İçeriğe geç
Home » DuruVizyon Blog » Sihir, Propaganda ve Algı Yönetimi

Sihir, Propaganda ve Algı Yönetimi

Sihir, Propaganda ve Algı Yönetimi

Algı yönetimi, bireylerin düşüncelerini, duygularını ve davranışlarını şekillendirmek için kullanılan sistematik yöntemlerin tümünü kapsar. Bu yöntemler, kitleleri yönlendirmek, kontrol etmek veya siyasi, dini, ekonomik, vb. belirli amaçlar doğrultusunda harekete geçirmek için uygulanır.

1. Algı Yönetimi Yöntemleri

Algı yönetiminin temel yöntemleri şunlardır:

  • Bilgi Manipülasyonu: Bilginin seçici sunumu, eksik verilmesi veya çarpıtılması.
  • Duygu Manipülasyonu: İnsanların korku, umut, öfke gibi duygularını harekete geçirerek kararlarını etkilemek.
  • İmaj Yönetimi: Kişi, kurum veya olayların belirli bir şekilde görünmesini sağlamak.
  • Sürekli Tekrar: Aynı bilginin sık sık tekrarlanarak bilinçaltına yerleştirilmesi.
  • Otorite Kullanımı: Güven duyulan kişi veya kurumların görüşleri üzerinden algı inşa etmek.

Bazılarına detaylı olarak değineceğiz.


1.1. Düşünce-Bilinç Yönetimi

Düşünce yoluyla ikna etmek için basit seviyede göz yanılmaları ve el çabukluğu gibi hile ve illüzyonlar kullanılır. Daha ileri seviyelerde, hedef kişi ya da kitle üzerinde, eğitimden başlayan ve Sürekli Tekrar yoluyla devam eden bir süreç izlenir. Ayrıca bazı beyin yıkama teknikleri bunlara eşlik eder.

Eski zamanlarda, özel sohbet, vaaz, okul-eğitim gibi bire bir sözlü iletişim ya da heykel, resim, sahne temsilleri gibi görsel sanatlar üzerinden yapılan algı operasyonları; özellikle matbaanın keşfinden sonra çoğunlukla kitaplar ve okuma aracılığı ile yapılmaya başlanmıştır.

Günümüzde radyo, televizyon, gazete gibi konvansiyonel medya olarak adlandırılan iletişim ve bilgilendirme araçlarına, sosyal medya platformları da eklenmiştir. Medya denilen araç her yönüyle hedef üzerinde düşünce-bilinç yöntemi ile algı yönetimi mekanizması haline gelmiştir.

Şarkı sözleri, müzik klipleri, TV dizileri, sinema, magazin, haber programları ve hatta ürün reklamları üzerinden bile düşünce-bilinç yönetimi yapılabilmektedir.

Bu yöntemin uygulanmasında kullanılan etkili bir araç da; topluma rol model olarak sunulan kişi veya kurgusal karakterler olarak özel tasarlanmış “idol” ya da “fenomen” adı verilen tiplemelerdir.


1.2. Duygu Yönetimi Yöntemi

İnsanda duygular, gövdedeki biyokimyasal etkilerle birlikte ortaya çıkmaktadır. Bu etkiler, hormon dengeleri ile düzenlenmektedir. Bir duygu oluştuğunda, birtakım hormonlar salgılanır ya da kısıtlanır. Bunun tersi de geçerlidir, yani, bazı hormonlar denge durumundan artış ya da azalma gösterdiğinde kişide duygular ortaya çıkar. Örneğin, mutluluk duygusu, genel olarak serotonin ve dopamin hormonlarına bağlıdır. Kişi mutluluk hissettiğinde, gövdesinde bu hormonlar artış gösterir. Eğer gövdede serotonin hormonu yükseltilirse, kişi mutluluk hissi yaşamaya başlar. Bu örnek bütün duygular için geçerlidir.

Dolayısıyla bütün duyguların, gövdeye müdahale edilerek dışarıdan yönlendirilmesi mümkündür.


1.2.1. Kimyasallar

Algı yönetiminin bir başka boyutu da insan bedeninde doğrudan biyokimyasal ve fiziksel müdahaleler yoluyla yapılan yönlendirmelerdir. Bu yöntemlerde; ya hedefin hormon dengesini değiştirecek kimyasallar kullanılır ya da hedefe, elektriksel ve manyetik etkiler veya birtakım enerjiler uygulanarak hormon dengeleri değiştirilir. Böylece kişinin duyguları kontrol altında tutulur.

