İçeriğe geç
Home » DuruVizyon Blog » Jeune Türkler

Jeune Türkler

Jeune Türkler

Jeune Türkler

Sultan II. Abdülhamid, Osmanlı Devleti’ni yeniden güçlendirmek amacıyla özellikle ekonomik sorunların çözümüne odaklanmış ve bunun için üretim ile sanayileşmenin önemini kavramıştı (Shaw & Shaw, 1976). Bu bağlamda, devletin farklı bölgelerinde modern okullar açarak, devletine ve milletine hizmet edecek kadroların yetişmesini sağlamayı amaçlamıştır.

Ne var ki, bu okullar kısa süre içinde yabancı güçlerin etkisine girmiştir. Bunun temel nedenleri arasında, dönemin Osmanlı eğitim kadrosunun yetersizliği ve öğretmen ihtiyacının yabancı eğitimcilerle karşılanması bulunmaktaydı (Hanioğlu, 2001). Sonuç olarak, bu okullardan çıkan birçok öğrenci, Osmanlı egemenliğine muhalif bir zihniyetle yetişmiş ve özellikle İngiliz ve Fransız çıkarlarına hizmet eden gruplar oluşmuştur.


Bu gruplardan biri, İttihat-ı Osmanlı Cemiyeti çerçevesinde şekillenen Jön Türk hareketidir. 1890 yılında İbrahim Temo liderliğinde Ömer Naci, Konyalı Hikmet Emin, Diyarbakırlı İshak Sukuti, Arapkirli Abdullah Cevdet ve Kafkasyalı Mehmet Reşit, İttihat ve Terakki Cemiyeti’nin temelini atmıştır (Tunaya, 1981). “Jön Türkler” kavramı, uzun süre Osmanlı topraklarında devlet idaresine karşı çıkan ve kimi zaman yabancı güçlerin yönlendirdiği ihtilâlcileri ifade eden genel bir terim olarak kullanılmıştır.

1898–1900 yıllarında Jön Türkler, birkaç gazete çıkarmış ve hükümete karşı eylemler düzenleme planları yapmışlardır. Bu eylemler arasında hükümet binalarının bombalanması gibi radikal öneriler de yer almıştır. Bu süreçte Damat Mahmut Paşa’nın etkisi büyüktür; Paşa’nın oğulları Prens Sabahaddin ve Lütfullah Beylerle birlikte Fransa’ya yerleşmesinin ardından Jön Türk liderlerinden Ahmet Rıza Bey’e, vatanseverlerin ittifak yapması tavsiye edilmiştir (Hanioğlu, 1995).

Bundan sonraki süreçte Jön Türklerin aktif elemanları olan Prens Sabahaddin ve kardeşi Ahmet Lütfullah Beyler mücadeleye sistemli ve tek parça olarak devam edebilmek amacıyla bir bildiri yazarak tüm Jön Türkleri bir toplantıya davet etmiştir.


4–9 Şubat 1902 tarihlerinde Paris’te düzenlenen kongrede Jön Türkler, devrimin yöntemini ve yabancı destek konusunu tartışmışlardır. Masraflarını Prens Sabahattin’in karşıladığı kongre, Jön Türk dostu ve ayan meclisi üyesi Mösyö Lafeuvre Contalis’in evinde yapılmıştır.

Kongrede esas olarak iki görüş öne çıkmıştır:

  1. Bir inkılap (devrim) sadece yayın yoluyla başarılamaz; aynı zamanda ihtilal metodunu da kullanmak gerekir.
  2. İnkılâbın başarılabilmesi için yabancı devletlerin de müdahale ve desteğini sağlamak gereklidir.

Aynı kongrede Ermeni Hınçak ve Taşnak komitelerinin iş birliği teklifleri de tartışılmıştır. Komiteler, Osmanlı yönetimini değiştirme amacına uygun hareketlerde Jön Türklerle birlikte çalışmayı önermişlerdir. Bununla birlikte kendi özel harekâtlarına da devam edeceklerini belirtmişlerdir (Ahmad, 2014).

Kongrede tartışmalar devam ederken Ermeni Hınçak ve Taşnak komitelerinin 3 maddelik istekleri oldu. Bunlar;

  1. Ermeniler şimdiki yönetimi değiştirmek amacına uygun bütün hareketlerde Osmanlı Jön Türklerle birlikte çalışmaya hazırdırlar.
  2. Bu birlikte harekâtın dışında Ermeniler kendi özel harekâtlarına devam edeceklerdir. Bu hareketleri Kongrede bulunan gruplarla ilgili olmayıp, mevcut yönetime karşıdır.
  3. Ermenilerin özel harekâtı Berlin Antlaşmasının 7. Maddesi ve 11 Mayıs 1895 senesi muhtırasıyla ekleri ve Ermeni komiteleri adına Fransa Hükümetine Hariciye Nezareti vasıtasıyla takdim olunan layihalarda adı geçen ıslahatın süratle elde edilebilmesi amacına dayanır.

