Kendinde Olmak

Hikmet İmamoğlu, 29 Ekim 2003

Allah’ı açık seçik kendi içinde bulamayanlarda korku da, bunalım da, olması doğaldır. Yaşatanını kesin olarak duymayanlarda az veya çok adı geçen halkı bulunur, herkeste de olur.

Kendi derinliklerinde soluğunu alıp verenin, kalbini, kafasını, aklını çalıştıranın ne olduğunu sezmek müspet olarak bunu kestirip birliğini duymak şarttır.

İşte Allah’ı, yani yaşatanını kendi derinliklerinde duyup, birliğini yaşamak şartını yerine getirmekte olan insanlarda korku, keder, bunalım, hatta neşesizlik dahi bulunmaz.

Gövdesini kullanan insan’ın ne ve nasıl olduğunu muhakkak ki, anlamış olmamız gerekir. Apaçık anlıyoruz ki insan, elle tutulmaz gözle görülmez ama elle tutan gözle gören insandır.

Kendimizde olmamaktan dalgın oluruz. Dalgın olduğumuzu da fark edemeyiz. Bu dalgın halimizde her olay problem olur. Her davranış dokunur, canımız her şeye sıkılır.

Esas inanan müspet olması şarttır. O da özünde duymaktır.

Allah birdir, şeriki ve nazırı (göreni–bakanı) yoktur. Mekandan münezzehtir.

Nezih: Özündeki öz

Münezzeh: Nezih’in hazır hali (özündeki özün hazır hali)

Kendi–vücudumuz: mekanlardan oluşan bir mekandır. Uzuvlarımız birer mekanlardır. Uzuvlarımızda hücrelerden ibaret mekanlarıdır.