İnsan; Gövde, Can ve Benlik Üçlüsü…
İnsan, salt gövdeden ibaret bir varlık değildir. İnsan kavramını doğru anlamak için, onu oluşturan temel bileşenleri ve bunların işlevlerini bütüncül bir bakış açısıyla ele almak gerekir.
İnsan üç ana öğeden oluşur:
- Gövde,
- Can,
- Benlik.
1. Gövde: Dünyasal Yaşantının Aracı
Gövde, insanın fiziksel boyutunu oluşturur; fizyolojik sistemlerden, organlardan, dokulardan, velhasıl biyolojik ve fizyolojik yapımızdan meydana gelir. Aynı zamanda, duygular, düşünceler ve her türlü hissiyatımız gövdemizdedir.
Akıl da gövde üzerinde faaliyet gösterir. Gövdenin tüm işlev ve idaresi akıl tarafından yürütülür. Akıl aynı zamanda Gövdenin doğa ile iletişimini ve ilişkisini sağlamaktadır.
Ancak gövde, insanın kendisi değildir; insanın beşeri yaşantısını sürdürmesini sağlayan, sadece bir araçtır. Gövde, yapmayı, eylemeyi, öğrenmeyi, çalışmayı, hareket etmeyi ve toplumsal etkileşimleri mümkün kılan bir yapı sunar. Gövdeye sahip olmak, insanın doğadaki deneyimlerini gerçekleştirmesi için şarttır, fakat insanın neliğini tek başına açıklamaz.
İnsan Gövdesi, bütün evrenin bir özeti durumundadır. Evrende var olan her varlık, gerek madde yapıları ve gerekse bu yapılarında barındırdıkları maksatları ile İnsan Gövdesinde toplanır. Evrendeki her varlığın, İnsan Gövdesinde bir özeti, bir adresi bulunmaktadır. Benlik yapının evrene hakimiyeti, Gövde aracılığıyla gerçekleşir.
Dünyevi duygu ve düşünceler bedene aittir; sevgi, öfke, korku ve mutluluk gibi hisler, gövdenin kimyasal hormon yapısıyla deneyimlenir. Bugün psikolojinin ilgi sahasına giren ve hatta algı yöntemleri ile kontrol altında tutulabilen yapı da Gövdedir. Algı ve duyular gövdede yaşanır. 5 duyu, gövdeye ait kabiliyetlerdir. Bunlar, doğa ile insan arasında meydan gelen enerji aktarımı sonrasında oluşan algılardır.
Gövde, Benlik yapı için mekandır, bir nevi Benliğin evidir. Gövde, eğer Benlik varlığın tam olarak yönetimine giremezse, uhdesinde barındırdığı doğa unsurlarının aktif olanlarının kontrolüne kapılır. Kah köpek gibi çemkirir, kah horoz gibi diklenir, kah kuzu gibi mülayim olur, kah maymunlaşır!…
2. Can: Hayat Sıfatının İnsandaki Tezahürü
İnsanın ikinci bileşeni Candır.
Can, Allah’ın hayat sıfatının insanda tezahürüdür. Her türlü dünyevi faaliyetleriyle birlikte, bütün manevi olumları yöneten ilahi bir enerji veya güç olarak anlaşılabilir. Can, insanın fiziksel yaşama bağlanmasını sağlar, ancak onu salt biyolojik bir varlık haline getirmez.
Can, insana yalnızca yaşam imkanı sunmakla kalmaz; aynı zamanda ruhsal ve manevi deneyimlerin temelini oluşturur. İnsan, Can aracılığıyla Allah’ın hayat sıfatının (ve beraberindeki diğer 7 sıfatın) dünyadaki bir tezahürü olur ve böylece bedeni evrene hakim kılar.
3. Benlik: Bilinç, Farkındalık ve Ölümsüzlük
Üçüncü ve en belirleyici unsur Benliktir. Benlik, insanın kimliğini ve özgürlüğünü belirler; aynı zamanda kişinin ahlaki, sosyal ve kültürel yaşamını yönlendiren içsel pusuladır.
Tıpkı insan gövdesinin organları gibi Benlik yapının da organları ve çalışma sistemi vardır. Bedenin beslenme, giyinme, korunma, vs. temel ihtiyaçlarının benzerleri Benlik için de geçerlidir. Örneğin; Şeref, Haysiyet, Onur gibi kavramlar, Benlik varlığın temel organlarıdır. Sevmek ve Sevilmek, İnanmak ve İnanılmak, Güvenmek ve Güvenilmek gibi duygular Benlik varlığın temel ihtiyaçlarıdır.
Benlik, kendi vücudunun ve ihtiyaçlarının farkında olduğunda, bedenin yaşantısını bu ihtiyaçlar doğrultusunda yönetir. Eğer farkındalığını yaşayamazsa bedenin dürtü ve arzularına köle olur.
Benlik, insanın, ancak, kendisini idrak ederek farkındalığını yaşamasıyla aktif hale gelir; gövdeyi hem fizyolojik hem de psikolojik olarak kullanır. Aksi halde insan eksiktir ve ona, gerçek manada insan denilemez, sadece beşerdir. Benlik varlığın etkin olduğu insanlar düşünceden arınmışlardır. Doğrudan ilahi bilgi ve emir ile yaşam sürerler.
Benlik varlık, ölümsüzdür. Ölüm yalnızca Gövdeye aittir.
Benlik yapının Gövdede hüküm sürebilmesi için, Gövdenin Canlı olması gerekir. Can Gövdede çekildiğinde, Gövdenin İnsan bileşeni olarak varlığı kaybolur. Benlik varlığın kendi işlevlerini uygulayabileceği bir yapı kalmaz. Gövde, biyolojik olarak parçalanır ve zerreler halinde yeninden doğaya karışır.
Gövdedeki hükmünü kaybeden Benlik yapı, asli vücuduna döner. Ancak vücut bütünlüğü ve manevi sağlığı, ancak Gövdeyle beraberliği sırasında hazırlayabildiği kadardır. Her ne kadar kendisini tamamlayabilmişse, sonsuza kadar o şekilde varlığını sürdürür.
Adımızın konduğu yer Benlik yapımızdır. Bu yapı, ölümsüz olduğu gibi ilksizdir; yani bir başlangıcı yoktur. Varlığı ilahi bir varlıktır ve insanın özünü oluşturur.
Benlik, Can ve Gövde ile birleştiğinde insan, hem fiziksel hem ruhsal hem de zihinsel boyutlarıyla eksiksiz bir varlık haline gelir. Benlik, Gövde aracılığı ile Canla, yani Hayatın kaynağı olan Allah ile birleşir. Eğer ölüm gerçekleştiğinde Can ve Benlik henüz bir araya gelmemişse, kişi Allah ile bir daha kavuşamaz ve tevhide ulaşamaz.
Sonuç
İnsan, salt biyolojik bir varlık olarak ele alınamaz; onun özünü anlamak, Gövde, Can ve Benlik arasındaki derin ilişkiyi kavramakla mümkündür. Gövde, Can ve Benlik, insanın hem maddi hem manevi boyutlarını tamamlar.
Bu bütüncül yaklaşım, insanı anlamada sadece biyolojik veya psikolojik boyutlarıyla yetinmenin ötesine geçer ve onu hem dünyevi hem de ilahi boyutlarıyla ele alır. Böylece insan, kendi doğasını ve varoluş amacını daha derin bir şekilde kavrayabilir.


Geri bildirim: Vücud ve Gövde Ayrımı - DuruVizyon