Kongre, dört temel kararla sonuçlanmıştır:

  1. II. Abdülhamid’in rejimi kabul edilemez.
  2. Anadolu’da yaşayan herkese eşit haklar sağlanacaktır.
  3. 1876 Kanun-u Esasi yeniden yürürlüğe konacak ve devletin birlik ve beraberliği öncelikli olacaktır.
  4. Berlin Antlaşması’nın Osmanlı’yı ilgilendiren hükümleri uygulanacak, uluslararası antlaşmalara saygı gösterilecektir (Hanioğlu, 2001).

Osmanlı Devleti’nin gücü ve egemen olduğu topraklar, emperyalist güçlerin planları önünde çok büyük bir engeldi.

Ayrıca Osmanlı Padişahının aynı zamanda İslam Halifesi olması ve Müslüman halkların birlik ve beraberliğini sağlıyor olması, Osmanlı Devleti egemenliğinde bulunan toprakların yer altı ve yer üstü kaynaklarını sömürmek için türlü desise hazırlayan bu güçlerin amaçlarına engel teşkil ediyordu.

Bunlarla beraber, Osmanlı Egemenliğinde bulunan topraklar üzerinde, kendi inançları gereği emelleri olan gruplar da bu toprakların bir an evvel Osmanlı’dan kopması için büyük heves içindeydiler.

Sömürgecilik hedeflerine ulaşmak ve bu toprakları istila edebilmek için Osmanlı Devleti’nin, özellikle kendi içinden vurulması planını hazırlayan sömürgeci ve istilacı güçler, “hürriyet” parolası altında Jön Türkleri devşirerek Osmanlıya vurulacak son darbeyi hazırlıyordu.

O dönemdeki haliyle hürriyet, sonradan biçimlenen şekliyle özgürlük ifadeleri, Batılı “liberte” söylemine karşılık olarak kullanılmıştır. Batının kullandığı sözcük, serbestlik anlamındadır. Serbestlik, bütün toplumu değil, bir grubu ya da zümreyi ilgilendiren bir kavramdır. Türkçe haliyle hürriyet veya özgürlük kullanımının temelindeki kavram gerçekte serbestlik düşüncesidir. Bu düşünce, bütün bir milletin her bireyini eşit gören değil, bir zümreyi diğerlerine üstün gören bir anlayıştır.


Jön Türkler, Ermenilerin Taşnaksutyun partisi önderliğinde, 15 Ekim 1907 tarihinde Baron Volermo’nun konağında tekrar toplandı. Ermeniler, Türklerin birlikte çalışarak demokratik bir idare kurma başarılarının yaklaştığını hissetmeleri üzerine Türklerle birlikte çalışmaya karar vererek kongreye katılmışlardır. Dört gün devam eden kongrede planladıkları ihtilal sonrası Devletin yönetim sistemi konusunda net bir karar alınamamakla birlikte şu şekilde anlaşma sağlanmıştır; “Padişahı tahttan feragate zorlamak, Anadolu’da yaşayan (azınlık ve bölücü unsurlar dahil) herkes için eşitlik ve özgürlük temeline dayalı bir parlamento kurmak, bu amaçlara ulaşıcı yol ve politikaları tespit için sürekli bir komite kurmak.” Ayrıca, ayaklanma, silahlı ve silahsız direnme, vergi ödememe ve ordu içinde örgütlenme gibi yöntemler benimsenmiştir (Tunaya, 1981).

Bu kongrelerin en önemli noktalarından diğer birisi de ordu-darbe ilişkisinin kurulmasıdır. 1907 yılında Kongre’de silahlı mücadele fikrinin benimsenmesi o dönemde devrimin ancak ve ancak ordu kuvvetleri ile gerçekleştirilebileceğini göstermiştir.

Bu gelişmeler, ordunun devrimdeki rolünü ve darbe yöntemlerinin tarihî kökenlerini göstermesi açısından önemlidir. İlerleyen zamanda Cumhuriyet Döneminde gerçekleşen tüm darbelerde de aynı geleneğin devam ettiği görülmektedir.

Jön Türk geleneğini anlamadan Türkiye’de Darbeler Tarihini anlamak imkânsızdır.


Yazı Özeti

Jeune Türkler; Jön Türk hareketi, yabancıların desteğiyle Osmanlı’yı içten çökertti; bu gelenek Cumhuriyet döneminde darbelere dönüştü.

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir