel" lâfzından alınmış olup kelâmı evveline sarf ve irca' eylemektir. Bazılarına göre de; hükümet ve siyaset mânasına olan "iyalet"den alınmıştır ki, te'vil eden kimse, zihin ve fikrini kelâmdaki sırrın tetebbuuna taslit etmekten ibarettir.
Çğl.Te'vilât
Aynı kökten:alet Evvel Evvelîn Evvela Evvelen Evveliyat Evveliyet Muli' Müevvel Müevvil Te'vil Evl Te'vilât Ula Uli
ihrac
خ ر جH:RC
Çıkmak. Çıkarmak. Dışarı atmak. Fazla malı başka memlekete göndermek. İstifade için meydana koymak.
Çğl.ihracat
Aynı kökten:harc Hâric Hırrîc huruc ihrac ihracat İstihrac İstihracat Maharic Mahrec muhrec Muhrice Müstahrec Müstahric Taharrüc tahric Muharric
harra
خ ر رH:RR
Yere kapanmak, düşmek. Yüksekten aşağı düşmek.
Aynı kökten:harra hurur
Hakk
hak
ح ق قHK:K:
Batılın zıddı. Gerçek. Her sabit ve doğru olan şey. Adalet. Herkesin meşru olan salahiyeti, iktidarı, bir şey üzerindeki malikiyyeti. Dava ve iddia. Hakikate uygunluk. Pay, hisse. Münasib. Vukuu vacib, geleceği şüphesiz olan. Yapacağını yalansız yapan kimse. El Hakk : Doğruluk fiili.
Aynı kökten:Ehakk Hakîk hakikat Hakaik Hakikî Hakk hak muhakkak Muhakkik Muhakkikîn tahakkuk
hakim
Hâkim
ح ك مHKM
Galib. Haklı ve haksızı ayırıp hak ve adalet üzere hükmeden. Başkasını müdahale ettirmeden idare eden. Memleketi idare eden. Mahkeme reisi.
Dşl.HâkimeÇğl.Hükkâm
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
ahsen
ح س نHSN
En güzel. Çok güzel. İyi zan. Pek güzel. İyi amel ve haslet. Daha iyi.
Dşl.hüsna
Aynı kökten:ahsen hüsna hasan Hasen hasene Hasenat Hasna Hüsn Hüsün Hüsniyyat ihsan İhsanat İstihsan Mahasin Mehâsin muhsin Müstahsen Müstahsin tahsin Tahsinat
Kabl
Kablî
ق ب لK:BL
Ön. Önce. Evvel. / Öndeki. İlerideki. Evvelki. (hem mekan hem de zaman olarak kullanılır.) // Hiç bir tecrübeye dayanmayan… sadece akıl yoluyla.
Aynı kökten:ikbal istikbal kabala Kabil kabila kabile kabail kabiliyet Kabl Kablî Kablî kabul kıble kibla Kubul makbul Makbule Mukabbel mukabele mukabil Mukbil Mukbilan Mukbilîn müstakbel Müstakbil Müstakbilîn mütekabil Tekabbel tekabül
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
Nezg
ن ز غNZG:
İfsad etmek, halk içine fitne ve fesad bırakmak. Vesvese.
Aynı kökten:Nezg Nezga
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
Ref'
ر ف عRFA:
Kaldırma, yüceltme, yukarı kaldırma. Lağvetme, hükümsüz bırakma. Gr: Arapça bir kelimenin sonunu merfu' (ötreli) okumak.
Aynı kökten:İstirfa' Merfu' Murafaa Mürafaa Murafi' Mürtefi' Mütereffi' raf Reff Rafi' rafia Rafidan rafide Ref' Refi' Terafu' Tereffu' Tereffuât Terfi' Terfiât
sacid
س ج دSCD
Secde eden.
Çğl.SecedeÇğl.SüccadÇğl.Sücud
Aynı kökten:mescid Mesacid mescid-i aksa mescid-i haram Mescud Müteseccid sacid Secede Süccad Sücud secde Sücud Teseccüd Teseccüdât
Sicn
س ج نSCN
Hapis, zindan. Mc: Dünyanın sıkıntısı.