Kimyasallar, ağızdan, gıda veya birtakım iksirler şeklinde verilebildiği gibi; koku, buğu, tütsü vb. gibi nefes yoluyla; ya da dövme vb. şekillerde deri yoluyla verilebilir.

Bu amaçla kullanılan kimyasallar, gövdeye intikal ettiği anda etki yaratabileceği gibi sonradan aktif hale gelmek üzere de programlanabilir. Bu durumda, ya başka kimyasallar ile veya birtakım enerji aktarımlarıyla tetiklenebilir. Bazı duyguların açığa çıkmasıyla değişen hormon dengeleri de tetikleyici kimyasal faktör olabilir. Bu yöntemler, sadece günümüzde değil, çok uzun zamandır mümkündür ve kullanılmaktadır.

Gövdedeki hormon dengelerini değiştirmenin bir yolu da bazı hormonların doğrudan verilmesi ya da eksiltilmesidir. Bu maksatla sihir amaçlı olarak kan dökmek yöntemlerden birisidir. Kişinin, sihirbaz kontrolünde, gövdesinin belirli bölgelerinden belirli miktar kanını akıtarak duygusal müdahale mümkündür. Aynı şekilde, birtakım hormonları gövdeye kazandırmak için belirli durumlardaki insan ya da diğer canlıların kanını içmek veya zerk etmek başka bir yöntemdir.

Böylece, duygulara dışarıdan müdahale amacına dönük olarak, modern teknikler ile eski dönem sihir pratikleri aynı amaca hizmet edecek şekilde bütünleşmiştir.


1.2.2. Enerjiler

Kimyasal etkilere ek olarak, fiziksel ve biyolojik enerji akışları da algıyı belirgin biçimde değiştirebilir. Enerji aktarımı, tek başına bir yöntem olarak da kullanılmaktadır.

Radyo dalgaları ve elektromanyetik (EM) dalgalar en çok maruz kaldığımız enerjilerdir. Daha düşük sıklıkla maruz kaldığımız başka bir enerji türü de radyoaktif enerjidir. Radyoaktif enerji, yapay olarak üretilebildiği gibi doğal madenlerden de ışıma yapabilmektedir.

Gövdeyi etki altına almak için kullanılan bir başka enerji türü de biyoenerjidir. Biyoenerji iki farklı kaynaktan elde edilebilir. Bunlardan birisi sihirbazın kendisinin sahip olduğu biyoenerjidir. Diğeri ise toplu olarak uygulanan bazı organizasyonların veya ritüellerin sonucunda ortaya çıkan biyoenerjidir.

Etki göstermesi beklenen enerji türleri, tek başlarına veya bir kombinasyon halinde uygulanabilmektedir. Sihir eyleminde önemli olan nokta: neyin ne kadarının ne zaman neye sebep olacağını bilmektir. Bu bilgi tamamen sihirbaza aittir.


Büyük Enerjiler

Bazı durumlarda kitleleri etkileyebilmek için çok daha yoğun enerji boşalımlarına ihtiyaç duyulur. Bu, hedeflenen Algı Operasyonunun önemine, hedef kitlenin büyüklüğüne veya beklenen sonucun ehemmiyetine göre değişir. Böyle bir enerji, genellikle özel ayinler ve birden fazla sihirbaz ile elde edilir.

Biyoenerjinin en kuvvetli şekilde açığa çıktığı belli başlı durumlar şunlardır:

  1. Toplu Odaklanma
  2. Cinsel Doyum Anı
  3. Ölüm Anı
  4. Kurban Ritüelleri

• Toplu Odaklanma

Birçok bireyin toplu olarak aynı anda düşüncelerini tek bir konuya odaklamasıdır.

İnsan bünyesinde olağan şartlarda nötr durumda hazır bekleyen enerji, düşünce yoğunluğu sağlayarak bir kanala yönlendirilebilmektedir. Bu tür durumlar, kişisel olarak psişik güçler olarak ortaya çıkar. Ancak bu ritüel toplu olarak uygulandığında, büyük boyutta enerjinin açığa çıkması sağlanmış olur. Açığa çıkan enerji boyutunu etkileyen bir unsur da toplanılan mekandır. Yeryüzünde bazı mekanlar, yayılan enerjinin daha da artmasına (bir büyüteç misali) katkı vermektedir.

