La Faili ill-Allah

Yapan ve Yaptıkları

Her dilediğini, dilediği gibi yapmaya kudreti olan bir yapı.

Gücü ve kudreti sınırsız olduğu kadar, sorumluluğu sadece kendisine ait. Üstelik yaptıkları bitmiyor. Ol dediği zaman o olmak hep ola gidiyor. Olup da biteni yok.

Yapmayı arzu ettiği şeyleri, kendinden kendine yaptığı, yapıcılar ile yapıyor. Yani yaptıkları ile yapıyor yapacaklarını. Ve yaptıklarına sorumluluk vermeyi, sorumluluk verdiklerinin başarılı yapışlarını izlemeyi de seviyor.

Ama ne yaptıkları, ne de yaptıklarını yapan yaptıkları, olup da bitmiyor. Sürekli olarak yapılmaya devam ediyor.

Yaptıklarının içinde boşa yapılmış olan hiçbir şey olması düşünülemez. Hiçbir yaptığı sebepsiz olamaz.

İşte böyle bir düzen içinde, sistem içinde, disiplin içinde yapılanlar dizgesi var.

Yapılanları yapan yine yapılanlar. Yapılanlardan yine yapan yapıyor tüm yapılanları. Yani aslında yapılanlar da, yapılanları yapan yapılanlar da, yapan da bir tek yapı. O yapı sadece kendi dizgesini yaşıyor. Kendi dizgesini yaşarken de, yaptıklarıyla yapacaklarını yapıyor. Her yaptığı, her olan, kendi dizgesi.

Her yaptığı, yaptığını yapsın diye yaptığı, yapanı biliyor ve tanıyor. Yapanı anıyor, yapanla yapılıyor. Zaten o yapı, her yaptığından kendisini bilmesini, tanımasını, sevmesini, anmasını arzu ediyor.

Arada sırada, Onu bilmeyen, takdir etmeyen, unutanlar çıkıyor(!).

Onun yaptıklarını yapan yapılanlar olduklarının farkındalığını kaybedip; hem kendilerini, hem de kendi yaptıklarını yapanın O olduğu gerçeğinden uzak kalarak kendilerini bir varlık kabul edenler peydah oluyor.

Oysa yapan, yapılandan kendisini bilmesini, tanımasını, sevmesini, anmasını diliyor.

Çok mu önemli bu, yapan için ?

Hiç de önemi yok elbette.

O zaten yapacağını yapıyor. Yapacağını yapmak için yapıcıları da yapıyor. Yapan zaten kendisi, yapılan da zaten kendisi, yapılandan yapan da kendisi.

Yine de, yapan merhamet ediyor da, kendisini bir varlık kabul eden olursa, onlar bu zanlarından vazgeçsinler de yapanı bilsinler, tanısınlar, ansınlar diye yine yapıcılar yapıyor, yaptıklarından yine yapıyor.

İşte, yapılanların kendisini bir varlık zannetmesinden zahir oluyor.

Onlar bu zanlarından vazgeçsinler diye yaptıklarından da ilim oluyor.

Aslında yapan da O, zahir de O, ilim de O…

Bunun böyle olduğunu müsbetleyip, tespitiyle şahit olan da Müslüman oluyor.