Çğl.Sücun
Aynı kökten:Mescen Mescun Seccan Siccin Sicn Sücun Tescin
şae
ش ي اŞYe
Diledi, istedi, murad eyledi.
Aynı kökten:inşallah maşallah meşaet şae şey Eşya teşyie uşeyya
Diyanet Meali:
100. Ana babasını tahtın üzerine çıkardı. Hepsi ona (Yûsuf’a) saygı ile eğildiler. Yûsuf dedi ki: “Babacığım! İşte bu, daha önce gördüğüm rüyanın yorumudur. Rabbim onu gerçekleştirdi. Şeytan benimle kardeşlerimin arasını bozduktan sonra; Rabbim beni zindandan çıkararak ve sizi çölden getirerek bana çok iyilikte bulundu. Şüphesiz Rabbim, dilediği şeyde nice incelikler sergileyendir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.”
18. KEHF / 19-20
Böyledir!...
Onları kendi aralarında birbirlerine sail olmaları için baas ettik.
Onlardan konuşan biri dedi ki:
"Ne kadar lebs oldunuz?"
"Bir yevm veya yevmin birazı lebs olduk" dediler.
Dediler ki:
"Ne kadar lebs olduğunuza Rabbiniz alimdir."
Ardından...
"Biriniz şu verikleriniz ile medineye baas edin de... nazar edin... taam olarak hangisinin daha zekiydir... ve ardından ondan rızık getirsin.
Latif olsun ve herhangi birisini size şuur ettirmesin.
Muhakkak onlar... eğer onlara zahir olursanız... ya sizi recm ederler veya kendi milletlerine ida ederler.
O zaman ebediyen felaha ulaşamazsınız."
Ashab-ı Kehf Kıssası BA:S! SeL BYN K:VL K:VL LBS! K:VL LBS! YVM BA:D: YVM K:VL RBB A:LM LBS! BA:S! eHD VRK: MDN NZ:R ZKV T:A:M eTY RZK: LT:F ŞA:R eHD Z:H!R RCM A:VD MLL FLH eBD .mid2299.ss18.as19.ssKEHF.ns69.nyMEKKE.cs15.syf294.sure.18.xxxAshab-ı Kehf Kıssasıxxyevmxxkissa.058x.ss18.as20.x#ehd-ehad#||#ba:d:-bazı#||#yvm-yevm#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:vd-ida#||#byn-beyn#||#rzk:-rızk#||#ebd-ebed#||#nz:r-nazar#||#şa:r-şuur#||#sel-sail#||#zkv-zeki#||#ba:s!-baas#||#lbs!-lebs#||#t:a:m-taam#||#lt:f-latif#||#mdn-medine#||#mll-millet#||#rcm-recm#||#z:h!r-zahir#||#flh-felah#||#vrk:-verik#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#x#BA:S!#||#SeL#||#BYN#||#K:VL#||#K:VL#||#LBS!#||#K:VL#||#LBS!#||#YVM#||#BA:D:#||#YVM#||#K:VL#||#RBB#||#A:LM#||#LBS!#||#BA:S!#||#eHD#||#VRK:#||#MDN#||#NZ:R#||#ZKV#||#T:A:M#||#eTY#||#RZK:#||#LT:F#||#ŞA:R#||#eHD#||#Z:H!R#||#RCM#||#A:VD#||#MLL#||#FLH#||#eBD#||#ehd-ehad#||#ba:d:-bazı#||#yvm-yevm#||#a:lm-alim#||#rbb-rabb#||#a:vd-ida#||#byn-beyn#||#rzk:-rızk#||#ebd-ebed#||#nz:r-nazar#||#şa:r-şuur#||#sel-sail#||#zkv-zeki#||#ba:s!-baas#||#lbs!-lebs#||#t:a:m-taam#||#lt:f-latif#||#mdn-medine#||#mll-millet#||#rcm-recm#||#z:h!r-zahir#||#flh-felah#||#vrk:-verik#||#ety-xxoxx#||#k:vl-xxoxx#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