Örnek olarak; Bayram ve Cuma namazları gibi toplu ve kalabalık olarak eda edilen namazlar, diğer semavi öğretilerin dua ritüelleri, farklı mekanlarda bile olsa topluca dua etmek gibi eylemler sayılabilir. Bilhassa Hacc organizasyonunda ve özellikle Arafat’taki Vakfede ortaya çıkan enerji, dünya üzerinde açığa çıkan en büyük boyutlu deşarjdır.

Ayrıca, spor müsabakaları, konserler, festivaller, panayırlar gibi aynı düşünceye odaklanmış kalabalık gruplarda yüksek boyutta enerji boşalması oluşmaktadır. Bu organizasyonlar çoğu kez zaten bu gizli amaçla tertip edilmektedir. Bunların organizatörleri, sihirbazlar ile iş birliği içindedir ve ortaya çıkan enerji sihir maksadıyla kullanılmaktadır.

Bu tür ayinler, toplumlara, çoğunlukla, kendileri farkında olmadan yaptırılır. Festival ve panayırlar, sportif müsabakalar, toplu gösteriler ve konserler, toplumsal eylemler ve hatta vandalizm… bunların hepsi, aslında birer paganist sihir ayinidir ve toplumlara, gerçek söylenmeden, farklı sebepler gösterilerek uygulatılırlar.


• Cinsel Doyum

Allah’ın her şeyi çiftiyle yaratması adeti, beşerin halk edilmesinde de yerine gelmiştir. Fıtrat üzere beşer, erkek ve dişi gövdelerinden oluşmuştur. Bu oluşum üreyerek çoğalmanın temelini teşkil etmiştir.

Nutfenin, meni ile gövdeden dışarı atılması yani orgazm, insandan muazzam boyutta bir enerji açığa çıkmasına yol açmaktadır. Orgazm anında, erkek, içeriden dışarıya doğru; kadın ise dışarıdan içeriye doğru büyük bir cereyan yaşamaktadır. Bu hem ilahi hem de dünyevi bir cereyandır, muhteşem bir enerji akışıdır. Bu nedenle de muazzam bir haz kaynağıdır.

Bu enerji, dışa atılmadığı sürece, insanın evrene olan hakimiyetini temin etmek için gereken gücü sağlamaktadır. Bunu çok iyi bilen Yıkıcı Taraf mensupları, insan gövdesindeki bu enerji birikimini engellemek için üreme dışındaki cinselliği, yani seksi teşvik etmektedir.

Cinsel doyum anında ortaya çıkan enerji, sihir dünyası için en kullanışlı kaynaklardan birisidir. Genellikle, toplu halde grup seks olarak uygulansa da, en yaygın şekli, zaten ilişki içindeki çiftlerin toplu olarak bir arada seks yapmasıdır.

Orgazm anında enerji deşarjının büyük ölçüden erkek gövdesinde gerçekleşmesi, erkek erkeğe seks yapmayı olağan kılmıştır. Bunların dışında, orgazm olmaksızın uzun süre ereksiyon halinde kalabilmek de enerji yoğunlaşması için (özellikle bireysel) bir yöntem olarak uygulanmaktadır.


• Ölüm

İnsan, muazzam güçlü bir varlıktır. İnsanın varlık amacı kainatı sevk ve idare etmektir, yani kainatın düzenlenmesine ve ihtiyaçlarına yetecek kadar güce kendi bünyesinde sahiptir. Bu güç, insanın canlılığından kaynaklanan bir güçtür.

Allah’ın hayat sıfatının bireyden izharı olan can, insan gövdesini terk ederken, tıpkı çekirdeği parçalanan bir atom gibi çok büyük miktarda bir enerji açığa çıkar. İnsan, gövdesindeki yaşantısına devam ederken, bu enerji, yapı içinde iş yapacak şekilde yerleştirilmiş ancak olağan durumda dışa karşı etkisizleştirilmiştir. İşte bu enerji, ölüm anında, can gövdeyi terk ederken büyük bir şiddetle açığa çıkar. Özellikle henüz ergenliğe erişmemiş çocukların manevi bozulmaları daha az olduğu için, bunların ölümünde ortaya çıkan enerji çok daha fazladır.

Hz. Süleyman’ın ölümünden sonra ayrılan kuzeydeki İsrail Krallığı ve güneydeki Yahuda Krallığı devletlerinde, özellikle gayrimeşru (Yahudi geleneklerine uygun olarak dünyaya gelmeyen) bebeklerin öldürülerek kurban edilmesi resmi ve törensel bir ayin haline getirilmişti. Bu ayinler için özel “kan kazanları” hazırlanmaktaydı.

Bunların dışında, Allah dostu evliyaların da ölüm anlarında ortaya çıkan enerji, Allah ile bağının kuvvetli olmasından ötürü daha kuvvetli olur. Nitekim böyle kimselerin ölüm anlarında, yeryüzüne etki eden birtakım (deprem, sağanak, fırtına vb.) belirtilerin ortaya çıktığı çokça müşahede edilmiştir.

Hele hele… şahadet üzere ölüm anında açığa çıkan enerji tasavvur bile edilemez!


• Kurban

İnsan gövdesinden açığa çıkan kadar olmasa da hayvanların ölüm anında da enerji boşalması yaşanır. Özel ayinler tertiplenerek hayvan kurban edilmesi sihirbazlıkta geçerli bir uygulamadır.

İslam’ın farklı aşamalarında aynı nedenle “kurban” uygulaması vardır. İslam’dan kaynaklanan bu uygulama, ancak, özel mekanlar için geçerlidir. Kurban ritüeli, Musevilik öğretisinde Mescid-i Aksa’da, Muhammedi öğretide ise Mescid-i Haram’da yerine getirilir. Bunun nedeni, açığa çıkacak olan enerjinin bir sihirbaz kontrolünde olmaksızın İslam’ın İlahi Davasına hizmet etmeye kendiliğinden yönlenmesidir.

Ne var ki, dünya üzerinde Yıkıcı Güç olarak tarafını seçen Yahudi ırkından, elinde ekonomik ve siyasal güçler bulunan bir kesim, bu ritüelin engellenmesi için ellerinden geleni yapmıştır ve yapmaktadır. Acı olan ise, bunu başarmışlardır.

Kendi Nebilerinin kitabında olan kurban ritüelini, Süleyman Mabedinin yıkılmasını bahane ederek yürürlükten kaldırmışlar; İsa Nebinin ümmetini, “Hz. İsa’nın ölümünün en büyük kurban olduğu” kandırmacasını işleyerek, kurban ritüelinden alıkoymuşlardır. Muhammed Nebi ümmeti için ise; kurban uygulamasının, Mescid-i Haram’dan uzaklaştırılmasını sağlamışlardır. Böylece Allah’ın Davası yolunda önemli bir güç kaynağı olan bu enerji çözülmesi engellenmektedir.

Asli mekanında uygulanmayan bu ritüel hiçbir fayda getirmeyecektir. Her sene Hacc İbadetini yerine getiren hacılarımızın hiçbirinin kurbanı Harem’de kesilmemektedir. Bununla birlikte sömürgeciliğin odağında bulunan bu güçler, kurban ritüelini bir âdet durumuna getirerek, kazanç kapısı haline getirmeyi başarmışlardır.


1.3. Pagan Ayinleri

Bu büyük enerji boşalımlarının tarihsel sahnedeki en görünür örnekleri, pagan ritüellerinde karşımıza çıkar. Paganizmde, enerji salınımını daha verimli şekilde artırabilmek için sihir ayinlerinde buğu, koku, yemek, içki, müzik, dans, çıplaklık gibi sözde meditasyon yöntemleri ve kurban gelenekleri geliştirilmiştir. Özellikle çıplaklık, sihir için (hem kaynak hem de hedef olarak) önemli bir argümandır.

Kurban, paganizmde, bir ayin türü olarak özelleşmiştir. Paganizmde özellikle yeni doğmuş bebek ya da çocuk kurbanı uygulaması vardır. Genellikle birden fazla kurban verilir. Daha ilkel yöntemlerde, insan yerine hayvan da tercih edilmektedir. En yaygın olanları kedi ve keçilerdir.

Pagan ayinlerinde mekan seçimi de oldukça önemlidir. Ayinin düzenlendiği mekan, ortaya çıkacak enerji yoğunluğunun artmasında oldukça etkilidir. Paganizmde, ayinlerin, doğal ortamlarda gerçekleştirilmesi tercih edilir. Genellikle kır bir alanda, büyük ve çok yapraklı bir ağaç çevresi ya da orman içi alanlar tercih edilir. Bununla birlikte, bazı özel koordinatlar, şehirler, binalar da tercih edilmektedir.

