Kalkınma

Kalkınmış Ülke Olmak

Kalkınma, en geniş tanımıyla ekonomik gelişmişlik anlamında kullanılır. Gerçekte, ekonomi; doğanın insanlık yararına kullanılmasını ifade ettiği halde, bu gün dünya üzerinde, bir sömürü aracı olarak kullanılmaktadır. Paranın ve ekonomilerin kuralları, göstergeleri ve işleyişi, küresel sermayenin ve emperyal oligarşinin belirlediği unsurlardır.

Türk Milleti olarak, devlet yapımızın öncülüğünde elbette işleyen sistem ile kavga içine düşmeden, oyunu çoğunluğun kurallarını göz önünde tutarak oynamak ve elbette kazanmak zorunluluğumuz vardır. Ancak varlığımızın nihai hedefi, Türk ve İslam sentezi olan kültürümüzü ve medeniyetimizi ilerletmek ve dünya üzerinde kabul ettirmektir. Bu hedef, varlığımızın ve inançlarımızın temelini teşkil eder. Son bir kaç yüzyıldır İslam’ın son kalesi ve tek umudu durumunda bulunuyorsak, bu amacımızı ve bu amacın gereklerini unutmamak zorundayız.

Dünya toplumları arasında, uluslararası platformda, sömürgeci güçlerin ortaya koyduğu, gerek siyasi, gerek ekonomik ve gerek sosyo-kültürel kurallar içinde mücadele etmenin gereğine elbette katılıyorum.

Ancak Türk toplumu içinde, devlet kuralları ve toplumsal işleyişin, sahip olduğumuz kadim medeniyetimiz çerçevesinde değerlendirilmesi ve zaman içinde dünya üzerine hakim kılınması, kanımca önceliğimiz olmalıdır.

“Kalkınmış ülkeler” diyerek söze başladığımızda ve sonrasında kendi iç sistemimizin ekonomik yapısında ki yenilik ve gelişmelerden bahsettiğimizde “sevgililer günü”, “noel-yılbaşı kutlamaları” ve benzer birçok sömürü düzen dayatmalarına karşıtlığımızı açıklamakta zorlanırız.

Medeni kanun, borçlar kanunu, ticaret kanunu, kambiyo kanunu, ceza kanunu gibi birçok kanunun kalkınmış, medeni ve çağdaş ülkelerden alınarak ülkemizde yürürlüğe konmuş olmasına da söyleyecek bir lafımız kalmaz.

Kısacası, bir şeylerin, batı diye adlandırdığımız, “tek dişi kalmış canavar” medeniyetin emperyalizminin hakim olduğu ülkelerde, bir şekilde yapılıyor bahanesiyle, ülkemizde de aynen uygulanmasını, şahsen kabullenemem.

Eğer bir düzen yada kural ülkemde işler hale gelecek ise bunun, benim milletimin gerek fıtratı ile gerek inançları ile gerekse ülküleri ile bağdaşması gerekir düşüncesindeyim.

Gerçekler müşavere yoluyla ortaya çıkar. Kişisel kanaatler zamanla değişebilir. İnsan düşünce ve inanç sistemi sürekli olarak ve durmaksızın tekamül halindedir. Önceliğimiz; inançlarımızın gereği ve milletimizin refahı olmalıdır.

Herhangi bir meselede, emperyal sistem unsurlarına ve dayatılmış kurallarına göre değerlendirme içinde olmak yerine, her yönüyle olumlu ve olumsuz yanlarını, ülkem ve milletim bakışıyla ve şartlarıyla ortaya koyarak değerlendirme yapılması gerektiğine inanmaktayım.