وَكَذَلِكَ بَعَثْنَاهُمْ لِيَتَسَاءلُوا بَيْنَهُمْ قَالَ قَائِلٌ مِّنْهُمْ كَمْ لَبِثْتُمْ قَالُوا لَبِثْنَا يَوْمًا أَوْ بَعْضَ يَوْمٍ قَالُوا رَبُّكُمْ أَعْلَمُ بِمَا لَبِثْتُمْ فَابْعَثُوا أَحَدَكُم بِوَرِقِكُمْ هَذِهِ إِلَى الْمَدِينَةِ فَلْيَنظُرْ أَيُّهَا أَزْكَى طَعَامًا فَلْيَأْتِكُم بِرِزْقٍ مِّنْهُ وَلْيَتَلَطَّفْ وَلَا يُشْعِرَنَّ بِكُمْ أَحَدًا * إِنَّهُمْ إِن يَظْهَرُوا عَلَيْكُمْ يَرْجُمُوكُمْ أَوْ يُعِيدُوكُمْ فِي مِلَّتِهِمْ وَلَن تُفْلِحُوا إِذًا أَبَدًا
Ve kezâlike beasnâhum li yetesâelû beynehum, kâle kâilun minhum kem lebistum, kâlû lebisnâ yevmen ev ba'da yevm(yevmin), kâlû rabbukum a'lemu bi mâ lebistum feb'asû ehadekum bi verıkıkum hâzihî ilel medîneti fel yanzur eyyuhâ ezkâ taâmen fel ye'tikum bi rızkın minhu vel yetelattaf ve lâ yuş'ırenne bikum ehadâ(ehaden). * İnnehum in yazherû aleykum yercumûkum ev yuîdûkum fî milletihim ve len tuflihû izen ebedâ(ebeden).
alim
ع ل مA:LM
İlim sahibi. Bilen, bilgili. / Çok bilen. El Alim : İlim, bilme fiili. İnsanda tabii ilim vardır. Bunu, etkiler yüzünden kaybeder. Sonra bu tabii ilmine ulaşmak için, dışarıdan aşılama ilimler alır. Öğrenme denir ismine. Bunların hepsi ALLAH'ın alim fiilidir.
Aynı kökten:alim ilm ilim Ulum isti'lam Ma'lum Ma'lumat muallim müteallim taallüm talim Tealüm alem Alemin alamet a'lem A'lam ma'lem Maâlim mu'lem
i'da
ع و دA:VD
Dönmek, geri dönmek. Düşman etmek. Sıçratmak. Geri getirmek. Muavenet etmek, yardım etmek.
Aynı kökten:Ad Kavmi Avd Eyd Avdet Avdetî İade Îd i'da İstiade Maad Meâd Muad Muavede Muavedet Muavid Muîd Müveddi Ta'yid Tuyur
Ba'z
Bazı
ب ع ضBA:D:
Bir şeyin bir kısmı. Bir parça. Bâzısı. Biraz. Diğer.
Aynı kökten:Baûda Baûza Ba'z Bazı Ba'ziyet
Ba's
Bais
ب ع ثBA:S!
Köklü bir değişimle yeniden başlatma. / Yeniden hayatlandırma, diriltme. İhya. / Uykudan uyandırma. / Diriliş. / Gönderme, gönderilme. / Rönesans. El Bais : Beraberliğinde, birleşmesinde ortak, sebep. Karışma, herşey birbirine karışıktır. Mevtten sonra hayy eden. Köklü değişimler için Nebi irsal eden.
Dşl.baas
Aynı kökten:Ba's Bais baas ib'as meb'as Mebâis
beyn
beyne
ب ي نBYN
Arası, arasında, aralık. İki şeyin arası. İkisinin ortası. Firkat. Ayrılık. Beyan. Burnu ve ayakları uzun karga.
Aynı kökten:bayin beyan Beyanat beyanname beyn beyne beyyine İstibane mabeyn mübeyyen mübeyyin mübin Müstebin Tebeyyün tibyan
ebed
ا ب دeBD
Ebedîlik. Zevalsizlik. Sonu olmamak.
Çğl.Ubud
Aynı kökten:ebed Ubud ebeden Ebedâ Ebedî Ebediyyen müebbed Te'bid Te'bidât
Ehad
ahad
ا ح دeHD
Bir. Tek. // Pazar günü. El Ehad : Tek olması.
Dşl.İhda
Aynı kökten:Âhâd Ehad ahad İhda Ehadiyyet Ahadiyet
Felâh
ف ل حFLH
Saadet ve rahata daim olmak (süreklilik içeirir). Selâmet. Kurtuluş. Fevz ve zafer. Necat ve beka. Sahur yemeği. Şakketmek.
Aynı kökten:Eflah Falih Felâh İflah İstiflah Müflih Müflihûn Müflihîn
Lebs
ل ب ثLBS!
Bir yerde eğlenip durma. Vakit geçirme. Kalma.
Aynı kökten:İlbas İstilbas Lebs
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
medine
م د نMDN
Şehir. Hususi olarak Arab yarımadasında bir şehir. (İslâmiyyet öncesi ismi "Yesrib")
Çğl.MüdnÇğl.MüdünÇğl.Medain
Aynı kökten:medeni medine Müdn Müdün Medain Medyen Mütemeddin Temeddün
Millet
م ل لMLL
Bir dinden olanların topluluğu. Din, dil ve târih beraberliği bulunan insan cemaatı. Sınıf. Topluluk. Bir sülâleden gelenlerin hepsi. Maddi, mânevi bir unsurdan sayılıp beraber yaşayanların hepsi.
Çğl.Milel
Aynı kökten:Beynelmilel Millet Milel Millî Milliye Milliyet Mütemelli Mütemellil Temellül İmlal İstimlal Melal Melel Melîl melile Mell Melul Memlul Memlule Mümill Temellül Mella Melle
nazar
ن ظ رNZ:R
Göz atmak. Beklemek, izlemek. Ertelemek. Düşünmek, ibret almak. Mülahaza, düşünmek, bakmak, imrenerek bakmak, düşünce. Yan bakış, kötü bakış. Bir türlü kabul etmek. Gözdeğmesi. İltifat. İtibar.
Aynı kökten:İntizar İnzar Manzara Menazır Minzar Münazara Münazarat Münazır Münazırîn Mütenazır nazar Nazaran Nazarî nazariye Nazariyyât Nazır Nüzzâr Nazıra Nazre Tenazzur unzur
rabb
ر ب بRBB
Yetiştiren, eğiten. Terbiye eden. Vicdan.
Çğl.erbab
Aynı kökten:murabba mürebbi rabb erbab Rabbanî Rabbaniye Rabbaniyyun Rabbaniyyîn Rebib Rebibe Rebâib Rebub ribbiyyun rububiyet terbiye
recm
ر ج مRCM
Taşlamak, taşa tutmak, taş ile insan öldürmek. Atılan taş. Kabre taştan nişan dikmek. Şeytan üzerine atılan nücum. Tardetmek, kovmak, sövmek. Terketmek.
Aynı kökten:mercum recim rücum recm tercim
rızk
ر ز قRZK:
Allah'ın herkese lütuf ve kısmet ettiği ve bekaya sebeb olan nimet. Yiyip içecek şey. Maddi manevi ihtiyaca lazım nimet. // (rızık: doyuran, beslenen, eklenen varlık demek.)
Dşl.RızıkÇğl.Erzak
Aynı kökten:İrtizak İstirzak Mürtezik Mürtezika Müsterzık Razık rezzak rızk Rızık Erzak Terzik
sail
س ا لSeL
Dilenci. Fakir. Soran. İsteyen. Akan, seyelan eden.
Dşl.SaileÇğl.Seele
Aynı kökten:İstis'al Mes'ul Mesule Mesulât Mes'uliyet sail Saile Seele sual Sualât Es'ile tesaül tese'ül
taam
ط ع مT:A:M
Yenilen şey. Aş. (hak edilmiş olmak, sahiplik içerir.) Lezzet.
Çğl.tuum
Aynı kökten:it'am mat'um Mat'umat mut'im taam tuum
Verik
و ر قVRK:
Sikkesiz gümüş. Gümüş.
Aynı kökten:Müteverrık Teverruk Teverrukat Tevrik Varak Vırak Evrak Varaka Varakî Varik Vürük Verik Verrak
Yevm
ي و مYVM
Gün. Yirmidört saatlik zaman. Sene. Asır. Devir. Devre. Süreç.
Çğl.eyyam
Aynı kökten:El yevm Eyyam EYYAMÜL USBÜ' Külle yevm Müyaveme Yevm eyyam Yevme-izin Yevmî Yevmiye
Zahir
ظ ه رZ:H!R
Görünen, aşikar olan. Açık, belli, meydanda olan. Görünüşe göre. Şüphesiz. Suret. Dış yüz. Görünüş. Anlaşılan. Meğer. Galiba. Zannederim. Elbette. Arka çıkmak. Destek vermek. Ez Zahir : Görünen zuhurat fiili.
Çğl.zevahir
Aynı kökten:.Zahir Azhar izhar mazhar Muzahhir Müstazhir Mustazhir Mütezahhir Mütezahir Müzaheret Muzahere müzahir Müzhir Salatüz zuhr Tazhir Tezahhür Tezahür Tezahürât Zahir zevahir zahr zuhur ezhâr zıhar Zuhr zuhur
Zeki
Zekiyy
ز ك وZKV
Zekâ sahibi olan kimse. Zekatlı kimse. / (Amacından gayrı zihni unsurlardan) Hâlis. Temiz. Arınmış.
Dşl.ZekiyeÇğl.Ezkiya
Aynı kökten:Ezka Mütezekki Müzekka Müzekki Tezekki Tezkiye Zekâ Zekât Zekevat Zekâvet Zeki Zekiyy Zekiye Ezkiya
şuur
ش ع رŞA:R
Bir şeyi tanıma. İncelikleri idrak etme. Belirti, işaret (üstünlük içerir). Anlayış, idrak. Vicdan. Hiss-i zâhirle duymak. Kendi varlığından haberi olma. Bir şeyi hoşça tanıma. İnceliklerini iyice idrak etme.
Aynı kökten:Meş'ar Meşâır meş'ur meş'urat müsteş'ar şair Şairât şuara şiar şeair şiare Şeâyir şiir şuur Eş'ar Şa'ar Şa'r Şüur Eşâr Meş'ar-ül Haram Şir'a Şeria Şi'ra
Diyanet Meali:
Böylece biz, birbirlerine sorsunlar diye onları uyandırdık. İçlerinden biri: “Ne kadar kaldınız”? dedi. (Bir kısmı) “Bir gün, ya da bir günden az”, dediler. (Diğerleri de) şöyle dediler: “Ne kadar kaldığınızı Rabbiniz daha iyi bilir. Şimdi siz birinizi şu gümüş para ile kente gönderin de baksın; (şehir halkından) hangisinin yiyeceği daha temiz ve lezzetli ise ondan size bir rızık getirsin. Ayrıca, çok nazik davransın (da dikkat çekmesin) ve sizi hiçbir kimseye sakın sezdirmesin.” “Çünkü onlar sizi ele geçirirlerse ya taşlayarak öldürürler, yahut kendi dinlerine döndürürler. O zaman da bir daha asla kurtuluşa eremezsiniz.”
22. HACC / 63
Görmüyor musun ki... ALLAH semadan su inzal eder ve ardından arz muhdar oluverir.
Muhakkak ki ALLAH, latiftir, habirdir.
Doğa/YaşamEsma-ül Hüsna ReY NZL SMV MVH! S:BH eRD: H:D:R LT:F H:BR .mid2779.ss22.as63.ssHACC.ns103.nyMEKKE.cs17.syf338.sure.22.xxxDoğa/YaşamxEsma-ül Hüsnax#h:br-habir#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#nzl-inzal#||#s:bh-ısbah#||#mvh!-main#||#lt:f-latif#||#h:d:r-muhdar#||#rey-xxoxx#x#ReY#||#NZL#||#SMV#||#MVH!#||#S:BH#||#eRD:#||#H:D:R#||#LT:F#||#H:BR#||#h:br-habir#||#erd:-arz#||#smv-sema#||#nzl-inzal#||#s:bh-ısbah#||#mvh!-main#||#lt:f-latif#||#h:d:r-muhdar#||#rey-xxoxx#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
أَلَمْ تَرَ أَنَّ اللَّهَ أَنزَلَ مِنَ السَّمَاء مَاء فَتُصْبِحُ الْأَرْضُ مُخْضَرَّةً إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
E lem tere ennallâhe enzele mines semâi mâen fe tusbihul ardu muhdarreh(muhdarreten), innallâhe latîfun habîr(habîrun).
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
Muhdar
خ ض رH:D:R
Ahdar olan. Yemyeşil. Taptaze.
Aynı kökten:Ahdar Ahzar Hadra Hudra Hadravat Hazrevat Hudr Hudret Hadra Muhdar
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
Main
م و هMVH!
Saf, akar su. Göz önünde akan su. Cennet şerbeti. Zâhir, görünen. Göz değmiş, nazar değmiş.
Aynı kökten:ma' Emvah mai Main
inzal
ن ز لNZL
İndirme. İndirilme. Nüzul ettirme. / Birden bire inme. / Tenasül aletinden meninin çıkması.
Aynı kökten:enzele inzal menzil Menazil münezzil Münzil mütenezzil nazil nazile nezle nüzul tenezzül Tenezzülât tenzil Tenzilat
Isbah
ص ب حS:BH
Seher vakti. Sabah vakti. Gafil olmamak. Uyanıklık. Birşeyin oluvermesi, meyana gelivermesi.
Aynı kökten:Isbah Masbah Misbah Mısbah Mesabih Sabah Sabahat Sabih Sabiha Subh Asbah Subha Sübha Tasabbuh
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
Diyanet Meali:
Allah’ın gökten yağmur indirdiği, böylece yeryüzünün yemyeşil olduğunu görmedin mi? Şüphesiz Allah, çok lütufkârdır, hakkıyla haberdardır.
31. LOKMAN / 16
"Ey oğlum!
Muhakkak, eğer hardaldan habbe miskali olsa, üstüne bir de, sahrın içinde veya semalarda veya arzda olsa, ALLAH onu verir.
Muhakkak ki ALLAH, latiftir, habirdir."
Lokman KıssasıEsma-ül Hüsna BNY KVN S!K:L HBB H:RDL KVN S:H:R SMV eRD: eTY LT:F H:BR .mid3606.ss31.as16.ssLOKMAN.ns57.nyMEKKE.cs21.syf411.sure.31.xxxLokman KıssasıxEsma-ül Hüsnaxkissa.104x#kvn-tekun#||#bny-beni#||#h:br-habir#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#hbb-habbe#||#s!k:l-miskal#||#s:h:r-sahr#||#lt:f-latif#||h:rdl-hardal#||#ety-xxoxx#x#BNY#||#KVN#||#S!K:L#||#HBB#||#H:RDL#||#KVN#||#S:H:R#||#SMV#||#eRD:#||#eTY#||#LT:F#||#H:BR#||#kvn-tekun#||#bny-beni#||#h:br-habir#||#erd:-arz#||#smv-semavat#||#hbb-habbe#||#s!k:l-miskal#||#s:h:r-sahr#||#lt:f-latif#||h:rdl-hardal#||#ety-xxoxx#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
يَا بُنَيَّ إِنَّهَا إِن تَكُ مِثْقَالَ حَبَّةٍ مِّنْ خَرْدَلٍ فَتَكُن فِي صَخْرَةٍ أَوْ فِي السَّمَاوَاتِ أَوْ فِي الْأَرْضِ يَأْتِ بِهَا اللَّهُ إِنَّ اللَّهَ لَطِيفٌ خَبِيرٌ
Yâ buneyye innehâ in teku miskâle habbetin min hardalin fe tekun fî sahretin ev fîs semâvâti ev fîl ardı ye’ti bihâllâh(bihâllâhu), innellâhe latîfun habîr(habîrun).
beni
ب ن يBNY
Oğullar, evlâtlar, çocuklar. (Aslı: Benûn-Benîn)
Aynı kökten:bani beni benin benün benna bin Bina' bina Ebniye binaen binaenaleyh bint Bunni bünyan bünye ibn ibne benin benün ebna İbtina' Tebniye
arz
erz
ا ر ضeRD:
İnsanın Allah'tan aldığı emri uyguya aldığı nokta. Aşağı. Toprak. Zemin. Yeryüzü. Dünya. Memleket, ülke. Küre. İklim. Davarın ayağının altı.
Çğl.ArzînÇğl.ArâziÇğl.Eradîn
Aynı kökten:arz erz Arzîn Arâzi Eradîn Arzî Arziye
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
Habb
Habbe
ح ب بHBB
Tane, çekirdek. Tohum. / Yuvarlak olarak hazırlanmış ilaç, hap. / Buğday tanesi veya buna benzer tohum. / Sivilce. / İhtiyaç. Parça. Dirhemin 1/48 kadarı.
Çğl.habbatÇğl.hububÇğl.hububat
Aynı kökten:Ehabb Habb Habbe habbat hubub hububat habib Habibe Ahbab hibab Hubab hubb hubbe hubban hubbe Mahbub Mahbubat Mahabib mahbube Mahbubiyyet muhabbet Muhibb Muhibbe Muhibban Müstehab mütehabb Mütehabbe tahabbüb Tehabb tahab
kontrol-giriş
Aynı kökten:
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
Miskal
ث ق لS!K:L
Çok cüzi olmayı ifade eder. Yirmidört kıratlık (4,5 gr. kadar) bir ağırlık ölçüsü. (Bir kırat, beş normal arpa ağırlığında olup, bir dirhemin 1/14 üdür.)
Aynı kökten:Eskal Miskal Müskal Sakil Sükala' Sekal Eskâl Sekalan Sekaleyn Sikal Teskil
Sahr
Sahret
ص خ رS:H:R
Kaya. Büyük taş. Maden kütlesi. Hazret-i Süleyman (A.S) 'in mühürünü çalan ifrit.
Çğl.SaharÇğl.SaharatÇğl.Suhur
Aynı kökten:Sahr Sahret Sahar Saharat Suhur Sahr Suhre Suhar
sema
س م وSMV
Gök yüzü. Asuman. Gök. / Her şeyin sakfı. / Gölgelik. Bulut ve emsali örtü. / İnsanda duygu merkesinin derinlikleri. İnsanın Allah ile irtibat kurduğu nokta.
Çğl.semavat
Aynı kökten:adına isim esma esami İsma müsemma Müsemmeyat Mütesemmi sema semavat Semave semavi Semaviyyât Semiy Semiyye Semüvv sümüv Tesemmi
hardal
خ ر د لH:RDL
Hardal.
Aynı kökten:hardal
Diyanet Meali:
(Lokmân, öğütlerine şöyle devam etti:) “Yavrum! Şüphesiz yapılan iş bir hardal tanesi ağırlığında olsa ve bir kayanın içinde, yahut göklerde ya da yerin içinde bile olsa, Allah onu çıkarır getirir. Çünkü Allah, en gizli şeyleri bilendir, (her şeyden) hakkıyla haberdar olandır.”
33. AHZAB / 34
Evlerinizde, ALLAH'ın ayetlerinden tilavet edilenleri ve hikmeti zikir edin.
Muhakkak ki ALLAH, latif, habir olandır.
Esma-ül HüsnaKadın ve Aile Hukuku Z!KR TLV BYT eYY HKM KVN LT:F H:BR .mid3696.ss33.as34.ssAHZAB.ns90.nyMEDİNE.cs22.syf421.sure.33.xxxEsma-ül HüsnaxKadın ve Aile Hukukuxxxemirxxyasakxxxxibadetxxx#kvn-kane#||#eyy-ayet#||#h:br-habir#||#byt-beyt#||#hkm-hikmet#||#tlv-tilavet#||#z!kr-zikir#||#lt:f-latif#x#Z!KR#||#TLV#||#BYT#||#eYY#||#HKM#||#KVN#||#LT:F#||#H:BR#||#kvn-kane#||#eyy-ayet#||#h:br-habir#||#byt-beyt#||#hkm-hikmet#||#tlv-tilavet#||#z!kr-zikir#||#lt:f-latif#
Orijinal Metin : Sözlük : Diğer Meal :
وَاذْكُرْنَ مَا يُتْلَى فِي بُيُوتِكُنَّ مِنْ آيَاتِ اللَّهِ وَالْحِكْمَةِ إِنَّ اللَّهَ كَانَ لَطِيفًا خَبِيرًا
Vezkurne mâ yutlâ fî buyûtikunne min âyâtillâhi vel hikmeh(hikmeti), innallâhe kâne latîfen habîrâ(habîren).
beyt
ب ي تBYT
Ev, hane. Gecelemek.
Çğl.Büyût
Aynı kökten:Beyat beyit Ebyat beyt Büyût mebit
ayet
ا ي يeYY
Eser. Kimsenin inkar edemiyeceği açık delil. Nişan. Alamet. İşaret. Menzil, mekan. Kur'an-ı Kerim'deki her bir cümle. Manen uyanmağa sebeb olan hadise.
Çğl.Âyât
Aynı kökten:ayet Âyât eyyü iyya
Habir
خ ب رH:BR
Haberli. Haberdar. Taze ve yeni şey. El Habir : Her varlık haberlidir. ALLAH'ın haber fiili. Bütün zerrelerde bile mevcuttur. Bizde de haber alma haber verme fiili gönlümüzde hazır olduğu halde bundan gafil oluyoruz. Daima dışarıdaki haberlerden medet umuyoruz. Bazen de duyuyoruz da buna "his-el kalb-i vuku" diyoruz. Biraz daha üzerine gitsek ALLAH'ın kalbiyle beraber olduğumuzu yaşayıp, bunun zevkini tadacağız.
Aynı kökten:haber Ahbar Habir Hıbre Hibre Hibret Hubr ihbar İhbarat İhbarî İhbariyyat İhbariyye ilmuhaber istihbar istihbarat muhabere Muhaberat muhabir muhbir Müstahbir Mütehabbir Tahbir Tehabbür
hikmet
ح ك مHKM
İnsanın, mevcudatın hakikatlerini bilip hayırlı işleri yapmak sıfatı. Hakimlik. Eşyanın ahvalinden, harici ve batini keyfiyetlerinden bahseden ilim (İlm-i Hikmet). Herkesin bilmediği gizli sebeb. Kainattaki ve yaradılıştaki İlahi gaye. Sır. Akıl, söz ve hareketteki uygunluk.
Çğl.hikem
Aynı kökten:hakem hakim Hâkim Hâkime Hükkâm Hâkimiyyet hekim Hükemâ hikmet hikem hükm hüküm Ahkâm hükümet Hükûmat Hükümlü Hükümran İhkâm istihkam İstihkâmat mahkeme Mahakim mahkum muhakeme Muhakemât muhkem Muhkemat Müstahkem Müstahkim Tahakküm Tahkim
kontrol-giriş
Aynı kökten:
latif
ل ط فLT:F
Mülâyim. Yumuşak. Nâzik. Mütenasip. Güzel. Şirin. Küçük ve hoşa giden. Cisimle alâkası olmayan. Göze görünmeyen. Çok lutf edici. Derin, gizli. El Latif : Lütufkar fiili.
Çğl.Litaf
Aynı kökten:Eltaf İltifat İltifatat latif Litaf latife Letafet Letaif Lutf Lütuf Eltaf Lutfen Meltafa Mülattıf Mülattıfat Mültefet Mültefit Mütelattıf Müteleffit Taltif Taltifât Telattuf Telattufât
tilavet
ت ل وTLV
İkinci bir şeyden okumak. Tali olandan okumak. Takib etmek. Arkasına düşmek.
Aynı kökten:Tali tilavet tilv Tülüv
zikr
zikir
ذ ك رZ!KR
Anmak, hatırlamak. Yad etmek. Anılmak. Anımsamak, akılda tutmak, aklına getirmek. Hatırlatmak, dile getirmek, adını söylemek. Bir şeyi zihinde hazır etme. Akıldan çıkarmamak, unutmamak.
Çğl.ezkar
Aynı kökten:İstizkâr Mezkûr mezkur Müstezkir Mütezekkir