Özellikle dünya üzerinde enerji akışlarını tanımlayan Ley Hatları ve düğümleri, paganların ilgi alanındadır.

Algı yönetimi, yalnızca yöntemler üzerinden değil, tarih boyunca farklı biçimlerde de değişim göstermiştir. Şimdi bu sürecin tarihsel değişimine değinelim.


2. Algı Yönetiminin Gelişimi

Algı Yönetimi, insanlık tarihi kadar eski bir geçmişe sahiptir. Yöntemleri, toplumların yaşam şekilleri ile paralel olarak değişmiştir ve zenginleşerek gelişmiştir. Zamanla, özellikle liyakatsiz iktidarların ve sömürgeciliğin en temel dayanağı haline dönüşmüştür.

Bireyin “itibar” kaygısı, toplumların gelişimlerini etkileyen ana unsurlardandır. İtibar, en başında, (i) kişisel öz değerler ile saygıyla kabul görmek iken, zaman içinde önce (ii) toprak ve köle sayısına, ardından (iii) mal ve sermaye birikimine ve son dönemlerde de topluma hükmedebilme gücüne evrilmiştir. Tam da bu noktada, Algı Yönetimlerinin değeri kat be kar artmaktadır.

İnsanın en temel ihtiyacı, doğada ve toplumda kendisini saygıyla “Kabul” ettirebilmesidir. Bu ihtiyacının itici gücü ise öz yapısında bulunan “Hakimiyet Dürtüsü”dür. Bu dürtü, insanı “toplumsallaşma”ya zorlar. Adalet ve vicdani hakkaniyet duygularını koruduğu sürece, insani öz değerlerine bağlı yaşar. Öz değerlerinden uzaklaşmaya başladığında, artık ya zulmedendir ya da esaret altında yaşayan durumuna düşmüştür. Her iki durumda da algı yönetimine maruz kalacaktır… ya kullanan ya da maruz kalan olarak!


2.1. Büyü

İlk dönemlerde Hakimiyet Dürtüsü, doğayı anlamak ve ondan en iyi şekilde faydalanmak yönünde gelişti. Bu dönemde büyü ortaya çıktı.

Büyü, doğayı ve kaderi kontrol etme arzusunun ifadesidir; ritüeller, astroloji ve halk inanışlarıyla şekillenmiştir. Açıklanamayan deneyimlerin, ritüeller ve inanışlar yoluyla insan yararına kullanılmasına dayanır. Önceleri insanın kendi üstünlüğünü ifade ederken, zamanla doğa unsurlarına da güç atfetmeye başladı. Güneş, su, yıldızların dizilişi gibi doğal olaylar açıklanamadıkça, onlara itikadi değerler yüklendi. Böylece büyü, çok tanrılı inançların zeminini de hazırlamış oldu.

Büyünün doğa merkezli işlevi, ilerleyen dönemlerde sosyal düzeni etkileme aracı olan “sihir” kavramına evrilecektir ve büyü ifadesi, bir daha bu gerçek ve özgün anlamıyla kavramsallaşmayacaktır.


2.2. Sihir

İnsan öz yapısında itici güç olan Hakimiyet Dürtüsü, zamanla, çevresine ve topluma hakimiyet kurma hırsına dönüştü. Gerçeği gizleyip yanıltma; illüzyon, aldatma ve hile üzerinden insan zihnini yönlendirme kabiliyetine ulaştı.

Yerleşik hayata geçişle birlikte iki temel sorun öne çıkmıştı: (i) tarım alanlarının mülkiyeti, (ii) yerleşik toplumların yönetimi.

Mülkiyet, insanlık tarihinde dönüm noktasıydı. Toprağa sahip olmak, onun üzerinde yaşayan insanları da kontrol etmek anlamına geliyordu. Yönetim problemi, katmanlı toplum yapılarının doğmasına yol açtı. Toplumun bir kısmı, itibar sahibi yöneticiler (tanrıların naipleri), diğer kısmı ise köle-işçi sınıflar olarak ayrıştı.

Mülkiyetin meşrulaşması için yalnızca fiziksel güç yeterli değildi. Yönetici sınıflar, hakimiyetlerini koruyabilmek için toplumun düşüncesini de kontrol etmek zorundaydılar. Bu noktada sihir devreye girdi.

