Hedef: Türkiye

Güney sınırlarımızda oluşturulan yapının temel hedefi Türkiye idi.

Anadolu Türk Devleti parçalanmak ve bölünmek isteniyordu.

Doğu ve güneydoğu Anadolu topraklarımızın büyük bölümü, kurulacak yeni siyon devletine, bir kısmı da ermenilere öngörülmekteydi.

İstanbul ve Çanakkale boğazlarını da içine alan geniş bir bölgede uluslar arası bir yönetim oluşturulacak, Ege ve Akdeniz bölgelerinde Smyrna devleti oluşturularak, haçlı ve siyon sömürgesi yaratılacaktı.

Bu şartlar altında başlatılan Barış Pınarları Harekatı, bir mecburiyetti.

Bu operasyon ile Haçlı ve Siyon sömürgecilerin, yıllarını harcadıkları büyük oyun bozulmuş oldu.

Operasyon, Türkiye’nin planladığı şekilde, standart öngörülerle tamamlanarak, terör örgütü bölgeden arındırılırsa, Türkiye, tüm Orta Doğu’nun lideri ve küresel etkin bir güç olacaktır.

Elbette düşmanın vazgeçmesi ve buna izin vermesi beklenemez.

Akıllarınca Türk Askeri, Türkiye sınırından güneye doğru tarayarak giriş yapacaktı. Amerikan ve Avrupa Haçlı ve siyonistleri ise hedef bölgenin güneyinden destek verecek ve bölgeyi Türk Askeri için “bataklığa” çevireceklerdi.

Bu arada DAEŞ görünümlü ajanları ile kıt’a Avrupasında eylemler düzenleyip, Türk Askerinin operasyonunun, zaaf yarattığı görünümü verecekler; bu yoldan Türkiye’yi köşeye alacaklardı.

Bu yöntem üzerinden Türk topraklarını bölmek hedeflerine ulaşacaklardı.

Türk Ordusunun, bölge hava sahasının uçuşa engellenmesi oyununu dinlemeyerek, operasyona hedef bölgenin en derininden başlaması; düşmanın oyununu bozmuş görünüyor.

Bu strateji ile Türk Ordusu, hedef bölgedeki teröristin güneyden destek almasını engellediği gibi; bölgeyi beş parçaya ayırarak, kendi içlerinde de yardımlaşmasını engellemiş oldu.

Türkiye’nin operasyon hamlesini, kendileri için atağa dönüştürme planları bozulan Haçlı ve Siyon düşman, bundan sonra bölgeye askeri destek vermek planını başlatabilir.

Bu kararları, dünya savaşı demek olur.

Bölgeye asker sokan Amerika, Irak ve İran’ı da doğrudan hedef alacaktır. Bölgeye gelen Galyalılar ve Germenler ise yanlarına İyonları ve Romalıları da alacaklardır.

Rusya ve Çin, muhtemelen farklı yollarla abluka altına alınsa da, hinterlandındaki güçlerle birlikte Türkiye’nin yanında olmak zorunda kalacaklardır.

Asıl düğümü çözecek olan, körfez Arap halklarının durumu olacaktır.

Araplar, Haçlı ve Siyon kölesi yönetimlerine baş kaldırarak Türkiye’nin yanında durmak zorundadırlar. Her durumda çok Arap ölecektir. Ancak ne uğurda öldükleri önemli olacaktır.

Araplar uyanabilirse, bölgede Türk egemenliği başlar ve körfez bölgesi, Osmanlıdan sonra ki ikinci müreffeh dönemlerini başlatır. Yok uyanamazlarsa, körfez, artık tamamen köleleştirilir ve Arap halklar asimile edilir.

Türkiye, hiç bir durumda toprak kaybetmez. Ancak Arapların kararı zayiatımızın boyutlarına etki eder. Doğu Akdeniz petrollerinden Türkiye’nin alacağı pay da Arapların kararına bağlı olur.

Türkiye, operasyonun askeri ayağını çok kısa bir sürede tamamlayarak, dünya savaşı boyutuna gelmesini engelleyecektir. Diplomasi alanında da çok etkin davranmak zorundadır.

Türkiye, öz varlığı ile birlikte, kendi gönül coğrafyası ile de çok güçlüdür.

Bu büyüklük, doğru yönetimle hakim olunmak zorunda olunan bir güçtür. Bu gün şartlarında bu büyük gücü açığa çıkarabilecek ve yönetebilecek Erdoğan dışında hiç bir karakter mevcut görünmemektedir. Mevcut siyasi figürlerimiz zaten, haçlı ve siyon sömürgeciliğinin piyonları olarak göze çarpmaktadır.

Bu gün şiddetle ihtiyacımız olan yegane şey ise; Milli Birlik ve Beraberliğimizdir.

Bu mecburiyetimizin motivasyonu Türk Devletinin Bekasıdır!