Sihir, gizlemek, örtmek, şaşırtmak anlamıyla birlikte, göz boyama ve algıyı yanıltma demektir. Sihir ile olmayan şeyler varmış gibi gösterilebilir. Olan şeyler hakikatlerinden çok farklı olarak yansıtılabilir. Sihrin hedefi insan ve toplumdur. Amacı ise onları amaçlanan şekilde düşünmeye ve eylemde bulunmaya itmektir.

Sihrin temelinde hile ve illüzyon vardır. Bu hile ve illüzyonu kamufle etmek ve ortaya çıkmasına engel olmak için, doğaüstü veya gizil tanrısal güçlere referans verilir. Toplum, doğaüstü güçlere atıfla yönlendirilir ve yöneticilerin tanrılardan yetki aldığına inandırılır. Böylece sihir, toplumsal itaatin ve yöneticilerin itibarının aracı haline geldi.

Günümüzde büyü sözcüğü, sihir sözcüğü ile eş anlamlı olarak kullanılmaktadır. Batı dillerindeki karşılığı “magic” şeklindedir. Magic ifadesinin kökeni Zerdüştlüğe dayanır. Zerdüşt öğretideki rahip sınıfa magus denilir. Buradan Antik Yunan’a “magos”, Roma’ya “magus” şeklinde girmiştir. “Magic”, magusların ortaya koyduğu sanata verilen isimdir (magike techne).

Sihir, ilerleyen süreçte semavi ilahi uyarılar karşısında en güçlü direniş mekanizması haline gelecektir.

Biz sihir sözcüğünü kullanmaya devam edeceğiz. “Büyü” ifadesi de artık, “sihir” anlamında kullanılmaktadır.


2.3. Propaganda

XV. yüzyıl sonlarına gelindiğinde, toplumları kontrol altında tutmak için kullanılan sihir, yerini daha seküler ve kurumsal bir araca, propagandaya bıraktı. 1622’de, Papa XV. Gregorius, Katolik inancını yaymak amacıyla “Congregatio de Propaganda Fide” (İnancı Yayma Cemiyeti) adlı bir kurum kurdu. Bu kurumun isminden kaynaklanarak “propaganda” sözcüğü literatüre girdi. Bu sözcük, Latince “yaymak, çoğaltmak, üretmek” anlamına gelen “propagare” fiilinden türemiştir.

Propagandanın amacı, insanların tutum ve davranışlarını değiştirmek veya belirli bir yönde şekillendirmektir. Objektif bilgi değil, seçilmiş ve manipüle edilmiş bilgi öne çıkar.

Kavram, 18. yüzyılda, dini bağlamdan çıkarak siyasal fikirlerin yayılmasına da işaret etmeye başladı. Ulus-devletlerin yükselişiyle birlikte siyasal ideolojilerin, milliyetçiliğin, sosyalizmin, liberalizmin yayılması sürecinde propaganda araçları gelişti. İki Dünya Savaşı sırasında propaganda, psikolojik savaşın en güçlü aracı oldu.

• Klasik literatürde sıkça geçen bazı Propaganda Yöntemleri şunlardır:

  • Tek taraflı bilgi sunma → Alternatif görüşleri bastırarak kendi fikrini yüceltme.
  • Yarım doğru / çarpıtma → Gerçeğin sadece işine gelen kısmını sunma.
  • Sürekli tekrarlama → Sürekli aynı mesajı tekrar ederek bilinçaltına yerleştirme.
  • Semboller kullanma → Bayrak, marş, slogan gibi duyguları harekete geçiren öğeler.
  • Düşman yaratma → “Biz” ve “Onlar” ayrımı yaparak, toplum içinde ayrışmış birlikler oluşturma.
  • Otoriteye başvurma → Bilim insanı, dini lider veya devlet adamının otoritesi üzerinden ikna yoluna gitme.
  • Kitle psikolojisine oynama → Kalabalıkların duygularını harekete geçirme (coşku, korku, umut).

• Propaganda farklı alanlarda incelenir:

  • Siyasal propaganda: İdeoloji, parti veya lider lehine yapılan.
  • Dini propaganda (Tebliğ/Misyonerlik): İnanç yayma faaliyetleri.
  • Askerî propaganda (Psikolojik Harp): Düşman moralini bozma, kendi ordusunu güçlendirme.
  • Ticari propaganda (Reklamcılık): Reklamcılığın propaganda ile kesiştiği alan.
  • Kültürel propaganda (Soft Power – Yumuşak Güç): Sanat, dil, medya yoluyla değerler yayma.
  • Dezenformasyon/yanlış bilgi propagandası: Özellikle modern çağda sosyal medya aracılığıyla hızla yayılan manipülasyon.

• Kullandığı Araç ve Yöntemler:

Propaganda, tarihsel süreçte farklı araç ve yöntemlerle toplumsal bilinç üzerinde etkili olmuştur. Basın ve yayın organları, radyo ve sinema kitlelere ulaşmada önemli araçlar olarak kullanılmıştır. Afişler, sloganlar ve görsellik yoluyla düşman ve kahraman imgeleri inşa edilmiş; böylece toplumlar belirli bir algı çerçevesinde yönlendirilmiştir.

Mitingler, zafer kutlamaları gibi kitlesel etkinlikler, toplumsal coşkuyu diri tutmak ve aidiyet duygusunu pekiştirmek için önemli bir rol üstlenmiştir. Bunun yanı sıra dezenformasyon ve psikolojik harp yöntemleri, gerçekliğin çarpıtılması ve kitlelerin zihinsel olarak manipüle edilmesinde temel araçlar arasında yer almıştır.

Modern çağla birlikte propaganda, daha sistematik hale gelmiş ve sürekli gelişen iletişim teknolojileri sayesinde yeni biçimlere evrilmiştir.


Sanat

Sanat, insanlık tarihi boyunca yalnızca estetik bir ifade aracı olmamış, aynı zamanda toplumsal algıyı şekillendiren güçlü bir mecra olarak kullanılmıştır. Resim, heykel, edebiyat, tiyatro, müzik ve günümüzde sinema ile dijital sanat biçimleri, insanın düşünce ve duygularına doğrudan nüfuz etmenin yolları olarak işlev görmüştür.

• Tarihsel Perspektif:

Eski uygarlıklarda sanat, özellikle otoriteyi ve ideolojiyi güçlendirmek için stratejik bir araç olarak kullanılmıştır. Krallar ve dini liderler, saray ve tapınak duvarlarını, kabartmaları, destanları ve epik şiirleri toplumsal mesajlarını görünür kılmak amacıyla kullanmıştır. Örneğin, Mısır piramitlerindeki kabartmalar, Firavun’un tanrısal yetkisini pekiştirirken, Orta Çağ Avrupa’sında kilise duvarlarındaki freskler toplumu dini değerler doğrultusunda yönlendirmiştir.

• Algı Yönetimi Aracı Olarak Sanat:

Sanat eserleri, izleyicide bilinçli veya bilinçsiz olarak belirli duygular uyandıracak şekilde tasarlanabilir. Bir tablo ya da heykel cesaret, korku veya hayranlık hissi uyandırabilir; bir tiyatro oyunu veya film, toplumu belirli bir ideolojiye veya davranış biçimine yönlendirebilir. Bu yönüyle sanat, propaganda ve halkla ilişkilerin doğal tamamlayıcısıdır.

• Modern Uygulamalar:

Günümüzde sanat, reklamcılık ve medya ile birleşerek kitlesel bir yönlendirme aracına dönüşmüştür. Sinema filmleri, müzik videoları, dijital görseller ve performans sanatları, izleyicinin duygularını hedef alarak bilinçaltına mesaj yerleştirmede kullanılır. Sosyal medya platformları ise bu mesajların hızla yayılmasını sağlayarak sanatın algı yönetimindeki etkisini katbekat artırmıştır. Örneğin, popüler kültürdeki ikonlaşmış müzik ve sinema figürleri, gençlerin dünya görüşünü ve tüketim alışkanlıklarını şekillendirebilir.

• Etik ve Toplumsal Sorumluluk:

Sanatın bu yönü, hem yaratıcılar hem de izleyiciler için etik bir sorumluluk doğurur. Bilinçli olarak kullanılan sanat, toplumu aydınlatıcı ve olumlu bir yönlendirme sağlayabilirken, kötüye kullanıldığında manipülasyon ve duygusal sömürü aracı haline gelir. Bu nedenle, sanat ile algı yönetimi arasındaki ilişki, hem tarihsel hem de çağdaş bağlamda dikkatle incelenmelidir.


2.4. Halkla İlişkiler

XIX. yüzyıla gelinirken, propagandanın modern, meşru ve yumuşatılmış bir formu olarak Halkla İlişkiler (Public Relations – PR) ortaya çıktı. Bu yöntem, bazı çevreler tarafından “Demokratik Propaganda” olarak da adlandırıldı.

PR ile propaganda arasındaki en temel fark, propagandanın tek taraflı bir iletişim olmasına karşılık, PR’ın çift yönlü iletişim kurmasıdır. PR, toplumu belirli bir düşünce ve davranışa şartlandırırken, aynı zamanda toplumun tepkisini algılayarak eş zamanlı stratejik değişimler gerçekleştirebilir.

PR, modern çağda, bireylerin tüketim alışkanlıklarını, siyasi eğilimlerini ve sosyal davranışlarını yönlendiren en güçlü araç haline gelmiştir.


3. Sihre Karşı Koyma

Peki böylesi çok katmanlı bir etki düzenine karşı birey ve toplum nasıl bir direnç geliştirebilir?

İnsanlara, sihrin, yani algı yönetimi tekniklerinin etki etmesi, ancak kişinin kendi duygu ve mantık yapısına hakimiyetinin kısıtlı olmasına ya da hiç olmamasına bağlıdır.

Bugün insanlık, Yıkıcı Güçlerin, algı yönetimi tekniklerine hakim olmasından kaynaklanan büyük bir tehdit ve tehlike altındadır. Maalesef, onların kendi amaçları doğrultusunda açığa çıkardıkları enerjiyi karşılayabilecek, toplumları onların önüne geçirebilecek, Allah’a dayalı ilahi bir itikad ve inanç anlayışı tesis edilememiştir. Bunun sonucu olarak, itibar ve üstünlük iddiaları ile sömürgecilik ve adaletsizlik, alıp başını gitmiştir.

Kişi, sonuna kadar ve her şeyi göze alarak teslim olduğu itikada uygun yaşantıya geçtiğinde, hiçbir güç, hiçbir etki, dışarıdan yapılacak hiçbir müdahale, kişinin duygu-mantık dizgesini etkileyemez. İnsan öz yapısını yaşayanlar, her zaman, kendilerine yönlenecek olandan daha fazla enerjiye sahip olacaklardır. Sahip olacakları bu enerji, hem kendilerini koruyacak hem de mensubu oldukları milleti ve ümmeti koruyacak, öne geçirecektir!

Özellikle Semavi inanç ve Allah’ın Dini (İslam) üzere yaşayanlar, bu güce fazlasıyla sahip olacaklardır. Bu nedenledir ki, Yıkıcı Güçler bu değer ve itikad bütününün her zaman karşısındadır. İlahi değerlerin topluma tam ve düzgün olarak yerleşmesi, onların varlığını kesin olarak tehdit altına alan bir durumdur ve onlar açısından asla ihmal edilemeyecek bir gerçekliktir.

Sihirden korunmanın yolu, Allah’ın Davasını dava edinmek, bu uğurda yaşamak tercihinde bulunmakla mümkündür. Aksi durumda, hiç kimse bu etkilere karşı koyamaz.


Algı yönetimi tarih boyunca farklı biçimlerde uygulanmış olsa da, insanın gerçek gücü her zaman kendi bilinç ve inanç yapısında yatmaktadır. Karşımıza çıkan her türlü yöntem ne kadar sofistike olursa olsun, Allah’a dayalı bir bilinç ve yaşantı inşa eden kişi, dışarıdan yapılacak müdahalelere karşı sağlam bir kale oluşturur. Bu bilinçle hareket edenler, yalnızca kendilerini korumakla kalmaz, mensubu oldukları millet ve ümmeti de bu enerjiyle güçlü kılar; çünkü gerçek özgürlük ve hakimiyet, insanın öz değerlerinde ve ilahi itikadında somutlaşır.


Yazı Özeti

Sihir, Propaganda ve Algı Yönetimi ne kadar sofistike olursa olsun, Öz Bilinçle, Allah’a dayalı yaşayan kişi, bu müdahalelere karşı sağlam bir kale oluşturur.

“Sihir, Propaganda ve Algı Yönetimi” hakkında 6 yorum

  1. Geri bildirim: Etki Ajanı - DuruVizyon

  2. Geri bildirim: Aile ve Kadın - DuruVizyon

  3. Geri bildirim: Halkın İktidarı - Demokrasi Nedir? - DuruVizyon

  4. Geri bildirim: Tartıştırılıyoruz! - DuruVizyon

  5. Geri bildirim: Stres Nedir? - DuruVizyon

  6. Geri bildirim: Kadim Medeniyetlerin İzleri ve Türkler - DuruVizyon

Bir yanıt yazın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir